hasan şaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasan şaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Haziran 22

Alçaklara Kar Yağıyor Üşümedin Mi?


Yazar: Refet

İnsanın yaşlandığını anlamaya başlaması garip bir süreç. Hani Hıncal Uluç’un Hıncal Uluç olduğu zamanlarda ağız dolusu/orul orul “Bağıra bağıra geliyor” demesi gibi.

O, Lucescu’yu eleştirmek için derdi gerçi. “Bizimki de yandan böyle izliyor” diye de eklerdi. (Böyle derken elini çenesine koyma hareketi)

Geçen yılları: sol kanadı otoban olmuş, heyecanı geçmiş bir hoca tadında izliyoruz lakin bizim de kendimize göre  parametrelerimiz var elbet.

Üniversitelerin bahar şenliklerine çıkan grupları tanımamak, yaşlı diye eleştirilen yeni transferin yaşının senden küçük olması... Ne biliyim futbolcular hep abiydi bizim için. Hâlâ alışamadık.

Beynim ayaklarıma hükmettiği sürece 40’ıma kadar oynarım” klişesi gibi değil ama bu otobana dönen kulağımızın arkasından gelen “Bendeki izlerini takip et” kontralarına kulak veriyoruz.

Nasıl bir algoritması varsa şu Youtube’un, yine alakasız bir video izlerken önerdiği video; Ahmet Kaya - Hiç bilinmeyen şarkısı... Hem de siyah beyaz bir resimle..

'Müjgan ses ver ağlaşmalık şarkı var, martıları da çöplükten çağır bak akşam ezanı okundu' deyip bastık play tuşuna.

40 yıllık mican idi yüklenen. Kim bilir hangi dizide kullandılar da “elleri/yüzleri değdi” dedim. Oysa Ekmek Teknesi’nde yıllar önce Bican karakteriyle birlikte kullanılmıştı. O zaman kullanılınca birşey yoktu, şimdi kullanılınca auvv...

Hababam Sınıfı yıl sonu müsameresi tadında her sene o senenin şarkıları kendi tarihimizin şarkıları oluyor. 96 yılında neredeydin diye sorsan hayatta hatırlamam ama o sene çıkmış bir şarkıyı de bana “Hatta Eyşan’ı (o zamanlar arkadaşları Münevver bense Eyşan diyordum) ilk kez pijamalı görmüştüm balkonda. Aynı Gülşen-Be Adam klibindeki Gülşen gibiydi” deyip sayayım Top 96'yı ve Euro 96'yı bir Fair Play ödüllü Alpay tadında..

Biri demişti, bu bütün müsamereler, diploma törenleri, yıl sonu kutlamaları, düğünler hep bir iz bırakmak içinmiş. Ki bizde genelde “Sıcak limonata ve bayat pasta yedik, klasik damat maymun gelin güzel” şeklinde işliyor ama ecnebilerde öyle değil. Daha farklı anlamlar yüklüyorlarmış. 

Aslında yola "Ajax’ın şampiyonluk kutlamaları vs. Galatasaray’ın şampiyonluk kutlamaları" ile çıkmıştım ama kendimi düğünde buldum.

Bu kutlamaları sonuna kadar ve en ince ayrıntısına kadar izlerim. Görebilenlere ince mesajlar ve ayrıntılar verir. Vücut dilleri, soğuk tokalaşmalar, futbolcuların şarkı seçimleri, yabancı futbolcuların aile reisliği (sırtta ülkesinin bayrağı, elde uslu bir bebe, yöresel danslar), yöneticilere ve başkana gösterilen beden dili, seçilen şarkının tüm ön yargıları bir bir silip atması, yenilenen stadyumların olmamışlıklarını eski şarkılar ve göçmüş sanatçılar yad ederek haykırma.... Ayrılır mı et tırnaktan?

Hasan Şaş’ın bu sene seçtiği şarkı Halimem'di 



Daha doğrusu “Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi?” Ya da tribün diliyle “Dışardaki dayağı düşünmedin mi?”

Türküyü aratınca Çukur dizisinde kullanıldığını ve genç neslin buradan öğrendiğini gördüm. Tam sallayacaktım ki “Ben nereden duymuştum” diye sorgularken buldum kendimi. Hababam Sınıfı - Kurukafa Sahnesi’den öğrenip, tribünde pekiştirmiştim.



Türkü için iki yer kıyasıya kapışır durur. Bolu ve Zonguldak-Devrek. TRT Müzik’te ekrana geldiğinde illa yöre kısmında onlar görünecek. 

Devrek denilince, sahiplenme denilince ünlü Devreklilerden Mesut Özil’in dünya evine girmesi de manidar oldu. 

Dünya farklı bir yöne gidiyor, nesiller değişiyor lakin bu geçmişte takılı kalma huyumuzu ne yapacağız? Hasan Şaş misali ben hâlâ o Brezilya golünde kaldım mesela. Ya da hâlâ Saba Tümer’e çıkıp anı anlatacak zannediyorum. Artık anı anlatmak da sıkıntı, Hakan-Arif desen yandın... 

Dizilerle, teorilerle iyice delirdik. Kutlamalara İsmail Çipe ilahi ile çıkınca birden GBT'sini sorgular oldum.


Nereliydi? Hmm Hataylı.. Selçuk da Hataylı ya da Gökhan Zan... Acaba mezhebi? 

Hasan Şaş nereliydi? Oğullarının adı Yusuf-Deniz. Instagramında Yaşar Kemal-Onur Akın. Bence futbolseverler, futbolcuları hatırlamak istedikleri gibi hatırlarlar.

Hasan Şaş ne kadar Çukur karakteri gibi davransa da o hep şu şarkıyla hatırlanacaktır, fonda Brezilya ve Milan golleriyle...



Çarşamba, Temmuz 11

Fatih Terim'in Yardımcısı




Dünyanın en karizmatik mesleği, en güzel mesleği Ümit Davala'nın. "Fatih Terim'in yardımcısı." Sıfat bu. İşin niteliği veya içeriği çok da önemli değil..

- Ne iş yapıyosun
- Fatih Terim'in yardımcısım

Bunu dedikten sonra kapılar açılır. Hazzı büyüktür. Terim'e yardım ediyorsun. Hangi konuda olduğunun önemi yok. 

Davala, yakışıklı, tarz bir adam. İş kral, patron da kral adam... Daha ne olsun

İşin şakası bir yana, 24 saat Fatih Terim gibi bir adamın yanındasın, pişiyorsun, öğreniyorsun. Güzel bir şey. İmparator, sürekli sana birşeyler anlatıyor.

Bunu, (dünyanın en karizmatik işini Davala yapıyor) daha önce Twitter'da yazmıştım, biri "Hasan Şaş ne o zaman" demişti. Hasan Şaş, ayrı bir dünya. Hasan Şaş işte,sıfata ihtiyacı yok. 

- İsminiz nedir?
- Hasan Şaş

Bundan sonra başka soruya gerek yok, isterse işi olmasın.

Zaten bu fotoğraf da bunu gösteriyor. Davala ile Terim, hararetli bir şekilde bir şeyi konuşuyorlar, Hasan Şaş, yine Hasan Şaş.

Çarşamba, Aralık 2

Nasıl Bir Kin Bu?

Erhan Telli: Keita, oyundan çıkarken yedek kulübesine geçmedi, soyunma odasına gitti. Bu konu hakkında ne diyeceksin Hasan? Niye böyle oldu?
Hasan Şaş: Bunun tek sebebi Lincoln.
****
Yuh artık diyorum. Lincoln gideli 6 ay oldu. Hala Linoln. Programı canlı izledim. Lincoln'dan iki cümle sonra Elano'ya sataştı Hasan Şaş. Uğur Meleke'nin Hasan'a bakışını unutamayacağım. Ondan sonra 2-3 cümle de Meleke söyledi. Çok güzel ve çok anlamlıydı ama ne dediğini unuttum şimdi. Aklım almıyor artık zaten hiçbir şeyi. Bu postun, bu durumun fotoğrafı da olmazdı, olmayacak.

Cumartesi, Kasım 7

Türk Futbolcusu


"Arda Turan’ın menaceri Ahmet Bulut, milli futbolcuya Espanyol’un talip olmasıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken, “Böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Teklif gelse bile hemen reddedilir. Çünkü Başkan Adnan Polat’ın da dediği gibi, kendi liginde zirve mücadelesi veren bir ekip olursa ve değerini bulursa Arda’nın Avrupa’ya gitmesi söz konusu olabilir. Onun gibi genç bir yeteneği Barcelona, Bayern Münih gibi devler izliyordur” görüşünü dile getirdi."

Nostalji yaşamak ister misiniz? 7 sene önceye gitmek ister misiniz? O zaman yapacağınız iş çok basit. Bu paragrafta yer alan Arda Turan kelimeleri yerine Hasan Şaş yazın, Espanyol yerine Monaco ismini koyun.

Ya da ben sizin yerinize hemen bir haber yazayım. 2003 yılından bir Erhan Telli haberi. Son paragrafın konuyla alakası yok maksat nostalji olsun:

"Galatasaray'la sözleşmesi sona eren Hasan Şaş, menajeri Hakan Azman ile beraber görüştüğü Monaco Kulübü'yle anlaşma sağlayamadı. Fransız kulübünün yıllık 2 milyon 100 bin euroluk teklifini geri çeviren tecrübeli futbolcu, Ferrari marka otomobil verilmesi teklifini de kabul etmedi. Menajer Azman, fiyattaki pürüz nedeniyle Monaco'yla anlaşamadıklarını belirterek, "Hasan'ın ilk tercihi Avrupa'da büyük bir kulüpte forma giymek. Eğer kulüp bulamazsak, Türkiye'den bir takım da olabilir" diye konuştu. Hasan Şaş, Fransa'daki grev nedeniyle İstanbul'a bu akşam saatlerinde dönebilecek.

Yurtdışındaki transfer çalışmalarını tamamlayarak İstanbul'a dönen teknik direktör Fatih Terim ise yönetime yarın bir rapor sunacak. Yönetim kurulu toplantısında gelecek sezon transfer bütçesi belirlenecek. Hasan Şaş'ın durumu da bu toplantıda netlik kazanacak. Toplantının ardından Terim'in, Hasan'la bir kez daha masaya oturması bekleniyor. Öte yandan Sarı-Kırmızılılar Gençlerbirliği'nden Deniz, Youla ve Serkan için temaslarını sürdürüyor."


Arda Turan, Emre Belözoğlu mu olur, SergenYalçın mı olur diye tartışılıyor. Cevabı net bilemeyiz tabi. Tahminim kesinlikle Tugay Kerimoğlu olamaz, yüzde 80 Hasan Şaş olur.

Perşembe, Ağustos 27

2000 Kadrosunun Konuşma Planı


Önce gelecek hakkında konuşulacak:

"İlk olarak TRT'de başlamak istedim ama beni uzun süre bu iş tatmin etmez. Hedefim teknik direktörlük. A antrenörlük lisansım var. İyi bir teknik direktör ile birlikte birkaç sene çalışmak, ondan sonra kendim bu yolda ilerlemek istiyorum."

Sonra geçmişin muhasebesi:

"diğer arkadaşlarımın hiç biri kendi taraftarları tarafından ıslıklanmadı. Kendi taraftarları onlara küfür etmedi. Özellikle Hamburg maçından bahsediyorum. Ali Sami Yen'den alkışlarla gitmek isterdim. Böyle ayrılışım beni üzdü."

Sonra kırgınlıklar ortaya dökülür:(Mutlaka ben bunları hak etmedim denilecek)

"Şu an olsa ya da 2 ay sonra olsa kabul etmem. Şu andaki pozisyonum bunu kabul edecek durumda değil. Biraz bana yapılanları hazmetmem lazım. En az 1 yıl geçmesi lazım. Ben böyle gönderilmeyi hak etmedim. Islıklar, küfürler, cep telefonuna mesajla gönderilmeyi hak etmedim.''

Sonra şimdikilere hafif taş:

''Bu kadar derinlemesine bir kadro var. Rijkaard'ın Barcelona dışında bir başarısı yok. Geçen sene de Guardiola 3 tane kupa aldı. Ondan önce Cruyff vardı, o da Barcelona'da kupa aldı. Barcelona'ya kim gelse 2 senede bir kupa aldı. Rijkaard'ın Galatasaray'da alacağı UEFA kupası onun tekrar Avrupa'da bir yerlere gelmesini sağlayacak. Rijkaard'ın Galatasaray'da UEFA Kupasını bu kadro ile kaldırması lazım''

Türkiye'de değerlerimize değer verilmiyor meselesini ıskalama:

"Arda buradaki misyonunu tamamladığı anda yurt dışına gidecek, gitmez ise burada mutlaka bir sezonu kötü geçecek ve üstüne gelecekler. Sonraki sezon tekrar iyi oynamaya çalışacak ve bir başka sezon tekrar düşüş yaşayacak ve ne olacak? Sonuçta Arda yorulacak. İnşallah UEFA Kupası'nı bu sene veya önümüzdeki sezon kaldıracağı zaman hemen orada yurt dışına gideceğini açıklayacak. Yoksa onun dışında Arda için Türkiye'de daha fazla şey olacağına inanmıyorum. Bu sözü Arda'nın futbolculuğu açısından değil, insanların bakış açısından dolayı söylüyorum''

En sonda sadakati gösterme ve kanıtlama, fedakarlıkları anlatma:

"bütün arkadaşlarım paralarını aldılar. İnsanların bilmediği bir şey var; Galatasaray'ı ben mahkemeye verseydim Galatasaray transfer yapamazdı. Transfer tescili yapamazlardı. İnsanlar çok fazla bilgi ve donanıma sahip olmadığı için kaçırıyorlar. Şu anda bütün alacaklarım kulüpte duruyor buna rağmen ben bir uzlaşma bekliyorum yönetimden. Uzlaşma olmazsa yapacak pek fazla da bir şeyim kalmıyor. O paralar benim çocuklarımın parası."

Ve final: Fener'den teklif geldi, gitmedim.

''Fenerbahçe'den 5 kere teklif aldım hayatımın her döneminde ama hiçbir zaman kabul etmedim''
***
Not: Bugün okuduğum Hasan röportajında şu laf geçiyor:
''Geçen sene ligi 5. bitirdiler, bu sene de başarısız olurlarsa birçok şey yerinden oynayacak."
Şimdi soruyorum cevabı bulamıyorum. Bir Galatasaraylı olarak ligi 5.bitiren ben miyim, yoksa şu an Galatasaray'da olmayan ama geçen takımda olan Hasan mı? Geçen sene ligi 5.bitirdik demek niye bu kadar zor?

Çarşamba, Ağustos 26

Yusuf Deniz'in Babası


Yazının başlığı Haşim Şahin'in kitabına selam olsun. Galatasaray'ın son 9 yılını anlatsak bundan daha iyi bir isim olmaz herhalde. Aklımdaki fotoğraf ise bambaşkaydı. Nedense google'da uzun süre aramama rağmen bulamadım. Oysa çok önemli bir karedir, 2006'nın mayıs ayında, Sami Yen çimlerinde Denizli'deki maçın bitişini oğluna sarılarak bekleyen Hasan Şaş fotoğrafı. Maç bittiğinde kolları yukarada, üzerinde forması olmayan Hasan Şaş resmi o şampiyonluğun son anını simgeliyorsa, 16 dakikalık bekleyişin karesi de bahsettiğim fotoğraftır.

Yusuf Deniz bizim hayatımza o zaman girdi. Her Galatasaraylı futbolcunun özel hayatını, normal bir insandan daha çok takip ederim. Yusuf Deniz'in doğum haberini bile hatırlıyorum. Ama Ergün'ün oğlu Berkay veya Ümit Karan'ın Ümit Can'ı da hatıraladığım kadardır mesela. Daha fazlasını hissetmedim onlara dair. Topçularımızın evlatları. Yeğenlerimiz gibi bir şey. O kadar sadece.

14 Mayıs 2006'da Yusuf Deniz bizim için bir simge oldu oysa. Yeğenlikten çıktı, şampiyonluğun kahramanı oldu. Mustafa Keçeli kadar anılacak bir isimdi. Fakat hiçbir zaman o ismin nereden geldiğini düşünmemiştim. Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş'in isimlerinden geldiğini bu hafta öğrendik.

Bir röportajda açıkça söylüyor bunu Hasan. Sadece sol görüşe yakın olmuş insanların değil, hemen hemen tüm Türkiye'nin sevgisini kazanmış iki kişinin isimlerini oğluna koyması çok şaşırtıcı değil. Zaten az çok Hasan'ı bilen biri buna hiç şaşırmaz. Ama işte o söyleşide çok can alıcı bir nokta var.

"Eğer ben onlara karışsaydım onlarla arkadaş olamazdım. Onlar bana karışsaydı, onlardan bana arkadaş olmazdı."

İşte böyle bir laf var orada. Onlar denilen Hakan Şükür ve diğerleri. Konu Galatasaray ise siyasete girmem. Ama giren girmiş. Florya'nın son yılları hep akıllarda. Bu laflar bu sene için bile çok önemli.

Şöyle bakalım. Az önce, defalarca izlediğim Real Madrid maçını bir kez daha izledim. Duygulanmamak elde değil. Peki ama niye her 17 Mayıs'ta ve 25 Ağustos'ta duygulanıyoruz, niye bu kutsal gecelere başka günler ekleyemedik?

İşte cevap o koyu renkli satırlarda. O gecelerin, o yılların kahramanları, Galatasaraylı olanların en çok sevdiği insanlar birbirlerinden onlar ve ben diye bahsediyor. Hasan nasıl Denizler'den etkilendiyse bir çok insan da onlardan etkileniyor oysa. Denizler "tam bağımsız Türkiye" derken, Galatasaray o yıllarda bağımsızlık savaşı veren ülkelerde baştacı oluyor, simge oluyor, sembol oluyor. Ve birçok insan çocuğunun adını Hasan ve Hakan koyuyor.

Aradan 9 sene geçiyor. Bizim 17 Mayıs kadar, 25 Ağustos kadar sevinebildiğimiz tek bir gece oluyor. 14 Mayıs 2006 (o da Denizlispor sayesinde). Ve o günün simgesi oluyor Yusuf Deniz. Tıpkı babası gibi. Ama sadece o günün. Ve yıllar sonra bir 25 Ağustos haftasında Yusuf Deniz'e dair, Hasan Şaş'a dair, Florya'nın son 10 yılına dair bilinen ama ifade edilemeyen gerçekler, bir haftasonu röportajında söylenenen 2-3 cümle sonunda ortaya çıkıyor. Herşey bir cümle kadar basit olsa oysa. Bizim yaşadığımız hayal kırıklıkları 2-3 cümleden daha fazlası. Bunun nedenin sadece onlar ve biz kadar basit kurulan 3 kelimeden ibaret olması daha da yaralıyıcı.
***
Tromso, Moskova, Brugge, Villareal ve diğer maçlar. Bizden büyükler bize ukala diyebilirler. 14 seneyi yaşayanlar, bizim kuşağın Avrupa hasretine omuz silkerler. Haklılar da. Ama sanki şöyle bir fark var. 14 sene Galatasaray için çok sancılı bir süreçti. Zayıf kadrolar, mali sıkıntılar, dönem şartları. Uzun uzun anlatılabilir. Ama kısaca şudur. Galatasaray o zamanlarda kötü top oynayan, iyi futbolcuları rakiplerine kaptıran zayıf bir takımdı. Başarılı olması zordu. Futbol içinde açıklanması oldukça kolay cümleler. Fakat bu 9 sene nasıl açıklanır. Yusuf Deniz'in babasının dediği gibi: biz ve onlar. Futbolla , saha içiyle hiçbir alakası olmayan bir cümle. Bizim, ya da kimseyi bağlamayalım, benim 9 sene içinde yaşadığım tüm hayal kırıklıklarının içinde biz ve onlar ayrımı yatıyor. Gerçekten çok acı.
Yusuf Deniz 2000'lerin ortasında doğdu. Babasıyla beraber Taksim Meydanı'na üstü açık bir otobüsün üzerinde girmek nasip olmadı ona. Binlerce insanın babasının coşkuyla alkışladığına sahit olamadı. Oysa olabilirdi. Şu yapılan onlar ve biz ayrımı olmasaydı çok daha başka yazılırdı bu yazılar.

2009 Florya'sı özlenen Florya olma yolunda ilerliyor. Onlar ve biz yok. En azından öyle gözüküyor şimdilik. Ve yine de her şeye rağmen gönül ister ki gelecek bir sonraki başarıda, Rijkaard ve talabeleri ile beraber sevinenler arasında Yusuf Deniz ve babası da olsun. Tıpkı son 9 sezonun en güzel senesi olan 2006'da olduğu gibi. Onlar ve biz demeden. İşte o zaman samimiyetlerine inanırım, o zaman o koca 9 seneyi unutur ve onları 17 Mayıs ile 25 Ağustos ile hatırlarım. Yusuf Deniz'i 14 Mayıs ile beraber hatırlamam gibi.

Çarşamba, Haziran 3

7 Sene


7 sene önce bugün, 3 Haziran 2002'de Türk futbolunda bir çok şey değişmeye başladı. 7 sene önce bugün uzun bir bekleyişten sonra dünya kupalarındaki ilk golümüzü attık. Hem de Brezilya'ya. O golü atan isimdi Hasan Şaş.

O günlerde kariyerinin zirvesini yaşıyordu Şaş. Galatasaray yönetimi gelen tekliflere rağmen onu satmıyordu, sözleşmesini uzatıyordu yeni bir Emre ve Okan olmasın diye. Ve 7 sene sonra bugün, yönetim onun sözleşmesini uzatmayacak ve Hasan Galatasaray'dan ayrılacak. Kim suçlu kim yanlış yaptı konularına girmemek lazım. Ama bazen saygı göstermek gerek ne olursa olsun. Sonuçta o hiçbir zaman Emre ve Okan olmadı.

O gün, o golden sonra Türk futbolu ne kadar yükselişe geçtiyse, Hasan da o hızla düşüşe geçti. Tarih 3 Haziran 2002'ydi ve bu golden sonra dünyanın dört bir yanında çocuklar Hasan Şaş forması giymeye başlıyordu. Ama o günden sonra, Türkiye'de Hasan formalarının satışı gittikçe düşmeye başlamıştı.

Bu sezon yaşananlar çok kötü. Hatırlamak istemiyorum. Hasanı kilolarıyla anmak istemiyorum. Hasan gidiyor. Nereye giderse gitsin bütün dünya onu bu golüyle hatırlayacak. Galatasaraylılar ise onu bu seneyle değil, 2002'de takımı şampiyonluğa taşımasıyla, Milan'a attığı kafa golüyle, Kadıköy'de golden sonra "ben adamın.." diye başlayan narasıyla, ve illa da 2006 mayısında sahanın ortasında ağlamasıyla hatırlamalı. Bülent iyidir, Hasan da iyidir. Allah yollarını açık etsin.