israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Haziran 30

Hahataim

2. Dünya Savaşı ile ilgili filmler bitmedi ama şekil değiştiriyor. Eskinin sıklıkla cepheyi anlatan, savaş dönemi ve biraz sonrasına eğilen filmleri artık azaldı.

Bunun iki nedeni olabilir. Birincisi, olayın o kısmına dair söylenecek bir cümle kalmadı. İkincisi ise yeni dönemin insanlarının, 70 yıl önceki savaştan dolayı başka sıkıntıları var. Ve bu dönemin senaristleri ile yönetmenleri artık bu sıkıntıları ortaya çıkarmak istiyor, zira ona aşinalar. Yani toplumsal travmalar, cephedeki acıların yerini alıyor.

Hahataim; İsrail filmi. Bu bile aslında durumu özetleyebilir. Bugüne kadar 2.Dünya Savaşı hakkında Yahudilerin çektiği çok film film izledik ama İsrail filmine pek denk gelmemiştik. Tabi ki sinema endüstrisinin payı ve yeri de önemli ama yine de savaşın içinden doğan bir ülkenin o dönemi bize daha sık anlatmasını beklerdik. Anlatmıştır gerçi ama önümüze de daha çok düşmeliydi.

Şimdilerde yeni tarz hikayelerle önümüze geliyorlar. Zira günümüzün İsrail sinemasının yönetmenlerinin direkt savaşa dair anlatıları eksik veya uzak kalabilir. Fakat toplum dinamiktir. Yeni bir kuşak var. Savaşı görmediler. İsrail'in olmadığı bir dünyayı da görmediler. Yine de önceki nesillerden aldıkları ile kendilerine has bir "sorun"u içlerinde ve ellerinde buldular.

Bu anlamda; filmin adının İngilizce'ye "Past Life" olarak çevrilmesi makul. Hikayemiz bir Yahudi ailesi  ile alakalı. Baba (fena bir şekilde Ercan Kesal'a benziyor) savaşı gören ve o günlere dair sırları olan sert, dominant bir adam. Kızlar birbirinden farklı karakterde olsalar da farklı bir dünyada doğdukları için en çok babalarından ayrılıyorlar. Hem babanın geçmiş yaşamı, hem de kızların yaşamadıkları ama kendi yaşamlarına etkileyen geçmiş yaşamları bu hikayede birleşiyor.

İlginç bir konusu var kısacası. Biraz Incendies filmini andırıyor. Konusu değil belki ama gelişimi, gidiş yolu benzer. Çok fazla bilinmemesine şaşırdım. En azından İsraillilerin ilgi göstermesini beklerdim.  IMDB'de bile çok az oy almış. Sanırım propaganda filmlerini seven toplum için biraz ağır ve gereksiz dürüst gelmiş olabilir. Öte yandan çok başarılı bir film de değil. Beklentiyi yükseltmemek gerek. Fakat ilginç konusu ve merak duygusu nedeniyle göz atmayı hak ediyor.

Cuma, Nisan 21

Peace After Marriage


İsrailli bir kız ile Filistinli bir erkek ABD’de anlaşma evliliği yapıyor ve sonra birbirlerinden hoşlanmaya başlıyor. Tabi Duvara Karşı gibi bir drama değil. Komedi filmi. Zaten evlilik ve hoşlanma kısımları sonradan geliyor. Önce özellikle Filistinli ailenin hayatı, yaşam tarzı, olayı kabullenmeyişini görüp gülüyoruz. 

Basit ve komik bir film. Kötü zaman geçirmezsiniz. Açıkçası güzel diyaloglar var. Ghazi Albulwi filmin hem yönetmeni, hem senaristi hem başrol oyuncusu. Kendisi Ürdün doğumlu ama ergenliğini Brooklyn’de geirmiş. Ortaya da Ortadoğu tarzı Woody Allen filmi çıkmış.

Peki biz nereden geldik bu filme? Zamanında Ertuğrul Özkök’ün yazdığı bir yazıdan. Usta, çok beğenmiş bu filmi. Galasına gitmiş, izlenimlerini bize yazmıştı. Yazının başlığı da “Seks düşkünü bir Filistinli”ydi. Filmdeki karakter ise Filistinli seks düşkününden öte; partner bulamadığı için seks yapamayan ve ailesiyle yaşayan 30 yaşındaki özgüvensiz bir adamdı ama olsun. New York’ta Ortadoğu kökenlerinizle bir film yapıyorsanız, Hürriyet’te ancak böyle yer bulabilirdiniz. Bir de yapımcılarınız Türk olması gerekiyor. Seks + pozitif milliyetçilik bize orta karar bir film izlettirdi.

Tam da bu günlerde; Ertuğrul Özkök Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim sonrası açıklamalarını ‘örnek bir siyaset adamı tarzı’ olarak sundu ve başkanı tebrik etti. Biraz uzakta ise Filistinli mahkumlar açlık grevine başladı ve İsrailli sağçılar hapisanenin önünde mangal yaktı. Biz de ara sıra gülüyoruz işte...

Salı, Temmuz 22

Bahar Gelmedi Buraya


Hani hep diyorlar ya, "Bu çatışma nasıl oluyor da bu kadar uzun sürüyor, senelerdir nasıl oluyor da çözülemiyor".

Aslında cevabı çok basit... Otururken tepki göstermek rahatlatabilir ama sonuç çıkmayacak. İstediğin kadar asitli içeceği sokağa dök.

Üniformalar başkasına verilir, çocuklar büyür, zaman akmaya devam eder...

Zalimin mazlum ile
Celladın kurban ile
Dönüp durduğu bu ateş çemberi,

Bunca delilik daha sürmeye devam edecek...

Cuma, Şubat 1

Beşiktaş 55 - 77 Maccabi Electra




Geçen sene bu aylarda Euroleauge maçı için İpekçi'ye giderken yaşanan coşku hala akıllarda. Evet, bir Galatasaraylı olarak benim hissetiğim duyguların farklı olması normal ama sokağa yansıyan atmosfer arasında bu kadar fark olması normal değil... Vapurda, trende, salon çevresinde derken en son salonda. Sanki Avrupa'nın basketboldaki en üst organizasyonu değil de TBL'deki en iddiasız maç. Seyircisiz diye küçümsediğimiz Anadolu Efes bile, Sinan Erdem'i iyi kötü bir çeşit organizasyonlarla dolduruyordu.

Beşiktaş'tan TOP 16'da zirve mücadelesi yapması beklenmiyordu muhakkak. Kötü sonuçlar olması normal.Hatta, kötü sonuçlardan daha çok, zaman zaman isteksiz oyunlar sergilenmesi taraftarı kötü daha çok üzmüş olabilir. Ama özellikle geçen hafta Siena maçındaki direnci gördükten sonra bu takım desteği hak ediyordu.

Geçen sene sopalı pankartlarla dalga geçen, her maç salonu doldurmayı küçümseyip "biz de yaparız" diyen, yapılan tezahüratı bile eleştiren kitleyi, bu akşam salonda görmek isterdik. Göremedik. Ama tabi bu cümleler salona gelmeyenlere. Salona gelenleri bu bağlamda değerlendirmek haksızlık olur. Maç öncesi sürekli Galatasaray'a küfür olunca ve skor ilk devrede 20 sayı farka ulaşınca o dakikadan sonra bize saracaklarını tahmin ettim. Ama yanılttılar.  Sürekli takıma destek verdiler. Zaten her zaman söylediğim birşey var; eğer az taraftar varsa o gün güzel tribün olur. Oraya gelen şovmen değildir, hesapçı adam değildir, sevdasının peşindedir. Kendileri için anlamlı olan "Ateşini yolla bana" nostaljisi ile başladılar, "Her gece efkarım" iledevam ettiler, "Gündoğdu" ile bitirdiler. Ufak bir eleştiri; çok kopuktular. Sahaiçinde pşduğum için fazla görme şansım olmadı ama sanırım kafa abiler de pek yoktu. Bir bütünlük sağlanamadı tribünde, lider eksiği vardı sanki. Olsun, bu da onların problemi.

Bir de illet olduğum dj rezaleti. Tribün coşmuş, 20 sayı gerideki takımına bağırıyor, mola alınıyor ses daha çok çıkıyor, o sırada dj basit, kötü, rezalet bir kulüp marşını köklüyor. Neden yapıyorsun abi bunu? Neyin şovu. Bırak tribün sazı eline almış zaten, kesme...

 
Tribün böyle, saha içi ise, özellikle Maccabi bench kısmı takım elbiseli adamlarla dolu. Güvenliği sağlayan İsrailliler. Gerçekten ilginçti. İsrail'i hiç görmedim, ama Maccabi benchinin civarı filmlerde gördüğüm 1970'lerin Avrupası gibiydi. Ortada hayat devam ediyor, dış tarafında ajanlar kol geziyor.


Maçı çok anlatmaya gerek yok. Beşiktaş kötüydü. Gücünün yetmemesi normal ama isteksizlik yakışmadı. Erman Kunter de maç sonu basın toplantısında bahane üretmeden açık açık konuştu Takdir etmek bize düşmez, ama kendisi takdir edilmesi gereken bir karakter. Beşiktaş'ın başında uzun yıllar kaldığı müddetçe çok büyük işler başaracaktır.

Maccabi ise saha içinde gördüğüm en eğlenceli, daha doğrusu en çok eğlenen takımlardan biri. Sahaya çıkışları ayrı, oyunları ayrı. Sharpe'ın salonda çalan müziğe kenardan kafa tutuşu, Blatt'ın oyuncularının sürekli sırtına vurması ( basketbol koçlarında buna pek alışkın değiliz)... Bana sempatik geldi.

22 sayı farkla biten bir maç için söylenecek fazla şey yok. Ama organizasyona dair bir eleştiri, değişen Top 16 turu rezalet olmuş, hiç heyecan yok. Umarım eski sisteme dönerler.











Salı, Temmuz 10

Tahliye


Futbol temalı tahliyeler sadece ülkemizde olmuyor. 

Filistinli milli futbolcu ve aynı zamanda üniversite öğrencisi Mahmut Sarsak, uzun zamandır dünya gündemini meşgul etmişti. Buralarda pek dikkat edilmemiş olabilir. Kendisi yaklaşık 3 senedir İsrail'de tutukluydu, mahkeme önüne bile çıkmıyordu ve son aylarda açlık grevine başlamıştı.

Tutuklu olma nedenini bilmiyorduk. Batı Şeria'daki milli takım kampına katılmak için yola çıkmıştı ve İsrail askerleri tarafından gözaltına alınmıştı. Gidiş izni vardı, bunu Filisitin Federasyonu ayarlamıştı ve İsrail'in bilgisi dahilindeydi. Fakat bunlar, onun tutuklanmasına, çölün ortasında sorgulanmasına engel teşkil etmiyordu.

Tutuklandığında 22 yaşındaydı ve UEFA, 2013 yılında yapılacak 21 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası'nın ev sahipliğini İsrail'e vermişti. Genç bir futbolcuyu takımının kampına giderken tutuklayan ülkeye.

Ken Loach, Eric Cantona, Noam Chomsky, Kanoute gibi duyarlı isimlerin yanı sıra Sepp Blatter bile ona desteğini açıklamıştı. Buna rağmen değişen bir durum olmamıştı. Ta ki bugüne kadar.




Daha önceden açıklandı ve 10 Temmuz günü tahliye edileceği duyuruldu. Bugün Mahmut Sarsak, özgürlüğüne kavuştu. Kalabalık bir karşılama tabi ki. Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi içeride daha yüzlerce yargılanmamış tutuklu olsa da sevindirici.


Cuma, Nisan 6

Diamantidis Taşıdı






- Panathinaikos sempatim her geçen sene artıyor.

- Diamantidis'den bağımsız olmaya başladı.

- Jasikevicius'u canlı izledik geçen sene.

- Bir ara telefon çaldı, bir geldim Panathinaikos öne geçmiş. Yoksa çok kötü başladılar.

- Eskiden Yunan tribünlerini "abi aralarına kız almıyorlar, herkes apaçi" diye överdik, şimdi ablalar var.

- Salonda Olympiakos'tan daha iyiler.

- Papaloukas'ın bu salonda maça çıkması, güzel hikayeler.

- Kaymakoğlu & Berberoğlu

- Panathinaikos aklıyla oynuyor. Kaymak'ın 2de sıfır atmasından önceki hücum ne güzeldi.

- Son dakikalar kaç dakika sürdü?

- Maç bitince yanan meşaleler.

- Türk hakem

- Eurolig iyi babalar.