pique etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pique etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mart 23

Son 10 Numara


Gerard Pique... 2010 Dünya Kupası'nı kazanan İspanya'nın en önemli futbolcularından biriydi. Barcelona formasıyla bayrak adamlığa kadar ulaşmıştı. Dünya futbolunda stoperin tanımını değiştirmişti.

Geçen senenin sonuna kadar Barcelona'daydı ama artık tartışılıyordu. Yaşlanmıştı da. Vedası yakındı. Bir gün ansızın futbolu bıraktı. İçinde bulunduğumuz sezonun günlerinden birinde, bir kasım gününde. Kazandığı Dünya Kupası'nın arasına girmeden hemen önce...

1 Kasım günü Şampiyonlar Ligi maçına çıktı, ardından vedasını açıkladı, 5 Kasım günü son kez Camp Nou'ya çıktı. Her şey bir anda oldu. Sezon planlamasında yer alan bir oyuncu, eskisi kadar çok olmasa da, oynayabilir vaziyetteyken bıraktı futbolu.

Tabi ki Pique'nin başka planları vardı. O artık bir iş insanıydı. Yarattığı Kings League, bir modadan daha fazlasına dönüşebilir ve ileride ondan daha çok bahsedebiliriz.

Fakat onun vedası görülmemiş bir şekildeydi. Nadirdi. Ama bu sefer aynı sezon içinde; bu sefer Mesut bıraktı. Nadir olan durum, son beş ayda iki kez yaşandı.

Tabi ki her iki oyuncunun ortak yönleri de var farkları da... Mesut artık o eski seviyesinden çok uzaktı. Üstelik uzağa düşmesi de yeni değildi. En az dört senedir yoktu. Sahada görülüyordu ama o görünen Mesut Özil değildi.

Oysa bir zamanlar Ronaldo ve Messi'den başka birini izlemek isteyenlerin başvurduğu adresti Mesut. En azından benim için öyleydi. "Normal olanların en iyisi"ydi.

Pique ile de karşılıklı çok oynadılar. Real - Barcelona rekabetinin son iyi zamanlarıydı o yıllar. Zaten Mesut bir Real futbolcusu kalacak akıllarda. Arsenal'de daha çok sezon geçirmesine, Dünya Kupası'nı Arsenal'deki ilk sezonunun ardından kazanmasına rağmen. Çünkü Mesut'un Real dönemi bir futbolda izlediğimiz sanat gösterilerinden biriydi. Muhteşemdi. Son 10 numaraydı belki de. Ronaldo'yu santrfor yapan isimdi hatta. Sol ayağına mancınık, sağ ayağına mıknatıs takarak çıkardı sahaya.

Bu tip övgülere mahzar olan çok oyuncu vardır. Bir şekilde kariyerlerinin sonunda sallantı geçirmiş olabilir ama hepsi bir şekilde kıyıya sakince yanaşmasını başardı. Ronaldo, Ronaldinho... O sallantılı kariyer sonları genelde Güney Amerikalılara denk gelir zaten. Nasıl bir Alman'a denk gelebilir? O Alman, Zonguldaklı olunca iş değişiyor işte...

Dünya Kupası'nı da kazanan çok oyuncu vardır tarihte. Bazıları tesadüfen denilebilecek bir şekilde kadroda yer bulmuştur. Fakat Pique ve Mesut başkaydı. Onlar en yüksek seviyeye çıkmış ve uzun süre kalmış oyunculardı. Mesut da Pique'den farklıydı. Sonuçta bir 10 numaraydı. Cambazdı. Sanatçıydı.

Sezon devam ederken futbolu bıraktıklarını açıkladılar. "Sezon sonunda futbolu bırakacağım" duyurusu değildi yani, bir anda bitirdiler her şeyi. Sıkıldılar. Tak etti bir anda bu, ömürleri boyunca oynadıkları ve büyük kısmında çok iyi oynadıkları oyun. Pique'nin başka planları vardı gerçi. Onun kafada bitmişti futbol...

Futbol ise önce Mesut'u bırakmıştı. Çok önceden bırakmıştı. Mesut didinse de olmuyordu, olmayacaktı. Arsenal tercihine yanlış demek biraz haksızlık ve sonuç odaklı olur. O Real günlerinin üzerine bir Premier Lig yakışırdı. Almanya Milli Takımı'nı bırakması da doğru bir duruştu. Fakat sonrasında hep yanlış kararlar geldi Mesut'tan. Belki de en doğru karardı dünkü. Fazla uzatmamalıydı zira fazla uzamıştı!

Yine de futbol tarihine damga vurmuş insanların sahneden böyle çekilmesi beni üzüyor. Bir veda turu yaparak çıkmaları gerekirdi son sezona. Kobe'nin NBA'de yaptığı gibi mesela. Gerçi Mesut için şartlar buna uygun değildi. Veda turu bile tribünleri gezerek olurdu anca. Yine de; tatsız oldu işte...

O kariyere, o sol ayağa, o paslara hiç yakışmadı. 

Buraya gelen Mesut değildi. Yüzünden belliydi mesut olmadığı.... Belki böyle avutabiliriz hikayeyi. Son sayfaları yırtarak. 2014'ten sonrasını keserek. Kurtarır mı? Bernabeu'ya bıraktığı iz her şeyi kurtarmaya yeter sanki...

Cumartesi, Ocak 21

Kazanç ve Kayıp



Blog tarihinin en çok okunan yazılarından biriydi bu. Sık sık paylaşıldı. Seneler içinde güncelliğini hiç yitirmedi.

Gerard Pique, tarihin en iyi futbolcusu değildi belki ama tarihinin en özenilecek sporcusu gibiydi. 

Fakat son dönemde işler değişti. Son 3-4 yılda antipatik bir karaktere dönüştü. Çok fazla falsosu ortaya çıktı. Pandemi zamanında kulübü ile yaptığı maaş görüşmeleri, şirketinin karıştığı yolsuzluk iddiaları, 12 yıllık sevgilisi Shakira'yı aldatması ve daha fazlası...

Futbolu bırakmak zorunda kaldı. Erken değildi belki ama ani oldu. Onun gibi bir kariyerin son vedası böyle olmamalıydı. Shakira ile ayrıldı. bir zamanlar 'geleceğin başkanı' olarak görüldüğü Barcelona'da eski sempatisini kaybetti.

Yine de bu adam halen kazanan mı yoksa yeni bir kaybeden mi çözemiyorum.

Pique, son olarak Shakira'nın şarkısı ile yeniden gündeme geldi. İlk başta herkes Shakira'nın bu atarlı giderli şarkısıyla Pique'nin karizmasını çizeceğini düşündü. Fakat bana kalırsa, nasıl gerçekleşeceğini anlamadan tam tersi oldu.

Shakira'nın ağırlığı ve karizması daha çok zedelendi. Davanın haklı tarafı olan Kolombiyalı, bir anda Demet Akalın'a döndü.

Şarkı sözlerini zaten duymuşsunuzdur. Shakira, "bir Rolex'i Casio ile takas ettin" diyor. Şarkının yayınlanmasından hemen sonra Casio piyasada değer kaybediyor. Fakat Pique ne yapıyor? Yeni projesi Kings League'e Casio'yu sponsor yapıyor. Hem kendisi bir sponsor kazanıyor hem de Casio kendini toparlıyor.

Benzer bir durum Ferrari-Twingo mısrası için de geçerli. Twingo'nun durumu biraz daha farklı. İlk başta Twingo için negatif bir durum söz konusu değildi ama özellikle Casio'nun hareketinden sonra Twingo da kült haline geliyor.

Neyse bunlar detay... Sonuç olarak Pique kaybederken yine kazanıyor.

Barcelona'dan ayrıldıktan sonra  (hatta ayrılmadan önce) bir iş insanına dönüştü. Belki de daha çok para kazanmaya başladı. Kings League de birçok ülkeye yayılacak bir proje gibi duruyor. Acun Ilıcalı bunu beğendi!

Sponsor da kazanıyor. zaten. Öte yandan İspanya'da birçok insan, bu üçgende Ferrari'nin 22 yaşındaki Clara olduğunu düşünüyor. Tabi ki iki hanımefendiyi kıyaslayacak değilim ama Clara da bbu sayede 'yuva yıkan kadın' imajından popüler bir figüre dönüştü. Bu arada kendisi bana göre özellikle bazı fotoğraflarında Shakira'yı andırıyor. Uzun süreli ilişkilerde eşlerini aldatan insanların, partnerlerine benzeyen insanlarla sevgili olduklarını gözlemliyorum. Zira eşlerini fiziksel olarak beğenmeye devam ediyorlardır zaten ama ilişkide daha çok karakter uyuşmazlığı yaşanır, sıkılmalar baş gösterir ve 'yeni' kişi benzer fiziksel özellikleriyle hayat girince karakter olarak daha ilgi çekici gelir.

Bu da ayrı bir konu...

Sonuç olarak Pique kazanan mı kaybeden mi bilmiyorum. İspanya'da son dönemde şöyle deniyor: "Pique'ye saldırırken dikkat edin, zira o, ona yolladığınız oklardan faydalanmasını iyi bilir."

Kelimesi kelimesine böyle değil tabi de ana fikir bu. Yani ona saldırdığınızda zararlı çıkan siz oluyorsunuz, o ise bir şekilde kâr etmesini biliyor.

Yine kâr etmiş olabilir. Ama esas olarak son üç senede itibar kaybetti... Gerçi bunu dert eder mi bilmem..

Pazar, Eylül 4

Bari Burada Kaybet

Adam yakışıklı. Uzun boylu, düzgün fizikli. Sporcu zaten. Eli yüzü düzgün. Dünya üzerindeki erkeklerin büyük bir çoğunluğunda olmayan özellikler. Allah vergisi, kıskanmıyoruz, helali hoş olsun.

Adam futbolcu. Dünya üzerindeki erkeklerin yüzde 90'ının çocukken olmak istediği şey. O olmuş. Başarmış. Çalışmış etmiş, belli. Yeteneği de var muhakkak. Allah yolunu açık etsin.

Etmiş zaten. Futbolcu var, futbolcu var. Gebzespor'da futbolcu olmak da var, Barcelona'da da. Bu adam Barcelona'da oynayan azınlıktan.

Barcelona'da futbolcu olmak var, Barcelona'da futbolcu olmak var. Kel stoper Fernando Abelardo Barcelona'da oynadı da ne oldu? Bu adam ise daha şimdiden sayısız kupa kazandı. 2 kere Şampiyonlar Ligi, Dünya Kupası, Avrupa Şampiyonası.. Diğerlerini ben yazmıyorum, belki kendisi bile unutmuştur.

Kız arkadaşı Shakira. Dünya üzerindeki erkeklerin yüzde 90'ının düşlediği kadın bu adamın kız arkadaşı. Biz google'da görsellere bakınca mutlu oluyoruz, aynı kadın bu adamın telefonunda "manita" diye kayıtlı. Kıskanıyor muyuz? Hayır. Yakışıyorlar mı? Kesinlikle. Shakira gibi hatunla bizim bakkal takılmayacak tabi, her ne kadar o "bizim ne eksiğimiz var" dese de.

Adam 24 yaşında, yakışıklı. Şurada da görüldüğü gibi sağlık problemleri de yok.

Adamın hayatında her şey muhteşem. Eksik bir şey yok. Bugüne kadar, bu kusursuz durumu 26 yaşında bir erkek olarak beni hiç rahatsız etmedi. Fakat düne kadardı hepsi...

Bu Pique denen adam, faniliğin sınırlarını zorluyor. Kumar oynamış, pokerde 40.000 Euro kazanmış. Onun için önemli bir miktar değildir belki. Ama be kardeşim, bari burada kaybet. Biz hayatımızın bir noktasında bir kere bir yerde kazanalım diye kıçımızı yırtıyoruz, bu adam ne yapsa kaybetmiyor, sürekli kazanıyor.

Daha 24 yaşında. Mesleğinin zirvesinde, dünya güzeli bir kız arkadaşı var, asrın takımında oynuyor, sayısız kupa kazandı, yakışıklı, parası pulu da var.. Ulan daha ne olsun, hayatında bir şey de yolunda gitmesin, biz de "bak gördün mu bu adam da kaybediyor." diyebilelim.

Kaybetmiyor. Biz de izliyoruz. Böyle giderse 3-4 sene sonra dünyalı, insan, fani, sıfatlarını kaybedecek. Messi uzaylıymış da bu dünyadan değilmiş de... Yemişim Zaragoza defansını ipe dizmesine, her maç 3 gol atmasına. Asıl Pique bu dünyadan değil.