güney afrika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güney afrika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ocak 11

The Forgiven


Sonda söylenmesi gerekeni en başa yazalım; The Forgiven beklentimi karşılayamadı. Bu bir gerçek. İlgi çekici bir konu ve iyi bir oyuncu kadrosuyla daha iyisini beklerdim. IMDB puanı olan 5.9'a da çok fazla karşı çıkacak değilim. Fakat Türk sinema sitelerinde veya Ekşi Sözlük gibi oluşumlarda film hakkında çok az yorum, yazı buldum. Acaba ABD değil de İngiltere yapımı olması bunda etkili olmuş mudur?

Çok fazla eksik noktadan bahsedebilirim. Biraz fazla didaktik olmuş mesela. İyiler ve kötüler gözümüze çok fazla sokuluyor. Bunu yaparken dini motiflerden de çok fazla faydalanıyorlar. Bu da hoşumuza giden bir durum değil, zira kolaycılık gibi duruyor. Karakterler, olaylar geliştikçe değişmeye başlıyorlar ama onlarım değişimi olayların gelişiminden daha hızlı gerçekleşiyor.  Replikler çok klasik. Zaten birçok hapishane filmi ile benzerlik kurabiliriz. Biraz American History X, biraz In Name of the Father ve daha bir çoğu... Haliyle film sona erince aklımızda çok fazla bir detay kalmıyor. Güney Afrika'da geçtiğini, oraların ırkçılık dosyası ile alakalı olduğunu hatırlayıp detayları unutuyoruz.

Fakat hiç iyi noktası yok da diyemeyiz. Başta Eric Bana olmak üzere, çok iyi oyuncular var. Görsel yönetmenlik kısmında da gözümüzü doyurdular. Yine de yeter mi?  Beni için yeterli olmadı... Fakat bu kadar kıyıda köşede kalması da ilginç...

Cumartesi, Mart 10

Invictus



Invictus'a seneler önce televizyonda rastlamıştım. Filmin tam ortasıydı. O an beni çok sarmıştı ama başını yakalayamadığım için hemen kapamıştım. Merak içinde de kalmıştım. Çok iyi bir film olduğunu düşünmüştüm. Aradan seneler geçtikten sonra aklıma gelince de izlemeye karar verdim.

Ne yazık ki yıllar önceki heyecanımın yanına yaklaşamadım. Çok uğraştım ama olmadı. Hatta ara ara uyudum da...

Eastwood'un yine ilginç söylemleri olan bir filmiyle daha karşı karşıyayız. Film çok ilginç değil gerçi. Kafa karıştıran Eastwood'un kendisi. Onun yapımında yer aldığı tüm filmleri bir araya getirsek bu adamın ne düşündüğünü anlayamayız.

Fikriyat açısından böyle ama diğer yandan da filmin yönetmenliğini de beğenemedim. İlgi çekici konu, iyi oyuncular ama ben biraz soğuk kaldım. Özellikle teknik açıdan izleyiciyi çok yoran ve soğutan bir film. Replik arayan biri değilim ama burada da çok az replik vardı. Belgesel mi yoksa kurgusal sinema filmi mi belli değil. Arada kalmış gibiydi Sahnelerde çok çabuk değişiyordu zaten. Odaklanmak zor oldu.

Biraz, aptala anlatır gibi olmuş. Fazla mesaj kaygısı içermiş. Nelson Mandela kusursuz bir adam gibi anlatılmış ki ben çok büyük karşıtı olmasam da o kadar muhteşem biri olduğuna inanmıyorum. Üstelik öyle olduğunu düşünseydim bile, bu kör göze parmak hali yine itici hissettirirdi.

Film 2009 yapımı, 2010 Dünya Kupası öncesi böyle bir filmin çıkması manidar. Öte yandan ragbi veya rugby; her ne ise harika bir spor. Türkiye'de yaygınlaşmamasına anlam veremediğim iki spordan biridir, diğeri de buz hokeyidir. Akıcı ve kavga dolu; tam buraya göre...


Çarşamba, Ocak 28

Any Given Sunday



"Pazar, benim için haftanın en güzel günüydü. Sahaya çıkar ve en sevdiğim şeyi yapardım. Futbolu tıpkı küçük kızların oyuncak bebeklerini sevdiği gibi seviyorum. Sahip olabileceğim en iyi oyuncağım futboldu. Ama artık bir taraftar olacağım."

Riquelme de bıraktı. Eskilerden kim kaldı diyeceğim de Riquelme zaten bizim yaşayarak gördüğümüz kahramanlarımız arasında en eskisi değildi. Raul'dan, Del Piero'dan, Totti'den sonra çıktı. En azından Avrupa'ya gelişi çok sonraydı. Bizim lise çağlarımıza denk gelmişti. Çok da eski değil yani ve bu daha da kötü...

Gerçi ben genel anlamda da Riquelme hayranı olamadım. Barcelona'da tutunamadı, sonra Villarreal ile bizi elediler. Bir de Boca'nın tarihin en iyi oyuncusu anketinde Maradona'yı geçmişti. İnternet ile büyüyen yeni kuşak beni şok etmiş ve bunun bendeki geri dönüşü Riquelme antipatisi olmuştu.

Fakat yaşlandıktan sonra onu da sevmeye başladım. Zidane ve Cantona'da da böyle olmuştu. 36 yaşına geldiğine inanmak çok zor, fakat öyle işte. Bizim yaşıtlarımız henüz olmasa da, üst sınıflardaki abilerimizin yaşıtları artık futbolu bırakıyor. Sıra bizimkilere geliyor. Korkutucu.

Riquelme'yi 30'undan sonra niye sevmeye başladım; çünkü futbolu sevdiğini farkettim. Yukarıdaki cümleleri gibi... Sahada bunu hissettiriyordu. Güney Amerikalı topçularda daha yaygın bu durum. Amatör ruhu biraz daha koruyorlar. Sevdikleri içi yaptıklarını fark ediyorlar. Oradan kazandıkları parayla ailelerini geçindirdiklerini biliyorlar, belki de minnet duyuyorlar o futbol topuna. .Avrupalı daha profesyonel bakıyor, yaptığı işi metalaştırıyor, kurduğu bağ daha akli dengelerden besleniyor. Türk topçusunda ise ikisi de olamıyor. İş ahlakı da yok, sevgi de.. O nedenle bizim coğrafyamızdan bakınca Riquelme gibi adamlar nadir görüldüğü için sempatimizi kazanıyor.

Sanırım şimdi değil ama 1-2 sene sonra futbolu bırakan her futbolcu için buraya yazı döşeyeceğiz. Hepsi bize acımasız gerçeği hatırlatıyor. Rahatsız edici. Dünya değişiyor, biz ayak uyduramıyoruz. Zaten, pazar günleri de artık eskisi kadar güzel değil.


Cuma, Ağustos 9

Searching for Sugar Man




Film değil belgesel. Ama film gibi belgesel. Müthiş bir kurgusu var. İzlerken şok oluyorsunuz. En baba aksiyon filminde bile böyle bir şok yaşanmaz. Bunun farkı, sanırım gerçek olması. Gerçek olduğunu bilmek aynı anda hem sevindiriyor, hem umutlandırıyor, hem şaşırtıyor, hem üzüyor. Her şey....

Çok fazla yazmak istemiyorum ki, siz de izlerken aynı şekilde şaşırın. Aynı duyguları besleyin. Konu hakkında hiçbir şey bilmiyordum, izledim ve şimdi gerçekten bu adamı "aramaya" başladım. Onu dinliyorum.

Herkesin bir hikayesi var ama önemli olan o hikayenin anlatılabilmesi. Hikaye ne kadar güzel ve etkileyici olursa olsun, anlatıcısı yoksa önemi kalmaz. Bu hikaye geç de olsa anlatılmış. Anlatan adamın birçok yerde ödül alması o yüzden çok normal. 

"Her devrim bir şarkıya ihtiyaç duyar"

FRAGMAN 

SUGAR MAN

Cumartesi, Haziran 12

Açılış


- Dünya Kupası başladı. Hayırlı uğurlu olsun.

- İlk gol Tshabalala'dan. Güzel vurdu çocuk. Yalnız ben şu dakikaya kadar Pieenar sanıyordum.

- Gözler Gio kardeşimizdeydi, iyi oynadı. Bir şutu vardı, gol olsaydı klas olurdu. Maç boyunca her hareketiyle fiyat analizi yaptık. Şu an 7 milyon olmuştur. Olmuş mudur?

- Maçı da çok iyi izlemedik aslında. Güzel muhabbet vardı, güzel insanlar vardı.

- Vuvuzela da duymadım, Ömer Üründül de.. Güzel oldu, Ömer Çatkıç'a yollanan selam Dünya Kupası'nın renklerinden biri olacak.

- Marquez güzel gol attı. Güzel değil aslında, bizim Capone tarzı ama biralarımı bedavaya getirdi kaptan.

- Maçı izlediğimiz yerdeki Afrikalılar da ayrı bir kafa yaşıyorlardı. İlk defa kupa onların mahallesinde, onlar bizim mahallede.