isviçre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
isviçre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Nisan 3

Birkaç Kısa Film

Kısa film izleme geleneği bende pek yoktur. Üniversite yıllarında, ortamda sağlayacağı hava nedeniyle biraz ilgi duymuştum ama sonrasında hemen söndü.

Öte yandan aradan neredeyse 15 sene geçti. Daha da önemlisi tüm insanlık olarak hayatımız ve dünyamız çok değişti. Ne olursa olsun artık kısa içerikler daha çok rağbet görüyor. Buna rağmen kısa filmlere gösterilen ilginin sabit kalması şaşırtıcı. 10 dakikalık içeriklere uzun dediğimiz, 2 saatlik filmlere burun kıvırdığımız, hatta 1 dakikalık Youtube videolarına bile üşendiğimiz bir dönemde neden film izleme hakkımızı kısa filmlerden yana kullanmıyoruz merak ediyorum.

O yüzden ben son dönemde bazı zamanlarda bazı günlerde film izleme haklarımı kısa filmlere verdim. Daha net ifadeyle dört kısa film izledim. Bunların üç tanesini tek bir postta birleştiriyorum. Zira vasatı geçemediler. Fakat zaman ayırmaya değer. Dördüncü filmi ayrı bir yazıda belirteceğim ilerleyen dönemlerde; zira o çok hoştu ve ayrı bir yeri hak ediyordu. Şimdilik üç tane

Doroga

Ukrayna filmi. Mischa, boşanmış anne-babası tarafından ihmal edilen bir ergendir. Bir gün arkadaşlarıyla iddialaşırken ilginç bir şey dener. Bir tekerlekli sandalyeye oturur, onu da bir tırın arkasına bağlar ve şehirler arası yolda ilerler. Beklenenden daha maceralı süren yolculuk sonunda, kendisini fark eden ve çok da kızan tır şoförüyle bir bağ kurar.

Hikaye ilginç gibi dursa da film tatmin edici değil. Gerçi birçok festivalde ödül de kazanmış. En azından biz de Mischa'nın tır arkasındaki yolculuğunda adrenalin salgılıyoruz. Teknik açıdan da atlamamak lazım; o konuda başarılı.

Toplam süresi 22 dakika olan filmin tamamı Vimeo'da var ama sanırım altyazı yok.

Sortie de Route

Benzer bir konu diyebiliriz. Yine bir ergen var merkezde. Paul, 14 yaşındadır ve zamanının çoğunu mobiletinde geçirir. Bir gün mobileti çalınır ama onu hemen bulmayı başarır. Hırsız, yine onun yaşlarında bir tamirci çırağı olan Karim'dir. İlk başta birbirlerinden nefret eden ikili, sonra kader ortağına dönüşür.

Toplam süresi 28 dakika olan film, İsviçre'den çıkmış.

Anapeson

İsviçreli varlıklı bilim adamı (botanikçi) Kont Karl Ulysses, 1789 yılında Napoli'ye giderek orada bazı çalışmalar yapar. Bu çalışmalar esnasında da günlük tutar. Filmimiz bu günlükten yola çıkar. Günlükte bahsedilenler, bir anlatıcı tarafından bize aktarılırken, diğer yandan bahsedilen toprakların güncel görüntüleri önümüze düşer. Belgesel desek değil, film desek değil. Görüntüler, sinematografik açıdan çok ilgi çekici olmasa da, doğa bize huzur veriyor.

Diğer iki filmden daha uzun; 40 dakika. Ayrıca daha yavaş bir temposu var. 

Fakat bizi o kadar mest eden Akdeniz iklimi, toprağı, görüntüsünü içimize çektikten sonra, filmin en son noktasında otopark, otoyol, arabalar, binalar görüyoruz. Çok vurucu bir andı benim için. Filmi o kadar izledikten sonra, neredeyse gözler kapanacak ve rüyalara dalacakken bir anda gerçeğe döndük.

Cuma, Haziran 24

Gençler Top Oynuyor


Danimarka'daki U-21 turnuvası sona ermek üzere. Yarı finaller oynandı, finale kalanlar son yılların en başarılı alt yaş kategori ülkeleri; İspanya ve İsviçre.

Turnuvanın hiç bir maçını izlemedim. Veren kanal var mı onu da bilmiyorum. Eylül'den beri İstanbul'da gitmediğim salon ve stad kalmadı. Televizyondan da hatırı sayılı şekilde maç izledim. Artık dinlenmek lazım. Çocuklar oynasın, biz haberlerini alırız. Taraftar tatilde..

Çocuklar dedik gerçi ama bugün turnuvaya şöyle bir göz gezdirdim neler olmuş diye; baya tanıdık isimler var. Mesela İspanya'da Mata, Capel gibi 21 yaş üzeri isimler oynuyor.

Belarus ile oynanan yarı final karşılaşmasında, 89.dakikaya 1-0 mağlup giriyor İspanya. Önce maçı uzatmaya götürüyorlar. Ardından uzatmada 2 gol daha atıp 3-1 kazanıyorlar. Yenik durumda oyuna soktukları futbolcular; Jeffren, Capel ve Krkiç. Böyle bir kadro. Belarus'un yarı final oynaması ve son dakika golüyle finali kaçırması ilginç bir hikaye.

Deportivo'nun yıldızı Adrian Lopez 5 golle turnuvanın şu anda en golcü ismi. 3 gollü Mehmedi ise İsviçre'yi taşıyor. İsmi de güzel, bizden gibi. Arnavutluk dolaylarındanmış. Yarı finalde uzatma dakiakalrında Çek kalesine golü atmış, takımını finale çıkarmış.

İspanya - İsviçre maçı yarın oynanacak. Bir yerlerde yakalarsam izlerim. Sadece finale gelen taraftar kaprisini de bu sefer biz yapalım, sadece final maçını izleyelim.

Pazartesi, Şubat 14

Taraftar Tepkisi

Modern ülke, örnek ülke (!) İsviçre'den. Young Boys taraftarları asıyor; "futbol taraftarları vahşi hayvan değildir." mealinde.

Perşembe, Ağustos 5

İsviçre'ye Türk Katkısı

İsviçre dün Türkiye sayesinde Avrupa Kupaları'nda iyi puan aldı. Young Boys'un Kadıköy deplasmanından aldığı galibiyete diğer ekleme İsviçre topraklarından geldi.

Basel, zayıf rakibi Debrecen'i 3 golle geçerken, ilk golü Türk futbolcu Çağdaş Atan attı. İyi ki de attı, kalır orada. Sonra hasbelkader Galatasaray ile yolu kesişir, hiç gerek yok.

Cumartesi, Haziran 26

15.Gün / Hep Beraber Üst Tura


Ve grup maçları sona erdi. Dün birbirleriyle karşılaşan takımlar aynı yola devam etti. Bir grup hep beraber evine dönüyor, diğerleri bir maç daha oynayacak kupada.

Gündüz Brezilya-Portekiz maçı, TRT spikerine göre fare doğurdu. 2 senedir (Kore gibi zayıf takım bulamadıkça) gol atamayan Portekiz ile Dunga'nın Brezilyası karşılaşınca ne beklendi bilmiyorum. İki takıma beraberlik yetiyordu ama yine de golü düşünerek oynadılar aslında. En azından Portekiz'in bütün oyuncu değişikliklerinde bunu görmek mümkün.

Mesai saatleri içinde izlenen maçların bize ait özel bir hikayesi olmuyor. izlendi ve bitti. Grup maçları bitti gerçi, ikinci turda daha anlamlı maçlar yaşayabiliriz.

Akşam maçı asıl fare doğuran maçtı. İspanya - Şili maçının dramatik ve unutulmaz bir maç olacağını tahmin ediyordum, umuyordum. Olmadı, normal bir skorla bitti, iki takım da gruptan çıktı. Turnuvanın başından beri ilk defa bir Güney Amerika takımı mağlup oldu ama yine de gruptan çıkmasına yetti. İsviçre, Türkiye'ye selam yolladı, denizi geçip derede boğuldu. Son Avrupa şampiyonu takımı mağlup etmesini bildi ama Honduras'ı geçemedi. Kupaya katılımı başlı başına bir serüven olan Honduras kupayı golsüz kapatsa da puansız kapatmamış oldu.

Şili - İspanya maçını göz ucuyla izlemiş olsam da yıllar sonra hatırlayabilirim. Fakat Brezilya-Portekiz maçını 90 dakika hakkıyal izlememe rağmen bana bir şey bırakmamış oldu.

Sonuç olarak, el ele bir üst tura çıkanları tebrik ediyoruz, darısı başımıza.

Pazartesi, Haziran 21

11. Gün / Ezilmek


Futbol sahasında ezilen takımlara sempati duymak, bizim milletin genlerinde yatan en büyük özelliktir. 3.Dünya ülkelerinin en çok taraftar bulduğu ülkelerden biri burası. Hayatında komünist ideoljilere en ufak yakınlık duymamış, hatta korkmuş ve nefret etmiş insanların Kuzey Kore futbol takımını sevmesi, ağlayan futbolcuları uğruna, yıllarca en sevilen takımı olan Brezilya'nın bir kenara bırakılması boşuna değil.

Kuzey Kore'nin bugün sahaya çıkan kadrosundan tek bir kişi bile iflah olmayan futbolseverler dışında kimse tarafından hatırlanmayacak. Fakat yedikleri 7 gol, onlara duyulan sempatinin daha da artmasına neden olacak. Maçın uzun bir bölümünde rakibine direnen, hatta ilk dakikalarda gole en çok yaklaşan atakları hazırlayan takım, sahadan büyük bir fark yiyerek ayrıldı. Yağmurun ve turnuva boyunca tartışılan topun bir azizliğini bekleyen bizler, Raul Meirales'in golünden sonra umutlarını azalttı. Daha sonra ise bir hezimeti izledi. Dünya devlerinin bize hazırladığı 8-0'lık mağlubiyetlerle büyüyen bizler için tanıdık bir sahneydi. Kırmızı formalılara yakınlık duymamak mümkün değildi.

Yağmur gibi gelen goller Portekiz'i en sevilmeyen takımlar arasına soktu. Bu gollerin son dakikalarda gelmesi manidar. portekiz zayıf rakibine gol atmayabilirdi. Grupta işin averaja kalma ihtimali oldukça yüksek, bu nedenle de aslında İberyalıları suçlayamayız. Ama yine de insan "7 çok oldu be abi" diyor. Tabi bir de Koreli topçuların ülkeye dönüşte neler yaşayacağını bilmiyoruz. Saddam ve çocuklarının hikayelerine aşina olduğumuzdan komplo teorisi kurmakta zorlanmıyoruz.

Rakip tarafından ezilmek futbolun bir parçası, diğer bir parçası da hakem tarafından ezilmek. Behrami'ye çıkan ucuz kart İsviçre'nin Şili karşısında sadece 77 dakika direnmesine neden olabildi. İspanya maçında savunma dersi veren İsviçre sayısal dejavantaj nedeniyle uzun yıllar sonra dünya kupalarındaki ilk golünü yedi. Şili'nin oynadığı futbolu göz ardı etmek imkansız. İki takımda bir üst tura çıkamayı hakediyor ve eğer İsviçre bu kart yüzünden çıkmayacaksa yazık olacak. Şili bu oynadığı futbolla çıkamazsa ona da yazık olacak. Her halükarda bir tane ezilen olacak. (İspanya'yı çıkar kabul edersek).

İspanya'nın durumu ise daha başka. Kendi kendini ezen bir takım. Dış mihraklar (!) tarafından değil, yarattığı imaj yüzünden ezilen bir takım. İspanya'yı Barcelona olarak düşünebiliriz. Barca'nın pasa dayalı futbolu, milli takımın karakteri olmuş durumda. Fakat Honduras karşısındaki İspanya'nın zayıf rakibi karşısında isteksiz, temposuz ve yavaş oynaması, Şili maçı öncesi soru işaretleri oluşturdu. Honduras'ın ilk maçtaki rakibi olan Şili, o gün farkı kaçırmıştı. Fakat girdiği pozisyonlar ve iştahlı futboluyla beğeni toplamıştı.

Turnuvanın son 3 maçlı gününde bunlar yaşandı. Eğer bir ders çıkarmak gerekiyorsa bunu son maçlar sonunda göreceğiz. Kazananlar, mutlu olanlar, ezilenler, sevinenler, sevilenler. Bunların sonucu günler sonra belli olacak. Ezilenlerin, ayağa kalkıp bir başarı hikayesine (bu bir üst tur olmasa da) imza atmaları aslında en büyük temenni. Ve aslında bu yazının da böyle olması gerekmiyordu ama ezilen biri olarak huzuru ucundan hissettiğimiz, biraz olsun oyalandığımız dünya kupası maçları bize böyle uzun ve gereksiz yazılar yazdırıyor. Bir an önce toparlanıp bir başarı hikayesi yazmalıyız...

Perşembe, Haziran 17

6.Gün / Savunma


Bir önceki gün riskler alındı veya alınmadı, kazananlar ve kaybedenler buna göre şekillendi. Bir sonraki gün ise savunma yapanlar kazandı. Savunma da önemlidir. Dün 3 maçta da kazanan vardı, ve kazananlar gol yemediler. 3 takımın da savunma anlayışı, uygulaması, felsefesi farklıydı ama hepsi de kazanandı.

Aslında Uruguay'ı bir kenara ayırmak lazım. Maçı çok da ayrıntılı izlemedim. Luganolu bir savunma hattından bahsediyoruz. Ne kadar kötü olabilir. Rakibin de hücum yapmaya mecali yok gibiydi. Böyle olunca günün son maçını konuşmak yersiz olur. Sadece Suarez'in Dünya Kupası ile iyi futbolcu imajını kaybettiğini, Forlan'ın ise adım adım zirveye çıktığını eklemek lazım.

Diğer iki maçta karşımıza iki farklı savunma çıktı. Birinde topla oynayıp, rakip sahaya yığılan ve kalesine rakibi yaklaştırmayan Şili, diğerinde ise kendi sahasında çok şık savunma yapan İsviçre.

Şili'nin yaptığı, en iyi savunma hücumdur felsefesidir. 1-0'ı korumak yerine, skoru arttırmayı düşündüler. Uzatma dakikalarında bile hala rakip sahada gol kovalıyorlardı. Mark Gonzales daha becerikli veya daha paylaşımcı olsaydı 2.golü de bulurlardı.

İsviçre ise bir deja-vu yaşattı. Barcelona ile karşılaşan Inter gibiydi. İspanya milli takımının büyük çoğunluğu Barcelona'dan oluşuyor zaten. 2002'deki Galatasaray-milli takım gibi. İsviçre ise İnter'in yaptığı savunmayı yaparken İnter'den bir isimle eşleşebilecek bir futbolcusu yoktu. Eren bir Milito değil, Gökhan bir Cambiasso değil, henüz... 2008'in ilk maçında sakatlanarak ve ağlayarak oyundan çıkan Frei bu maçta da yoktu. Ve savunmanın önemli ismi Senderos da, yine 2 sene önceki Frei gibi, sakatlanarak oyundan çıktı. Buna rağmen istediklerini aldılar.

Nou Camp'daki İnter maçını Barcelona kazanmıştı, bu sefer ise İsviçre tek golü atan isim oldu. Eren'in direkten dönen topu, 2006 yılında Kadıköy'de Galatasaray savunmasını dizen Anelka'yı hatırlattı. Galibiyetin mimarının Hitzfeld olduğunu söylemeye gerek yok herhalde. Mourinho'nun her gün beraber idmana çıktığı takımı mayıs ayına kadar hazırlamasından daha zor bir olay sanki. Ayda bir buluştuğu bir futbolcu grubunu Avrupa Şampiyonu karşısına çok uyumlu bir şekilde çıkartıyor.

Kısaca 6.günde kazanan savunma oldu. Bazen risk almak gerekiyorsa da, yeri geldiğinde savunma yapmak lazım. Ki aslında savunma yapmak da bir risktir. Gol yemediğiniz maçı kazanma ihtimali, gol attığınız maçı kazanma ihtimalinden daha fazladır. Fakat yine de gol atamadığınız maçı hiçbir şekilde kazanamazsınız.

Cuma, Nisan 2

Eski 10 Numara



Bir dönem bu adamı takip etmek için çok uğraşırdık. Yetenekli ama varyete yerine iş yapan futbolcu ekolünün yurt dışı temsilcisi. Dışarıda hakettiği değeri buldu sayılır ama yolu es kaza ülkemize düşseydi "bundan amatörde 50 tane var" derlerdi. Bavyera eyaletinde 10 numarayı giydi. Şimdi Grasshoppers takımında teknik direktörmüş. C.Sforza.