manchester united etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
manchester united etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Eylül 14

7 Numara Esnekliği


O zaman The English Game'den devam edelim.

Oyunu bulan ve geliştiren İngilizler; daha sonra oyunu dünyaya yaydılar, pazarladılar ve sektör haline getirdiler.

Dünya, son 30 yılda devamlı Premier Lig'i takip etti. Yayından sponsorluğa kadar her konuda öncü İngilizlerdi, sonra diğerleri geldi.

Forma numaraları da onlardan biriydi. Eskiden sadece 1'den 11'e kadar gördüğümüz isimsiz numaralar, zamanla her futbolcu için bir markaya dönüşecek tabelalara döndü. Hatta Ultras kültürü, modern futbola karşı duruşunda bile bu konuya öncelikli olarak değindi. Fakat o savaş kaybedildi.

Artık bu bizim yeni normalimiz oldu. Her sezon başında yeni forma numaraları belli olur, ona göre formalar satın alınır, o sezon da öyle geçer. Buna alıştık, bunu kanıksadık, bunu kabullendik. O zaman böyle devam edeceğiz.

Şimdi tam bu noktada The English Game'e dönüyoruz. Ne diyordu Arthur, para kazandığı tespit edildiği için federasyon tarafından cezalandırılan Fergus'a: "Kurallar her şeyden önemlidir."

İngilizler oyunu, oyunun ruhunu, oyunun anlamını ne kadar değiştirmiş olsa da, bu devinimi devamlı üzerine düşünerek ve uzun müzakereler sonucunda gerçekleştirmiştir. Ve bu noktada zemini ve temeli kurallar üzerine kurmuştur. Kurallar önemlidir. Adil veya doğru olup olmaması önemli değildir. O sonrasında tartışılır. Öncelikli mesele; var olan kurala uymaktır.

Peki kural ne diyor? Bir futbolcu bir forma numarasını seçtiği takdirde, o numarayı sezon sonuna kadar o giyer. Başka bir oyuncu aynı takımda aynı numarayı giyemez.

Fakat gerçekte ne oldu? Edinson Cavani 7 numara ile sezona girdi ama özel bir kural ile sezon başladıktan sonra 7 numara yeni transfer Ronaldo'ya geçti.

Futbolseverler, Manchester United taraftarları, Ronaldo hayranları, duygusallar, nostaljikler, pazarlamacılar, marka değerciler ve daha birçoğu bu kararı alkışladı. Hatta olay o kadar normal geldi ki alkışlar kısa sürdü. Sanki olağan bir olay gibiydi. Olması gereken gibiydi. Olmaması hata olurdu.

Oysa İngiliz oyununa ve İngiltere kültürüne uymayan bir durumdu. Kural belliydi. 7 numara değişemezdi. Değişmemeliydi. Ronaldo, başka bir numara ile bu sezonu geçirmeliydi. Hatta o numara, Michael Jordan'ın Chicago Bulls'ta giydiği yarım sezonluk 45 numara gibi tarihe geçmeliydi. Üstelik o sezon Bulls'ta 23 numarayı giyen bir oyuncu da yoktu.

Premier Lig bu tip pazarlama, marka vb konularda NBA'i örnek alıyor ama bu sefer kendi köklerini hatırlamalıydı. Kimileri "Ronaldo'ya jest yapıldı" dedi ama bana geçen hissiyat Ronaldo'ya ve Manchester United'a tanınan imtiyaz oldu. 

Madem Ronaldo'nun 7 numara giymesi bu kadar önemliydi, o zaman ya bu transferi daha erken bitirecektiniz, ya transferin gerçekleşme ihtimaliyle Cavani'ye sezon başında başka bir numara verecektiniz (o zaman transfer dedikodularını doğurabilirdiniz) ya da Ronaldo daha Real Madrid'e gittiğinde formayı emekli edecektiniz (Best, Cantona gibi efsaneler varken bu çok zor olurdu) ve dönüşünde onun için askıdan indirecektiniz.

Eğer Cavani 7 numarayı seçmesine rağmen ilk 3 haftada hiç oynamasaydı bu jesti ve özel kuralı anlamlı bulabilirdik ama o da olmadı. Öyleyse kapılar kapanacaktı...


Bunu şu anın pazarlama soslu futbol dünyasına anlatmak ne yazık ki çok zor. Genç kuşaklar da "Ne saçmalıyor bu?" diyecektir. Fakat bizim için durum budur. Kimse ses çıkarmadı, bari biz yazalım.

Bu arada pazarlamacı tayfaya not. Cavani'nin Wolves maçında giydiği 7 numaralı formanın koleksiyon değeri yüksek olur. Sonuçta aynı sezonda iki farklı oyuncu tarafından giyilen ilk numara ve o forma bir daha olmayacak, tarihte tek maçla sınırlı kalacak... Formanın rengi de klasik tarzda olmadığı için nadir eserler kategorisine girer...

Perşembe, Mart 10

Ülke Rekabeti



İngiltere'de gerçek bir ezeli rekabet için Liverpool ile Manchester United arasındaki tarihe bakmak gerekiyor. Evet aynı şehrin takımı değiller. Belki bu açıdan derbi diyemeyiz, olsun. Ama birbirlerini iyi olmaya zorlayan bir rekabetten bahsediyorsak bu iki kulüp bunun en iyi örneği.

Unutulmaz kahramanlar, tüyler ürperten atmosferler, şampiyonluklar, kupalar... Ne Arsenal ile Tottenham da, ne de West Ham ile Milwall arasında aynıları var. Birinde ya tutku az, ya da kupa...

Bu gece Avrupa'da ilk kez karşılaşacak olmaları heyecan verici ama bir o kadar da şaşırtıcı. Avrupa'ya çok defa çıkmış iki takımın yollarının ilk kez kesişmesi enteresan. Üstelik hiçbir zaman bir "Real-Barca finali olsun" çalışması gibi ayrı yollardan da yürümediler. 

Daha kötüsü oldu. Biri iyiyken diğeri kötüydü. Biri Şampiyonlar Ligi'nde müdavimken diğeri Avrupa'ya çıkamıyordu. Şimdi ikisi de aynı yolda. 

1994'teki maç güzel bir örnek. 3-0'dan 3-3'e dönmek iki takımın tarihi için uygun bir metafor. United'ın şampiyonluk sayısında Liverpool'u yakalaması gibi, Liverpool'ın İstanbul'da 3-0'dan dönmesi gibi...

Maçın 12 dakikalık özeti, İngiliz futbolunun kısa tarihi. Dolu bir Kop var mesela. Maçın kahramanı; Brian Clough'un oğlu Nigel. Cantona Fransız usulü katıyor sahaya (yakalar inik). Giggs'in boş kaleye kaçırdığı bir golü çok fazla göremezsiniz; burada var. Souness, Galatasaray'ın öncesinde, Ferguson Sami Yen'in hemen sonrasında (sene 1994 Ocak), Schmeichel'in muhteşem kurtarışinı 100 metre uzaktan alkışlayan 36 yaşındaki Bruce Grobbelaar

Cuma, Kasım 13

Tek El



İyi foto...

Buradan daha iyi anlaşılıyor; adam biraz fazla büyük.... Buna rağmen baya iyi uçuyor.



Pazartesi, Nisan 29

Top Bütün Ağlarda



Van Persie çok beğendiğim bir forvet değil ama son vuruş ustası olduğunu, özellikle son 2-3 sezonda bunu zirveye çıkardığını söylemek lazım. Aston Villa'ya da 3 gol attı. 3 gol de birbirinden güzel. Gollerin kalitesi ve güzelliği ayrıca tartışılır ama bu golde topun gidişi o kadar güzel ki, vuruştan, ataktan, her şeyden rol çalıyor.

Her futbolcunun, hatta halı sahada oynayan küçük çocuğun bile hayalidir. Top bütün fileleri dolaşıyor, sol kenardan girip sağ kenardan çıkıyor. Harika... Direkten dönen top kadar haz verici.

Cuma, Kasım 23

Karıştıran Ercan Taner Olsun



Yukarıdaki videoyu izlediniz. Maçın golü böyle geldi. Sonra bunu izleyin. Ntv Spor'da maçtan sonra defalarca yayınlanan maç özeti...

Maçı Ercan Taner'in anlatacağını öğrenince çok sevindim. Hem Murat Kosova'nın maçın önüne geçen anlatımlarından kurtulmuştuk hem de ne olursa olsun özellikle Uefa sırasında akıllara kazınan Ercan Taner anlatımlarına kavuşacaktık.. Ercan Taner, Türk futbolunun en önemli gollerini anlatmış, anlatmakla kalmayıp o golleri kendi kurduğu cümlelerle adlandırmıştır. Hakan'ın Leeds'e attığı gol, "Kim attı Kral attı"dır. Hagi'nin Rapid'e attığı gol, "Hagi, Hagi, Hagi" dir. Süper Lig'de bile Sergen atar şampiyonluk gelir, Hasan Kabze gecenin flaş ismi olur.

Dün Marsilya-Fenerbahçe maçını izlerken bile her Atkinson (karşılaşmanın hakemi) diyişinde aklımıza 15-20 sene önceki maç geliyor. Böyle bir spiker Ercan Taner.

Ercan Taner, son zamanlarda kötü anlatımlar yapıyor. Eskisi gibi değil. Gole aut diyor, sürekli eskilerden Gerd Müller'den falan bahsediyor. Canı sağolsun. Bazen ona tepkiler oluyor. Tepki beki abrtılıyor ama Ercan Taner de bu tepkilere çok kırgın bir şekilde cevap veriyor. İnternetin yaygınlaşması, özellikle eski topraklar için sorun oldu. Eskiden sokağa çıktıklarına herkesin sevgilisi olan insanlar artık sürekli sanal saldırılarla karşılaşıyorlar, buna alışık değiller.

Gol anına gelelim. Ercan Taner, golü Melo'ya yazdı. Sonrasında tecrübesine yakışan bir şekilde toparladı. Biz burada yanlış görelim de top ağlara gitsin dedi. Olay kapandı. Bu golü 10 sene sonra böyle hatırlasak çok naif olurdu. Ama NTV Spor bundan rahatsızlık duymuş olacak ki, maçtan sonraki özetlerinde bize böyle saçma bir şey izlettirdi. Zaten Türkiye'nin yarısı maçı izlemiş, neyi kimden saklıyorsunuz ki? Aslında benim için çok da önemli değil ama Ercan Taner'in yanlışından kurumu niye utandı? Ercan Taner acaba bunun için de bildiri yayınlayacak mı? Burak'a Melo demesinden daha çok buna üzüldüm.

Eğer Ercan Taner bundan rahatsızlık duyduğu için böyle biz özet istediyse üzüntüm iki kat artar.


Çarşamba, Kasım 21

Manchester Zaferi




Bu maçı es geçmek olmaz. Ama hem iş yoğunluğundan hem de asıl önemli maçın henüz oynanmamış olmasından üzerinde çok da durmak istemiyorum. Fakat kendi sahamızda Manchester United'ı yeniyorsak, en azından not düşelim, seneler sonra dönüp baktığımızda bulalım.

Aslında çok da iyi oynamadık. Hatta bence hiç iyi oynamadık. United'ı sildik demek mümkün değil, tek başına Wellbeck bile fena dağıttı. Yedek denilen kadro fena oynamadı. İlk yarıda direkten dönen top, arkasından gelişen pozisyon, Semih'in 1-2 kritik müdahelesi işimize geldi. Biz ise uzaktan şutlar denedik ama çoğu kaleye gelmeden savunma oyuncuları tarafından kesildi. Ama bazen kötü oynayıp da kazanıyorsunuz ve her şey bir yana atılabiliyor. En azından golden sonra yememek, hatta hiç gol yememek güzel şeyler. 

Amrabat ve Riera'yı beğendim ama en çok Muslera'ya dua ettim. Bir tane hatalı çıkış bile yapmadı, top sektirmedi. Burak'ın 5.maçındaki 5.golüne diyecek birşeyim yok. Başka zaman olsa, o golü buraya yazardım ama artık Burak'ı sevenlerin sayısı milyonlara ulaştı. Böyle şeyler yazmaya gerek yok. "Manchester United zaferinin tek golünü atan adam" sıfatını kazanacağını bundan 3 sene önce kendisi bile inanmazdı ama ben "başaracağını biliyordum".

Tribün olağanüstü değildi. Ama 3 Şampiyonlar Ligi maçın arasından en iyisiydi. Geçen sene normal sezondaki maçların seviyesine ulaşmadık hala. Fakat gürültü dönem dönem muazzamdı ve bu rakibin konsantrasyonunu ve iletişimini bozmuş olabilir. Takım da eskisi gibi değil gerçi. Hatta gol sevinçlerinde bile coşku eksikliği var. Geçen senenin heyecanı daha başkaydı. Belki bu maç yeniden heyecan duymak için bir neden olacak.

Cluj ile İddaa'nın yeni oyunu Düello'yu oynayacağız. Aynı saatte başlayan iki maç, daha fazla puan alan gruptan çıkacak. İnşallah Braga da yedek takımla çıkar ve Manchester United Rooney - Van Persie ile oynar. Artık stresli maçlar istemiyorum. Aynı saatte başlayan iki maçtan birini izleyip diğerini takip etmek zorunda kalmak zevkli değil. Üstelik elenirsek Fenerbahçe ile aynı organizasyonda olmak daha da stresli olacak. 2.tura çıkıp elensek bile, Fenerbahçe yarı final oynamadıkça başımız ağrımaz. O yüzden "devam" diyelim.

Manchester'ın da her İstanbul takımı ile eşleşmeside puan kaybetmesi geleneği devam etti. Adamların kabusu olduk ülke olarak. 


Salı, Kasım 20

Cehennem



Küpürün üzerinde duran tarihi bilerek tuttum ki kanıt olarak gözüksün. 3 Kasım 1993, Galatasaray - Manchester United maçının olduğu gün. O gün bile, yani daha Galatasaray, Manchester'ı elemeden, Barcelona'yı yenmeden, Uefa'yı almadan, Sami Yen'de 20 küsür maçlık seriyi yaşamamışken, Real'i 2-0 geriden gelip yenmemişken bile istatistikler bizim lehimize. Türk takımlarının bir tur atlamasının bile sevinç yarattığı yıllarda dahi iç sahada sadece 5 maç kaybetmişiz. Muhteşem başarı.

Şimdi gelelim Ali Sami Yen'in neden cehennem olduğuna. Ryan Giggs internette paylaşım rekorları kıran belgeselde anlatıyor, bu belgesel defalarca izlendi ama herkes "Ne cehennem yaratmışız" deyip kendine pay çıkardı. O günün tribün emekçilerine saygımız sonsuzun üzerinde, şimdiki nesil ile aynı cümlede bile kullanılmaz ama o başarıda saha dışı, insan-tribün dışı faktörlerin de payı büyük. Ryan Giggs şöyle diyor:

"Gelişmekte olan ülkelerde böyle düşmanca ortamlarla karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Eski stil stadyumlar bunaltıcı olabiliyor. Etrafı kaplayan değişik sigaraların kokusu, duman ve bunun gibi küçük şeyler. Stada yemek zamanı gelmişlerdi ve sanırım taraftarlar 6-7 saattir ordalardı. Şehre Manchester United geliyordu ve bu büyük bir maçtı. Soyunma odasına gitmek için polis tünelinin içinden geçip yer altına inmeniz gerekiyordu"

Böyle bir stadyum ürpertici oluyor. Bilinmeyen bir ülke korku yaratıyor.

Aradan 19 sene geçmiş. United, daha sonra defalarca buraya geldi. Hem onlar buraya alıştı, hem de burası çok değişti. Onların alışık olmadığı ortam yerine, onların alışık olduğu ortam "Bakın İngiltere'de aslında böyle" ifadesiyle İngiltere örnek alınarak kuruldu. Zaten bakın o belgeselde "Türkiye'den çıktığım için mutluyum, asla geri dönmem" diyen Ferguson dün geceki karşılaşama ve İstanbul atmosferi için ne diyor:

''1993 yılı bizim için inanılmazdı ve oldukça dehşet vericiydi ama buraya birkaç kere geldik ve Türk atmosferine alıştık, fanatik bir durum ancak bizim için sorun değil. 1993 yılında Ali Sami Yen Stadyumu'ndaki maçta 0-0'lık sonuçtan sonra Eric Cantona ve Bryan Robson oyuncu tünelinde çevik kuvvetin saldırısına uğramıştı''

İngilizleri, Türk tarzı atmosferle yenebildik ama İngilizleri İngiliz tarzıyla yenmek zor oluyor. Bugün belki yeneriz, bu da saha içindeki kalitenin dengeli olmasından kaynaklanır.Ama bundan sonra bir daha o atmosferi kuramayız. Bunun için birçok şeyin oluşması gerekiyor. Sadece havalimanında karşılamak yetmiyor; onları konfordan uzak tutmak gerekiyor. Soyunma odasına inerken, stadyuma gelirken sıkıntı yaşayacaklar. Taraftar 6-7 saat önce stadyumda olacak ve maçı izlemek için stadyuma gelmediğini aslında nerdeyse orada yaşadığını, orasının evi olduğunu misafire hissettirecek. Gerekirse çevik kuvvet bile küçük uyuzluklar yaratacak. Bunların çoğu yeni futbol dünyasında olacak şeyler değil. O nedenle havalimanı baskını, Hababam Sınıfı'nın yeniden çekilmiş hali gibi bir şey oluyor. Komik, güzel, hoş ama asla efsane değil.





Cuma, Kasım 2

Londra'da Meşale



İngiltere'de meşale yakılmıyor diyorlar ya, aslında haklılar. Ama işte bazen onlar da yakıyor. Hem de Londra'nın göbeğinde, dünyanın gözü önünde, Chelsea-United maçında.

Çarşamba, Eylül 19

Başlangıç Noktası




Greenwich, Old Trafford'a ne kadar uzaklıktadır? 

Galatasaray yakın tarihinin bazı kırılma anları varsa bunlardan biri kesinlikle Old Trafford'da 3-3 biten maçtır. Belki de birincidir. Köln'deki Monaco maçı ile çekişebilir. 87'de Eskişehir maçı da önemli.

Neyse, İngiltere'de oynanan Manchester United maçının hangi anlamları ifade ettiğini tekrar tekrar yazmaya gerek yok. Sonu UEFA Kupası ile biten uzun bir yolculuğun ilk adımıydı. 

Ondan sonrası sessizlik...

Bu sezon nasıl bir Şampiyonlar Ligi performansı gerçekleştireceğimiz belirsiz. Bilemiyoruz, tahmin edemiyoruz. Hatta o kadar uzak kaldık ki, havasını, atmosferini, gerçeklerini, kurallarını unutmuş olabiliriz. Yine de takıma güvendiğimiz bir gerçek. Özellikle gruptaki diğer iki takımın dişimize göre olduğunu görünce umutlanıyoruz. Ama Lokomotiv Moskova, C.Brugge, Real Sociedad, Bükreş, Hamburg, Karpaty, Tromso diye uzayan bir liste de var. Yani bu romantizm, belki de 6 hafta sonra yıkılacak ama olsun.

Yeniden herşeyin başladığı yerdeyiz. Güzel olan da bu. Yeniden Old Trafford. Kuralar ilk çekildiğinde, bizim hanım (Milan) gelsin istedim, olmadı. Yerine United geldi. Daha da ilginç ve güzel olanı, 5 sezon aradan sonra oynanancak ilk Şampiyonlar Ligi maçında rakip United olacak.

Kimsenin şans vermediği ve sonunda statünün bile değişmediği eşleşme. Sanki bu tesadüf, çok anlamlı.

United yenerse ne olur bilmiyorum, ama o unuttuğumuz atmosferi hatırlamak için en kısa yol buydu. Güzel denk geldi.



Salı, Eylül 18

İstanbul'daki United Maçı



1993 yılında, 8 yaşındaydım. Hayal meyal hatırlanan maçlar. Maçları hatırlamak kolay ama şöyle bir gerçek var; 8 yaşındaki çocuk aklıyla hatırlıyoruz. O gözle izledik. Ne bir analiz, ne sokağın nabzı, ne basında yazılanlar...

United eşleşmesine dair akılda kalan bütün hikayeler ilk maça dair. Maçı izlemedim (evde TV bozuktu sanırım), 2-0 olduğunu öğrenince uyumuştum. Ondan sonra, evleri benim odama bakan arkadaşımın mahalleyi ayağa kaldıran sesiyle fırladım. Karşı apartmandan, skorun 2-2'ye geldiğini söylemişti. Bir maçın 2-0'dan dönmesi hangi maç olursa olsun heyecan verici, üstelik bu maç Şampiyonlar Ligi maçı. O sıaralar Şampiyonlar Ligi'nin ne olduğunu da çok net bilmiyordum oysa. Neyse, sonuçta o arkadaşım sayesinde, maça tekrardan asıldık. Radyodan dinledik, heyecanlandık, 3-2'ye sevindik, 3-3'e üzüldük, rövanş için umutlandık.

Peki rövanş?

Hatırlıyorum. Evde izledik. 0-0 bitti. Tur atladık sevindik. Maçtan önce bir aksilik olmazsa tur atlayacağımıza emindik. Neden ki?

Gerçekten böyle bir hissiyat vardı. Acaba bizim evden yayılan güven duygusu mu yoksa tüm camiada ve ülkede var mıydı? O kısmını bilmiyorum. Aynı maç bugün olsa mesela?

United ile çeyrek finale çıkma maçı oynuyoruz (ki o zamanın çeyrek finali bu zamanın yarı finali gibi bir şey aslında). İlk maç orada 3-3. İkinci maç öncesi o kadar rahat olabilir miyiz? Mümkün değil.

Stresten, gerginlikten o 1 haftayı zor geçirirdim herhalde. 3-3'ün hiç bir garantisi yok. 1-0'a gidiyorsun. Bir serseri top her şeyi götürüyor. Üstelik elinden gelenin çok daha fazlasını yapmışsın bir önceki maçta. Hepsi çöpe gidecek. Yüzüp yüzüp kuyruğuna geliyorsun ve bir serseri topla gidiyorsun. Gerçi bir de öte tarafı var; maç başlarken tur atlıyorsun.

O maçı nasıl oynadık, sahada ne yaptık hiç bilmiyorum. Zaten o yaştaki çocuk böyle şeylere dikkat etmez. Tek hatırladığım Tugay'ın çok iyi oynadığı ve 9 numaranın insan gibi koşmadığı. Cantona'ya da uyuz olmuştum baya. 

Tabi bir de Ali Sami Yen Stadı faktörü var. Ama o başka bir yazının konusu. 

Şimdilerde bu kadar nostaljisi yapılırken aklıma geldi, biz o maçı nasıl izledik? Bazı anlar için çocuk kalmak daha sağlıklı...


Salı, Ekim 25

Mutlu Azınlık


İşin Arap kısmını es geçelim. Sanki kulüpler Amerikalı'ya satılınca daha normal de "Arap sermayesine boyun eğen kulüpler"e sürekli laf sokuluyor.

City taraftarı son 10 yılda enteresan işler yapıyordu. Deplasmana denizden gitmek gibi mesela. Kulübün sahibinin kim olduğu onları pek ilgilendirmedi. Gidip yeni kulüp kurmadılar. Kursalardı acaba yeni renkli takımın atkılarıyla eski kulübün maçına giderler miydi?

Bir insan ömrü ortalama 60 yıl olsa; 60 yılda bir takım ezeli rakibini kaç kez 6 golle yener. Yani kaç kere görebilir bir insan bunu? (İş kötü başladı, 6 Kasım'a doğru gidiyor)

Peki 6 gollü galibiyetin kaçı deplasmanda olur?

Ve bu deplasmana kaç kişi gidebilir?

Fotoğraftaki ömür boyu anlatacakları bir hikayeleri var. Ve herkesin sahip olmak isteyeceği. Ne büyük şans...

Bu arada içimde kalmasın, ekleyelim: Yine derbi maçı dediler İngiltere Ligi dediler, yine handikap kere handikap oldu. Çok enteresan..



Cumartesi, Ekim 15

Premier Lig


İngiliz futbol kültürünü ne kadar çok sevsem de İngiltere Ligi'ni de o kadar sevmiyorum. Sevemiyorum. Zaten şifreli kanala geçtiğinden beri çok izleyemiyorum. İzlediğim zamanlarda da tat vermiyor. Bugün Liverpool - United dediler, Sir Alex "dünyanın en önemli derbisi" diyerek ilk bunama belirtilerini gösterse de izleyelim dedim ama yine olmadı.

Bir de işin ilginç kısmı, 60 dakika pozisyon olmayan maçtan kopup Bucaspor maçına geçtim, ondan sonra maça renk gelmiş, 2 gol olmuş.

Bu sene Liverpool'un Tottenham maçını izledim, büyük çekişme dediler 4-0 oldu. geçen sene Arsenal-City vardı, total futbol, hızlı futbol dediler, uyuduk, 0-0 bitti. Arada West Ham, Balckburn, Stoke tarzı takımların maçlarını izledik, onlar hiç olmadı.

Yine de hoş şeyler yok değil. Mesela güneşli havada, gündüz saatinde maç izlemeleri güzel. Tribünler güzel. Yukarıdaki fotoğrafta yer alan iki adamın oynuyor olması güzel. Gol sevinçleri dünyanın her yerindeki gibi samimi ama yine de birşeyler eksik. Üst üste devrilen adamlar, bir anda parlayan meşaleler yok. Derbi olduğunu anlamakta zorlanıyoruz.

Futbola gelince, Alex Fergie büyük adam bunu herkes biliyor ama King Kenny de boş adam değil. Hatta yıllar boyunca hocalık yapmamış bir adamın kısa sürede bu tarz bir takım yaratması tam bir Amerikan spor filmi senaryosu örneği.

Suaraz büyük yetenek ama topçu değil. Tam dayaklık. Golden önce yaptığı hareketler çok ilginç. Kafası hep başka yerlerde. Halı sahaların dayaklık küçük çocuğu. Gerrard yine kaptanlığını gösterdi. Ama golden önce faul yok. Demek ki hakemler hep United'ı kollamıyor.

Sözün özü, Premier Lig'in bana kastı var. Ben izlerken iyi tarafını (iyi diyor herkes) göstermiyor. Bu sene daha çok şans vereceğim.

Çarşamba, Eylül 28

Old Trafford ve 3-3

"Bu doksan dakikada 3-0'lık Manchester galibiyetini bile az gören seyirciye karşı, 3-2'lik bir Basel galibiyetinin sevincini yaşarken, maçı 3-3 bitirmenin üzüntüsünü yaşıyoruz."

Sir Alex Ferguson iyi bilir bu repliği. Seneler sonra yine hatırlmıştır.



Pazartesi, Ağustos 29

82

Önce


Sonra

Kötü denk gelmiş Arsene Hoca'ya.

Premier Lig'de güçlü takımlarla zayıf takımlar arasında farkın çok olduğunu biliyorduk da United ile diğer büyükler arasında böyle bir fark beklemiyorduk. Sene sonunda Arsenal şampiyon olursa rezil oluruz diye bazı şeyleri yazmıyorum, kendime saklıyorum.

Salı, Ağustos 23

19 Sonrası

Manchester United, yeni sezonun ilk iç saha maçına çıktı. United, artık 19 şampiyonlukla ülkenin zirvesinde. Bu atkılara, ürünlere yansımış. Dünkü maçın fotoğraflarında sarı-yeşil atkılar pek gözükmedi. Yeni atkılar güzel olmuş.

İngiltere güzel de havası kötü. Burada sezonun ilk maçlarına kısa kollu formalarla gidilir. Hava güneşlidir. Gece maçlarının ilk yarısında güneşi bile görebilirsiniz. İngiltere'de ise durum ürkütücü. Kapalı havaları zaman zaman severim de ağustos ayında bu ne arkadaş.