şili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Aralık 14

Misafirler Liderlik Getirdi




Dün oynanan United - Arsenal maçında bazı misafirler vardı. 2010 yılına damga vuran olaylardan biri olan Şili'deki maden kazasının birer kahraman haline dönüşen tanıkları dün İngiltere'deydi. Şilili 26 madenci günü Sir Bobby Charlton'ın rehberliğinde United'ı tanıyarak geçirdi, akşamında ise bir başka Sir; Alex Ferguson'ın takımını izledi.
Geçtiğimiz aylarda şeytana pabucunu ters giydiren Şilili madenciler, dün kırmızı şeytanlara uğur getirmiş olacaklar ki, United Arsenal'i yenerek Premier Lig'de liderliğe yükseldi. Bu arada dün gece Amerika'dan bir ziyaretçi daha vardı. Fakat o güneyden değil kuzeyden geldi. Old Trafford'un eski ev sahiplerinden Beckham, dünkü maçı yakın arkadaşı, tertibi, Garry Neville ile beraber izledi.






Perşembe, Ekim 14

Şilili Madenciler




Şili'de yaşanan dramı ve endişeli bekleyişi (70 gün), günlerce heyecanla; madencilerin kurtarılışını ise dakika dakika izledik. Dünyanın her noktasından bu ana tanık olan insanlar vardı. Ve gerçekten insan olanlar, duygularını kaybetmemiş olanlar bu manzarayı tebessümle veya hafif ıslak gözlerle izledi. (Ben daha çok gülerek izledim, muhteşem bir son ve en güzeli bütün halkın onların yanında olmaları, herkesin onlar için sevinmeleri).

Etkilenmemek mümkün değil. Blogda yeri olmalıydı. Bloga en uygun an da eski futbolcu Franklin Lobos'un kurtarılmasıydı. 53 yaşındaki emekçi de yer yüzüne ulaştı ve Şili Devlet Başkanı Sebastian Pinera ile kucaklaştı. Başkanın bir de hediyesi vardı, kendisine futbol topu verdi.

Şilili madenciler direnirken; futboldan çok fazla güç aldılar. Mesela bu futbol topu Lobos'un aldığı ilk hediye değil. İspanyol futbolcu David Villa, eylül ayında Şili'ye iki forma yolladı. Biri Lobos'un kızı Carolina'ya ulaştı. Villa'nın 7 numaralı kendi formasıydı. Diğer forma ise bütün işçilere bir hediyeydi. Üzerinde "güç ve cesaret" yazıyordu. Bu arada anımsatalım; David Villa bir madencinin oğludur.

Bir diğer olay ise eylül ayında yaşandı. O günlerde Şili milli takımı; Ukrayna ile bir hazırlık maçı oynayacaktı. Mahsur kalan madencilerin morallerini yüksletmek için aşağıya bir cihaz gönderildi ve maçı izlemeleri sağlandı. Bu maçı Şili kaybetmişti.

İzledikleri tek maç bu değildi. Cobresal ile U.Catolica arasında oynanan lig maçı da; maçtan sonra olsa da, madencilere izlettirilmişti. Maçı kazanan Cobresal; eski futbolcu Lobos'un oynadığı takımdı.

Bir ara kendilerine Maradona'nın maç kasetlerinin yollanacağı söylenmişti, gerçekleşti mi bilmiyorum.
Sonu mutlu biten bir hikayeydi. İçinde futbol da var. Şili'yi ve madencileri seviyoruz.


Perşembe, Ağustos 5

Everton Everton'a Karşı


İlk yazılanEverton, bildiğimiz, tanıdığımız İngiliz Everton. Diğeri Şili'nin Everton Vina Del Mar takımı.. Kazanan İngiliz Everton oldu. Skorboardda yazan ilk yarı skoru. Maç 2-0 bitti. Şili takımı, geçen sezonu 11.sırada tamamladı. Ülkesinin vasat takımlarından. Ülkesinde 4 kez şampiyonluk yaşadı. Daha önce yapamadığı reklamı da dün gece yapmış oldu.

Bu arada isim benzerliğinin nedeni; İngiliz Everton takımının 1909 yılında yaptığı Güney Amerika gezisinden kaynaklanmakta. İngilzler'in futbolu yayma isteği, misyonerlik çabaları, sarı-mavi renkli takımın adını Everton yapmış. İade-i ziyaret dün gerçekleşti.

Cuma, Temmuz 2

Kaybeden



Dünya Kupası'nın şu ana kadar maç kaybeden tek Güney Amerika takımı, evine dönen tek Güney Amerika takımı. Kaybedenleri seviyorum. Bu turnuvada sevdiğim takımlardan biri oldular.

İlk fotoğrafta bayrak sallayan devlet başkanı Pinera, yanındakiler Bravo, Vidal ve Mark Gonzales. Pinera, ülkenin en güçlü takımlarından Colo Colo'nun hisselerinin bir kısmını elinde bulunduran bir siyasetçi. Bravo ve Vidal da eski Colo Colo oyuncularıdır. Bunların konuyla pek ilgisi yok tabi.

Pazartesi, Haziran 28

Ronaldo vs Salas



Yine bir Brezilya maçı öncesi nostalji yapalım. 1998 yılından Brezilya - Şili maçı. Bir tarafta Ronaldo, diğer tarafta Salas-Zamarano. Maç 4-1 bitiyor, Ronaldo ve Salas birer gol atıyor. Cesar Sampaio iki gol atarak sivriliyor. Bugün teknik direktör olan Dunga, asistleriyle can yakıyor. Ronaldo'nun hat-trick yapmasına direkler izin vermiyor.

12 sene sonra yine bir ikinci tur maçında bu iki Güney Amerika karşılaşıyor. 12 sene önce Avrupa'da oynadılar şimdi Afrika'da.

Cumartesi, Haziran 26

15.Gün / Hep Beraber Üst Tura


Ve grup maçları sona erdi. Dün birbirleriyle karşılaşan takımlar aynı yola devam etti. Bir grup hep beraber evine dönüyor, diğerleri bir maç daha oynayacak kupada.

Gündüz Brezilya-Portekiz maçı, TRT spikerine göre fare doğurdu. 2 senedir (Kore gibi zayıf takım bulamadıkça) gol atamayan Portekiz ile Dunga'nın Brezilyası karşılaşınca ne beklendi bilmiyorum. İki takıma beraberlik yetiyordu ama yine de golü düşünerek oynadılar aslında. En azından Portekiz'in bütün oyuncu değişikliklerinde bunu görmek mümkün.

Mesai saatleri içinde izlenen maçların bize ait özel bir hikayesi olmuyor. izlendi ve bitti. Grup maçları bitti gerçi, ikinci turda daha anlamlı maçlar yaşayabiliriz.

Akşam maçı asıl fare doğuran maçtı. İspanya - Şili maçının dramatik ve unutulmaz bir maç olacağını tahmin ediyordum, umuyordum. Olmadı, normal bir skorla bitti, iki takım da gruptan çıktı. Turnuvanın başından beri ilk defa bir Güney Amerika takımı mağlup oldu ama yine de gruptan çıkmasına yetti. İsviçre, Türkiye'ye selam yolladı, denizi geçip derede boğuldu. Son Avrupa şampiyonu takımı mağlup etmesini bildi ama Honduras'ı geçemedi. Kupaya katılımı başlı başına bir serüven olan Honduras kupayı golsüz kapatsa da puansız kapatmamış oldu.

Şili - İspanya maçını göz ucuyla izlemiş olsam da yıllar sonra hatırlayabilirim. Fakat Brezilya-Portekiz maçını 90 dakika hakkıyal izlememe rağmen bana bir şey bırakmamış oldu.

Sonuç olarak, el ele bir üst tura çıkanları tebrik ediyoruz, darısı başımıza.

Salı, Haziran 22

Şili'de Darbe Sesleri


Şili çıldırıdı şampiyonluk istiyor. Şampiyonluk çok zor tabi ama ikinci maçlar sonunda en çok zevk veren takım onlar oldu. Tarihi darbelerle, depremlere geçen bir ülkenin böyle bir darbe yapıp futbol dünyasında deprem yaratması fena olmaz.. (Şili'yi şampiyon yapmazlar abi).

Pazartesi, Haziran 21

11. Gün / Ezilmek


Futbol sahasında ezilen takımlara sempati duymak, bizim milletin genlerinde yatan en büyük özelliktir. 3.Dünya ülkelerinin en çok taraftar bulduğu ülkelerden biri burası. Hayatında komünist ideoljilere en ufak yakınlık duymamış, hatta korkmuş ve nefret etmiş insanların Kuzey Kore futbol takımını sevmesi, ağlayan futbolcuları uğruna, yıllarca en sevilen takımı olan Brezilya'nın bir kenara bırakılması boşuna değil.

Kuzey Kore'nin bugün sahaya çıkan kadrosundan tek bir kişi bile iflah olmayan futbolseverler dışında kimse tarafından hatırlanmayacak. Fakat yedikleri 7 gol, onlara duyulan sempatinin daha da artmasına neden olacak. Maçın uzun bir bölümünde rakibine direnen, hatta ilk dakikalarda gole en çok yaklaşan atakları hazırlayan takım, sahadan büyük bir fark yiyerek ayrıldı. Yağmurun ve turnuva boyunca tartışılan topun bir azizliğini bekleyen bizler, Raul Meirales'in golünden sonra umutlarını azalttı. Daha sonra ise bir hezimeti izledi. Dünya devlerinin bize hazırladığı 8-0'lık mağlubiyetlerle büyüyen bizler için tanıdık bir sahneydi. Kırmızı formalılara yakınlık duymamak mümkün değildi.

Yağmur gibi gelen goller Portekiz'i en sevilmeyen takımlar arasına soktu. Bu gollerin son dakikalarda gelmesi manidar. portekiz zayıf rakibine gol atmayabilirdi. Grupta işin averaja kalma ihtimali oldukça yüksek, bu nedenle de aslında İberyalıları suçlayamayız. Ama yine de insan "7 çok oldu be abi" diyor. Tabi bir de Koreli topçuların ülkeye dönüşte neler yaşayacağını bilmiyoruz. Saddam ve çocuklarının hikayelerine aşina olduğumuzdan komplo teorisi kurmakta zorlanmıyoruz.

Rakip tarafından ezilmek futbolun bir parçası, diğer bir parçası da hakem tarafından ezilmek. Behrami'ye çıkan ucuz kart İsviçre'nin Şili karşısında sadece 77 dakika direnmesine neden olabildi. İspanya maçında savunma dersi veren İsviçre sayısal dejavantaj nedeniyle uzun yıllar sonra dünya kupalarındaki ilk golünü yedi. Şili'nin oynadığı futbolu göz ardı etmek imkansız. İki takımda bir üst tura çıkamayı hakediyor ve eğer İsviçre bu kart yüzünden çıkmayacaksa yazık olacak. Şili bu oynadığı futbolla çıkamazsa ona da yazık olacak. Her halükarda bir tane ezilen olacak. (İspanya'yı çıkar kabul edersek).

İspanya'nın durumu ise daha başka. Kendi kendini ezen bir takım. Dış mihraklar (!) tarafından değil, yarattığı imaj yüzünden ezilen bir takım. İspanya'yı Barcelona olarak düşünebiliriz. Barca'nın pasa dayalı futbolu, milli takımın karakteri olmuş durumda. Fakat Honduras karşısındaki İspanya'nın zayıf rakibi karşısında isteksiz, temposuz ve yavaş oynaması, Şili maçı öncesi soru işaretleri oluşturdu. Honduras'ın ilk maçtaki rakibi olan Şili, o gün farkı kaçırmıştı. Fakat girdiği pozisyonlar ve iştahlı futboluyla beğeni toplamıştı.

Turnuvanın son 3 maçlı gününde bunlar yaşandı. Eğer bir ders çıkarmak gerekiyorsa bunu son maçlar sonunda göreceğiz. Kazananlar, mutlu olanlar, ezilenler, sevinenler, sevilenler. Bunların sonucu günler sonra belli olacak. Ezilenlerin, ayağa kalkıp bir başarı hikayesine (bu bir üst tur olmasa da) imza atmaları aslında en büyük temenni. Ve aslında bu yazının da böyle olması gerekmiyordu ama ezilen biri olarak huzuru ucundan hissettiğimiz, biraz olsun oyalandığımız dünya kupası maçları bize böyle uzun ve gereksiz yazılar yazdırıyor. Bir an önce toparlanıp bir başarı hikayesi yazmalıyız...

Perşembe, Haziran 17

6.Gün / Savunma


Bir önceki gün riskler alındı veya alınmadı, kazananlar ve kaybedenler buna göre şekillendi. Bir sonraki gün ise savunma yapanlar kazandı. Savunma da önemlidir. Dün 3 maçta da kazanan vardı, ve kazananlar gol yemediler. 3 takımın da savunma anlayışı, uygulaması, felsefesi farklıydı ama hepsi de kazanandı.

Aslında Uruguay'ı bir kenara ayırmak lazım. Maçı çok da ayrıntılı izlemedim. Luganolu bir savunma hattından bahsediyoruz. Ne kadar kötü olabilir. Rakibin de hücum yapmaya mecali yok gibiydi. Böyle olunca günün son maçını konuşmak yersiz olur. Sadece Suarez'in Dünya Kupası ile iyi futbolcu imajını kaybettiğini, Forlan'ın ise adım adım zirveye çıktığını eklemek lazım.

Diğer iki maçta karşımıza iki farklı savunma çıktı. Birinde topla oynayıp, rakip sahaya yığılan ve kalesine rakibi yaklaştırmayan Şili, diğerinde ise kendi sahasında çok şık savunma yapan İsviçre.

Şili'nin yaptığı, en iyi savunma hücumdur felsefesidir. 1-0'ı korumak yerine, skoru arttırmayı düşündüler. Uzatma dakikalarında bile hala rakip sahada gol kovalıyorlardı. Mark Gonzales daha becerikli veya daha paylaşımcı olsaydı 2.golü de bulurlardı.

İsviçre ise bir deja-vu yaşattı. Barcelona ile karşılaşan Inter gibiydi. İspanya milli takımının büyük çoğunluğu Barcelona'dan oluşuyor zaten. 2002'deki Galatasaray-milli takım gibi. İsviçre ise İnter'in yaptığı savunmayı yaparken İnter'den bir isimle eşleşebilecek bir futbolcusu yoktu. Eren bir Milito değil, Gökhan bir Cambiasso değil, henüz... 2008'in ilk maçında sakatlanarak ve ağlayarak oyundan çıkan Frei bu maçta da yoktu. Ve savunmanın önemli ismi Senderos da, yine 2 sene önceki Frei gibi, sakatlanarak oyundan çıktı. Buna rağmen istediklerini aldılar.

Nou Camp'daki İnter maçını Barcelona kazanmıştı, bu sefer ise İsviçre tek golü atan isim oldu. Eren'in direkten dönen topu, 2006 yılında Kadıköy'de Galatasaray savunmasını dizen Anelka'yı hatırlattı. Galibiyetin mimarının Hitzfeld olduğunu söylemeye gerek yok herhalde. Mourinho'nun her gün beraber idmana çıktığı takımı mayıs ayına kadar hazırlamasından daha zor bir olay sanki. Ayda bir buluştuğu bir futbolcu grubunu Avrupa Şampiyonu karşısına çok uyumlu bir şekilde çıkartıyor.

Kısaca 6.günde kazanan savunma oldu. Bazen risk almak gerekiyorsa da, yeri geldiğinde savunma yapmak lazım. Ki aslında savunma yapmak da bir risktir. Gol yemediğiniz maçı kazanma ihtimali, gol attığınız maçı kazanma ihtimalinden daha fazladır. Fakat yine de gol atamadığınız maçı hiçbir şekilde kazanamazsınız.