Melo şükürler olsun, mart ayının ortasında takıma katıldı. En önemli maçta sahadaydı. Gerçek anlamdı. Drogba ise 40 yıllık Galatasaraylı gibi. İnanılmaz bir şey. İkisinin de ortak özelliği, her topa koşmaları, zıplamaları, atlamaları. Muhteşem oynadılar dememiz için gereken topla varyeteleri pek sunmadılar ama muhteşem mücadele ettiler.
felipe melo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
felipe melo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Perşembe, Mart 14
Tanrının Bize Yolladığı Atletler
Etiketler:
avrupa kupaları,
didier drogba,
felipe melo,
futbol,
Galatasaray
Salı, Ocak 22
Wesley vs Felipe
İstanbul'da güneşli bir yaz günü. Yaşanan maddi kriz nedeniyle ofise tıkılıp kalmışız. Bu durumu avantaja çevirip kendimi Dünya Kupası'na adıyorum. Çeyrek finalde müthiş bir maç; Brezilya - Hollanda.
Ömrüm boyunca sempati ile bakamadığım ama Türkiye'de çok sevilen iki futbol ülkesi. Fakat bu sefer ikisi de çok farklı. İkisi de kendi ekollerinden farklı oynuyor. Bu yüzden "ihanet" ile eleştiriliyor iki teknik adam Dunga ve Maarwick.
Fakat her şeye rağmen ben Brezilya'yı, o Brezilya'yı, çok sevmiştim. Dunga muazzam bir şey başarmıştı bence. Avrupalı bir Brezilya. Hem teknik kapasitesi standart üstü bir takım, hem de çat çat oynayan, takım oyununa yatkın bir 11. Yıldızlar kadroda yoktu. Ronaldinholar yerine Felipe Melolar vardı. Belki de Brezilya denilince akla gelen oyun anlayışına uygun tek isim Robinho'ydu. Dunga kendisi gibi, takımı öne çıkaran futbolculardan kurulu bir kadroyla gelmişti Afrika'ya. Biz de Elano'dan dolayı Brezilya'ya ayrı bir gözle bakıyorduk fakat kendisi turnuvayı erken kapamak zorunda kalmıştı.
Brezilya turnuva başladıktan sonra kafalardaki soru işaretlerini kaldırmaya başlamıştı. Kimsenin beklemediği şekilde finale yürüyordu. Finale yürümesi değil, oynanan futbol turnuva öncesinde beklenmiyordu. Çeyrek finalde ise rakip Hollanda'ydı.
Maça da iyi başladı Brezilya. Hemen maçın başında, 10.dakikada Robinho attı golü. Pas, muazzam, Felipe Melo'dan. Maça damga vuran iki isimden biri Melo. İlk yarı Hollanda dağılıyor. Brezilya eziyor adeta. Sanki Brezilya değil 80'lerın 90'ların Almanya'sı. Panzer gibi. Ama o tempodan sadece 1 gol çıkıyor.
İkinci yarıda ise bambaşka şeyler oluyor. Bugün bile hala bilinmezliğini koruyor. Ne oldu da Brezilya bu kadar şekil değiştirdi. Önce kalelerinde gol görüyorlar. Melo, bu sene İnönü'de attığı gibi, ters bir kafayla kendi kalesine atıyor. Brezilya'nın dünya kupası tarihinde kendi kalesine attığı ilk gol olarak kayıtlara geçecekken, FIFA sihirli bir dokunuşlka golü Sniejder'e yazıyor. Böyle olunca hem bir efsaneyi korumuş oluyor, hem de bir efsaneyi yaratıyor. Yaratıyor çünkü, gole adı verilen Sneijder 15 dakika sonra bir gol daha atıyor. Bu sefer kendi atıyor. 2-1 oluyor maç. Bir anda Hollanda lehine dönüyor her şey. Başrolde Wesley Sneijder.
Tam bir sinir harbi şeklinde geçen, sertliğin dozunun tavan yaptığı maçta son sözü yine Melo söylüyor. Robben'in bileğine basarak kırmızıyı yiyor. Son 15 dakikayı Brezilya bir kişi eksik oynuyor ve maçı çeviremiyor. Oysa Hollanda'dan daha çok şut çekmişti, daha çok pozisyona girmişti.
Brezilya eleniyor. Dunga, zaten kredisi az olduğu ülkesinde eleştiri yağmuruna tutuluyor ve görevinden alınıyor. Melo ise vatan haini konumunda. Aynı bizdeki Alpay Özalan.
Hollanda tur atlıyor. Yarı finalde Sneijder bu sefer Muslera'yı avlıyor ve finale çıkıyorlar. Finalde İspanya'ya yeniliyorlar. 1 ay önce Şampiyonlar Ligi'ni kazanan Wesley, 2010 yılını 4 kupa ile tamamlasa da Dünya Kupası hayaline maçın bitimine 4 dakika kala yediği golle son veriyor.
Sneijder ile Melo şimdi Galatasaray'da. Büyük ihtimal Dunga'nın dünya üzerinde en sevmediği iki futbolcu. Biri verdi, diğeri aldı. Dunga yerinde olsam Galatasaray'ı her hafta kötü gözlerle izlerdim. Ama izlerdim.
Etiketler:
brezilya,
dünya kupası,
felipe melo,
Galatasaray,
hollanda,
wesley sneijder
Pazartesi, Kasım 26
Kusturica Karakterleri
Olayın kendisi yeterince ilginç ama yaşananlar daha ilginç değil mi?
Kaleci kırmızı kart görüyor, takım 3 oyuncu değişikliği hakkı kullanıldığı için kalecinin yerine bir oyuncu geçiyor. Buraya kadar normal. Penaltıyı kurtarması, hem de skor 1-0'ken, olayı daha ilginç hale getiriyor ama yine de olması muhtemel şeyler. Ama bu klasik senaryonun farklı ayrıntıları da var.
Pozisyon yaşanıyor. Muslera kırmızı kart görüyor. Muslera kırmızı kart görürken yerde yatıyor. Yerde yatan futbolcuya kart gösterilmez. Ama Muslera yerde, Daha da kötüsü başına çok kötü birşey gelmiş gibi. Sahadakilerin sağlık görevlilerini çağırması buna işaret.
Eldivenleri Melo giyiyor. Zaten böyle bir penaltı kurtarılacaksa, böyle bir anda birini kaleye geçireceksen bu Melo olmalı. Melo, kurtarıyor. Top oyunda. O sevinmeye devam ediyor. Takım arkadaşlarının zafer sarhoşu kaleciyi uyarması gerekirken onlar da kutlamaya katılıyor. Semih Kaya ilginç şeyler yapıyor Melo'ya. Top oyunda o esnada, maç oynanıyor.
Elazığspor atak tazeliyor. O sırada kale arkasında biri beliriyor. Taffarel orada. Tamam, kaleci antrenörünün oraya gelmesi normal ama sakalı uzatmış, yakaları kaldırmış ve şapkayı takmış haliyle hiç kaleci antrenörü gibi durmuyor.
Bu arada sonradan öğreniyoruz ki, Cris penaltı noktasını kazmış (iddia). Penaltı noktasını kazma işini Türkiye'ye getiren Bilica, o da maçta. Onun olduğu yerde başka bir Brezilyalı penaltı noktasını kazıyor, kaleci olmayan Brezilyalı penaltı kurtarıyor.
Emir Kusturica'nın Zivot je cudo filmi gibi. Tam bir Kusturcia filmi. İlginç karakterler, absürt olaylar...
Etiketler:
elazığspor,
felipe melo,
futbol,
Galatasaray,
sinema,
taffarel
Pazar, Ağustos 5
Ağzım Zehir Gibi
Ünal Aysal: "Melo'yu sildim"
Sahtekar, seni sildim defterden, haftada iki kere gelen-anlaştık diyen Melo, çok para istediği söylenen ama kaz olmadığı için teklifi yükseltmeyen, savunmadaki hava topu kabiliyetiyle tam bir koca kafa, 70 yaşında götünün kılları, 3.çocuk, hepinizi cebinden çıkarırım, Albayrak'ın kulüp aradığı kardeş, hayırsız kardeş
Dünyanın en güzel filmi...
Etiketler:
felipe melo,
futbol,
Galatasaray,
sinema,
ünal aysal
Çarşamba, Ocak 18
Mutluluktan Uçalım Bisss
Etiketler:
fatih terim,
felipe melo,
futbol,
Galatasaray,
milan baros
Salı, Ocak 10
Gol Sevinçleri

Biri geçen sene Anadolu'da top oynamış. Yıllardır patlayacak diye bekleniyor. Kimse sevmemiş. Sempatik bir adam değil. Garip kafalarda. Garip yaşantılarda. Tribün cemaatinin seveceği bir adam değil sanki. Genç yıldız statüsünde.
Diğeri tam tersi. Tribüne oynar, tribünle oynar. Paslaşır. Yabancı statüsünde, Brezilyalı. İtalya'dan gelmiş. Dünya Kupası oynamış. Kariyerli, hırslı, arıza. Maç sonu röportajında Allah'la konuştum diyecek kadar sıyırmış.
Arkadaki Almanya'da doğmuş, Maltepe'ye gelmiş. Hemen hemen her transferini kadro dışı kalarak yapmış. Saha içinde arkadaşlarıyla kapışmış, rakibe, hocaya, hakeme giderlenmiş. Sicili kabarık adam. Gurbetçi futbolcu etiketli..
3 farklı adam Samsun'da gole seviniyorlar. Biri oyuna ikinci yarıda girmiş, müzmin yedek; diğer iksii bekleneni veremeiş oyundan alınmış. Bu adamları ( ve diğerlerini) böyle güzel sevindiren ne olabilir? Tabi ki Galatasaray arması, sevgisi....değil..
Ona inanmıyorum. Topçu insanının genel olarak kulüplere bakışlarını biliyorum. Samimi olmaları yeterli. Bu adamlar samimi. Armayı değil ama takımı seviyorlar. Takım arkadaşlarını seviyorlar. Başarılı olmak istiyorlar. Birlikte başarmak istiyorlar.
Galatasaraylı olarak bu sahneleri kendi takımımda görmek yeterince güzel. Üstelik Galatasaraylı olarak senelerdir bunun tam tersini defalarca görmüşken. Bütün o mesaj kaygılı, atarlı-gidelri gol sevinçleri; azalarak da değil aniden kayboldu.
Bir de Galatasaraylı olmasaydım bile her insanın hoşuna gider, şöyle takım olmuş bir takımı izlemek. Sırf nasıl sevineceklerini görmek için gol atmalarını istemek.
Eskiden X gol atmasın lan sonra trip yapar, y şöyle yapar falan diyorduk. Çok değiştik, çok güzelleştik. Kazanma isteğinin nedeni bile değişti, üstümüzden stres ve yük kalktı.
Kendi takımım olmasaydı bile bu sene ilgiyle izleyeceğim takım bu takım olurdu. Bizim takımın bu halde olması ayrıca güzel. Nifak sokmasın kimse inşallah.
Etiketler:
engin baytar,
felipe melo,
futbol,
Galatasaray,
sercan yıldırım
Cumartesi, Kasım 26
Melo'nun Maçı
Sene 2001. Bildiğimiz bir dil olmadığı için anlamıyoruz. Görüntülerden anladığımız; genç Melo oyuna giriyor ve hemen ardından takımına maç kazandıran golü atıyor.
Etiketler:
brezilya,
felipe melo,
futbol,
Galatasaray,
güney amerika
Pazartesi, Eylül 19
Bidon

Geçen hafta kavga çıkardı.
Bu hafta 30 metreden gol attı.
Gitti serseri gibi gole sevindi.
Sonra takım arkadaşlarıyla dans etti.
34 maçın 34'üne de damga vuracaktır.
17 maçta rezalet çıkarır, 17 maçta takımı kurtarır.
Bidon işte, ne yaptığını ne yapacağını o da bilmiyor. Ama böyle doğaçlama topçular renk olur.
Etiketler:
felipe melo,
futbol,
Galatasaray
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



