panathinaikos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
panathinaikos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Aralık 16

Onun Gibisi

"Bodiroga her zamanki gibi takıma liderlik etti ama finalin (2002 Kinder Bologna - Panathinaikos) esas yıldızı, dostum İbrahim Kutluay'dı. Böyle bir şutör o-la-maz. Efes'te de birlikte oynadığımız dönemden hatırlıyorum, bugün dahil, hayatımda birçok şutörle oynadım ama İbrahim gibisine hiç rastlamadım. Hiç zorlanmadan 40 attığı olurdu. 'Watch me Mula, watch me' diye bağırırdı perdeyi takip ederken. Ne adamdı... Onun gibisi gelmedi gelmeyecek."

Damir Mulaömerovic / Socrates Ekim 2020 sayısı

Cumartesi, Aralık 9

13


Gate 13; Panathinaikos - Olympiakos kadın voleybol maçında...

Pazar, Mart 2

Gate 13 Amsterdam'da


Gate 13, youtube kanalından muhteşem bir işe imza attı geçtiğimiz hafta. Eski maçların tribün görüntülerini arşivinden çıkardı, internet alemini nostaljiye boğdu.

Benim ilgimi en çok 1986 yılında oynanan Kızılyıldız maçı çekti. Yugoslavya'nın ayakta olduğu zamanlarda bir Belgrad deplasmanı. Baya olaylı olmuş herhalde.

Ama bir de Amsterdam deplasmanı var. 1996 yılından meşhur maç. Karşılaşmayı hatırlamıyorum ama 1-2 sene sonrasında bir futbol dergisinde hikayesini okumuştum ve çok hoşuma gitmişti. İlk dilencilik zamanlarım. Ne dergiyi, ne yazıyı hatırlıyorum. Ama maç hafızaya girmişti. Daha önce buralara ulaşamamış insanların, hayatları boyunca unutamayacakları anılarına ortak olmuş gibi hissetmiştim.

O şekilde bir çocukluk hatırası oluşturan maçın tribün videosunu bulunca baya hoşuma gitti. Maç öncesi şehir merkezinde yapılan tezahüratlarla başlıyor. Çekirge gibi zıplayan insanların görüntülerinden sonra stadyuma geçiyoruz. 

Bilmedikleri bir ülkenin bilmedikleri bir şehrinde, kalabalık bir stadyumda, nisan ayında (belki kısa kollularla değil ama) yarı final maçı bekleyen insanlar... Karşı tarafın gösterisine, sesleriyle , efsane tezahüratları Horto Magiko ile karşılık vermeye çalışıyorlar. Demek ki bu tezahürat baya eskiymiş. 21.45'e dakikalar kalmış ama güneş hala batmamış, CL müziği çalıyor, bu sefer de meşaleleri yakıyorlar.

Gündüz vakti girdikleri tribüne karanlık çekiyor. Aynı anda hem bir ürküten atmosfer vardır, hem de beraber olmanın güveni. Yabancı ülke kısmını bilmesem de başka şehirlerde ben de hissettim. Gün geceye dönerken yanında kimler var ve o an orada neyi bekliyorsun? Güzel duygular.

Sonra gol geliyor. Gol sevincinde ağlayanlar. Yarı final maçı, final için sarkan umutlar, heyecanlar. İlk maçı 1-0 kazanıyor Panathinaikos. Benim okuduğum yazı da biraz bunları anlatıyordu. Maçla pek alakası yoktu. Ya da varsa da benim aklımda yer etmemiş. Rövanşı da kaybediyorlardı. Peri masalları her zaman mutlu sonla bitmiyormuş. Ama adamların hala unutamadıkları güzel bir anıları var.

O gün kim çekmişse bu görüntüleri sağolsun. Taraftarı olmadığım bir takımın tarihindeki en büyük heyecanlardan birine şahit olduk sayılır. 

 Amsterdam deplasmanına gidemeyenler için telafi???




Cumartesi, Haziran 2

Duble Sezonu



- Olympiakos hem futbolda hem basketbolda şampiyon oldu.

- Basketbol takımı hem ligi hem Avrupa'yı aldı.

- "Son maç"a göre oldukça rahat bir maçtı.

- Panathinaikos iki kez gelmeye kalktı ama olmadı.

- Çok basit hata yapıldı, Obradovic fena çıldırdı.

- Yunanistan Ligi final serisini izlediğimiz için Ntv'ye teşekkürler.

- En çok basketbol topunu beğendim, benim bile oynayasım geldi.

- Olympiakos tribünleri bizle oynadıkları maçta ne kadar kötüydü. Önce Final Four'da, sonra seride coştular.

- 3.periyotta maçın en stresli anında alınan molada, Beyonce çalıp, dansçı kızların girmesi...

- Neyse ki tribün fena bastırdı.. Biz de olsa herkes durup kızları izlerdi.

- 15 senede 14 şampiyonluk. Bu sezon kaybetmek koymaz herhalde.

- Spanoulis

Cumartesi, Mayıs 12

Müthiş



- Böyle bir maç izlettirdikleri için her iki takıma da teşekkürler.

- Obradoviç, Jasi ve tabi ki Diamantidis için üzüldüm.

- Yine de o son topun açıklaması yok.

- Gerçi maç sonunda Obra Hoca, 39 dakika 52 saniye iyidik, oyuncularıma gurur duyuyorum falan demiş.

- Maçı Deron Williams da izledi, o da Euroleague > NBA dedi.

- Geçen sene kenardan oyuna Saras'ı sokan Fenerbahçe, geçen yaz Saras'ı beğenmeyen Fenerbahçe, 2 gün önce çeyrek finalde elenen Fenerbahçe.

- Teodosic'i eskiden çok severdi, artık ayar oluyorum, finale çıkmasına iyice ayar oldum.

- Herif yine degaj yaptı.

- Adam bir de en kritik anda 2'de sıfır attı.

- Shved bu sezonun yıldızı belki de.

- Olympaikos taraftarı salona girdi, önce Panathinaikos'u eledi, sonra kendi takımlarına tur atlattı.

- İlk periyotta 29 sayı, 30 dakikada 35 sayı.

- Panathinaikos tribünü kötüydü bence, asıl tayfa finale çıkınca gelecekti herhal...

- Teodosiç'in hala Olympiakos'a, Olympiakos taraftarına dilenmesi.

- Atıyorum Final Four'dayız, Lakoviç Barcelona taraftarından yardım istiyor.

- Güzel kızlarla tribün yapılmaz.

- Murat Kosova çok yoruyor bizi.

- Hakemler, son anlarda fena saçmaladı. Yılların intikamı mı acaba?

- Seneye Panathinaikos'u yeneriz, onlar oynar finali.


Cuma, Nisan 6

Diamantidis Taşıdı






- Panathinaikos sempatim her geçen sene artıyor.

- Diamantidis'den bağımsız olmaya başladı.

- Jasikevicius'u canlı izledik geçen sene.

- Bir ara telefon çaldı, bir geldim Panathinaikos öne geçmiş. Yoksa çok kötü başladılar.

- Eskiden Yunan tribünlerini "abi aralarına kız almıyorlar, herkes apaçi" diye överdik, şimdi ablalar var.

- Salonda Olympiakos'tan daha iyiler.

- Papaloukas'ın bu salonda maça çıkması, güzel hikayeler.

- Kaymakoğlu & Berberoğlu

- Panathinaikos aklıyla oynuyor. Kaymak'ın 2de sıfır atmasından önceki hücum ne güzeldi.

- Son dakikalar kaç dakika sürdü?

- Maç bitince yanan meşaleler.

- Türk hakem

- Eurolig iyi babalar.



Salı, Aralık 27

Panathinaikos Gelsin




Yarın Top 16 kurasına katılıyoruz. Güzel geçen 2011'in son haftasında kura çekiliyor. 2011, güzelse bundan basket takımının payı büyük. O basket takımı, hiç inanmadığımız, aklımızın ucundan bile geçmeyen, değil 3 sene önce, 3 ay önce bile hayalini kurmadığımız TOP 16'ya katılıyor.

Bence, bu senenin Avrupa hedefine ulaşıldı. Bundan sonrası ekstra olur, bonus olur. Bundan sonra düşünülmesi gereken bu seviyede, Euroleague'de devamlı kalmak için neler yapılacağı olmalıdır. Takım ve tribün ikiye ayrılıyor. Takımın görevi ligde final oynamak olmalı. Euroleague'in kafa tayfasını, yönetici ailerini tavlamak da taraftarın işi.

O yüzden Top 16'da şu gelsin, bu demek gereksiz. Kim gelirse gelsin. Takım yenilse de yense de canı sağolsun. Ama Panathinaikos ile eşleşirsek, orada ve burada iki maç yaparsak çok iyi olur. Bu bir meydan okuma olur. En üst seviyeye, "biz de varız artık, size rakibiz" mesajı.

Üst seviye takımları çok, neden Panathinaikos. Mesela ilk turdaki Barcelona neyine yetmedi. Neden Maccabi değil de, CSKA değil de Panathinaikos.

Panathinaikos'un Yunan olması önemli bir ayrıntı. Milliyetçi bir adam olmadığım için hiç bir zaman Yunan takımı gelsin demedim. Ama bu sefer gelsin. Onların basketbol takımları ile oynanan maçlar, çekişme hep bir farklıdır. O yüzden bizim için bir Maccabi, bir CSKA değildir onlar. Efes'in, Ülker'in, Fenerbahçe'nin efsane Panathinaikos-Olympiakos maçlarını hatırlayınca, o tabloya bir iz de biz eklesek fena olmaz.

Peki neden Olympiakos değil de Panthianikos. Çünkü son 10 yılda açılan her tribün muhabbetinde konu Panathinakos'un basketbol tribünlerine gelir. Videoları, fotoğrafları forumlarda paylaşılır, bloglara konulur, efsaneleri anlatılır. Tezahüratları Türkçe'ye çevrilir. Olympiakos ise hep geri planda kalır. "Biz olsak daha iyisini yaparız" ile "biz onlar gibi olamayız" kapışır.

İşte bu nedenlerden dolayı, kazanmak ve kaybetmenin henüz önemli olduğu bir senede, Panathinakios'a karşı TOP 16'da rakip olup; biz de varız, tribünümüzle, takımımızla, oyuncumuzla , camiamızla biz de buradayız diyebilmek çok önemli. Belki de önemli olan tek şey.

Yarın Panathinaikos çıkarsa, o gün o salon nasıl olur, neler yaşanır? Düşüncesi bile güzel.

Not: Sanırım çıkmayacakmış. Olsun bu yazının arkasındayım, çıkmasa da..

Pazar, Eylül 18

Güzel Turnuva




1 Ekim Cumartesi
Anadolu Efes-Panathinaikos
Fenerbahçe Ülker-Olympiakos

2 Ekim Pazar
Genç takımlar All Star maçı
Anadolu Efes-Olympiakos
Fenerbahçe Ülker-Panathinaikos

Turnuvanın adı Two Nations Cup. Güzel birşey olacak sanki. 4 takımın kürek yarışları da olacakmış. Gençler oynayacak. Diamantidis de gelecek mi? Gerçi biz o günlerde Eurolaegue elemesi için aklımızı Litvanya'ya vereceğiz.

Bir de zaten Olympiakos ve Panathinaikos senede bir defa İstanbul'a geliyorlar. Futboldaki Şampiyonlar Ligi gibi değil ki. Milan'ı Barcelona'yı, Real' görmüyoruz yıllardır. Yine de ortada güzel bir turnuva var. İlgilenenler için tıks.

Cuma, Ağustos 26

Güle Güle Panathinaikos

Mayıs ayında basketbol takımı Avrupa'nın en büyüğü oldu. Özellikle Barcelona maçlarında yaptıkları tribün çok konuşuldu. Takım kupa alırken, taraftarı da övgü aldı; her kesimden, her ülkeden.

Bugün ise aynı insanlar tribünü yaktı. 3-0'ın rövanşında 2-1 kazandılar. Yetmedi. Turu geçen Maccabi oldu. Uefa'dan elenince ligine dönüyorsun. Bu sezon burada biter. Artık hedef; Diamantidis ile İstanbul'a ulaşabilmek.

Pazartesi, Mayıs 9

Şampiyon Panathinaikos


2011 Euroleague Şampiyonu belli oldu. Final öncesinde seneye şampiyonun İstanbul'da belli olacağını öğrendik, bu çok daha güzeldi. İstanbul'da Efes ve Fenerbahçe'nin (hakkını verelim Fenerbahçe 2.grup aşamasında salonu doldurdu) maçlarına bilet bulmakta zorlanmıyorduk. Şahan Gökbakar ve türevlerinin seneye bu aylarda basketbol aşkı ortaya çıkmazsa Euroleague için bilet bulmakta zorlanmayız.

Bu sezona gelelim. Bu takımı bu sene canlı izledik. Kötü Efes Pilsen'in aldığı galibiyetlerden biriydi. Hiç umut vermemişti o akşam Yoncalar. Diamantidis'i canlı izlemek için gitmiştik, canlı izledik. Kendi takımı bile Diamantidis'i izliyordu. Herşey onun üzerindeydi, onun birşey yapması bekleniyordu. O da bir yerden sonra sinirlenmiş ve kendi isteğiyle oyundan çıkmıştı. Aslında dün bile hemen hemen aynı şey vardı. Yunanlı basketbolcuların tek amacı topu Diamantidis ile buluşturmak gibiydi.

Sezon içinde Olympiakos ve Barcelona 'nın şampiyonluk şansının daha çok olduğunu düşünüyorduk. İkisi Final Four'a bile kalamadı. Panathianikos ise zoru başardı ve şampiyon oldu. Son 5 senede 3.şampiyonluk ama belki de en zoruydu.

MVP tabi ki Dimantidis. En iyi 5; Diamantidis, takım arkadaşı Batiste, bir başka Yunan Baby Shaq, Navarro ve Emeterio. Rakoçeviç sayı kralı.

Cuma, Nisan 1

DD


Sinemada veya çizgi romanlarda süper kahramanların adı ve soyadı genelde aynı harfle başlar. Donnie Darko'da geçiyordu bu muhabbet. Zaten kendi adı da Donnie ve Darko olarak buna uygundu. (Süper kahraman ismi gibi) Örnekler çoğaltılabilir.

Peter Parker'dan Clark Kent'e kadar (okunuşları aynı). Hatta Marty McFly'a kadar uzanabilir.

Sözün özü Dimitris Diamantidis, b ir süper kahramandır ve yeşil pelerininin, pardon formasının, önünde formasının önünde D yazmalıdır.

Panathinaikos'la Şaka Olmaz


- Basketbola doyduk mu? Doyduk ama yetmez.

- İlk maçlar sonunda Olympiakos değil seriyi şampiyonluğu bile almıştı. Panathinaikos da işi zora sokmuştu. Bu 10 günde Yunanistan'da olmak vardı. Atmosfer nasıl değişmiştir.

- Oly-Pao-Barca final four oynasaydı daha iyi olurdu, ikisi gitti yazık oldu.

- Nasıl geçen sene Real Şampiyon Ligi'ni Barnebau'da oynama fırsatını kaçırdı ve son maça kadar Barcelona'nın kendi stadında final oynama ihtimaliyle yaşadıysa; aynısı bu sene tersinden geçerli.

- MVP Diamantidis

- Dün Panathinaikos tribünü muhteşmedi. Salonda stadyumdan daha iyiler. Maçın önemi de etkili.

- Yunan tribünleri ayrı yazı konusu da; onlar salonda meşale yakarken, maytap atarken, ses bombası patlatırken, küfür ederken suyun diğer tarafında, burada Sporda Şiddet Yasası meclisten geçti. Yunan tribünlerini ve diğerlerini bundan sonra daha çok izleriz ağız açarak.

- İsmail Şenol'un spikerliğini çok beğnemem ama dün iyidi. En azından tribün tezahürat yaparken, boş konuşan spikerlerden olmadı. Mola dönüşlerinde sessiz kalınca kötü bir şey olmuyormuş.

- Bir serbest atış esnasında İsmail Şenol "salondan çıt çıkmıyor" dedi, tam o anda ses bombası patladı. Ege insanı işte..

- Yoncalar'ın ikili oyunları güzeldi.

- Berberoğlu ve Kaymakoğlu

- 3 sayı ile maçı tamamlayan Ricky Rubio / 7 sayı ile maçı tamamlayan Navarro

- Panathinaikos'da 1 oyuncu 12, 2 oyuncu 11, 2 oyuncu 10 sayı atmış. Skor dağılımı.

Perşembe, Şubat 3

Devler Elendi


Dün Yunanistan Kupası'nda iki ünlü, iki dev takım elendi. Olympiakos, PAOK'a 1-1'in rövanşında 1-0 yenilerek (Salpingidis) elendi. AEK ise Panathinakos'a yenildi ama elendi. Güzel maç olmuş, görüntüler yukarıda.

Kısaca aktaralım. İlk maçı deplasmanda 2-0 kazandı AEK. Rövanşa da iyi başladı. 1-0 öne geçti, toplamda 3-0 oldu yani. Sonra PAO 3 gol birden atarak, deplasmandaki gol farkıyla tura yaklaştı.

Maç 7 dakika uzadı, 7.35'te AEK tur atladı. 21 yaşındaki yedek Pavlis 40 metreden attı. 90+3'te Leto'nun kaçırdığı gol maçın kırılma anı.

Perşembe, Aralık 16

Efes Pilsen 79-78 Panathinaikos


2010 yılında yerinde izleyemediğim için hayıflandığım 3 maç saysam, biri kesinlikle Türkiye - Sırbistan maçı olurdu. Dün bir boy ufağını, farklı bir tekrarını yaşadık.

Aslında maçın genel gidişatına baktığımızda Sırbistan-Efes Pilsen eşleşmesi yapmak mümkündü. Efes Pilsen'in her attığı giriyordu. Panathinaikos'a karşı 13-0'ı ve 19-3'ü yakalamak müthiş bir şey. İlk yarı Efes Pilsen için oldukça rahat geçti. Oysa bu bir final maçı sayılırdı ve bu kadar kolay geçmemesi gerekiyordu.

Hayatım boyunca basketbol hakkında bir şey öğrendiysem o da "ne olursa olsun 3.periyot'a dikkat"tır. Belki bizim Türk takımlarının özelliğidir. Maçlar bana göre, çoğunluğun fikrinin aksine son periyotta değil 3.periyotta kazanılır veya kaybedilir (ya da zor noktaya gelir).

Dün de öyle oldu. 3.periyotta sazı eline alan Panathinakos oldu. Sırbistan - Türkiye maçında; Sırbistan'ın her attığı girerken Türkiye nasıl oyunda kalmıştı hala benim için soru işaretidir. Sırbistan çok iyi oynuyordu, Türkiye tutuktu ama maça hep ortaktı. Dün de Efes çok iyi olmasına rağmen PAO oyundan düşmedi. Bir de klasik bir basketbol mottosu var; bizim kuşağa İsmet Badem ve Murathanoğlu öğretmiştir: "geriden gelen her zaman avantajlıdır."

PAO çok geriden geldiği için çok avantajlıydı herhalde. İlk yarıdaki muhteşem Efes savunması ikinci yarıda artık yoktu. Hücumdaki yüksek yüzde de kaybolmuştu. Yavaş yavaş gelen Panathinaikos kendine olan güveni kazanıyordu. Fakat şunu da ekleyelim; PAO takım olarak oyunda tutunabilmesine rağmen, oyuncular bireysel olarak çok kötü günlerindeydi, çok basit hatalar yaptılar.

Son periyotun başında Panathinaikos ilk defa öne geçti. Bu dakikalar içinde Diamantidis'in oyundan çıkması ilginçti. Hem bu kader dakikalarında kenarda oturması (Uğur Ozan'ın dediğine göre genelde bu dakikalarda kenara geliyormuş) hem de oyundan çıkarken yaptığı hareketler garipti. Diamantidis, takım arkadaşlarının konsantre olmadıları için basit hatalar yapmasına kızdı ve tabir-i caizse "sikerler" diyip sinirli şekilde kenara geldi.

Son dakikalarda Diamantidis yine oyuna girdi. Yine kritik işler yaptı. Bunlardan biri de Yunan ekibi için son hücumda şutu kullanıp takımını öne geçirmesiydi. Geriye kalan 3 saniyede Efes Pilsen'in sadece 1 şansı kalmıştı.

Efes Pilsen o dakikalarda o şansı kullanabilecek bir duruşa sahip değil gibi gözüküyordu. Ama Kerem Tunçeri yine "büyük oyuncu" olduğunu gösterdi. Kerem Tunçeri'ye önlem olmayan ve şaşkına dönen PAO savunmasının da katkısı var muhakkak. Fakat Kerem Tunçeri zekasını görmezden gelemeyiz. Sırbistan maçını en çok hatırlatan an da bu an oldu. Kerem Tunçeri sol taraftan turnikeyi bıraktı. Yine Murathanoğlu'dan öğrendiğimiz bir şekilde "Kerem Tunçeri, Kerem Tunçeri, Kerem Tunçeri...." demekten başka bir şey yapamazdık.

Efes Pilsen'i sevmiyorum. Bunu yazmaktan çekinmiyorum. Dün yenilse üzülmezdim. Ama bu şehirde fazladan 3 Euroleague maçı daha izleme şansımızın olduğunu bilmek de güzel. Dün maça gitmemin 1.amacı Diamantidis'i izlemekti. Beklediğimiz kadar iyi değildi. Beklediğimiz biraz da, geçen haftaki Olimpija maçı performansıydı, yani Superman olmasını bekledik. Yine de dün inanılmaz işler yaptı. 10 metreden attığı üçlükten sonra tüm salondan çıkan "yuh artık" sesi, yaptığı asistler muhteşemdi. Fakat Diamantidis'in aslında en önemli özelliği olan savunmasını çok net göremedik. Diamantidis dışında ortalama üzeri oynayan başka bir PAO'lu da yoktu. Takım ona ayak uydursaydı daha farklı olabilirdi. Buna rağmen Efes Pilsen'de iki Kerem, Rako, Nachbar, Thornton, Vujcic iyilerdi. Fakat işte basketbol böyle bir oyun, son top girmese bu iyi oynayan takım kaybedecekti.

Sinan Erdem müthiş bir salon. Ama Efes Pilsen'ın maçlarındaki salon atmosferi beni çok yoruyor ve boğuyor. İçerde kuru bir gürültü, gereksiz bir uğultu oluyor. Maçla ilgisi olmayan binlerce kişi var. Bir yandan sürekli çalan davullar. Ses sistemi. Bu arada Efes Kızları belki Efes Pilsen için bir renk olabilir ama umarım bizim takımlarımızda olmaz. Düşünsenize, Allah o günleri göstermiş ve nihayet Euroleague oynuyoruz. Rakip Panathianikos. Salon Sinan Erdem. Maçın son periyodu, Diamantidis bir sokuyor fark 18 sayıdan inmiş, rakip öne geçmiş. Ardından mola. Ve sahneye giren ponpon kızlar. Herkes mutlu herkes keyifli. Ne takıma gaz veren var, ne rakibe baskı yaratan, ne hakemi etki almaya çalışan. Kötü bir durum. Zaten kadının spor sahalarında metalaşmasını kabul edemem. Efes Kızları, "çamurlu sahada futbol oynayan bikinili kızlar" kliplerinin bir level altı gibi geliyor bana.

Sonuç: Güzel bir maçtı. En azından Diamantidis'i izlemedik demeyiz. Kerem Tunçeri'yi her hafta izleyebildiğimiz için de çok şanslıyız. Panathinaikos iki senedir İstanbul'a bir futbol bir de basketbol takımını gönderdi, bir sayı farkla mağlup olup döndü.

Cuma, Aralık 4

Galatasaray 1-0 Panathinaikos


Bir sezonun sonu güzel biterse, kötü gidişat esnasında kazanılan maçlar bu başarının en önemli noktasıdır. Galatasaray oldukça kötü. Bu sadece takım için de geçerli değil. Takım kötü, tribün kötü, yönetim kötü. Kötülükten kasıt, formsuzluk. Fenerbahçe mağlubiyeti sarsıntısı hiç bir sene bu kadar uzun sürmemişti. Daha iyimser bir bakışla bunlara tek sebep Baros'un sakatlığı da diyebiliriz.

Saat 22.05'de maç başlatan UEFA'ya öte dünyada hesabı soracağım. Hala ölü gibiyim. 16.30'dan 22.00'ye kadar tam 5.5 saat maçı bekledik. Bir de 2 saat maç. Sonra dönüşü. İzlediğimiz futboldan da çok fazla keyif alamadık zaten. Sonuç olarak kazanmak güzel.

Fakat seneye de Avrupa Ligi bu saatlerde olacaksa, ya Şampiyonlar Ligi'ne kalalım ya da ligi 6. 7. falan bitirelim. Avrupa Ligi'ne katılmak ödül değil işkence.

Gazeteleri açmadım daha. Forumlara göz gezdirdim. Ağırlıklı olarak konuşulan konu tribünlerin formsuzluğu. Bunun poizitif bir tarafı var. Tribün kendi kötülüğünün farkında ve bunu tartışıyor. Topçuya taşmıyor. Fakat bu sorunların hallolacağı garantisini vermez. Artık tribünler arasında rekabet olduğu aşikar. Dün Eski Açık'ın Kapalı'ya laf atması sinirlerin gerilmesine neden oldu. İlk yarı boyunca çıkan kavgaların nedeni bu mudur acaba? Eskiden de tribünde kavga çıkardı ama hepsinde kavgadan önce bir tartışma olurdu. İnsanlar sese yönelir, sonra kavga başlardı. Şimdi bir anda kavga çıkıyor. Kafayı çeviriyoruz yerlerde insanlar. Bilmediğim konular, sebebini bilmiyorum. Bilen de kendine saklasın. Yakında öğreniriz zaten.

Takıma gelirsek. İyi olmadığını söylemek lazım. Ama iyi olanları da yazalım. Fazla pozisyon vermedik mesela. Arda, eski günlerini hatırlatmaya başladı. Mustafa Sarp zaten hepimize bir hayat dersi. Kewell belki kondüsyon olarak yetersiz ve koşmuyor ama hırsını seviyoruz. Keita oyuna girince gözlerin pası silindi. Hele çektiği bir şut vardı, topun kaleye yöneliş anında suratımın değiştiğini farkettim.

Elano ise artık sahadaki bir futbolcudan daha farklı oldu. Bazıları için günah keçisi. Dün Gökhan Zan'ın sakatlandığı pozisyonda kademeye giren Elano, sürekli top isteyen Elano, didinen Elano iyidi. Ama görmek isteyenler için. Tribündekilerin büyük kısmı Elano'yu yuhalamaya gelmiş gibiydi. Çıkan kavgaların bazılarında bunun da nedeni var diyelim.

Maçın en güzel anı, "ulan Elano'ya pas vermiyorlar", "yok abi Topal verdi sanki", "ulan Nonda sen de yabancısın versene pasını" diyaloglarının yaşandığı dakikalarda, Elano'ya bir pozisyonda pas vermeyen Arda'nın gelip 9 numaraya sarılmasıydı. Bunları görmek, galibiyetten daha mutlu ediyor. Sinan'ın deyimiyle, Rosalinda'ya döndük. Ama dünkü bölüm mutlu sonla bitti. Bundan sonraki bölümlerde bakalaım neler olacak. Arkası yarın.

Perşembe, Aralık 3

2 Aralıklar


Yukarıdaki arşiv, sayfa Milliyet'ten. 3 Aralık 1998 günü çıkan gazeteden. 2 Aralık'ta Galatasaray, Juventus'u konuk etti. Aslında burada koymak istediğim foto başkaydı, bulamadım. Sami Yen'de 22.000 polis vardı o akşam. Yeni Açık önündeki polislerin fotoğrafı geceyi en güzel anlatan kareydi.
1998'den 2003'e gidiyoruz. Tam 5 sene sonra rakip yine Juventus. İç saha maçımız yine. Ama bu sefer Almanya'da, Dortmund'da oynuyoruz. Cezalı mıyız? Değiliz. Juventus'u sevmemem için 2 neden, ikisi de aynı günde oynanan maçlardan. 2 Aralıklar.





Ve dün. 6 sene daha atıyoruz ileriye yani. Türkiye ve Yunanistan. Birçok insana göre ezeli düşmanlar. O ülkenin iki güçlü takımı eşleşiyor. Ve Panathinakos geldi dün İstanbul'a. Gayet sessiz, gayet olaysız. Yine bir 2 Aralık. Juventus'u sevmiyorum, sırf bu nedenle..

Cuma, Eylül 18

Galibiyeti Getirenler


Zorlu Atina deplasmanında 3 puanı getiren hareketlerden biri de bu pankart olabilir mi? Ateşli taraftarlar, takımımızı sadece rakip olarak gördü belki de bu pankart sayesinde. Üzerimizde büyük bir baskı kurmadılar. Sadece takımlarını desteklediler. Biz de sadece top oynadık. Önemli bir hamle oldu bu pankartla sahaya çıkmak.

Ayrıca bu pankart sadece taktiksel bir hamle olmamalı. Gerçekten de "Acıları acımızdır".

Caddebostan'da Uefa Gecesi


Deplasman maçlarını izlemek çok zor. İçerideki maçlarda tribünden birşey yaptığınızı sanarak kendinizi kandırabilirsiniz ama ekran başında böyle bir şansınız yok. Hele bir de futbolla ilgisi GS-FB mağlubiyetlerini bekleyip, yenilen takımı tutan arkadaşlarına telefon açmaktan ibaret olanların mekanlarda bütün topçulara saydırdığı 90 dakikalar hiç çekilmiyor.

Neyse ki bizim çevremizde böyle birileri yok. Muhakkak arada birbirimize taşıyoruz. Mesela maç öncesi Panathinakos şarkıları söyleyen Beşiktaşlı Barış'a gollerden sonra kol kaldırdım. Ama bunlar kendi aramızda olacak. Zaten Barış dediğim adam da salı günü United maçında kapalıda yer alan biri. İyi kötü kendi takımının peşinde olan biri. O nedenle beni maç öncesinde Panathinakos şarkılarıyla kızdırmaya hakkı vardır.

Toplu bir iftar sonrası maç telaşına girdik. İftar - maç arası oldukça kısaydı. O nedenle ilk golü göremedik ama Caddebostan'dan çıkan uğultuyu duyduk. Hamburg maçında mağlubiyetimizi bekleyip, 70 dakika sindikten sonra maç bitiminde sokağa dökülen Fenerbahçeliler stadyumda olduğundan olsa gerek, meydan az biraz bize kalmış tı. Fenerbahçe'yi temsilen bizle aynı kafede yer alan Önder Turacı vardı. Maçın ilk yarısını izledi, sonra da tahminen stadyuma doğru yola çıktı.

Bu arada Doğan hanedanlığı artık şaşırmadığımız bir işe imza atmış. İnsanlar evlerinde maçı ararken biz park yeri arıyorduk. O esnanda mektepli - Beşiktaşlı Nejat, "biz gidene kadar gol atar mıyız" dedi. Ben "yok artık"dedim, ama oldu

Maça 1-0 önde başlıyor artık Galatasaray. Erken gol alışkanlık oldu. Eskiden yenik kaldığımız süreleri hesaplardım, artık berabere geçen süreleri hesaplayacağız demek ki. Fakat bizi erken gole bu kadar alıştırmaları iç saha maçları ıçın sıkıntı olabilir. Kitlenen maçlarda gelmeyen goller Sami Yen'de uğultulara neden olabilir.

Şimdi maçtan bahsedelim. Galatasaray, iki "kolay" gol attı, Panathinakos biri direkten dönen olmak üzere birçok pozisyondan yararlanamadı. Bunlara bakıp bu maçı tamamen şansa bağlamak yersiz olur. "Kaleye vurmadan gol olmaz"ı boşuna hayat felsefesi edinmedik. Kaleye vurulacak ki, birilerine çarpsın gol olsun. Kaleye gidemezsen gol atamazsın. Eğer şanstan bahsedilecekse, Atina gibi zor bir deplasmanda ilk yarı bitmeden zorunlu değişiklik yapmaktan ve devşirme stoperlerle maçı tamamlamaktan bahsedebiliriz.

Gerçi artık Emre Güngör'ün maçların ilk yarım saatinde sakatlanması şans faktörüyle açıklanamaz. Bu bir alışkanlık oldu. Oysa yine iyi başlamıştı maça. Başka bir adam olsa bu kadar sakatlanıyor diye gözden çıkarılabilir ama Güngör öyle de değil. Ama illa bir Emre'den bahsedilecekse bu Aşık olmalı. Takımın kaptanı, nerdeyse 20 yıla ulaşan bir geleneğe yeniden imza attı. Zor bir deplasmanda, zor bir zamanda yine takımın en iyilerinden oldu. Kolundaki pazuband bir yenilikti ama bu yenilik farkedilmiyor, sanki her zaman o kolda varolan bir şey o bant.

Elano, Keita ve Kewell durgundu. Elano kötü günlerinde ama gol atıyor. Hazır olduğunda bakalım neler olacak. Kewell ise artık çok başka boyutlarda. Sahada tel tel dökülse bile oyunda olması lazım. Onun varlığı güven veriyor çünkü. Ekranlara yüzü yansıyınca bir rahatlama hiisediyoruz.

Balta iyidi. İçtiği sigaralar feda olsun, böyle oynasın yeter. Uğur bu takımın en sevilen ismi aslında. Ama kadroya giremiyor. İşin ironik tarafı belki de en sevilmeyen isim olan Sabri'yi kesemiyor. Ve Sabri böyle devam ederse onu kesecek kimse olamaz. Sabri sezon başından beri olduğu gibi yine çok iyi. Onu sağda kesemeyen Uğur ise solda oynadı. Kesiciliği ve mücadelesi iyidi. Ama çok yerde oynuyor. Çok kayıyor toplara. Genelde de kesiyor ama savunmacı fazla kaymamalı diye düşünüyorum. Hele bu bir bekse. Sabri'den Dani Alves yaratmak üzere olan Rijkaard, Uğur'a da çare bulacaktır.

Maçın sevindirici yönlerinden birini Berker söyledi. Takım Arda'sız da oynayabildiğini gösterdi. Bosna Hersek ve Estonya maçları olmasaydı BJK ve Pana maçları nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum.

Leo Franco için olumsuz görüş bildirenlerdendim. Yanılmışım. Yabancı kaleci istemememle alaklıydı bu. Fakat Leo, her geçen gün ne kadar yanlış düşündüğümü gösteriyor. Yalnız böyle kalsın, üzerine çıkmasın. Yoksa çok sevdiğim Mondragon'u unutacağız.

Son söz Baros'a. Muhteşem bir santrfor. Diyecek laf yok. Artık kendisini yere de atmıyor. Attığı golde, araya kaçışı, kaleciye çalımı çok şıktı. Kaçırdığı gollerde bile öyle bir çabası var ki, insan kızamıyor. Galatasaray'a geldiğinde "skorer" değil deniliyordu, geçen sene gol kralı oldu, bu sene golleri sıralamaya devam ediyor. Son 1 haftada 7 gol attı.

Güzel gidiyordu, son anlarda biraz sıkıntı yaşadık. Pana golünü attı. O esnada çalan şarkıyı duyunca herkes anılarını tazeledi. Fenerbahçe'nin 4 gollü mağlubiyet aldığı gün çalan şarkı , aradan geçen 7 seneye rağmen hala çalıyor stadyumda. Rivayete göre, Yunanlılar İzmir'e girince çalan şarkıymış, bize daha çok o maçı hatırlatıyor.

Yunan tribünleri beklediğimizden kötüydü. Ama sadece "beklediğimizden". Yoksa iyidi. Maç öncesi bir acı yaşamışlar onun durgunluğu vardı herhalde. İlk defa seslerini 15.dakikada duyduk. Sonra da susmadılar. Bir şehir efsanesi olarak duyduğumuz "Yunan tribünleri aralarına kız sokmyormuş"u teyit ettirmek için, sürekli tribünlere dikiz attık. Kız gören, "aha yalanmış, bak burada kız var" dedi. 2-3 tana hatun gördük evet. Yunan yönetmen de sapkın olmadığı için, devre arasında falan öyle Yunan kızlarına dikiz atan kameraman yoktu. Biz de kalabalıklardan seçtik anca.

Maç bitiminde mekan değiştirdik. Niye böyle bir şey yaptık bilmiyorum ama Fenerbahçeliler ve Galatasaraylılar olarak bir bölünme yaşadık aslında. Twente maçını başka bir yerde izledik. Bu sefer Fenerbahçeliler'in ağırlıkta olması beni biraz sıkıntıya soktu. Bu yazıyı yazmamı sağlayan da onlar aslında. Erk'in "eve gidip bu akşamı mı yazacaksın" sorusu aslında bu yazının ilk kıvılcımıdır. Fenerbahçeliler'in çokluğu nedeniyle ilk yarı bitince kaçtım oradan. Evin sokağına girdiğimde Fener gol attı. Eve çıkıp, yatağa uzanınca Berker'den mesaj geldi. Nkufo yazıyordu sadece. Twente ilk yarıda çok etkili değildi, 2 gol atması şaşırtıcı aslında. Maç öncesi konuştuğum Twente taraftarları bile umutsuz konuşuyordu.

Fenerbahçe maçı kaybedince huzur içinde uyuyabildim. Bu arada kimse Fenerbahçe'nin yenilmesini istediğim için saçma sapan şeyler demesin. Bir Fenerbahçeli'nin de Galatasaray'ın yenilmesini istemesini gayet normal karşılıyorum. O beni kızdırmıyor, bu da sizi kızdırmasın. Fenerbahçe yenilince de kimseyi arayıp "nasıl yendiler sizi lan" demiyorum. Bu sadece hissiyatla alakalı. Allah'ın bildiğini kuldan saklamaya gerek yok ve karşımızdaki insanı da kırmaya gerek yok.

Ve bir söz de "Twente zor takım" dediğim zaman "Twente zor diyorsan sen futboldan anlamıyorsun, bir daha senle futbol konuşmuyorum" diyen Hollanda Ligi uzmanlarına. Bana bir özür borçlusunuz herhalde. Onlar kendilerini biliyor.

Bu arada Recep Tayyip Erdoğan. Ne ayak varmış. Hamburg maçına geldi, 2-0dan maçı verdik, Kadıköy'e geldi, 1-0dan maçı verdi Fenerbahçe. Söylecek laf yok.