boca juniors etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
boca juniors etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ocak 28

Any Given Sunday



"Pazar, benim için haftanın en güzel günüydü. Sahaya çıkar ve en sevdiğim şeyi yapardım. Futbolu tıpkı küçük kızların oyuncak bebeklerini sevdiği gibi seviyorum. Sahip olabileceğim en iyi oyuncağım futboldu. Ama artık bir taraftar olacağım."

Riquelme de bıraktı. Eskilerden kim kaldı diyeceğim de Riquelme zaten bizim yaşayarak gördüğümüz kahramanlarımız arasında en eskisi değildi. Raul'dan, Del Piero'dan, Totti'den sonra çıktı. En azından Avrupa'ya gelişi çok sonraydı. Bizim lise çağlarımıza denk gelmişti. Çok da eski değil yani ve bu daha da kötü...

Gerçi ben genel anlamda da Riquelme hayranı olamadım. Barcelona'da tutunamadı, sonra Villarreal ile bizi elediler. Bir de Boca'nın tarihin en iyi oyuncusu anketinde Maradona'yı geçmişti. İnternet ile büyüyen yeni kuşak beni şok etmiş ve bunun bendeki geri dönüşü Riquelme antipatisi olmuştu.

Fakat yaşlandıktan sonra onu da sevmeye başladım. Zidane ve Cantona'da da böyle olmuştu. 36 yaşına geldiğine inanmak çok zor, fakat öyle işte. Bizim yaşıtlarımız henüz olmasa da, üst sınıflardaki abilerimizin yaşıtları artık futbolu bırakıyor. Sıra bizimkilere geliyor. Korkutucu.

Riquelme'yi 30'undan sonra niye sevmeye başladım; çünkü futbolu sevdiğini farkettim. Yukarıdaki cümleleri gibi... Sahada bunu hissettiriyordu. Güney Amerikalı topçularda daha yaygın bu durum. Amatör ruhu biraz daha koruyorlar. Sevdikleri içi yaptıklarını fark ediyorlar. Oradan kazandıkları parayla ailelerini geçindirdiklerini biliyorlar, belki de minnet duyuyorlar o futbol topuna. .Avrupalı daha profesyonel bakıyor, yaptığı işi metalaştırıyor, kurduğu bağ daha akli dengelerden besleniyor. Türk topçusunda ise ikisi de olamıyor. İş ahlakı da yok, sevgi de.. O nedenle bizim coğrafyamızdan bakınca Riquelme gibi adamlar nadir görüldüğü için sempatimizi kazanıyor.

Sanırım şimdi değil ama 1-2 sene sonra futbolu bırakan her futbolcu için buraya yazı döşeyeceğiz. Hepsi bize acımasız gerçeği hatırlatıyor. Rahatsız edici. Dünya değişiyor, biz ayak uyduramıyoruz. Zaten, pazar günleri de artık eskisi kadar güzel değil.


Pazartesi, Temmuz 28

98 Boca



Bu Dünya Kupası zamanı Arjantin'e çok dilendik, haliyle boş vakitlerde geçmişe dönük araştırmalarımız oldu.

1998 yılından Boca tribünü. Bir River derbisi öncesi olabilir. Olmayabilir de. Çok önemi yok. Baya iyi. Baya...

Pazartesi, Aralık 5

Güney Amerika Şampiyonları

Dün hem Brezilya'da hem de Arjantin'de şampiyonlar belli oldu. Brezilya'da şampiyon Corinthians oldu ama aynı zamanda bir yıldız da kaydı. Socrates öldü.

Socrates bizim kuşağın topçusu değildi, ama bizim kuşağın izleyemediği en yakın zamanın topçusuydu. Yani, artık kısa bir süre sonra bizim çocukluk kahramanlarımız da ölmeye başlayacak. Kahramanı ölen adam ne yapar?

Belki de kahramanı ölen insanlar için en iyi ilaç bir şampiyonluk kupasıdır. Corinthians şampiyonluk maçına böyle başlıyor. Bütün stad, yönetim (tahmin ediyoruz), futbolcu, taraftar Socrates'i onunla özdeşleşen yumrukla selamlıyor. Ardından şampiyonluk geliyor. Dünyanın gelmiş geçmiş en tüyleri diken diken edici saygı duruşlarından biri olabilir. Dünyanın en anlamlı şampiyonluk günü de olabilir.

Arjantin'de ise cenaze geçen aylarda kalkmıştı bile. River ikinci lige düşünce sokaklarda tabut gezdirilmiş midir acaba? O, buranın adedi. Burada bir de şu vardır, genelde ezeli rakibin kötüyse sen de kötü olursun. Arjantin'de öyle olmamış. River taraftarlarıi küme düştükten aylar sonra Boca'nın şampiyonluğunu izledi.

Güney Amerika'da Aralık ayı.. Şimdi ne güzeldir oralar..

Salı, Haziran 14

Palermo'nun Vedası


Martin Palermo ile ilgili anımız çok. Çok ilginç bir karakterdi. Çok ilginç hikayeleri vardı. Hikayeli topçuları, hikayeli insanları severiz. Bundan sonra ne yapar ne eder bilmiyoruz. Noktayı dünyanın en güzel stadlarından birinde La Bombonera'da koydu. Veya virgülü. Ortadan kaybolacağını sanmıyorum, yeni hikayeleri gelecektir.

Böyle bir veda yaşayan futbolcu azdır; ama bir de kahramanlarının vedasına gelenler var. Bir kahramana sahip olmak da güzel bir şey. Onun özel bir gününde yanında olmak da unutulmaz.

Pazartesi, Mayıs 16

Buenos Aires'in Maçı

Benim için bu derbiyi anlamlı kılan ne tribün ne futbol kalitesi. Öncelikle şehir. Sonra da şehrin insanı için anlamıı. Boca tribünü, Buenos Aires'in bir bölümü. Şemsiyeler açılmış. Rakibe verilmek istenen mesaj ne acaba; stada (yersen) giren şemsiye açılmaz mı?

Herkesin, her tribün bir kahramana ihtyacı vardır. Boca tarihi boyunca kahraman sıkıntısı çekmeyen bir kulüp oldu. Hatta dünyanın en büyük futbol kahramanı oradan çıktı. 21.yüzyıldan arda kalan ise -şimdilik- Martin Palermo (Riquelme ile birlikte). Maçın 2.golünü atan o attı. İlk golü ise River'ın kalecisi Carrizo kendi kalesine attı. Adı Galatasaray ile anılıyor.

Boca tribünü Maraton Alt'ta, üst taraf deplasmana ayrılmış; River Plate'de. Bu kadar yakın yer alan iki ezeli rakip. Türkiye'de olsa meşale savaşları başlardı.

River'ın da kahramana ihtiyacı var. Yenilen takımlar o gün daha çok ihtiyaç duyar kahramanlara. Almeyda yaptığı atarla maçın önüne geçti. Bunu İstanbul'da yapabilecek herhangi bir futbolcu olduğunu sanmıyorum. Belki Lugano. Lugano ile Almeyda'yı aynı paragrafta kullandık; Jesus Almeyda kızmasın.

Pazartesi, Nisan 4

Boca Kazandı


Boca kötü günler geçiriyor. Rakip Estudiantes. Gol yiyerek başlıyorlar maça. Sonra Riquelme atıyor. 4 aydır kendi evinde kazanamayan Boca Juniors, galibiyet istiyor. İkinci yarının ortalarında Palermo oyundan çıkıyor. Riquelme'ye sarılıyor çıkarken. Palermo'nun yerine oyuna giren isim Viatri. Son dakikada atıyor golü. Boca kazanıyor. Bu da böyle bir Arjantin Hikayesi olarak tarihteki yerini alıyor.

Çarşamba, Kasım 17

Eskiler

Martin Palermo & Ariel Ortega


Roman Riquelme & Jesus Almeyda