mustafa denizli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mustafa denizli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Temmuz 6

Şampiyonluk Yakın Fotoğrafları Yakın


Yazar: Refet


Kafa kağıdı... Eskilerin bu benzetmelerine hayranım. Şimdi bir sürü 'akil' adam bir araya geliyor ve bir faks makinesine Türkçe isim arıyor ve sonra milletin maskarası olup belge geçiliyor.

Kafa kağıdında yazan doğum yeri kafanızın içinin şekillenmesinde rol oynar mı? Sırf kafa değil tüm azaların, kirpik ucundan tırnağa kadar etki eder. Hele bu coğrafyada.

“Nerelisin?” aslında masum bir small-talk başlatma sorusuydu son 20 yıl öncesine kadar. Sonra şu diyaloglara şahit olmaya başladık:

-Nerelisin?
-X
-Olsun..O da Anadolu sonuçta

-Nerelisin?
-X
-Yananlardan mı? Yakanlardan mı?

GBT’lere 1-0 geride başlamak, askerde ilk tekmil verirken yazıcılığı garantilemek gibi getiri/götürüleri de olmuştur.

“Kesin İzmirli” dediğin kızın “Bilemedin leb...” derken "Baba asker/polis/memur herhalde Çorum değil mi?” deyip 1-0 önde başlamalar gibi..

Hagi ve Sneijder’ın oğlunun doğum yeri İstanbul olması misali...

Beni en çok kütükleri tatil beldesi olanlar şaşırtır. Yukarıda askerlik dedim; askerde tüm İstanbulluları dizilerdeki gibi köşklerde entrikalarla yaşıyor zanneden bir çocuk vardı. Gerçi tüm Kapadokyalıları konakta zannedenler durumu 1-1’e getiriyordu.

Kafa kağıdında Türkiye’nin önde gelen turizm beldelerinden biri yazılıydı. Şu an lahmacun 50 TL’dir lakin o zamanlar durumlar sıkıntılıymış. Köyün 3 geçim kaynağı tütün, balıkçılık ve kahvecilik (1.nesil kıraathane)... Akmasa da damlıyor...

Ailesi tütün işiyle meşgul..O pek sevmemiş. O balıkçı olacakmış, kafaya koymuş. Balığa çıkmadan önce kumsalda (o zaman şezlong yok, varsa bile paralı değildir) top oynarmış (Serhat Akın - Ali Güneş misali teknik gelişir hesabı)... Metin Oktay yazları tatile gelir, su içinde kafa vuruşu çalışır, ondan esinlenip antrenman yaparmış su içinde. Haa bi de sabrı öğrenmiş.

Bir gün bir jip yanaşır, kodaman bir abi buna kart verir ve şehrin 4. bacasız fabrikası olan futbol kulübüne çağırır. Kodaman abi aslında bir doktor. Kulüpte yönetici. Ayrıca “balık” sevdalısı.

Seçmeler iyi geçer ama sene sonu sözleşme imzalanmaz ve geri gönderilir bizim “balıkçı”. Hırs yapar, Serhat Akın misali çalışır kumsalda, şehrin kalesinin içinde gazetelerden kestiği Metin Oktay fotolarına bakarak  domivole çalışır. Bir de yer fıstığı satar.

İl genelinde seçmeler vardır. Bizimki katılır ve tozunu atar sahanın. Orada yöneticiler Manisa’da Arda’yı izleyen Adnan Polat misali “Bu çocuk kim?” derler.

İşler iyi gider. O dönem yerel basın çok güçlüdür. 5 tane yerel gazete vardır. Boy boy resimleri çıkar. Biriktirir tabi. Albüm yapar. Yıldız tabloları, kafa topuna çıkışlar falan..

Bir gün şehre bir film gelmesi gibi, şehre deplasmana oynadığı takımın eski yıldız oyuncusu gelir ve adetten kampı ziyaret eder. (O zamanın Cengiz Ünder’i Altınordu’yu ziyaret ediyor)

Bugün akıllı telefonlardan fotoğraf/video gösterme gibi, o dönemlerde de bu albümler modaydı herhalde. Bu oyuncu tüm topçulara kendi albümünü göstermiş: “Fikri abiniz İstanbul’da hep böle” tadında. Millet -mış gibi yapmış. Erman Toroğlu’nun dediği gibi: “Futbolcu milleti kurnazdır hocam...

Papaz gittikten sonra herkes sallamış arkasından. “İyi adam da kafa açıyor” falan demişler, 'görmemişin oğlu olmuş' yakıştırmaları...

Bizim 'balıkçı' kamp bitip eve dönünce el emeği göz nuru albümlerini balkonda yakmış.

-Sebep?
-Bir gün adımdan bahsedilecekse işlerimle, yaptıklarımla bahsedilsin. Fotoğraf, video, kupür ile desteklemek gerekmesin.

O gün bu gündür evinde ödül/plaket/resim/anı köşesi yokmuş.

Bazen kendimi vizyonsuz ya da eski kafa veya romantik olarak nitelendiriyorum. Ben hocamın yerinde olsam İran’a falan ne gideyim bu saatten sonra. En kötü Altay’ın başına geçip onu çıkarmaya çalışırdım. Gittiği kulüplere fizyoterapisti, antrenörü ile birlikte 'balıkçısını' da götüren Denizli, yine iyi havyar için mi gitti İran’a acaba?



Kafa kağıdı önemlidir dedik ya; bu hikayeye bakarken denk geldi. Deepweb’de hocaya sallayanlar var. Hocamın annesi Selanik, baba Giritli ya.... İsmi de 'Işık' olacakken 10 Kasım’da doğduğu için 'Mustafa' olmuş. Komplo teorileri kurulmuş. Hatta Aziz Nesin ile olan dostluğu için bile “var bir şeyler” denmiş. Şerafettin Elçi’nin kızı ile evlenip boşanması, ilk eşinin Musevi olması, İran polis takımını çalıştırması. Bu sene yine İran’a gitmesi. Yazı yazıldığı sıralarda “Trump, İran’a saldıracak” deniyordu.

Belki yasal mermisiyle bir komiser değil ama bu coğrafyada hep muhbirler “Ali Güneş’i çıkar da, Baliç’i al” tarzı akıl verir, GBT ister.

Salı, Mart 19

Rizeli Mustafa


Çeşme'de doğdu, Rizeli oldu.

Karadeniz fıkrası anlattı herhalde, bereyi de takmış balığa çıkacak.

Cumartesi, Şubat 16

Denizli'ye 4 Atan Hoca



Besim Durmuş, Mustafa Denizli'ye 4 gol attı. 

Mustafa Denizli kariyerinden kaç kere 4 farklı yenilgi yaşamıştır acaba? Milli takımla; Fransa, İsrail, Arnavutluk maçları vardı mesela. Son yenilgisi yine alt ligde Manisaspor ile. İstanbul BB Spor'dan 5 yedi.

Samsunspor'u çalıştıran hoca Besim Durmuş. Kartalspor'un eski futbolcusu, eski teknik direktörü. Teknik direktörken Kartalspor'da pek başarılı olamadı. Şu anda da pek iyi anılmaz. Ama Samsunspor'da başarılı işler çıkarıyor. Gerçi onun takımına yapılan takviyeler çok iyiydi. Hoca iyi bir takım buldu. Mesela hayran olduğum solaklardan biri Dimitrov 3 gol attı bugün. 

Sadede gelelim, efsane teknik adamın takımı 4 gol yedi. 4 gollü tarafın hocasına tebrikler; Besim Durmuş... 

Çarşamba, Şubat 6

Hoca Hesaplarda





"Üç maçta asgari 7 puan üzerinden hesap yapıyorduk. Ancak üç maçı 6 puan ile kapattık. Maç başına iki puanın altına düşmememiz lazım. Bu oran 2,2 olursa hedefimize daha rahat ulaşırız. Ancak yüzde 50'si yeni oyunculardan kurulu bir takım için üç maçta altı puan iyi bir tablodur'"

Mustafa Denizli


Bir de kehanet beklerdim ben, "şu haftada lider oluruz" tarzı ama buraso PTT 1.Lig, planlar işlemez, kehanetler tutmaz.

Çarşamba, Eylül 28

Uğur Sevdası

Yeni bir reklam çıkmış. Mustafa Denizli oynuyor. Bir takımın hocası rolünde. İzliyoruz. Biz de kimk çocuklarız ya, hemen espiri yapıyoruz:

"Hoca, bari reklamda da Uğur İnceman'ı oynatsaydı, onsuz yapamaz."

Sahne değişiyor, takım sahaya çıkıyor. Bakıyoruz ki Mustafa Denizli, reklamda da sevdasından vazgeçmemiş.


Pazar, Eylül 13

Emekli

Nobre, Bobo, Holosko, Fink yedek. Ekrem Dağ önlibero. 4 haftadır kaleni koruyan ve belli bir form grafiği tutturmuş Hakan Arıkan'ın yerine Rüştü tercihi. Yenilen komik goller. Mustafa Denizli hızla emekliliğe koşuyor da koşarken yanında Beşiktaş'ı da götürüyor. Formsuz bir teknik direktör seçimleri bunlar. Ama Süper Kupa finalinden beri yüzünde olan iştahsızlık asıl büyük tehlike. Salı günü şapkadan tavşan çıkarmak gerekecek.

Salı, Ağustos 25

Fark


Karga niye sevilmez anlamam. Aslında ben de sevmem. Daha doğrusu baya korkarım. Zaten hayvanların çoğundan korkarım ama kargadan daha bir korkarım. Ama saygı duyarım kargaya. Akıllıdır. Keşke tüm düşmanlarım, tüm korkularım kargalar gibi olsa. Karganın (The Crow filminin bundaki payı yadsınamaz) daha farklı anlamlar taşıdığını düşünürüm zaman zaman.

Neyse efendim, sonuçta karga buralarda hakaret anlamında kullanır. Mustafa Hoca, kargalar derken tam olarak kimi kastetti bilmiyorum. Ama onlara iyi şeyler demek istemediği ortada. Yazının başlığı olan fark nerede peki?

Bu lafı Fatih Terim dese acaba ne olurdu? Ders almam ders veririm derken hocayı eleştirenler, kendilerine karga dendiğinde neden aynı tutumu sergilemez? Yoksa Mustafa Denizli'de bir şeytan tüyü mü var.

Bu fark herhalde bundan kaynaklanıyor. Adanalı Fatih Terim sert ve asabi görünümlü. Onun saldırganlığı çok bariz. O nedenle o saldırdığı anda anlıyorsunuz onun tutumunu. O nedenle siz de saldırıyorsunuz.

Ama Mustafa Denizli öyle değil. En sinirli anlarında, mesela takımları gol yediğinde, Terim kendini yerlere atarken, Denizli suyundan bir damla su içer ve gülümser. Böyle bir fark var.

Hal böyle olunca Denizli birine karga dediği zaman "ya hoca yine kinayeli konuşmuş, neyse Çeşme'de bir rakı balık yaprız karşılıklı o zaman konuşuruz" mu deniyor acaba?

Terim'den böyle bir laf gelse, "adam masaları yumrukladı, olmaz böyle birşey biz boş adam değiliz, Adana'ya benzemez burası biraz adab öğrensin" mealinde şeyler söyleniyor belki de. Ardından da olaylar gelişir.

Veya ben bunca satırı can sıkıntısında yazdım. Hiç böyle bir fark yok. Tek fark Fatih Terim'in 14 sene boyunca Galatasaray forması giyip takım kaptanlığı yapması ve sonra teknik adam olarak 1996-2000'i yaşatması. Mustafa Denizli ise her camiada çalışıp, hiç bir camiaya yakınlık duymaması nedeniyle herkese yakın durabilmiş. Belki de ikilye yaklaşım farkının kaynağı budur.

Çarşamba, Nisan 29

2001 ile 2009 Arasındaki 10 Benzerlik


Bu blogu sık sık takip edenler bilir ki 2000-2001 sezonuna bir tutkumuz var. Severiz o sezonu, 2001 baharını. Her ne kadar şampiyon Galatasaray olmasa da... O yılı, Fenerbahçe, Mustafa Denizli ile şampiyon bitirdi. Şimdi Mustafa Denizli Beşiktaş'ın başında, yine şampiyon olma ihtimali oldukça fazla. Türkiye'nin en kariyerli hocalarından birinin son kazandığı şampiyonluk sezonuyla bu sezon arasında benzerlikleri ortaya dökelim. Hem nostalji olsun hem bakalım tarih tekerrürden ibaret mi?

1-) Uzun Süren Şampiyonluk Hasreti: Mustafa Denizli 2000 yazında Fenerbahçe'nin başına geçtiğinde şampiyon Galatasaray'dı. Ezeli rakip 4 sene üst üste kupayı kazanmıştı. 4 senelik şampiyonluk hasretinin camiaya yanısması Galatasaray'ın başarılarıyla bir ömre tekabül ediyordu. 4 sene önce, 1996'da kazanılan şampiyonluk 1989'dan sonra gelmişti. Yani 11 sezonda kazanılan 1 şampiyonluk. Beşiktaş işe bu konuda daha sıkıntılı. 1995 yılından beri sadece 1 şampiyonluk kazanıldı. O da 100.yıl etkisiyle kazanılan bir zafer. 13 senede kazanılan 1 şampiyonluk camianın bu sezonki isteğini daha da arttırıyor.

2-) Başarısız Başkanlar: Mustafa Denizli, Fenerbahçe'de Aziz Yıldırım ile beraber çalıştı. Şu an belki de kamuoyu tarafından en başarılı kulüp başkanı olarak gösterilen Yıldırım aslında 2001 yılında son şansını kullanıyordu. Galatasaray'ın 3 şampiyonluğunda ve 1 Avrupa Kupası'nda Fenerbahçe Başkanı olarak onun adı yazıyordu. 2001 şampiyonluğu gelmeseydi belki de bugünleri aynı koltukta oturarak göremeyecekti. Zaten kazanılan zaferden sonra görevden ayrılıp daha güçlü bir şekilde geri dönmesi de uzun süre tartışılmıştı.

Bu sezon Mustafa Denizli, Yıldırım Demirören ile beraber çalışıyor. 2003 yılında yönetimde olan Demirören daha sonra görevinden istifa etmiş, 2004 yılında kaçan şampiyonluğun ardından istifa eden Serdar Bilgili'nin yerine başkan seçilmişti. 5 sezonda 2 Türkiye Kupası dışında somut bir başarı ortada yok. Ve belki de 2001 yılındaki Aziz Yıldırım gibi son şansını Mustafa Denizli ile kullanıyor.

3-)Yusuf Şimşek-Rüştü Rençber: 2001 yılında şampiyon olan kadronun kalesinde Rüştü vardı. O Rüştü 1 yaz sonra dünyanın en iyi kalecisi oldu. 2002 Dünya Kupası'nın yıldızı olarak Barcelona'ya gitti. Sonra Fenerbahçe'ye geri döndü ama 2007 yazında Beşiktaş'a geçti. Ve bu sezon Mustafa Denizli ile yollar bir kez daha kesişti. Bitti gözüyle bakılan Rüştü şu anda eski günlerinden çok farklı değil.

Yusuf ise çok farklı. Denizlispor'dan büyük umutlarla İstanbul'a gelen Yusuf beklentileri karşılayamadı. Yeteneklerine kimse bir şey diyemezdi ama en güzel yaşında farklı olaylara daldı. Yine de şampiyonluk maçında golünü atarak Mustafa Denizli'ye güzel bir hediye verdi. Yeteneklerine duyulan güven onu biraz daha Samandıra'da tutsa da Anadolu'ya geri dönmekte gecikmedi. Futbolunun son döneminde "küçük takımların büyük topçusu" sıfatından kurtulmak için bir kez daha İstanbul'a geldi. Hem de Trabzonspor, Bursaspor ve Beşiktaş'ı birbirine düşürerek. Gelişinden daha büyük olay oynadığı futbol oldu. Çoğu maçta puanlar onun sayesinde geldi. Son Eskişehirspor maçında attığı gol (asist demiyorum) bunun en gerçekçi örneği oldu.

4-) Doğu Avrupalı Yabancılar: 2001 sezonunda Fenerbahçe K.Andersson dışında kariyerli yabancılara sahip değildi. Fenerbahçe taraftarı için alışılmamış bir durumdu. 80li yıllardaki akım gibi Yugoslav kökenliler Kadıköy'ü doldurmuştu. Nicola Lazetiç, Milan Rapajç, Zoran Mirkoviç ve hatta Türk vatandaşı Mert Meriç ve hatta daha doğudan, Ortadoğu'dan, İsrail'den Haim Revivo şampiyonluk kupasının uzun bir aradan sonra Saraçoğlu'na getiren kadronun en önemli isimleri oldular.

Bu seneki Beşiktaş'ta da Doğu Avrupalılar ağırlıkta. Slovak Flip Holosko, Çekler Zapo - Sivok, ve hatta Alman Fabian Ernst. Doğu Avrupa'nın son temsilcileri olarak Beşiktaş'a geldiler ve mayıs ayına girilirken İnönü kapalısına şampiyonluk heyecanı yaşatıyorlar.

5-) Avrupa Kupası Maçı Oynamamak: Mustafa Denizli'nın Fenerbahçesi bir önceki sezon tarihinin en kötü sezonlarından birini yaşadı. Haliyle 2000-01'de Avrupa Kupaları'na katılamadı. Galatasaray'ın o sene Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynaması maç yoğunluğu açısından sarı-lacivertli takıma avantaj sağlamıştı. Beşiktaş bu sezon Avrupa Kupaları'na katıldı. Geçen sezonun son haftasında 10 dakikada Manisaspor'a gol yağdırması olmasaydı o da olmayacaktı. Mustafa Denizli ise Avrupa Kupası'ndan elenen bir takımın başına geçti. Yani takımın başına gelmesi Kharkiv'den yenilen 4 golün sebebiydi. Hal böyle olunca Denizli yine Avrupa maçı oynamadan sadece lige odaklandı.

6-) Mayısın İlk Haftası İç Sahada Derbi Maçı: Fenerbahçe'ye şampiyonluğu getiren maç kesinlikle 6 Mayıs 2001'de oynandı. Fenerbahçe, Galatasaray'ı konuk etti. Kazananın şampiyon olacağı maçta Saraçoğlu ilk defa 42.000 kişiyi buluyordu. Taraftar desteğiyle saldıran Fenerbahçe, rakibini son dakikaları çok heyecanlı geçen maçta 2-1 mağlup etti. Forvet arkası oynayan Ali Güneş ve Yusuf'un golleri skoru 2-0'a taşıdı. Mustafa Denizli'nin kumarı tutmuştu.

Bu sezon mayıs ayının ilk pazarı 3 Mayıs'a yani bugünün 5 gün sonrasına denk geliyor. Mustafa Denizli bu sefer Beşiktaş'ın başında. Rakip Fenerbahçe. Ev sahibi Mustafa Denizli'nin takımı. Taraftar desteği arkada. Bakalım Mustafa Hoca bu sefer ne yapacak?

7-) 2 Deplasman Arası 1 Final: Daha önce yazmıştık, ayrıntısı burada. http://pivotsantrfor.blogspot.com/2009/04/2-deplasman-aras-1-final.html

8-) Son Maç Deplasman: Son haftaya kadar şampiyonluk yarışı sürer mi bilinmez ama sürerse Mustafa Denizli yine son maçta sıkıntılı bir deplasman maçı oynayacak. 2001 Mayısında Fenerbahçe'nin rakibi Samsunspor'du. İlhanlı,Tümerli, Ali Akdenizli takım 1-0 öne geçerek korku dolu anlar yaşattı rakibine. Ama Denizli maçı Revivo sayesınde 3-1'e taşıdı ve şampiyonluk geldi.

Fenerbahçe'nin yaşadığı o korku dolu anlar 2006'da son anlara kadar devam etti ve şampiyonluk verildi. O maç Denizli'de oynandı. Bu sezon Mustafa Denizli ve Beşiktaş son maçını yine deplasmanda Denizli Atatürk Stadı'nda oynayacak.

9-) Anadolu İhtilali: Fenerbahçe'nin şampiyon olduğu 2000-2001 sezonunda şampiyonluk kovalayan takımlardan biri Anadolu'dandı. Gaziantepspor son haftalara kadar şampiyonluk yarışındaydı. Ama Kadıköy'de 3-0'dan maç verince bir rüya sona erdi. Bu sezon Sivasspor Beşiktaş'ın tek rakibi. 2001'den beri ilk defa bir Anadolu takımı şampiyonluğa bu kadar yaklaştı.

Manisyon Ödülü( 10'a tamamlansın diye) Yerli Mafya vs Brezilya: Bu biraz Galatasaray ile ilgili. Mustafa Denizli'ye puan tablosunda en yakın İstanbullu 2001 yılında da bu sezonda da Galatasaray. Ve Galatasaray aynı filmi iki sezonda da vizyona sokarak şampiyonluktan uzaklaşıyor.Birbirine çok benzeyen Jardel ve Lincoln olayları totalde en çok Mustafa Denzili'ye yaradı.

Cuma, Nisan 24

2 Deplasman Arası 1 Final


Kupa Finali hakkında ilerleyen zamanlarda daha çok konuşuruz. Şimdi biraz nostalji yapalım. 2 deplasman arası oyanan finali hatırlatalım. Efsane sezon diyerek defalarca andığımız 2000-01'e bir yolculuk yapalım.

Bu sene kupa finali 13 Mayıs'ta oynanacak. Yeri belli değil ama İzmir ve Kayseri arasında gidip geliyor ağır abiler. Beşiktaş'ın fikstürü çok enteresan bu açıdan. 10 Mayıs'ta Ankaraspor ile 17 Mayıs'ta Ankaragücü ile oynayacak Beşiktaş. İki maç da Ankara'da. Yani takım İnönü'den bir çıkacak pir çıkacak ve sezonun düğümünü dışarda oynayacağı 3 maçla çözecek.

Bu durumun benzeri 2000-2001'de de yaşanmıştı. O zaman bu duruma düşen takım Fenerbahçe'ydi. Beşiktaş'ın bu senenin finalindeki rakibi. Ve asıl ilginç tesadüf o Fenerbahçe ile bu Beşiktaş'ın başındaki kişi aynı: Mustafa Denizli.

Bazı futbol ulemaları bu sezona "en zevkli sezon" desin bizim için 2001 baharı bambaşkaydı. Galatasaray şampiyonluğu kaybetmişti belki ama o sene yaşadıklarımız herşeye değerdi. Özele kaymasın. O sezon ligde 3 takım çekişiyordu. Fenerbahçe, Galatasaray ve Anadolu İhtilali'ni yapmaya bu sezonki Sivasspor'dan daha çok yaklaşan Gaziantepspor. Ligde ve kupada devam eden ise Fenerbahçe takımıydı. Bu sezon mayıs ayında Beşiktaş'ın başına gelecek olan durumu Fenerbahçe nisan ayında yaşamıştı.

Nisan ayının ilk gününde Kadıköy'de Adanaspor'u 4-0 yenen Fenerbahçe bahara umutlu başladı. Golleri yarı yarıya paylaşarak Ali Güneş ve Milan Rapajç attı. Aynı hafta Galatasaray derbide Beşiktaş'ı Jardel ve Serkan ile geçerek Real Madrid maçına hazırlanmaya başladı. Fenerbahçe ligde lider, Galatasaray 6 puanla ve bir maç eksiğiyle arkasından geliyordu. Gaziantepspor da sarı-kırmızılı takımla aynı puandaydı. Nisan ayı böyle başlamıştı.

O maçtan sonra Fenerbahçe'nin zorlu fikstürü başladı. Mustafa Denizli zorlu virajın öncesinde, " İstanbul'a 6 puan ve 1 kupayla döneceğiz." dedi. İlk maç Denizlispor maçıydı. 5 sene sonra aynı stadyumda şampiyonluğu kaybedeceğini bilmeyen Fenerbahçe umutlu gitti Denizli'ye. 7 Nisan'da oynanan maça Denizlispor; Süleyman Küçük, Ali Tandoğan, Hakan Çimen, Abdel El Saka, Mohammed Youssef, Tolunay Kafkas, Ahmed Hassan, Levent Kartop, Timuçin Beyazıt, Coşkun Birdal ve Malili Colibali 11'iyle çıktı. Bu kadroyu Fenerbahçe'nin karşısına çıkaran isim Yılmaz Vural'dı.
Fenerbahçe Oğuz,Ali Güneş, Mustafa Doğan, Zoran Mirkoviç, Celil Sağır, Haim Revivo, Milan Rapajç, Mert Meriç, Samuel Johnson, Nikola Lazetiç ve Serhat Akın'lı kadroyla çıktı. Maçın başında Johnson ile öne geçen sarı-lacivertliler önce A.Hassan'a sonra da Coulibali'ye engel olamadı ve 2-1 mağlup ayrıldı sahadan. Maçtan sonra Vural "bu takımı bana verin 3 sene üst üste şampiyon yaparım." dedi. Yılmaz Hoca'ya hala büyük takım verilmedi. Mustafa Hoca 8 sene sonra yeni bir takımla yeni macerasında. Fenerbahçe için bu kayıbın tesellisi Yozgat'tan gelen haber oldu. Real'i 2-0 geriden gelip 3-2 mağlup eden Galatasaray, Yozgat karşısında zor anlar yaşadı. Figo'ya, Raul'a dur diyen takım Ayew ve Preko karşısında döküldü. Şampiyonluğun diğer adayı Gaziantepspor, Ç.Rizespor'a 2-1 mağlup olunca puanlar aynı kalmıştı. Fenerbahçe'nin kaybettiği bir şey yoktu yani. Kazandığı ise şampiyonluk yolunda yeni bir rakipti. Erzurumspor'u mağlup eden Beşiktaş liderin 9 puan gerisinden gelip son kozlarını oynayacaktı.

11 Nisan'a geliyoruz. Muhteşem bir gün. Sadece ben yaşadıklarımı anlatsam bu yazının iki katı kadar yazı çıkar. Gün önce Saraçoğlu'nda başladı. Galatasaray erteleme maçında İstanbulspor ile karşılaştı. Bugün hala konuşulan maçın ilk 15 dakikasının sonunda skor 2-2 olmuştu. Önce Sertan attı, Arif cevap verdi. Sonra Alban Bushi attı Serkan cevap verdi. Arif'in Hat-trick yaptığı maçta kazanan 5-3'lük skorla Galatasaray oldu. Tribünlere giriş çıkışlar, yaşananlar ayrı bir yazı konusu. Ama biz asıl konuya geri dönelim. Fenerbahçe aynı saatlerde Kayseri'de şimdi olmayan Atatürk Stadı'nda yıllardır süren (şimdi hala süren) kupa hasretini dindirmek için son hazırlıklarını yapıyordu. Kayseri'deki maçta Fenerbahçe'nin rakibi Samet Aybaba'nın Gençlerbirliği takımıydı. Denizlispor maçında olmayan Baliç, Andersson ve Rüştü bu maçta sahadaydı. Denizli deplasmanında golünü atan o senenin yıldızı Sameul Johnson yine golünü attı. Maç onun golüyle başladı ve yine ardından rakipten 2 gol geldi. Önce Mbayo, sonra da Rüştü'nün korkulu rüyası Ümit Karan attı. Normal sürede son sözü Andersson söyledi. O sezon sakatlığı nedeniyle takımdan uzak kalan ama Serhat'ın oynamasına vesile olan İsveçli skora dengeyi getirip maçı uzattı. Uzatmalarda gol olmayınca kupa galibini penaltılar belirledi. Alkaralar Andre Kona, Tolga Doğantez, İsmail Güldüren ve Thomaz Zbedel'in sayılarıyla kupaya uzandı. Maçın yıldızı ise 90 dakika içinde coşan, penaltılarda ise nirvanaya ulaşan kaleci Patrick Nijs oldu.

Kupayı Kayseri'de bırakan Fenerbahçe, ligde de puan farkı 3'e inmiş bir şekilde haftasonu Ankaragücü karşısına çıktı. Ersun Yanal'ın baştan yarattığı Ankaragücü o sezonun ikinci yarısında ters gelecek bir futbol oynuyordu. Ve bu deplasmanda da Mustafa Denizli umduğunu bulamadı. Türk Futbolu'nun kült isimlerinden Cafer Aydın'ın 2 golüne Fenerbahçe sadece kaptan Ogün'le cevap verince puansız ve kupasız İstanbul'a döndü.

Ankaragücü'nün daha sonra Galatasaray'a hazılardığı süpriz, Fenerbahçe'nin bu maçtan 1 hafta sonra oynadığı ve yine mağlup duruma düştüğü maçı, 6 Mayıs 2001'i yazmıyorum. Onların konuyla alakası yok, Mustafa Hoca'nın daha önce yaşadığı şeyi bir kez daha hatırlatmak istedim. 1 haftada 3 deplasman. Güzel seneydi 2001, benzerlerini yaşamak nasip olsun....