Cuma, Ağustos 31

Çılgın


Hector Cuper'i sevmeyen var mı?

Ben buralara gelmeden önce sevmezdim ama şimdilerde kanım çok ısındı. İnşallah uzun süre burada kalır, hatta sadece Orduspor'da kalsıni istikrar olsun, başarı olsun ve saire...

Hayatın Soundtrack'i


1.50'den sonra çalan müzik; ya devrimden sonraki ilk sabah tüm yurtta ve cihanda çalacak ya da öldükten sonra göğe yükselirken.

Devrim olmayacağına göre, kesin biz öldükten sonra çalacak.

"Bütün hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti" diyen adamın arka fonu...

Perşembe, Ağustos 30

Yordu



Tatilden döneli tam bugün 1 ay oldu, bu bir ay 5 seneye bedeldi.

5 sene önce bugün İstanbul'a geri döndüm. 5 senede sıfırdan başladığımız yolda geldiğimiz nokta burası (neresi?)

Belki de son 5 senenin en boktanı son bir haftaydı. Kısacası; bütün 5 senenin yorgunluğu ortaya çıktı.

Salı, Ağustos 28

Kim Bu Takımın Papazı




Takım içi çeteleşme her zaman, her takımda olmuştur. Veya gruplaşama diyelim. Gerçi bu çetenin, standart bir gruptan daha farklı olduğu ortadadır. Daha basit bir ifadeyle takımda papaz abiler ve onun yancıları her zaman vardır. Raul, Totti, Maldini.... Mesela bizim Kral zamanında bu işin piriydi. Futbolcular onun kontrolündeydi. Kulübün sıkıntılı dönemde olması, futbolcuların maaşlarını alamaması onun da işine geliyordu. Otorite boşluğunu iyi değerlendiriyordu.

Mesela, 90'ların sonunda Mehmet Özdilek, Beşiktaş'ta böyleydi. Ahmet Dursun'la, Ertuğrul Sağlam'la kapışırdı. En azından gazeteler öyle yazardı. Hakan Şükür de Mehmet Özdilek de efsane oldukları takımda futbolu bıraktılar.

"Çete" olgusunun bendeki en eski örneği, meşhur ''Sakarya Çetesi''dir. Zaten çete diyorsak, bunun nedeni, bu yapılanmanın ilk örneği olan grubun bu isimi almasıdır. Sakarya partisi denseydi, ondan sonraki benzerlerine de parti derdik. 

Biz daha çocukken, Fenerbahçe daha Kadıköy'deyken, kulüp binası küçücük bir kulübe, antrenman tesisi Derağzı'yken, gazeteciler her gün idmandayken, kongrelerin bile grubu varken, "Sakarya Çetesi" camianın  içinde at koştururdu. Veya bize öyle anlatılırdı. Ama ateş olmayan yerden de duman çıkmazdı.

Aykut, Oğuz ve diğerleri... Tanju'yu bile yemişlerdi. Oğuz ile forma numarası kavgası, Aykut ile gol krallığı çekişmesi. Şu da var ki, ne Mehmet gibi ne de Hakan gibi, takımda kalabildiler. Belki Ali Şen onlardan daha güçlüydü. Şampiyon olan takımın papazını yollamak güven, özveri ve tecrübe ister. Gerçi aynısını 2008'de Hakan Şükür için Adnan Polat da yaptı ama başarılı olamadı. (Ali Şen de çeteyi dağıttıktan sonra toparlayamadı ama çetenin yüzünden değil)

Adnan Polat, çetenin ele başını gönderse de öyle bir yapılanma vardı ki, çete bitmiyordu. Parası ödenmeyen genç futbolcuların cebine harçlık koyan bir adamın ağırlığından bahsediyoruz. A Takım'a çıkmamış oyuncu bile çeteye dahil olabilirdi. O yüzden çetenin lideri bedenen orada olmasa da, o kişilerin üzerinde her zaman etkili olabilir. Eh teknoloji de ilerledi, bir televizyon programıyla kitleleri etkilemek mümkün. O da onu yaptı. Takımdan uzaklaştırıldı ama camiadan uzaklaşması mümkün değildi.

Alex'e dönelim... O da bir papaz. Öyle diyorlar. İsmail Kartal, Samandıra'da "Brezilya çetesini bitireceğiz" demiş. Brezilya çetesi denilen olgu sadece Alex oysa. Evet bugüne kadar 8 senede bir çok kişiyi takıma aldı, bir çok kişiyi yolladı, papazlığını yaptı ama son 1-2 senede takım içinde ne kadar papaz olabildi ki? Hepimiz FB TV izliyoruz?!..  Papaz dediğin, çete dediğin otobüsün arkasına oturur. Takımı oradan ayartır. Stratejik bir bölgedir. Bugün bakıyoruz arka koltuk, Mehmet Topuz'a Bekir İrtegün'e kalmış. Alex'in papazlığı Nobre,Maldonado,Edu zamanında kaldı. Eh Nobre'den çete kurarasan, sene 2012'de böyle kalırsın ortada. Fenerbahçe'ye yeni transfer olmuş genç topçu olsanız kimin kol kanat germesini beklersiniz. Alex mi, Volkan mı? Baroni mi Selçuk Şahin mi?

Mustafa kardeşimin dediği gibi; "Heykeli dikilecekmiş, koyarlar heykele, sen önce arka koltuğu kap"

Zaten takımının papazına kolay kolay tweet sildiremezsiniz. Yedek oturtabilirsin, kadroya bile almayabilirsin ama otoritesini sarsacak bir hareket olarak sansürü uygulayamazsın. Siz hiç Hakan Şükür'ün görüşme odasına çağrıldığını duydunuz mu? Hakan Şükür, bir sorun olursa kendi gider zaten. Ondan sonra da hoca gider.

Bu son yaşanan süreç de gösterdiği gibi, taraftar Alex diye bağırabilir, ama Kocaman, Alex'ten daha güçlüdür. Ve aslında bu kulübün papazı Aziz Yıldırım'dır. Herkes konuşur, mikrofonu eline o alır. Resmi siteden yapılan açıklama da gösterdiği gibi, Alex'in papazlığı Andre Santos ve Lugano  gidince bitmiştir. 3 Teemuz'dan sonraki süreç Aykut Kocaman için bitmiş, Alex için ise devam ediyor.



9 Aylık Golü


Mahalleden mahalleye göre değişir ama bizde 4 sayılırdı.

Pazartesi, Ağustos 27

Little Budha


Bertolucci, Keanu Reeves, Bridget Fonda, hatta Chris Issak, sevimli çocuklar, doğu kültürü, tarih, nostalji.. Bütün bunları birleştirip çıkan filmin böyle olması üzüntü verici. Son yarım saat özellikle baya Holywood işi olmuş. 

Gerçi IMDB'de puanı 5.8; o kadar da değil. Uykunuz varken izlemeyin, sakin kafayla akıyor...

Hamza'nın Golü


Hamza Gezmiş, 2009 yılında Kartalspor'a geldi. Sadece 3 sene kalsa da, sanki 40 senedir buradaymış gibiydi. Zaten kısa sürede takım kaptanlığını alması yadırganmamıştı bile. 

"Deli Hamza", rakibe agresif, topla sakin ilginç bir kişilikti. Güçlü fiziği ile dikkat çekerdi. Stoperde daha iyi oynamasına rağmen, sağ bek sıkıntısı nedeniyle çoğu zaman sağ bekte oynadı. Yarı sahayı geçtiği pek görülmemiştir. Kornerlerde bile ceza sahasına girmekten çekinirdi. 3 senede ligde gol atamamıştı. 

Transfer döneminde Hamza, Göztepe'ye transfer oldu. Ligin ilk maçında Göztepe'nin Kartalspor'a konuk olması, Hamza ve Hamza'yı seven Kartalsporlular için oldukça duygusal bir durumdu. Buna bir de gol  atması eklenince işler değişti.

Hamza seneler sonra ilk golünü, daha önce kaptanlığını yaptığı Kartalspor'a attı. Tıpkı, 2004'te transfer olduğu Beşiktaş'ta Fenerbahçe'ye gol atan stoper/sağbek Mustafa Doğan gibi...

Golden sonra önce sevindi, sonra durdu, yumruğunu sıktı, arkadaşlarının arasına saklandı. Sevinip, sevinmemesi de önemli değil aslında ama bir garip olduğu gerçek.




Pazar, Ağustos 26

Şeref Diploması




Bir futbolcu için en güzel şey budur herhalde. Gittiği yerde iyi hatırlanmak. Futbolcu mu dedim? Bir insan için en güzel şey budur. Herhalde değil, kesin böyle.

Kaybolmak İçin İspanya'ya Gitmek




İspanya'da evinde ölü bulunan Norveç vatandaşı Haki Nice'nin, 19 yıl önce Antalya'da ortadan kaybolan Muzaffer Kalkan olduğu ortaya çıkınca ailesi şok ve acıyı birlikte yaşadı.

Antalya’da oturan Muzaffer Kalkan, 1 Ocak 1993 tarihinde ortadan kayboldu. Ailesi ve polis, tüm aramalara rağmen Kalkan’ın izine ulaşamadı. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından da aranmaya başlanan Muzaffer Kalkan için, İnterpol’e de bilgi verildi.

İspanya’nın Malaga kentinde yaşayan Haki Nice adlı Norveç vatandaşının geçen hafta evinde ölü bulunması üzerine polis soruşturma başlattı. Kalp krizinden öldüğü belirlenen Nice’nin, bir arkadaşına yakınları olduğunu, ancak şu anki adıyla kendisini tanımadıklarını söylediği bilgisine ulaşan İspanyol polisi, bu yönde soruşturma yürüttü. Polis, İnterpol aracılığıyla yaptığı girişimler sonucu Haki Nice’nin, 1993 yılından beri kayıp Muzaffer Kalkan olduğunu belirledi.

Türk polisiyle irtibata geçen İnterpol, İspanyol polisinin kendilerine ilettiği fotoğrafları Antalya Emniyet Müdürlüğü’ne gönderdi. Antalya Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Kayıp Şahıslar Büro Amirliği ekipleri, Muzaffer Kalkan hakkında düzenlenen dosyadaki telefon numarasından, kız kardeşi Leyla Kalkan’a ulaştı.

Teşhis üzerine Leyla Kalkan’ın erkek kardeşi, cenazeyi almak üzere Malaga’ya gitti.


Bu arada Muzaffer Kalkan'ın 1993'den bu yana kayıp olmasına rağmen ailesinin 2002'de kayıp müracaatında bulunduğu öğrenildi. 


Ne hayatlar, ne kafalar... Ne cesaretler




Cumartesi, Ağustos 25

Telefonla Joker Hakkı



Bazen elin ayağın boşalıyor. Öyle bir duruma geliyorsun ki, öyle bir haber alıyorsun ki, ne yapacağını şaşırıyorsun. Gündelik problemleri tek başına çözmekte mükemmelsin. Ama hayat sadece onlardan ibaret değil. Öyle zamanlarda, beklenmedik anlarda, öyle şeyler çıkıyor ki; tek başına altından kalkamayacağını bildiğin kadar, kimle beraber karşı koyabileceğini bilemiyorsun. 

İlk telefon önemli. Başın sıkışınca ilk kimi arıyorsun? Başın bu hayatta ne kadar sıkışıyor? da önemli bir soru olabilirdi ama sidik yarıştırmak tutunmaya çalışanlara zarar verir. En zor anında kimi arıyorsun?

15 yaşımdan beri ilk telefon babama gidiyor. Eskiden normal durumdu ama artık kendisi benden 770 km uzakta ve 60 yaşında. Daha ne kadar onu arayabilirim bilmiyorum. Bu yaştan sonra hala birini aramak ve hala aynı insanın omuzlarına yüklenmek... O problemlerin toplamından bile daha büyük bir baskı, suçluluk duygusu...

Bir ara 27 senede kazandıklarımı ve kaybettiklerimi sıralasam mı acaba? Korkutucu bir plan. 27 senede babanın yükünü azaltacak kişiyi/kişileri bulamadıktan sonra ne kazanmış olabilirsin ki? Kaybettiklerimiz zaten sürekli akıldayken....

FOTO: 

Eğlenceli Sezon



İlk hafta belalı rakip karşısında alınan beraberlik, ikinci haftada derbi. Kimseye denk gelmez. Kaybedersen kazan kaynıyor, henüz ikinci haftada. Kazanırsan inanılmaz motivasyon. 

Feda sezonu, ilginç kadro, eski kaptandan yeni hoca. Böyle takımların ne yapacağını merak ederim. Heyecanlı, aksiyonlu bir sene. Böyle bir sezonda, taraftar olmak, tribünde olmak güzel olur aslında. Bizim gibi düşünen adam sayısı az olduğu için, Beşiktaş kombine satamadı. Her haliyle değişik bir sezon.

Avrupa'da benzerini, Milan yaşıyor. Büyük takımların, "büyük" olduklarını kanıtlamaları için muhteşem bir fırsat. Meydan okuma şansı. Bütün aksilikler yaşansın. Heyecan, tutku, aksiyon, stres... Zaten bu oyunu niye izliyoruz ki? Daha doğrusu niye takım tutuyoruz ki? Bu hisler yaşamak için.


Cennete Gider Miyiz?




- Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın kapıda size ne söylemesini istersiniz?

- Özür dilerim...

Can'ın eniştesi

Cuma, Ağustos 24

Korkma Ben Varım



Ufak tefek yazı yazıyoruz ya, okuduğumuz şeyleri genelde kendi yazdıklarımızla kıyaslamak refleks olmuş. Lisede kompozisyon dersinde öğretmenimden duyduğum "güzel yazıyorsun" dan bu yana aynı şeyler. Veya ara sıra bu bloga gelen yorumlar. İnsanın hoşuna giden şeyler. Bir de teşvik edici özelliği var.

Yine de yazmak için ısrarcı biri değilim. Çekinmemin nedeni, "söylenmemiş ne kaldı ki?" sorusuna cevap bulamamak. 

Ondan sonra; bir kitap okuyorum. Genel olarak çok beğenilen bir kitap oluyor bu. Ve ardından pişman oluyorum: Bunu ben de yazardım. Ne kadar ukalaca. Yaşın ne başın ne. Bazen kıskançlık bile devreye giriyor; benim niye aklıma gelmedi böyle bir hikaye, bu cümleler. Bu daha normal bir dürtü aslında. Sonuç olarak her ikisinde de bana bir şevk ve hırs geliyor. Sonra da geçiyor.

Murat Menteş ve Korkma Ben Varım. Hiç öyle değil. Demin yazdıklarımı unutun. Bir kitap okuyorsun, ondan sonra "bu kadar iyi nasıl yazabilirim ki" diyorsun. Okurken muhteşem haz. Bittikten sonra heveskıranlık.

Bazı kitapların, bazı cümlelerini kalemle çizenler vardır. Bu alışkanlığa sahip olanlar bu kitabı okursa, çizilmedik sayfa, paragraf bırakmazlar. Zaten kitabın adı bile çizilebilir. Daha başlarken mıhlanıyorsun yerine. 400 küsür sayfa, bir sürü karakter. Cümleler, kelimeler. Kitap akıyor. Her cümleyi düşünüyorsun, tartıyorsun, derin anlamlar çıkarıyorsun, sonra arkasından gelen bir cümleyle her şey ters oluyor.

Bir 15 sayfa okuyorsun, düşünüyorsun, tartıyorsun, derin anlamlar çıkarıyorsun, sonra arkadan gelen bir 15 sayfayla her şey ters yüz oluyor.

Dublörün Dilemması'nı okuyanlar, genel olarak bu kitap için "gölgede kalmış" diyorlar. Bu gölgede kalan haliyse, acaba o nasıl? Bir açıdan da çok şanslıyım, Murat Menteş'in yazdığı ve henüz okumadığım cümleleri ve sayfaları var.

Murat Menteş'e, Emrah Serbes'e, İbrahim Tenekeci'ye daha çok zaman ayırmak lazım.... "Ama onlar..." Dağılın...


Perşembe, Ağustos 23

Bir Beşiktaş Maçı Sonrası




Galatasaraylı futbolcu Arda Turan, kendisinin de kaptan olmak istediğini ancak bundan sonra ikinci kaptanlığı kabul etmeyeceğini söyledi. 

...Arda, Lincoln'ün performansını nasıl değerlendiriyorsun sorusuna "Ben hiçbir zaman bireysel olarak bakmıyorum. Benim için Nonda hiç gol atmasada inanılmaz bir futbolcu. Topları saklıyor, savunmaya yardım ediyor. Lincoln inanılmaz yetenekli ve son zamanlarda yeteneklerinin hepsini sergiliyor. Umarım her zaman böyle oynarlar. Ama kenarda oturan Ümit Karan'ı, Sabri'yi de unutmamak lazım. Çünkü biz bir takımız ve o arkadaşlarla da 10 kişi deplasmana gittiğimizi biliyoruz. O yüzden herkes arkadaşlarının kıymetini bilmeli" diye konuştu.

Genç futbolcu Ayhan Akman'ın yokluğunda kaptanlığın Lincoln'e verilmesiyle ilgili soruya ise "Ben kaptanlıkla ilgili konuşmak istemiyorum. Ama Galatasaray'da bir kaptanlık durumu vardır ve geçmişte kaptanlar Cüneyt Tanman, Bülent Korkmaz ve Hakan Şükür'dür. Yönetimimiz böyle uygun görmüştür. Tabiki ben de kaptan olmak isterdim. Ama bu saatten sonra ikinci kaptanlığı asla takmam" ifadelerini kullandı.

Madem bu hafta Beşiktaş maçı var, pazar günü de Arda gol atmış. Bu aralar Engin'e çok salladık, Arda'yı unuttuk...

Sabah sorunsuz Galatasaray = başarısız Galatasaray dedik, aslında bakınca sorun olunca da başarı kesın gelmiyor.

Bu arada bu sene kaptan kim, hani Balta falan deniyordu, Selçuk, Ujfa.. Belki bu sorun bizi şampiyonluğa taşır.


Feda



Bu tişört belki de piyasaya çıktığından beri ilk defa bu kadar anlamlı oldu. Elde pahalı derbi bileti, üstte Feda tişörtü. Bir stadın kalbi olan tribüne girmek için en az 200 lirayı gözden çıkarmak zorunda kalanlar, maddi manevi birçok şeyini feda edenler. Bir de feda etmeyi göze alıp da yasaklar yüzünden engellenmek zorunda kalanlar.

Derbilerin eski tadı yok, çünkü futbol ailesi ince bir sesle "feda" dedi.