harry kewell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
harry kewell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mart 11

Kayıp Yılların Mirası



Bu blog en çok içerik ürettiği zamanlarda sene 2009, 2010'du. Harry Kewell Galatasaray'daydı. Galatasaray çok iyi top oynuyor, en azından yüksek potansiyelini gösteriyor ama en sonunda hedeflerine ulaşamıyordu. Bunun nedeni olarak yerli ve yabancı oyuncular arasındaki çatışma görülüyordu. Biz de öyle gördük. Olayların içinde değildik ama dışında da sayılmazdık. Tribündeydik ve verilmeyen her pasa bir alt metin arıyorduk. Gol sevinçlerinden anlam çıkarıyorduk ki şimdi dönüp bakında çok da haksız olmadığımızı anlıyoruz.

Harry Kewell, Socrates'e verdiği röportajda o günleri anlatıyor. Soru çok net; yerli ve yabancı oyuncular arasında gruplaşma var mıydı? Kewell, birçok futbolcunun sığındığı kaçamaktan güç almadı, "Biz çok iyi arkadaştık, sadece yenildik" vs. gibi cevapları kullanmadı. Hiçbir arkadaşının ismini de vermedi ve varolan bir sorunu kişilerden bağımsız kalarak analiz ettiğini gösterdi:

"Problem , yerli oyuncuların çoğunun bir sezon olsun  yurt dışında forma giymemiş olması. Başka bir ülkede oynamanın getirdiği tecrübeye sahip değiller. Ben de yurt dışına ilk gittiğimde çok zorlandım ama alışmam gerektiğini biliyordum. Avrupa'da her şeyin bir düzeni var, Türkiye'de ise işler farklı yürüyor. Avrupa'dan gelen oyuncular üst seviyelere ulaşmak için neler yapılması gerektiğinin daha çok farkında. En iyi ligler arasında Premier Lig'i, Serie A'yı, Bundesliga'yı, La Liga'yı sayabilirsiniz ve bu liglerde oynayan oyuncular belli bir standarda sahiptir. Ama saygısızlık olarak algılamayın, diğerleri bu açıdan biraz daha rahat olabiliyor. Biz Türkiye'deyken kendimizi zorluyorduk ve kariyerlerinin tamamını orada geçiren tecrübeli yerli futbolcular bundan hoşnut değildi. Genç oyuncular ise benimle çalışmayı, neler yaptığımı görmeyi çok seviyordu. Futbolda egoların ne kadar yüksek olduğunu biliyorsunuz, bazen anlaşmazlıklar yaşanabiliyor. Yabancıların fazladan çalıştığını gören bazı yerli oyuncular o ekstra çalışmayı yapmak istemezken bazıları size katılabiliyor. Bunun basit bir farklılık olarak görüyorum. Biraz da profesyonellik seviyesiyle ilgilidir belki."

Bu Galatasaray için önemli bir paranoya ve depresyondur. Öyle ki taraftar refleksi hâlâ bundan kurtulamadı. Nasıl ki ülke genelinde, ''Dış mihrakların bize oynadığı oyunlar'' Kurtuluş Savaşı'ndan beri yaşanan sorunların tek gerçek nedeni olarak görülüyorsa, Galatasaray'da da yaşanan her şey dönüp dolaşıp bir zamanlar çok güçlü olan yerli hanedanlığına bağlanıyor. Yıllar önce büyük hezeyanlarla gruplaşmanın yıkılması gerektiğini savunan ben ise şimdilerde durumun öyle olmadığını varsayıyorum. İşin daha da ilginci belki de kritik bir eşik seviyesine kadar yerli futbolcuların takıma hakim olması gerektiğini savunuyorum. Tüm bunların yanında olaylara hakim de değilim. Tribünde yokum. Bloga da pek yazmıyorum. Ben değiştim, dünya değişti, seneler değişti. Tahminim Galatasaray da değişmiştir.


Çarşamba, Eylül 14

Kewell Sevgisi


Kewell Abimiz, Avustralya'ya döndü. Avrupa'da geçen yıllardan sonra memlekete dönüyor. Leeds United, Liverpool. İngiltere Ligi. Ülkede milli kahramanlık seviyesi.

Ama hava limanındaki karşılama töreninde (onun kralı da burada yapılır) Kewell sevgisinin Türkiye'deki yansıması çıkar.

Cennet gibi vatana dönen Kewell'ın yanında, çekik gözlü ve üzerinde Galatasaray formalı bir eleman. Boynunda Melbourne Victory atkısı, ustanın yeni takımına saygı.

Stay with us, demiştik ya.. En azından bizden birileri hala onunla birlikte.

Salı, Şubat 8

99


"Kewell sahada zar atsa, yine de onu izlenmek için gidilir stada... "
Ayhan Yılmaz

Pazartesi, Ağustos 23

Harry Kewell Sevgisi

Biz Harry Kewell'ı çok seviyoruz. Ama daha da güzeli o da bizi seviyor.

Cuma, Ağustos 20

Yabancı Abiler

Galatasaray dün 3 yabancıyla oynadı. Baros sonradan girdi, 2 tanesi ilk 11 başladı. TFF'nin aldığı kararla yabancı sayısının 10'a çıktığı bir sezonda. Hepimiz biliyoruz ki, Türk kulüplerine seviye atlatacak olan futbolcular; yabancılardır. İyi yabancı gelirse takım çıta atlayacak.

Beşiktaş 2 gün önce 8 yabancı ile sahaya çıkarken Galatasaray 9 Türk'le çıkıyor.

İşin acıklı tarafı, Galatasaray bu iyi isimlerine bile sahip çıkamıyordu. Dün maça isyan eden ve maçı kaybettirmeyen Kewell yaklaşık 1 ay önce takımla imzaladı. Kendisi yeni transfer değil, 2 senedir takımı sırtlayan isimlerden biri.

Pazartesi, Mayıs 31

31 Mayıs


Galatasaray'ın son yıllarda başına en güzel şey olan Harry Kewell'ın sözleşmesi bugün resmen sona eriyor.

Takımdan Ayrı Klas Duruş




Fotoğraf Avustralya milli takımının antremanından. Takımın tamamı sahanın ortasında kümelenmiş. Bir kişi ise, saha kenarında topla çalışıyor. O bir kişi, canımız ciğerimiz Kewell abimiz.

Sakat olması, takımla beraber olmaması önemli değil. Orada olması takıma moral sağlıyordur muhakkak. Duruşundan belli. Kenarda lider var.

Üstteki fotoğrafta reklam panosunu tamir mi ediyor, ne yapıyor artık. Uğraşıyor işte. Sol ayak bombalamış az önce herhalde. Yazan yazının ise SOLO olması?

Solo: Bir müzik eserinde, bir enstürmanın belirgin bir şekilde ön plana çıkarak icra ettiği kısım.


Salı, Mart 16

Kralın Omuzlarında


Takım elbiseler şık da bu üçünü aynı anda bir de parçalıyla görsek artık.

Cuma, Şubat 26

Sonra Gelin


An itibariyle Kewell ve Baros'a ihtiyaç kalmadı sanki. Tabi ki onlar büyük topçular, onlardan vazgeçmek mümkün değil. Sanki şöyle bir şey yapılsa daha iyi.

Bu sezonu kapasınlar, güçlensinler,kondisyonlarını arttırsınlar, canavar gibi olsunlar. Yeni sezonda aslan gibi geri dönsünler.

Salı, Şubat 2

Kewell'dan Sağlam Gider


Bu Kewell-Galatasaray içerikli bir yazı değil bunu baştan belirtelim.

Geçenlerde, Kewell'ın Leeds günlerinden hocası O'Leary'nin Kewell için söyledikleri basına yansımıştı. "Kendini Zidane sanıyordu" başlıklı haberlerle okumuştuk. Bu sefer karşımıza Caner Eler'in Kewell ile Tam Saha'da yaptığı röportaj karşımıza çıkıyor. İnceden O'Leary'e bir değil birçok gönderme var. Bu röportaj İngiliz basınında kesin yer bulmalı.

Leeds'de çok parlak bir kariyer başlangıcı yaptın. George Graham ve sonrasında David O'Leary yönetiminde müthiş bir oyuncu topluluğuyla gelen başarılar vardı. Ancak sonrasında önlenemeyen bir çöküş geldi. Ekonomik idarede sıkıntılar oldu ama başka sebepler de var mıydı?

Leeds United takımı gerçekten harika bir ekipti. Çok iyi bir takım yakalamıştık. Her şey George Graham'la başladı aslında. Bu güzel takımın oluşmasında kalbini ortaya koydu, temellerini attı. David O'Leary ise sadece doğru zamanda doğru yerde olacak bir şansa sahipti sonrasında. Güçlü ve genç bir takım avucunun içine düşmüştü. Çok önemli işler başardık, yapmak ve ulaşmak istediğimiz önemli yerlere geldik. Ancak iyi hikâyelerin sonları hep iyi bitmeyebiliyor.

Peter Ridsdale'in kötü yönetiminin sonucu muydu sence?

Tabii ki o başkan olarak paraları harcayan ve iyi teklif geldiğinde ekonomiyi düzeltmek için, Rio Ferdinand'da olduğu gibi futbolcularını gönderen adamdı. İyi transfer hamleleri de yaptı, kötü yatırımlar da. Ancak şunu söyleyebilirim ki, Leeds'de benim içinde bulunduğum takım o kadar iyi oyunculardan kuruluydu ki, büyük bölümü Leeds sonrasında da çok iyi kariyerler yaptı. Bu zaten ne kadar iyi bir takım olduğumuzu bir kez daha kanıtlıyor. Menajerin kim olduğu hiç önemli değildi. Hatta menajer takım için problem yaratsa dahi biz o kadar sıkı ve iyi çalışıyorduk ki, birbirimize o kadar bağlı bir gruptuk ki, bizim performansımızı etkilemezdi. Hep birbirimiz için vardık.

George Graham, David O'Leary, Rafa Benitez ve Frank Rijkaard gibi teknik adamlarla çalışma fırsatı buldun. Her biri farklı yapıda teknik adamlar. Onlardan kendine neleri aldın? Sende nasıl izler bıraktılar?

David O'Leary'den başlıyım o zaman. Çünkü en kısası o. Ondan hiçbir şey almadım, hiçbir şey öğrenmedim. Asıl Leeds'de bizim ve benim için çok şeyler yapan George Graham'dı.

Pazartesi, Ocak 11

Australis


Bazı şeylere, olaylara, hatta basit tesadüflere çok büyük anlamlar yüklüyorum. Dün de böyle bir aydınlanma yaşadım. Berbat biten 2009 ve daha berbat başlayan 2010, radikal kararlar almak ve kaçık hayaller kurmak için zemin hazırlıyor. O saçma tesadüfler ise o planların şeklini belirliyor.

Eylem planı hazırlarken, dün sona eren U-20 Dünya Buz Hokeyi Şampiyonası imdadıma yetişti. Kewell sayesinde şampiyon olmalarını istediğim Avustralya takımı şampiyon oldu. Onlar şampiyonluğu kutlarken ben kaçık hayalimin yolunu, kaçış yolumu oraya çizsem mi diye düşünmeye başladım. Keza, takıma olan sempati Kewell ile başlasa da kafilenin rahat tavırları orası hakkında ufak bir fikre de neden oldu.

Güney'e kaçmak herkesin, özellikle bizim biraz daha büyüklerimizin en büyük hayali. Çoğunun da gerçekleştirmediği planı. Babam hariç. Geçen gün Zafer ile bunu konuşmuştuk. Madem güneye gideceğiz, en güneye gidelim. Güney Yarımküre bu iş için olabilirdi. Sadece şehir, bölge hatta ülke değiştirmek değil, artık yarımküreyi bile değiştirmek lazım.

İlk (hatta tek) Arjantin dedik o nedenle. Buenos Aires akla yattı. Ama dün Avustralya daha cazip geldi. Bir anda, nedensiz. Daha zor tabi orası ama hayal ulan bu işte, karışmayın.

Zafer'in blogunun ismi Los Lunes al Sol filmindeki bir replikten gelir. Aynı zamanda oradaki kahraman Santa'nın da hayalidir Avustralya.

Hem Avustralya için dünyanın en büyük adası demek mümkün. Ada fantazisi de Mediterraneo'dan geçti bana.

Avustralya kelimesinin kökü Australis'den geliyor. O da güney demek. Her genç, babasını geçmek ister. Güneyse bu da güney. Adaysa bu da ada. Gitmekse bu da gitmek. Hem de en büyüğünden. Neden olmasın?

Büyük ihtimal olmaz zaten, Arjantin olur belki ama. Neyse ben düşündüm, şimdi artık onlar düşünsün. g-e-l-i-y-o-r-u-z.. (Küçük harfle yazdım, kolpadan geliyoruz çünkü)

Pazar, Aralık 20

Stay Ulan


Hayatımda hiç kimseye kal demedim. Yalan olmasın, hiç bir kıza demedim en azından. İlk defa birine bu kadar sıkı sıkı kal diyorum. Kendisi 31 yaşında, Avustralyalı bir adam.

Hagi'ye denmezdi mesela, çünkü o her şeyin en doğrusunu bilirdi. Biz karışamazdık. Ve o duygusal adam değildi, aklıyla hareket ederdi. Sırf biz kal dedik diye kalmazdı ve kalmasaydı kırılırdık.

Ama Kewell duygusal çocuk. Geçen sene de böyleydi. Kal dersek kalır diye ümit ediyoruz. Kal ulan işte. Kal bu sene , alınacak çok kupa var bu sene.

Bu arada pankart harika kere harika ama ilk gördüğümde Işıl Alben'in fotosunu niye koymuşlar diye sorguladım.

Cuma, Kasım 27

Abim


Kewell'ı abim kadar seviyorum, abim gibi görüyorum. Fotoğrafraki ise onun öz abisi. Abimin abisi benim de abim sayılır. Yanında da Haldun Üstünel. Bursaspor maçı dönüşü Kadıköy Barlar Sokağı'na gidecekler gibi duruyorlar. Seneye Rod abim gelsin Kadıköy'e, bu sefer istediğimizi alırız herhalde.

Cuma, Kasım 6

Solaklar

Sahada sağ ayağını konuşturan Harry - Tribünde sağ yumruğunu kaldıran Gica.
Seviyoruz sizi..

Pazartesi, Ekim 5

Kewell

".... Harry Kewell Hagi'den sonra başımıza gelen en güzel şey vesaire zırvalıkları...". "...diğer kanada bakıyorsun Harry Kewell, sezon başından beri tek olumlu tarafı yumruğa çağırılırken adının melodisinin hoş olması..."
***
Bu yorumlar üslubunu ve yazılarını çok beğendiğim, sözlükten takip ettiğim sağlam bir Galatasaraylı olan Belgarath'a ait. Ben Galatasaray maçlarını izlemiyorum. Sezon başından beri sadece dün izledim ve sanırım izlemem bizim için daha hayırlı. Her neyse, Galatasaray'ın bol gollü galibiyetlerinde şahane asistler yapıyor, uzun mesafeli güdümlü paslar sallıyordu Kewell ve açıkçası takdirimi kazanıyordu. İyi futbolcu olmuştur onunla ilgili yorumum her zaman. Olgunluğu, Galatasaray hücumuna katkı sağlıyor sanırım. Ben sanırım diyorum 90 dakika izlemediğim için. Kutay'la konuşurken "bu şekilde giderse Hagi'yi geçebilir" e benzer bir yorum yapmıştı Kutay da Beşiktaş maçında Baros'a indirdiği topu beğendiğimi söyledikten sonra. Eğer yanlışsa tekzip eder ama Hagi ile kıyaslayıp Kewell'a benzer bir paye verdiğine eminim.
***
O kadar da değil muhakkak ama bunun bir ortası vardır sanırım. Kewell dökülüyor mu yoksa mükemmel mi oynuyor?

Pazartesi, Ağustos 24

İlk Lig Maçında Gol Atma Geleneği


Bu güzel birşey. Lig taraftar için önemlidir, pazartesi okulda-işte-sokakta zor bir gündür. Pazartesileri güzel geçirmek için nedenlerden biridir yeni transferin ilk lig maçında gol atması. Rakip taraftara korku saldığını hissederseniz. Tabi golü atan futbolcu için de güzel bir olay. Krediniz bir anda yükselir tribünde.

Elano için yeni bir şey mi bilmiyorum ama Galatasaray taraftarı çok alıştı buna. Gelen yabancılar ilk lig maçında golle tanışır. Rakiplere korku salar ve rakipler ona göre alır gardını.

Herşey Hagi ile başladı. 1996 yılında Vanspor maçında attığı goller hala akıllarda. Üstelik bir hafta sonra Sami Yen'de Trabzonspor'u yıkan gol efsanenin başlangıcı diye adlandırılabilir. Usta'nın Monaco'ya, Bilbao'ya attığı goller kadar hafızadadır Trabzonspor maçındaki gol.

Adrian İlie ilk lig maçında Ankara deplasmanına çıktı. Gol atamadı ama bir hafta sona Sami Yen'e geldi. Rakip Bursaspor'du. Maçı 4-1 kazandık. İlie siftahı o maçta yaptı. Sami Yen'de ilk lig maçında attı golünü.

Tıpkı Jardel gibi. Süper Mario ilk lig maçına Denizli'de çıktı. Golünü atamadı. Fakat Sami Yen çimlerindeki ilk lig maçı sayesinde adını unutulmazlar arasına yazdırdı. Süper Mario 5 gol attı sarı-kırmızı tribünlerin önünde. (Ki ligi boşver ilk resmi maçında Süper Kupa'da Real'e 2 tane sallamak da herkese nasip olmaz zaten).

Yine bir Brezilyalı'dan devam. Felipe. Galatasaray taraftarının hakkında bir türlü karar veremediği bir isim. İyi miydi, kötü müydü? İyise niye gitti, kötüyse niye hala akıllarda. Bunun tek bir sebebi var. Çıktığı ilk lig maçında, Sami Yen'deki ilk lig maçında Samsunspor ağlarını sarsmış olması. Herşey çok güzel başlamıştı onun için.

Felipe devre arasında ülkesine dönünce yerine transfer edilen isim çok uzaklarda değildi. Suyun karşı yakasından geliyordu. 21.yüzyılın bana göre en çok konuşulan transferi buydu. Ezeli rakiplerin (GS-FB) bu dönemde birbirlerinden direkt aldığı futbolcular arasından en yeteneklisi Haim Revivo. Ve Galatasaray formasıyla müthiş bir başlangıç. Bursa'da Bursaspor karşısında 3 süper gol. Bir gün sonra (Peralta iyi hatırlar) okulu Haim Revivo diye inleten biz 6-0 mağdurları için bulunmaz bir fırsattı. Fakat devamı gelmedi.

2005-2006. Muhteşem bir sezon. Başlangıç Sami Yen'de Konyaspor'a karşı. 2-1 galip geliyor Rekem Aslanı Eric Gerets'in aslanları. Ve o aslanlardan biri iki gole imza atıyor. Yeni transfer Sasa İliç. "Kim bu adam" diye söylenen her cümle o maçtan sonra son buluyor. Sasa İliç, Galatasaray tribünleri tarafından en çok sevilen yabancı futbolculardan biriyse bu maçın payı yadsınamaz.

2007-2008 yine bir şampiyonluk sezonu. Ve bu sezon içinde 2 yabancı futbolcu ilk lig maçlarında golle buluşuyor. Yalnız işin sihiri bozan bir tarafı var. O da bu maçların boş tribünler önünde oynanması. Cassio Lincoln Galatasaray'ın, Ç.Rizespor'u 4-0 yenerek başlamıtı o sezona. Sezonun ilk golünü Brezilyalı futbolcu attı. Bir sonraki maçında Ankaragücü'nü de sarstı Lincoln. İnsan bazen "keşke bu kadar iyi başlamasaydı" diyor.

Shabani Nonda ise Nisan ayında attığı gol sayesinde kalplerde bambaşka bir yerde. Ama onun da siftahı çok iyidi ve sevilmesinde etkendi. Oyuna sonradan girdiği Manisa deplasmanını saymazsak, bir hafta sonra Konyaspor'a İstanbul'da 2 gol atarak başlıyordu Galatasaray serüvenine.

2008-09. Harry Kewell İstanbul'da. Bir aşkın başlangıç maçı. Denizlispor'a karşı oynanan ilk maç. Ve Kewell bu büyük aşka çok güzel başlıyor. Sezonun ilk golünü atan isim oluyor. Bir hafta önce Almanya'da Süper Kupa'da attığı golü de unutmuyoruz.

Ve işte son olarak Elano. Dün attı golünü.İlk lig maçında. Lig serüvenine golle başlayan kaçıncı isim Galatasaray'da acaba. Benim hatırladıklarım bunlar. Dahası varsa ekleme yapılsın.

Hemen yorumlara geçelim. Felipe ve İliç dışında yukarıda anlatılan hiçbir gol sevincine canlı tanıklık edemedim. Bu özel bir istatistik. İlk golün atıldığı bu maçlarda genelde Galatasaray 4 veya daha fazlası gol atmış. Yani yeni transfer gol atan bir takıma katkıda bulunmuş. Rakiplere korku salan bir takıma katılan son dişli olmuş. Ve o andan itibaren, yanı bu muhteşem başlangıştan sonra bu adamlar sırasıyla "yaşlı, torpilli, çok para kazanıyor, koşmuyor, futbolu düşünmüyor, çelimsiz, disiplinsiz, müzmin sakat, 90 dakikayı kaldıramıyor" olarak nitelendirilmiş başkaları tarafından. Haliyle bu isimlerden bazıları Galatasaray'a gerekli katkıyı verememiş, bazıları direnmiş ve uzun yıllar hizmet etmiş.

Şimdi ilk golünü ilk maçında attı Elano. Haliyle ilk taşı da o yiyecek. Ve haliyle yıllardır girdiği sınava bir kez daha girecek Galatasaray. Gelene 4 gidene 5 atmak yeni bir şey değil bu camia için. Çok değil geçen senede yaşadık bunu. Geçen sene veremediğimiz sınavı bu sene vermeliyiz o zaman. Bunun için Galatasaray camiasının bir bütün olması, sabırlı olması, birbirini kollaması gerekmektedir. Bu güzel günler bitmesin.


Cuma, Ağustos 21

İzlenecek Adam


Keita, Arda, Baros... Hepsi bir yana Kewell bir yana. Bütün Galatasaray sevgimi bir kenara bırakıp yazsam yine aynı şeyleri yazardım. Gidin izleyin bu adamı. Paranıza kıyın ve izleyin. Bir futbolcu nasıl olur görün.

Topa nasıl vurulur, kafaya nasıl çıkılır, nasıl çalım atılır, nasıl şut çekilir.. Kewell futbol öğretiyor. Sadece futbol mu? Değil tabi. Yedek kalıp oyuna girince ne yapılır, gol pasını veren arkadaşın nasıl onore edilir, taraftarla ilişki nasıl olur.

Bizden iki üst kuşak Prekazi'yi izledi stadyumlarda. Hagi'yi genelde televizyondan izledik, stadyumda çok göremedik, onun kaymağını bizden bir boy büyükler gördü. Bizim gençliğimiz Kewell'a teslim oldu. Galatasaray'a gelen solaklar iz bırakmaya devam ediyor.

Gidin izleyin dedim ama bu adamın her maç oynama garantisi yok. Bu da enteresan aslında. 1 haftada 2.defa Kewell'ı izledim. Ne güzel bir hafta.

Pazartesi, Mayıs 25

Allah'ın Lütufları

Allah bize de nasip eder inşallah. Tugay, bir gün Sami Yen'de jubile yapar da biz de onu ayakta alkışlarız. Kapalı'nın önüne kadar gelir şu sahneyi yaşarız inşallah. Tribünde maç izleme alışkanlığını 2000-2001 sezonunda kazandım. Haliyle Tugay yoktu, Hagi'nin son senesiydi. Doyamadık. Klas ve yetenekli adamlara hasret kaldık. Ta ki bu sezona kadar.
Tugay Türkiye'den Ada'ya gitti. O da Ada'dan Türkiye'ye geldi. Allah bize en azından onu nasip etti. Geç bulduk, çabuk kaybetmeyelim. Tugay'ın yaptığını yapma. Nazan Öncel'in dediği gibi;
Bugüne kadarmış, buraya kadarmış deyipte gitme, lüften gitme..

Cuma, Mart 20

Git


Ne sen bizi hakediyorsun, ne biz seni. Kalma burda, git daha iyi yerlere. Hakettiğin yerlere.

Korkuyorum bir gün seni de ıslıklarlar diye.
Korkuyorum bir gün seni de soyunma odasında kıstırılar diye.
Korkuyorum bir gün seni de harcarlar diye.
Korkuyorum bir gün sabrın taşar ve yanlış bir şey yaparsın diye.
Korkuyorum diğerlerine benzersin ve diğerleri gibi hayal kırıklığına uğratırsın diye.

Ama biliyorum yine de; benzemez kimse sana..