Cumartesi, Şubat 11

Galatasaray 68-64 CSKA Moskova




Nasıl başlayacağımı düşünüyorum iki gündür. Nasıl anlatılır? Hatta önce idrak etmeye çalışıyorum, ne kadar büyük bir başarı var ortada? Bazıları 3-2'lik Milan maçıyla, bazıları 2006 şampiyonluğuyla kıyaslıyor. Belki şu an sıcağı sıcağına böyleyiz, 1 sene dolmadan tatlı bir anı olarak kalacak. Belki de gerçekten çocuklarımıza anlatılacak maç, bu maç olacak.

Mesele CSKA'yı yenmek değil aslında. Top 16 da değil, Euroleague de değil. Özlenen duyguların geri dönüşü var. Geçen sene final yürüyüşünde hissetmiştik birşeyler. Yıkılan Ali Sami Yen'in yerini alan Abdi İpekçi, geri dönen eski tribüncüler, tekrar bir araya gelen Galatasaray camiası...

Şimdi 80'ler, 90'lar geri dönüyor sanki... Herşeyiyle.. Sadece bizden olanların yaşayabildiği hisler. 1987'deki PSV maçı belki de bu maç. Özgüven maçları. Kapalı'nın ortasındaki davullar United maçı, Gençlik Marşı, Frankfurt maçı.

Mesele gerçekten basketbol ile ilgili değil. O 12.000 insanın ağlayarak tezahürat yapmasının sebebi kesinlikle "Top 16'da alınan kritik bir galibiyet" değil. Maçı izleyen herkesin bir sonraki sabah duyduğu hazzın nedeni CSKA Moskova'nın namağlup unvanını bitirmiş olmak değil.

Bu takım 2 senedir öyle işler yapıyor ki. Kupası, finali önemli tabi ama tarihe geçme nedeni daha başka olacak bu takımın. Bu takımın başardığını, son 10 senede ne tribün, ne kongre, ne lise, ne başkası başarabildi.

Maçtan 1 hafta önce, iki CSKA maçı arası forumlarda yazılanlara bakıyorum. Vururuz, yeneriz, diyenler var. Bir kısmı ironi, bir kısmı totem olarak başladı, sonra ciddiye bindi. Bu kadar rahat olacağımızı tahmin edemezdim. Yenilirsek çok üzülecek ve şaşıracak insanlar vardı.

Uzun seneler sonra salona bu kadar erken girdim. Salona girdğimde skorbordun geri sayımında 77 yazıyordu. 77 dakika ne amk? En son 2 Ocak 2005'te Fenerbahçe maçı için bu kadar erken girmiştim. Onda da deplasmandaydık. O gün çok güzeldi ve burada herhalde 25 kez yazmışımdır. CSKA Moskova maçını, 9 Şubat'ı 50 kere yazmak gerek.

77 dakika önce salondayım. Salonun, tribünün yavaş yavaş doluşunu izlemeyi özlemişim aslında. İnsanlar geliyor yavaş, herkes çok emin galibiyetten. Sanki 2001 yılındayız ve Milan ile oynuyoruz. Koreografi için son hazırlıklar. Bir ucundan da biz tutuyoruz, çorbada tuzumuz olsun. Zaten şu takımın başarısında milyarda bir payımız varsa ne mutlu bana. O hazzı hissediyorum. Bunu en son 2006 şampiyonluğunda hissetmiştim. Zaten o yüzden maç sonunda herkes coşku içindeyken, biz bir köşeden olan biteni izlemeyi tercih ettik.

Lazer ve ışık şovlarını sevmiyorum. Karanlıkta söylenen milyonlarca'ya tapıyorum. Tribünde hazırlanan şeyi göremedim o esnada ama CSKA'nın oyuncularını bakarken gördüm. Şunu da itiraf edelim, böyle bir maçtan önce böyle bir şey hazırlamak göt ister. Böyle bir maçta; maç öncesi yazdığını maç sonrası açabiliyorsan büyük tribünsün işte.

Maç başlıyor. Takım iyi oynuyor. Maç öncesi "kesin yeneriz" diyenler bile şaşırıyor. Andriç, Krilenko'nun yanından vuruyor, Göksenin Teodosiç'i siliyor. Ulan maçı neden yazıyorum ki, çok net hatırlamıyorum oysa. Tekrar izlemek lazım.

İkinci periyotun sonu ve üçüncü periyotun başında sönüyoruz. "Adamlar maça başladı, herifler oynuyor artık" deniyor. O esnada takım geri geliyor. Hem de üçüncü periyotta. Bu sene takım ne zaman düşse tribün ayağa kaldırdı. Bu sefer ödeşme zamanı. Tribünü ayağa kaldıran takım oldu.

Neyin ne zaman olduğunu hatırlamıyorum. Ne zaman öne geçtik mesela. Öne geçince geriye düştük mü? Ne oldu ne bitti. Hatta inceden, "ulan buraya kadar getirip kaybedeceğiz yazık olacak" deniyor.

O maçın başında, salona ilk girdiğim anda baktığımda 77 yazan skorbord, "nasıl geçecek zaman" beklerken, kafayı kaldır, 2'den düştüğünü gör. 1.59, 1.58... Ne oluyoruz lan? Yeniyoruz galiba. Öndeyiz çünkü. Öndeysek kazanırız. Adamlar buradan döner mi? Ship ve Gordon varsa dönmez. Ship ve Gordon'daki yürek.. Galatasaray'da hiç 22 sayı attı mı Ship?

CSKA'da Khyrapa yokmuş. Bizde de Tutku yoktu. Teodosiç topa degaj dikmiş. O esnada kimin altında üstündeyiz bilmiyorum. Göremedik haliyle. Ama Teodosiç'in suratının maç içinde girdiği o ifadeleri yakından gördük. 3 serbest atıştan ikisini nasıl kaçırdı acaba?

Yazının sonunu bağlayamadım. Burada tıkandım. Zaten iki gündür bağlayamadık. Maç bitti, salon boşaldı. Biz de kaldık öyle boş boş. Bu kadar yazmak bile başarı.

Fazla Uzun




"Bilirsiniz, tüm yerler aklınıza hüzünlü bir hatırayı getirdiği zaman, o yerde fazla uzun kalmışsınız demektir."

Fuck-Up (Arthur Nersesian)

Galatasaray 65-81 Fenerbahçe





Maçın biletlerini maçtan 10 gün önce aldık. Önemi çok büyüktü. TKBL, bir nevi İspanya La Liga. Hatta daha fazlası. Bugün La Liga'da lider olan Real Madrid, Barcelona'yı yenemiyor. TKBL'de öyle bir durum yok. Ufak kazalar heyecan katıyor, küçük avantajları alıp veriyor. Ama asıl önemli olan iki takımın birbiriyle oynadığı maçlar.

Sezonun başında bir kırgınlığım vardı şubeye. Bu tarz bir yapılanma hiç bizim işimiz değildi. Amaç Fenerbahçe'yi geçmekti ama bunu gerçekleştirmek için izlenen yol bir Fenerbahçe metoduydu. Rakibinin en iyisini al, yıldızları topla, parayı harca. Bu sistemin tutmayacağını tahmin ediyordum. Fakat camia; yöneticisinden taraftarına herkes çok güveniyordu. "Taurasi siker atar, Fener'e maç vermeyiz" diye kurulan cümlelerin tarihi haziran-temmuz. Üzerinden 7-8 ay geçti sadece.

İlk maçta depalsamanda yenilen 15 sayıyı bu kusursuz(!) sistemin hatası olarak değil de yine hakemlere, Caferağa'nın sıkıntısına veya Alba'nın sakatlığına bağladık. Alba bu maçta yine sakattı. Sezon içinde bunlar oluyor. Tarihin en pahalı kadrosunu kurup bir sakatlıkla yıkılan şube. Herşeyi düşünüp, sakatlık faktörünü es geçenler.

Fenerbahçe'nin Mersin yenilgisi kötü oldu. Derbinin önemi zaten yüksekti, Mersin, Fenerbahçe'yi yenince iyice arttı. Galatasaray rehavete kapıldı mı bilmem ama Fenerbahçe tokatı yedi ve kendine geldi. Fenerbahçe'nin son yıllarda yaşadığı en hayırlı yenilgi. Zaten kaç kere yenildiler ki? İlginçtir bu sene 2 kere Caferağa'da yenildiler. Biri eski Galatasaraylı Derya Özyer'in takımı, diğeri eski coack Kalaycıoğlu'nun takımı.

Maçın ilk 3 periyotu başa baş geçti. Aslında ne kadar yanıltıcı. Sorumluluk alamayan oyuncular, isabetsiz şutlar. Sert olmayı bırak, yapılamayan savunma. Diğer tarafta tam derbi topçuları. Sezon başında Galatasaraylı'nın suratına bakmayacağı Matoviç her derbide yürek koyuyor. Pondexter'in varlığ yetiyor. Pısırık Angel bile bu maça farklı hazırlanmış. Yerli kalitesi farkı belirliyor diyoruz ama Birsel, Nevriye çok maça girmiyor. Gerçi yine fark var ortada, bizimkiler maçta değil. İlk şutunu 38'de deneyen Işıl'a selamlar, sevgiler. Dünyanın en kolay parasını kazanıyor. Yapması gerekenler; üçlü çektirmek, Fenerbahçe'ye atarlanmak, bir de derbilerde yalandan küçük küçük ribaundlar almak....

Laf var icraat yok. Lafa gelince camianın en atarlı şubesi. Yabancısı "intikam" der, kaptanı Fener'i ağzından düşürmez ama maç günü kimse olmaz ortada. Hani eski defterleri açmak istemem ama Augustus'un geçen sene final serisinde ortaya koyduğunun yarısını sahaya koyan yoktu. Ama tabi Augustus kötü, Taurasi dünyanın en iyisi. Üstelik Fener'den geldi, Fener'e hırsı var. "Basketbolun Messi'si varken, niye başkasını kadromuzda tutalım" O işler öyle olmuyor. Zaten WNBA finallerinde senin gönderiğin MVP oluyor.

Yine de berbat geçen 3 periyota rağmen, bir şans daha çıktı karşımıza. Son periyot. Şube tarihinin en önemli periyotlarından biri aslında. Tabi geçmişi düşününce, küme düşülen seneyi veya Taranto maçının son periyodunu akla getirince, normal sezondaki bir derbi maçının 10 dakikasına bu sıfatı yakıştırmak benim de hoşuma gitmedi. Ama ortada harcanan para da var ve o paranın çöpe gidişini izlemek çok koyuyor. Çünkü biliyoruz ki, bu şube çok değil birkaç sene önce giyecek forma bulamıyordu, deplasmana zor gidiyordu, maaşını alamıyordu. Kolay bulunan paranın boşa harcandığını görmek çok üzücü. En azından o paranın hakkı gelmeli isteği, son periyoda ayrı anlamlar yükletti. O periyotta 10 dakikada 9 sayı atıldı.

Son periyot şubenin iflası aslında. Tribünden çıkan ve Ali Koç'a sallanan paralar işin şovu. Fenerbahçe'ye karşı tepki olacak. Oluyor. O esnada düşünceler çok farklı oluyor. İnsanlar hala Harakova'nın adımlarını sayıyor ve tartışıyor. Allah Belanı Versin'e anons yapan hakemi görünce Işıl'a, zamanında Esra'ya edilen küfürlere kayıtsız kalışlar akıllara geliyor. O dakikada film kopuyor. Hakeme, TBF'ye veya Fenerbahçe'ye saldırmak normalleşiyor ama gözümüzden kaçmasın başka şeyler.

Bazıları sağlıklı düşünüyor. Hocayı istifaya çağrıyor. Hocanın istifa etmeyeceğini biliyoruz. Ne de olsa önünde hala hedefler var. En azından kendi salonunda Final 8 oynayacak bir takımın başında. Ve -eğer o kadar yeteneksiz değilse- bu takım yine iyi kötü final oynayacak. Henüz bitmemiş bir sezon varken istifa etmesi düşünülemez. Ama taraftarın tepkisini koyması güzel. Susturuldu o taraftar. Tepkinin adresi Bülent Tulun oldu.

Bülent Tulun'u seven ona güvenen Galatasaraylı bulmak için aylarca ülkeyi gezmek gerekir. Herkes biliyor, tanıyor. Ama bu takım kurulurken ortalarda Bülent Tulun yoktu. Bu takımı bu hale getiren o değil. Adı bağrılan Hakan Üstünberk'in sorumlu olduğu bir takım vardı sahada. Üstünberk eleştirilir mi? Erkek takımını görünce hiç eleştirilemez. Ama sorumluları iyi belirlemek lazım. Çok da ilginçtir aslında; erkek takımının başına Mahmuti'yi getirebilen vizyon, kız takımı için niye Yıldızoğlu'na bu kadar sabreder. Bu takımın hocası Cem Akdağ'dır. Yabancı isteyene de saygım sonsuzdur. Fenerbahçe'nin coach standartını her sene yukarıya taşıması da takdir edilesi. Haydar Kemal Ateş'ten nereye geldiler.

Fenerbahçe yendi, saha avantajını, liderliği kaptı. Belki de şampiyonluğu. Tonla para harcayıp hala Fenerbahçe'yi geçemiyorsak, bu sistem de tutmuyorsa, uğraşmayalım. Futbolcu kadar para kazanan basketbolcu olmasın. Şubeye dökülen para erkek takımına harcansın. Hak edene gitsin. Koymuşum Euroleague'e, Fenerbahçe maçlarına... Taranto maçını oynarken ne kadar mutluyduk oysa...


Perşembe, Şubat 9

Rekabet

Çocukluğumda abimin dönem ödevi muhabbeti varken farketmiştim bu rekabeti. Gazeteler arasındaki ansiklopedi rekabeti...

Milliyet Büyük Larousse vermişti. Kağıdı 1.hamur baskıydı. Hürriyet'in cevabı Temel Britannica olmuştu. Kabı kırmızı, Temel Britannica yazısı sarı olduğu için mesafeliydim ama biz kuponla onu almıştık. Sabah ise Meydan Larousse vermişti. Meydan Larousse çok kalındı, kağıdı samandı. Hürriyet Ana Britannica ile noktayı koymuştu bu rekabete. Rahmetli dedemler Ana Britannica almıştı. Öyle böyle değildi ansiklopedi çılgınlığı. Kısa süre içinde yerini tencere-tava rekabetine bırakmıştı. Bizde bir de Gelişim Hachette vardı ama hangi gazete vermişti hatırlayamadım.

Bir de Fotomaç gazetesi sırayla 4 büyüklerin iskambil kağıtlarını vermişti. Arkasında takım posteri vardı. Bizde Engin, Mecnur, Pingel, Toprak, Tayfur Havutçu falan vardı o posterde. Bu da alakasız bir yazı oldu.

Çarşamba, Şubat 8

Fark



"Erkekler basketbol oynayınca mutlu oluyorlar. Kadınların ise basketbol oynamaları için mutlu olmaları gerekiyor."

I dont know about the best team but we have to be most serious team'den sonra bir Dikeoulakos aforizması daha. Bu sefer hem basketbol hem hayata dair bir laf etmiş oldu. All-star maçındaki hatadan mola alan, fark 20 iken kenarda ciddi tavırlarıyla dikkat çeken hocamız gerçekten büyük bir şans kadın basketbol şubesi için. Umarım daha uzun yıllar bizlerle olur.

Bu muhakkak okunası röportaj için Gürhan Ul'a teşekkürler. Tamamı burada.

Fırtınalı Hayat


Gerçekleştiremediğim idea'yı yaşayan abim... Şubat ayında, kışın ortasında, çalışmaktan için geçmişken bunu görmek; hem iyi hem kötü...

Salı, Şubat 7

Grev Gözcüsü


Yunanistan'da tüm halk greve gitti. Birlik içindeki halka, destek olan canlılar çok. Grev sözcüsü bir köpek. Polisin sert müdahelesine verilen cevap ise ağaçlardan toplanan narenciyeler.

Kaotik ülkeleri severiz. Yunanistan buradan 45 dakika.

Kutlama




- Şubat ayının 5'inde doğum günün var. Özel bir planın var mı? Nasıl kutlama yapacaksın?

- Özel bir şey yapacağımı sanmıyorum. O kadar sık maç yapıyoruz ki, ya bir maçımız vardır ya da maç için kampa girmişizdir. Muhtemelen odamda kutlarım.

(4-4-2 Şubat Sayısı)

Afrika'nın Baggio'su


Pierre Emerick Aubameyang. 1 hafta öncesine kadar adını duymadım. Duyduysam da iz bırakmamış. Fransa'da St.Etienne'de oynuyormuş.

Gabon ile Afrika Kupası'nda oynadı. Az biraz izlediğim Fas maçında fark ettim. O maçta gol attı. Grupta daha önce oynadığı Tunus maçında da, Nijer maçında da gol attı. Grubu 3 golle tamamladı, takımı namağlup çeyrek finale çıktı. Gabon gibi bir ülke için büyük başarı.

Çeyrek finalde rakip Mali oldu. Maç önce uzatmalara, sonra penaltılara gitti. Bu Pierre veya Emerick veya Aubameyang, 120 dakikayı gol atamadan tamamladı.

Gol atması için bir şansı vardı. Penaltılar. Hikayenin Roberto Baggio'yu andıran kısmı burası. Atılan penaltılardan sadece 1 tanesi kaçtı. Kaçıran 22 yaşındaki bu arkadaş. Takımını yarı finalden etti.

Bu arada bu eleman, 14 yaşındayken Milan formasıyla Şampiyonlar Ligi maçına çıkmış. Rakip Deportivo La Coruna. Baggio'nun daha önce oynadığı Milan...

Pazartesi, Şubat 6

Hafta İçi Etkisi




- Fenerbahçe kötüydü ama kazanacak kadar akıllı oynadı.

- Beşiktaş kazanmayı hiç düşünmedi, topçular çok tedirgindi, toparlandıklarında iş geçti.

- Gekas, Erdal Kılıçarslan'dan daha etkili olmuş.

- Beşiktaşlı futbolcular, sağda solda yazılanlara fazla inanımış; korkarak çıktı sahaya.

- Maçtan önce Beşiktaş 2-1 alır dedik yanıldık.

- En azından Sow atar dedik, yanılmadık.

- Üç boyutlu pankartı çok yanlış anlamışlar.

- Gökhan Gönül 3 maç yok diyorlardı?

- Holosko iyi başladı, o son tercihleri daha iyi yapabilseydi.

- 1 senedir oynamayan Ersan, 8 haftadır oynamayan Holosko, derbide sür sahaya. Olmuyor.

- Teknik direktör dediğin, takımı hazırlayacak, hazır tutacak ki eksikler çok olunca sıkışmayacak.

- Yani kısaca maçın en kötüsü Carvalhal.

- Son yılların, belki de benim izlediğim en kötü FB-BJK maçı. Sıkıcı maç.

- Tanju, Nisan 2006'daki Ferhat'ı hatırlattı.

- Biber gazı sıkana 1, sıktırana iki....

- Futbolun ağa babalarına Metris yetmez, biber gazını onlar da tatsın.

- Ernst, ceza sahası dışından vurduğu gibi karşı karşıyayken vursaydı.

- Özgür Yankaya, maçın keyifsiz olmasına önemli bir etken. Çok düdük çaldı.

- Kadıköy'de sinmeyen, giderlenen Mustafa Pektemek. Yetenekli olduğu kadar da yürek topçusuymuş.

- Alex kayboldu.

- Yobo kaymaya devam ediyor.

- Play-Off olmasaydı Beşiktaş bu sabah karışırdı.

- Deplasmanlardan umudumuzu bir Beşiktaş maçında kesmiştik (Bursaspor), yine bir Beşiktaş maçında hayal oldu (dün).



Kasımpaşa 2-0 Denizlispor

Futboldan artık keyif alamamak? Mümkün değil.

Memlekette (memleketin tamamında değil tabi) bir kapışma var. Kapışın. Galeano'nun dediği "Ben bir futbol dilencisiyim. Dünyanın dört bir yanını dolaşıyor, stadyumlarda yalvarıyorum: Tanrı aşkına güzel bir maç'' cümlesine kimler uyuyor bu tartışmada? Gidip alt lig maçı izleyenler mi? Yoksa diğerleri mi? Cumartesi gecesi Taksim'den dön, Pazar sabah güneşli havada Taksim'e geri dön. Hatta biz güzel bir maç bile aramıyoruz, güzel muhabbet olsun yeter.

Kasımpaşa maçı, bahardan kalma bir hava, temiz bir pazar sabah. Yanımda Çanakkale'den çıkan Türk futbolu dilosu Mustafa. Önce temiz bir kahvaltı, ardından stadyum. Tam bir gölgede ve güneşte futbol maçı. Kapalı'nın önü gölge, ağaçlı tribünün önü güneş. Gündüz maçları güzeldir.

Üst üste izlediğim 3. Kasımpaşa maçı. Bu sezon 5. defa Kasımpaşa maçı. 4. kez bu stada geliyoruz. Çok keyifli. Bir yandan Kasımpaşa kazansın isterken, diğer yandan geleceği düşünüyorum. Takım buralarda kalsın, ucuza maç izleme keyfimiz devam etsin. Sonra Süper Lig'e çıkacaklar, biletler 30 lira olacak, biz de mahrum kalacağız.

Maç standart başladı. Orta saha mücadelesi. Sonrasında çok ilginç bir pozisyon oldu. Denizli atağında Eser topu çizgiden çevirdi, Tolga bıraktı, hakem devam dedi. Gerilerden gelen Denizlisporlu futbolcu topa vurdu, Tolga ayaklarıyla çıkardı. Top çizgiyi geçmiş (sonradan öğrendik), hakem devam dedi. Dimitrov sahayı topla geçti, Halil Çolak'ın önüne bıraktı ve gol geldi.

Bir anda bütün dengeler değişti. Denizlispor gol atacakken, Kasımpaşa attı. Kasımpaşa öne geçti. İlk yarının sonuna kadar oyunun hakimi olarak kaldı Kasımpaşa. Çok beğendiğim Murat Akın bu maç durgundu. Dimitrov, golde payı büyük olsa da çok etkili değildi. Ali Bilgin takımı ileriye taşıyan, topu oynayan adamdı. Fakat nedense tribünde pek sevilen bir isim değil. Acaba, Fenerbahçe ağırlıklı semtin bilinçaltı mı?

Fakat haklı oldukları bir yön var. Ali Bilgin sadece 60 dakika top oynadı. Ali Bilgin durunca Kasımpaşa da durdu. Denizli biraz ısırsa, ısırmak istese ikinci golü yemeden beraberliği yakalardı. Denizlispor'u ve Osman Özküylü'yü yorumlamak için daha fazla maçını izlemek lazım. Sonuçta iki gün önce hacze uğramış bir kulüp. Sıkıntılı bir kamp akşamı. Ne yazsak boş. Diğer tarafta geniş bir kadro ve profesyonel bir kulüp. Özgür gibi bir joker ve Erdi gibi ilk yarının yıldızı olan bir futbolcu yedek kulübesinde oturuyor. Şahin 65'te giriyor. Gökhan Güleç skor 2-0 iken son 5 dakika giriyor. Uğur Tütüneker'in böyle bir kadrodan daha iyisini çıkarması gerek.

Yine de oynattığı futbol tatmin etmese de (ki aslında ayağa pas oynayan sağlam bir takım) Tütüneker'in oyuncu değişiklikleri işe yaradı. Güzel hamleler yaptı. Halil'in yerine giren Hüseyin Kala oyuna haraket getirdi. Dimitrov yerine giren Şahin de aynı şekilde. Şahin 11 başladığı maçlarda bu kadar etkili değildi. 79. dakikada golünü de attı. Golü attıran Abdülhamit. Sağ kanatta oynadı defansa da çok yardım etti.

Kalan on dakika formalite oldu. Ne Denizli maçı çevireceğini düşündü, ne Tütüneker'in ekibi farkı arttırmayı. Tribündeki abilerin-amcaların muhabbeti ikinci yarının en güzeliydi.

Son 10 dakika ise Karşıyaka'ya edilen küfürlerle geçti. Haftaya Kasımpaşa İzmir'de. Çok güzel bir maç olacak. Kasımpaşa tribünü de olursa, hafif tatlı bir gerginlik olur.

Maç sonunda Şahin Aygüneş'in çektirdiği üçlü güzeldi. Az kişiye güçlü üçlü çektirdi. Çocuk o işi biliyor.


Pazar, Şubat 5

Geri Döndük


- Hem skorda hem puan durumunda.

- 2 maç ve 2 deplasman sonra galibiyet; çok guzeal

- Necati'yi bu kadar erken 11'de görmek şaşırttı beni.

- Engin'i seviyoruz, güveniyoruz, yeteneklerine inanıyoruz ama oyun içinde aklını kullanamıyor, çıldırtıyor.

- Kendisi maçın yıldızı oldu ama neden her maç ya da her an böyle oynamaz ki...

- Emre Güngörlü günleri unutmadık. O da bizi unutmamış.

- Hakan Balta hem iyi hem kötü anlamda inanılmaz işler yaptı.

- Tehlikeli hareket verilebilirdi.

- Mesaj kaygılı gol sevinçleri de geri döndü. Oysa bu takımın en güzel şeyi, düşünmeden yaşadıkları gol sevinçleriydi.

- Yasin Pehlivan bu sezon izlediğim en iyi oyunu oynadı.

- Gaziantep'ın en iyisi Popov'du.

- Seviyoruz ama Sabri kötü kaç zamandır.

- Seviyoruz ama Melo kötü kaç zamandır.

- Sevmiyoruz ama Necati fena değildi bu maç.

- Selçuk'un kaçırdığı gol inanılmaz, gol olsaydı Engin'e 1 asist daha yazardık.. #adreseteslim

- Dany iyi stoper. Eskiden orada Deumi'nin oynadığını düşününce bir de...

- Hikmet Karaman'ın takımı olamamış ama hala. Tolunay'ın takımı gibi oynuyorlar.

- Bizim sağ taraf dökülüyor.. Neden acaba?

- Play-Off'u başımıza getirene...

- Yenik durumdan dönülen ikinci deplasman

- Look, i don't care

Büyük Sorun



Kız arkadaşım yok uzun süredir. Olmasını isterdim. Olmalı. Olsun diye çabalamıyorum (belki çabalamak gerek) ama olsa iyi olurdu. En azından değişiklik olurdu. Eğlenceli olurdu.

Bundan sonra bu sorunun üzerine eğilmek lazım.

İşin güzel kısmı, hayatımda belki de ilk defa böyle bir sorunun üzerine eğilebiliyorum. Eğilebilirim yani en azından...

Hayatımdaki önemli meseleleri, sorunları sıraladığım zaman "kız arkadaşın olmaması" üst sıralarda yer alabilir artık. Muhteşem birşey. Lüks gibi. Orta okul - liseden beri bunu yaşamamıştım.


Cumartesi, Şubat 4

Ragıp Çıldırdı


Şanssızlığımız bu videonun, görüntünün çok kısa sürmesi. 1 dakika bile değil...

Şansımız artık Ragıp'ı sadece "Galatasaray'a gelip giden adam" olarak hatırlamayacağız.

Cuma, Şubat 3

Ruh Yok



- Hava kötü

- Tribün kötü

- Futbol kötü

- Maçtan geriye kalanlar çok sınırlı.

- Erdal Kılıçarslan bu sezon iki gol attı, ikisi de Beşiktaş'a, ikisinde de Beşiktaş yenildi.

- Bir otobüs deplasman yapan kadın Mersin İdman Yurdu taraftarı.

- Nurullah Sağlam iyi hoca. Bu kadar uzun süre yenilgi olmamalıydı zaten.

- Bueno ne gol kaçırdı öyle.

- Quaresma o yaptığını her zaman yapabilir ama derbi öncesi yapamaz.

- Beşiktaş'ın kadın taraftarı izlediklerim arasında en iyisiydi ama "bakın biz küfür ediyoruz" samimiyetsizliği çok belli oluyor.

- Hilbert ve İsmail'in sakatlıkları Quaresma'dan daha büyük sıkıntı

- Derbi öncesi krizler Beşiktaş'ı bir adım öne çıkarıyor.