lincoln etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lincoln etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ağustos 17

Seni Hiç Sevmedim Sütoğlan


Orhan Şam'ı hiç bir zaman sevmedim, futbolculuğunu beğenmezdim. Buna rağmen adı da sürekli Galatasaray ile anılırdı. Gelmesini hiçbir zaman istemedim. "Kız gibi topçu" tarzı ve kötü futbolu yüzünden (bence) ona karşı mesafeliydim. Karakterini hiç bilmem, tanımam, etmem. Soru işaretleri ile dolu doping skandalı sonrası Fenerbahçe'ye transfer olması beni biraz rahatlattı. Fakat ona karşı beslediğim negatif hisler 4-4-2'nin ağustos sayısında verdiği röportajdan sonra biraz daha arttı.

2 sezon önce Ali Sami Yen Stadı'nda oynanan Hacettepe maçını hatırlarsınız. Baros'un 3 gol atıp 3-1 kazandığımız maç. Bu maça damga vuran olay ise maçın sonlarında yaşanmıştı. Lincoln, topu sektirerek driplinge kalkmıştı. Dünyanın her yerinde "futbolun güzellikleri" başlığı altında verilecek olay, burada "büyük terbiyesizlik" olarak adlandırılmış, dün A.Madrid'e transfer olurken ilk olarak " Real'e gol atmak istiyorum" diyen Arda, Lincoln ile tartışmıştı. Bu olayı zamanında irdelemiştik zaten.

Gelelim Orhan Şam'ın saçmalamasına. Röportajı Hilal Gülyurt yapıyor. Kendisi bana göre Türk Spor Basını'nın en iyi röportaj yapan isimlerinden biridir. O nedenle röportajda hata olduğunu sanmıyorum. Şöyle diyor Orhan:

"Maçta 9 kişi kalmıştık. 1-0 öndeydik. O zaman Lincoln sahada yoktu. Biz 9 kişi kaldıktan sonra dalga geçmeye başladı. Topu aldı sektire sektire gol attı. Ben de "9 kişi kalmış takıma bu yapılır mı" diye tepki gösterdim."

Olayı izleyelim. Gol yok, skor 1-0 da değil. Herhalde Orhan Şam, Erman Hoca'nın tavsiyesine uymuş ve olayı unutmuş. Ama Orhan baya karıştırmış. Hafıza zayıf olabilir de bu derece saçmalayacak kadar uyuşmuş olamaz.

Bu arada röportaj bir yerden sonra çığrından çıkıyor. Orhan Şam ile Hisli Dakikalar'a dönüyor. Ben de bazı yerlerde oynama yapınca şu dialoglar çıkıyor:

- Küçük yaşta nasıl bu kadar başarılı oldunuz?
- Ben 14 yaşımda gittiğimde (Ankara'ya) çok ağladığımı bilirim.
***
-Taraftardan tepki gördüğünü hatırlıyorum.
- Sinirlendiğimde kendimi tutamam ağlarım. Bu sene Bursaspor maçında ağlamıştım.
***
-2005-2006 sezonunda Mardinspor'a giderken aklından neler geçmişti?
- Ağladım. (....) İmzayı attım. Odama gittim. Ağlayarak uyuya kalmışım.

Orhan Şam bildiğin Süt Oğlan çıktı. Zaten hiç sevmezdim. Bazı futbolcuları kupalarını, gollerini anlatır, Orhan ağladığı günleri anlatıyor. Ergen olsak, "Lincoln de iyi ağlatmış ama" derdik, demiyoruz.

Pazartesi, Mart 29

Volkan'a Farklı Lincoln'e Farklı


Volkan kıçıyla top kurtarmış dün. O dakikalarda öyle bir haldeydim ki farkında bile değildim. Eve gelince tribün terörüne neden olacak onlarca şeyin yazıldığı Facebook'ta gördüm. Kızamıyorum Volkan'a. Bana ne, takım yenilmiş. Bizim futbolcumuz yapsa gülerdim geçerdim. Adam yenmiş yapacak tabi. Ama sonra çıkıp "niye bize hep küfür ediliyor" demeyecek. Bunu yaparsan ben kaale almam başkası yolda bıçaklar seni. Türkiye burası.

Ama şu olaya çok takıldım. Bu olayı niye sadece Facebook'ta gördük? Veya gazetelerde "güzel bir derbi anısı" olarak anlatıldı? Evet yaygara çıkarılacak bir konu değil ama iki olaya farklı bir akış değil mi?

Geçen sene Lincoln top sektirdi Sami Yen'de. Başta takım arkadaşı olan ahlak timsali abiler kızdı. Sonra o abilerin abisi ekrandan salladı. Rakip teknik direktör (belki de olayda kızma hakkı olan tek kişi) çok kızdı. Eski bir hakem, "bu maçın Ankara'sı da var" diyerek gözdağı verdi. Eski bir futbolcu "birgün biri ayağını eline verir" dedi. Dünyanın en ahlaksız topçusu olarak Lincoln seçildi o gün. Yaylım ateşi, çapraz ateşi, pusu.. Ne denirse densin. Lincoln itin tekiydi geçen sene, bugün Volkan sempatik derbi anısı.

Niye Lincoln'e ahlak öğreten ahlak timsali abiler çıkıp, "Ey Volkan, yapma bunları, ayıp olur, insanlar hassas" falan demez. Volkan'ın büyüğü değiller mi? Volkan sizi dinler, "büyüklerim böyle diyorsa kendime çeki düzen vereyim" der belki. Yok eğer bu abiler bu olaydan rahatsız değilse en azından çıksınlar elin Brezilyalı karaktersizinden (!) özür dilesinler. Tutarlı olsunlar en azından. Onlar tutarlı olmuyor, bizim tribündeki aklı evvellerde topçu yuhalıyor. Ekranda, gazetede ne görüyorlarsa alıyorlar çünkü.

Neyse yine efsanelere dil uzattık. Türk futboluna emeği olanlar affetsin bizi. Yabancı hayranlığından kurtulamıyoruz.

Çarşamba, Aralık 2

Nasıl Bir Kin Bu?

Erhan Telli: Keita, oyundan çıkarken yedek kulübesine geçmedi, soyunma odasına gitti. Bu konu hakkında ne diyeceksin Hasan? Niye böyle oldu?
Hasan Şaş: Bunun tek sebebi Lincoln.
****
Yuh artık diyorum. Lincoln gideli 6 ay oldu. Hala Linoln. Programı canlı izledim. Lincoln'dan iki cümle sonra Elano'ya sataştı Hasan Şaş. Uğur Meleke'nin Hasan'a bakışını unutamayacağım. Ondan sonra 2-3 cümle de Meleke söyledi. Çok güzel ve çok anlamlıydı ama ne dediğini unuttum şimdi. Aklım almıyor artık zaten hiçbir şeyi. Bu postun, bu durumun fotoğrafı da olmazdı, olmayacak.

Pazartesi, Kasım 9

Tuncay'ı Ada'da Rezil Ettiler


Fanatik, Tuncay vakasını bu başlıkla duyurdu. Türk basının çoğu olaya bu şekilde yaklaşıyor. Tıpkı yıllar önce yanılmıyorsam Real Betis maçında takımı yakan Rüştü'yü, bir daha oynatmayınca yerden yere vurulan Rijkaard gibi. Türk çocuğunu çıldırttılar, küstürdüler.

Bu sabah Spor Servisi'ni izlerken bu habere değindiler. O esnada Orange çıldırdı adeta. Haklıydı, çünkü olay ilk başta yanlış aksettirildi. Olayın aslı şudur. Tuncay oyuna 81'de giriyor, 86'da Faye kırmızı kart görüyor, 87'de Tuncay oyundan alınıyor. Bu hoca tercihdir. Eksik kalan takım için yapılan bir değişikliktir. Doğru veya yanlış hamle olduğu tartışılır ama maksat Tuncay ile dalga geçmek değildir.

Bana bu haberi dün buraya sık sık yorum bırakan Highistanbul Facebook'tan verdi. Ben de hemen Lincoln ve Hamburg maçını anımsadım. Lincoln, Emre kırmızı kart görünce Bülent Korkmaz tarafından oyundan alınmıştı. İyi de oynuyordu o dakikalada. Tuncay gibi Lincoln'de çıldırdı. Tek fark Lincoln saha içinde yaptı, Tuncay soyunma odasında. Fakat, bizim Lincoln'e ve Bülent'e nasıl baktığımız hafızalarda hala.

Sonuçta, Tuncay oyundan çıkarken rezil olmamıştır. Hocanın kararını beğenmeyerek kendini rezil etmiştir. Üstelik Tuncay Stoke için, geçen seneki Lincoln'de değil. Tuncay yanlış yapmıştır, tıpkı Lincoln gibi. Bunu kabul edelim. Tony Pullis'e tezek yollamayalım.

Pazartesi, Ağustos 24

İlk Lig Maçında Gol Atma Geleneği


Bu güzel birşey. Lig taraftar için önemlidir, pazartesi okulda-işte-sokakta zor bir gündür. Pazartesileri güzel geçirmek için nedenlerden biridir yeni transferin ilk lig maçında gol atması. Rakip taraftara korku saldığını hissederseniz. Tabi golü atan futbolcu için de güzel bir olay. Krediniz bir anda yükselir tribünde.

Elano için yeni bir şey mi bilmiyorum ama Galatasaray taraftarı çok alıştı buna. Gelen yabancılar ilk lig maçında golle tanışır. Rakiplere korku salar ve rakipler ona göre alır gardını.

Herşey Hagi ile başladı. 1996 yılında Vanspor maçında attığı goller hala akıllarda. Üstelik bir hafta sonra Sami Yen'de Trabzonspor'u yıkan gol efsanenin başlangıcı diye adlandırılabilir. Usta'nın Monaco'ya, Bilbao'ya attığı goller kadar hafızadadır Trabzonspor maçındaki gol.

Adrian İlie ilk lig maçında Ankara deplasmanına çıktı. Gol atamadı ama bir hafta sona Sami Yen'e geldi. Rakip Bursaspor'du. Maçı 4-1 kazandık. İlie siftahı o maçta yaptı. Sami Yen'de ilk lig maçında attı golünü.

Tıpkı Jardel gibi. Süper Mario ilk lig maçına Denizli'de çıktı. Golünü atamadı. Fakat Sami Yen çimlerindeki ilk lig maçı sayesinde adını unutulmazlar arasına yazdırdı. Süper Mario 5 gol attı sarı-kırmızı tribünlerin önünde. (Ki ligi boşver ilk resmi maçında Süper Kupa'da Real'e 2 tane sallamak da herkese nasip olmaz zaten).

Yine bir Brezilyalı'dan devam. Felipe. Galatasaray taraftarının hakkında bir türlü karar veremediği bir isim. İyi miydi, kötü müydü? İyise niye gitti, kötüyse niye hala akıllarda. Bunun tek bir sebebi var. Çıktığı ilk lig maçında, Sami Yen'deki ilk lig maçında Samsunspor ağlarını sarsmış olması. Herşey çok güzel başlamıştı onun için.

Felipe devre arasında ülkesine dönünce yerine transfer edilen isim çok uzaklarda değildi. Suyun karşı yakasından geliyordu. 21.yüzyılın bana göre en çok konuşulan transferi buydu. Ezeli rakiplerin (GS-FB) bu dönemde birbirlerinden direkt aldığı futbolcular arasından en yeteneklisi Haim Revivo. Ve Galatasaray formasıyla müthiş bir başlangıç. Bursa'da Bursaspor karşısında 3 süper gol. Bir gün sonra (Peralta iyi hatırlar) okulu Haim Revivo diye inleten biz 6-0 mağdurları için bulunmaz bir fırsattı. Fakat devamı gelmedi.

2005-2006. Muhteşem bir sezon. Başlangıç Sami Yen'de Konyaspor'a karşı. 2-1 galip geliyor Rekem Aslanı Eric Gerets'in aslanları. Ve o aslanlardan biri iki gole imza atıyor. Yeni transfer Sasa İliç. "Kim bu adam" diye söylenen her cümle o maçtan sonra son buluyor. Sasa İliç, Galatasaray tribünleri tarafından en çok sevilen yabancı futbolculardan biriyse bu maçın payı yadsınamaz.

2007-2008 yine bir şampiyonluk sezonu. Ve bu sezon içinde 2 yabancı futbolcu ilk lig maçlarında golle buluşuyor. Yalnız işin sihiri bozan bir tarafı var. O da bu maçların boş tribünler önünde oynanması. Cassio Lincoln Galatasaray'ın, Ç.Rizespor'u 4-0 yenerek başlamıtı o sezona. Sezonun ilk golünü Brezilyalı futbolcu attı. Bir sonraki maçında Ankaragücü'nü de sarstı Lincoln. İnsan bazen "keşke bu kadar iyi başlamasaydı" diyor.

Shabani Nonda ise Nisan ayında attığı gol sayesinde kalplerde bambaşka bir yerde. Ama onun da siftahı çok iyidi ve sevilmesinde etkendi. Oyuna sonradan girdiği Manisa deplasmanını saymazsak, bir hafta sonra Konyaspor'a İstanbul'da 2 gol atarak başlıyordu Galatasaray serüvenine.

2008-09. Harry Kewell İstanbul'da. Bir aşkın başlangıç maçı. Denizlispor'a karşı oynanan ilk maç. Ve Kewell bu büyük aşka çok güzel başlıyor. Sezonun ilk golünü atan isim oluyor. Bir hafta önce Almanya'da Süper Kupa'da attığı golü de unutmuyoruz.

Ve işte son olarak Elano. Dün attı golünü.İlk lig maçında. Lig serüvenine golle başlayan kaçıncı isim Galatasaray'da acaba. Benim hatırladıklarım bunlar. Dahası varsa ekleme yapılsın.

Hemen yorumlara geçelim. Felipe ve İliç dışında yukarıda anlatılan hiçbir gol sevincine canlı tanıklık edemedim. Bu özel bir istatistik. İlk golün atıldığı bu maçlarda genelde Galatasaray 4 veya daha fazlası gol atmış. Yani yeni transfer gol atan bir takıma katkıda bulunmuş. Rakiplere korku salan bir takıma katılan son dişli olmuş. Ve o andan itibaren, yanı bu muhteşem başlangıştan sonra bu adamlar sırasıyla "yaşlı, torpilli, çok para kazanıyor, koşmuyor, futbolu düşünmüyor, çelimsiz, disiplinsiz, müzmin sakat, 90 dakikayı kaldıramıyor" olarak nitelendirilmiş başkaları tarafından. Haliyle bu isimlerden bazıları Galatasaray'a gerekli katkıyı verememiş, bazıları direnmiş ve uzun yıllar hizmet etmiş.

Şimdi ilk golünü ilk maçında attı Elano. Haliyle ilk taşı da o yiyecek. Ve haliyle yıllardır girdiği sınava bir kez daha girecek Galatasaray. Gelene 4 gidene 5 atmak yeni bir şey değil bu camia için. Çok değil geçen senede yaşadık bunu. Geçen sene veremediğimiz sınavı bu sene vermeliyiz o zaman. Bunun için Galatasaray camiasının bir bütün olması, sabırlı olması, birbirini kollaması gerekmektedir. Bu güzel günler bitmesin.


Çarşamba, Temmuz 8

Şakayla Karışık


"Kaçak Lincoln, G.Saray'ın gündeminden düşmüyor. Sarı- kırmızılı futbolcuların da sambacıya tepki gösterdiği ve "Bu saatten sonra sakın ama sakın dönmesin" diyerek gönderme yaptığı öğrenildi.

'Döveriz' esprisi Hatta bazı oyuncuların şakayla karışık, "Biz çalışıyoruz, o ise keyif yapıyor. Gelirse onu döveriz" ifadelerini de kullandıkları belirtildi. Böylece Lincoln'e isyan had safhaya çıkmış oldu.

Buna yorum yazmam gerekiyor mu? Bence gerekmiyor. Ama şu 'bazı oyuncular' baya komik bir ifade. "Bazı oyuncuların ve eski oyuncuların" diye düzeltilmesi daha doğru olur sanki.

Perşembe, Haziran 25

Herşeyin Başladığı Maç


Futbol Smart'ta şu an 2005-06 sezonununda Fenerbahçe'nin Schalke 04 ile oynadığı Şampiyonlar Ligi maçı var. Onu izliyorum. Çok enteresandır böyle maçları izlemek. Gelişimleri, değişimleri görmek için önemli. Mesela bu maçta 11'de olmayan Servet, grubun bir sonraki Kadıköy maçında Milan karşısında dökülecekti adeta. Servet'in dibe düştüğü zamanlar. Şu an transfer rekorunu kırmasını bekliyoruz.

Fenerbahçe yedek kulübesinde Daum var. Onun da geri dönmesini bekliyor Fenerbahçeliler. 2005-06 sezonu, FB, kadrosunun en iyi olduğu dönemlerden biri olmasına rağmen o sezonu kupasız kapamıştı. Daum o takımın hocasıydı. Son iki seneyi kupasız kapatan takım, takımın başına Daum'u getirecek bu sene.

İleri ikilide Anelka ve Nobre. Anelka yine müthiş, Nobre saç baş yolduruyor. Ama tribünler Brezilyalı. Nobre'ye sevgi oldukça fazla. Sezon sonu Nobre Beşiktaş'a giderken, Anelka önce Bolton'a sonra Chelsea'ye, en sonunda da Premier Lig gol krallığına gidiyordu.

Konumuz bunlar değil ama. Brezilyalılara yenik düşen Anelka'nın yeniden doğuşunun tam zıttı, Türkiye'de yenik düşen bir Brezilyalı yıldız var sahada. Schalke forması ile Fenerbahçe'yi madara eden Cassio Lincoln.

Lincoln'ün gözü kapalı savunucusu olmadım hiç bir zaman. Hele şu günlerde, sezon başı kampına katılmamış olan Lincoln'ü savunmak oldukça abes kaçar. Ama şu maç, Fenerbahçe-Schalke maçı oldukça önemlidir.

Lincoln bu maça damgasını vurunca, Fenerbahçe tribünleri Alex'i sorgulmaya başladı. "Alex'in koşanı" lakabanı ona takan Galatasaraylılar değil, Fenerbahçeliler olmuştu. Bir çok Fenerbahçeli Lincoln'ü, Alex'e tercih eder olmuştu. Bu anda Fenerbahçe camiasının en çok beğendiğim yönü ortaya çıktı ve olayların akışını değiştirdi. Kendi futbolcusunu başkasının karşısında yenik düşürmemek. Eğer bir topçu kötüyse, ıslıklanırsa Kadıköy'de ıslıklanır. Başkası laf diyemez, başkasının önüne yem olarak atılmamalı. Bu bağlamda her zaman futbolcu savunulur. Alex'in karşısına C.Ronaldo'yu koysan Alex derler. Tabi ki doğru değildir, Alex Ronaldo'dan daha iyi değildir ama bunu demek, bunu ortaya koymak gayet önemlidir. Yanlış diyemeyiz. Bu sene hiç bir top oynamayan Alex'i sezon 11'lerine sokup Kewell'ı unutan Galatasaraylı topçulara selam olsun. Herhalde Alex bu haliyle Galatasaray'da olsa, Kewell Fenerbahçe'de olsa şu an sezonun kralı ilan edilmişti.

Bunu için Fenerbahçe camiası objektif olmadığı için suçlanamaz. Hatta takıma sahip çıkma konusunda oldukça başarılıdır. Baklava götürmekten, yeni gelen topçuyu karşılamaktan daha önemlidir bu hareketler. Ve işte Lincon, bu maçın ardından Galatasaray'a geldiğinde, Alex'ten daha iyi bir topçunun geldiği düşüncesiyle hava alanı tarihi günlerinden birini yaşarken Fenerbahçe camiası Alex'e olabildiğince sahip çıkıyordu. Bunu yaparken de Lincoln'ü yerden yere vurma fırsatını kaçırmadılar tabi.

Lincoln gelince, Fenerbahçe taraftarının görevini Fenerbahçe basını üstlendi. Fenerbahçeli basın diemiyorum, Fenerbahçe basını diyorum. Keşke varolan Galatasaray basını da bu kadar etkili olsaydı ama tufaya Galatasaray camiası hep birlikte düştü.

Lincoln'ü ezmek için en ufak fırsatlar kollandı. Kadıköy'de Schalke forması ile oynanan oyunun hatıraları daha tazeydi çünkü. O Lincoln'ün aynı şekilde hem de üzerinde parçalı ile oynayacak olma düşüncesi oldukça korkutucuydu.

Tekrardan aynı şeyleri yazmaya gerek yok. Top sektirmesinden, sayılmayan golüne kadar yaptığı her hareketle günah işledi Lincoln. Lincoln'ün günahı kendisine yeterdi zaten ama bir de bunlar eklenince verim almak zorlaştı. (Tam bu esnada Lincon golü atıyor Fenerbahçe'ye dakika 59).

Lincoln'ün başarısız olmasında, Lincoln'ün, Galatasaray tribünün, Galatasaraylı yerli futbolcuların, yönetimin herkesin payı var. Belki de en az etkendir Fenerbahçe camiası. Ama ilk taş oradan atıldı. Peki bunun için Fenerbahçe camiası suçlanır mı? Bence suçlanmamalı. Doğrusunu yapmıştır. Ezeli rekabet bunu gerektirir. Psikolojik savaş önemlidir.Bu savaştan galip çıkan çubuklu olmuştur. Galatasaray'ın içindekiler bu konuda rakiplerinden ders almalı. Fenerbahçe-Schalke maçında dökülen Alex hala takımın beyni, o maçın yıldızı Lincoln Türkiye'ye giremiyor. Galatasaraylı futbolcular da gönül rahatlığıyla ligin en iyi futbolcusu Alex demeye devam etsin. Emre Belözoğlu'nu es geçmesinler ama ayıp olur yoksa.( Lincoln 2.golü de yuvarladı Fenerbahçe kalesine dakika 62).

Pazartesi, Mart 23

Yine Fifa Yine Cas Mı?


Kazan kaynamaya devam ediyor. Bir pazar günü Kocaelispor'a yenildikten sonra pazartesi sabahi Skibbe'yi Almanya'ya yollamıştı Galatasaray yönetimi. Dün Eskişehirspor'a yenildikten sonra aynı yönetim Lincoln'e dur demedi. Lincoln 6 bavulla Brezilya'ya gitmiş. Dönünce Galatasaray yönetimi ceza verecekmiş. Lincoln dışında cümlenin doğruluğu şüpheli. Brezilya'ya mı gitti, 6 bavulla mı gitti bilmiyorum önemli de değil. Ama döneceğine bu kadar inanan Adnan Sezgin'i yürekten kutluyorum. İnanmadan başarı gelmez. Yeni bir davamız oldu Fifa'da. Bakalım kim kazanacak 5 sene sonra.
Resim biraz ufak ama hatırlanır. Lincoln İstanbul'a ayak basarken. Otobüsün ortasında el sallayan Kasyo. Ona pek ısınamadım ama son günlerde yaşananlar da ortada. Bir Lincoln yazısı yazacağım ama sürekli gündem değişiyor. Coming soon....

Pazartesi, Şubat 9

Lincoln'e Çıkan Kırmızı Kartın Tarihsel Süreci


Türkler tarih boyunca zayıfı ve mazlumu korumayı benimsemiş, onlardan yana tavır almayı bir zorunluluk hissetmiştir. Bunun basit örnekleri mevcuttur. AKP'nin iktidara gelişi esnasında takındığı tavır veya Orta Asya zamanlarındaki savaşlarda desteklenen devletler. En azından yazılı tarihte öğretilen budur. Zayıfı koru, mazlumun yanında ol.

Futbolcular ikiye ayrılır. Topa iyi vuranlar, topa vuramayanlar. Mahalle arasında oynanan maçlardan itibaren topa iyi vuran çocuk iyi sınıfına girer, diğerleri "kazma" olarak adlandırılır. İyi oynayanlar abilerle oynamay hak kazanır. Güçlü takımda onlar olur. Kazmalar zayıftır. Kazmaların kazanması izleyenlerin en çok istediği şeydir.Kazmaların , topla her istediğini yapabilen çocukları sadece mücadele gücüyle direnerek altedebildiğini görmek herkesin isteğidir.

Lincoln teknik kapasitesi üst düzeyde bir oyuncudur. Brezilyalı olması zaten onu direk o konuma sürüklüyor. Topla yapamayacağı şey yok. İsterse ve gününde olursa tek başına bir takımı yenebilir.Kayserispor ise gol yollarında sıkıntılı, gol atmaya mecali olmayan ama çok iyi mücadele eden, defansı sağlam tutan kora-kor oynayan bir takım. Lincoln ve herhangi bir Kayserisporlu karşı karşıya geldiğinde Lincoln güçlü sınıfına girer, karşısındaki zayıf.

Lincoln maça çok iyi başlar. Milimlik paslar atar, "no look" yapar yine. Rakibi zor duruma düşürürür. Zora düşen mazlumdur. Mazlumlar hafif kurnazlık yapar. Güçlüyü yenmek için elinden gelen şeylerden biri yasalar doğrultusunda yaptığı ufak tilkiliklerdir. Şark kurnazlığı lafı bu tiplere denmiştir. Batı'nın güçlü, Doğu'nun zayıf olduğu dönemlerde, Batı'ya diş göstermekte zorlananlar bu tip oyunlara başvurmuştur..

Kayserisporlu futbolcu bu oyunlardan birine başvurur. Topu oyuna hızlı sokacaktır. Ama sonuçta o bir kazmadır. Önündeki arkadaşına pas vermekten acizdir. Üstelik oyunu bozan, onu zor durumda bırakan Lincoln'dür. Bir Emre Aşık, bir Barış Özbek olsa iş değişirdi. Top ayağındayken, kontrol ondayken yaptıkları yetmiyormuş gibi, bir de diğer oyunları bozar Lincoln. Güç gösterisinin ağababasıdır. Ben güçlüyüm diye bağırmaktır tabir-i caizse.

Her Türk gibi Selçuk Dereli de buna kayıtsız kalamazdı. İki metreye pas atamayan bir futbolcuyu korumak hak dağıtan bir adamın asıl ve asil görevidir. Güçlünün yaptıklarını bozacak gücü varsa , Türkler çekinmez oyunu bozar. Güçlüyü yollar, mazlumun yanında olur.


Bu yazıyı yazmama sebep Hacettepe maçında Lincoln'ün top sektirdikten sonra çıkan tantananın aklıma gelmesidir. Top sektiren bir topçuyu yerden yere vurmak normalse, onun için ayağını eline vermek gerekir deniyorsa, cumartesi günü sarı kart çıkması da doğaldır. Bü ülkenin normali budur.

Salı, Aralık 2

Kim Kimi Aşağılıyor


Lincoln ilk geldiğinde bir arkadaşım "bu adamı bize yar etmezler, yerden yere vururlar" demişti. Ben de herşeyi bu şekilde komplo teorilerine yorduğu için hassiktir demiştim ona, üstünde durmamıştım. Zaten geçen sene hiç ısınmamıştım sambacıya. Ama bu sene yaşananlara ve denilenlere bakıyorum ki bizim çocuk haklıymış.

Yıllar önce, şimdiki gibi her ligin maçlarını izleyemezken NTV'nin haftasonları 7 saat süren spor kuşağıyla zaman geçiririrdik.O günlerde bir klip hazırlanmıştı, Hollandalı futbolcu Witschge sol kanattan top sektirerek ilerliyordu rakip ceza sahasına. Değil maçın skoru, maçın adı bile aklımda değil. Hafızamda kalan, topçunun adı ve üstündeki Ajax forması. Hollanda ligini birazcık olsun takip ediyorsam bu görüntü sayesindedir.

Bir başka görüntü. Konu aşağılamaksa eğer onun ağababası( pazar gecesinden bize yadigar kelimeler). Roma'lı Cafu, Lazio'lu Nedved ile dalga geçiyor, derbide. 5-6 kere topu Nedved'in üstünden aşırtıyor.Topa tek hamlede yön verip aynısını bir daha yapıyor. Lazio-Roma maçları için değil sadece, SERİE A izlemek için bir neden oluşuyordu.

Bu senenin başından beri abilerimiz, hatta amcalarımız, diyolar ki mealen"bu ne zevksiz lig, Avrupa'da topçular şov yapıyor, bizimkiler yapmıyor, kalitesiz lig tu-kaka topçular." Ondan sonra bir maçın son dakikasında Lincoln çıkıyor, bomboş pozisyonda 10 yaşında çocuğun bile yapabileceği birşeyi yapıyor, ve ardından afaroz ediliyor. Erdoğan Arıca buna tepki gösterebilir, sonuçta İnanır ailesine saygımız sonsuz. Fakat siz buna tepki koymak istiyorsanız bundan sonra "futbol temaşa oyunudur" vecizini ağzınıza almaya hakkınız yok. Zaten bir hafta içinde yayıncı kuruluş reklamlarında bu pozisyonu döndürür, ama Lincoln'e giydirdiğiyle kalır,o da ayrı mesele.

Ve ben bunda art niyet aramakta kendimi çok haklı hissediyorum. Lincoln birkaç maç iyi oynayınca yerden yere vurulmaya başlandı. Bu da güzel bir asist oldu. Önce FB maçında frikik golü geçersiz sayılınca cahil ve aptal oldu, sonra Feldkamp gelince ortada fol ve yumurta ikilisi yokken daha, sorunlu ve geçimsiz oldu. Şimdi de ahlaksız ve terbiyesiz sıfatına nail oldu. Daha 1 ay dolmadan üstelik. İlgiyle izlemeye devam ediyorum bakalım daha neler olacak.

Bu pozisyon için de en güzel yorumu dün akşam Türkiye Ligi'ne sesiyle renk veren Tansu Polatkan yaptı.

"Eğer bu rakibi aşağalamaksa, en büyük terbiyesizliği gol atan futbolcular yapıyor."