liverpool etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
liverpool etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Haziran 5

Final


Liverpool - Tottenham finalinden büyük beklentilerim yoktu. İki takıma da saygım sonsuz. Özellikle son yılları çok başarılı geçirdiler. Fakat yine de kalibre olarak finalin adı olmaktan uzaklar. İkisinden biri finale çıksaydı; karşılarında da Barcelona, Real, City, Juventus gibi takımlardan biri olsaydı makul karşılardım. Fakat ikisi aynı anda finale çıkınca içimdeki heves biraz azaldı.

Maça dair büyük beklentim yoktu. Belki güzel bir maç olurdu. Zaten bir final maçından çok büyük dramalar beklememeyi de uzun seneler önce öğrenmiştim. Hatta herhangi bir futbol maçında aradığım goller ve pozisyonlar olmuyor. Gol ve heyecan olursa ne güzel ama oyunun kendisi yeterince cezbedici. O nedenle finali de keyifle izledim.

Maçtan sonra ise bir tartışma çıktı. Herhalde sadece Türkiye'de yaşanan bir tartışmaydı. Twitter'da yer yerinden oynadı adeta. Bir kesim; hatta büyük bir kesim maçın kötülüğünden şikayet ediyordu. Bir başka kesim de "Beğenmeyen izlemesin" safına geçiyordu. Ben iki taraftan da değilim ama maçın benim gözümde kötü olmadığını belirtebilirim.

Öncelikle bir kıstas olmadığımı kabul etmem gerek. İzleyip de "Kötü maçtı" dediğim karşılaşma sayısı çok. Sanırım diğer insanlarınkinden daha farklı beklentilerim var. Topun oyunda olması, oyunun devamlı akması bana yetiyor. Yani faullerle, düdüklerle kesilmeyen, futbolcuların zaman geçirmediği her maç benim için yeterli oluyor. Tempo, pozisyonlar, goller işin ekstrası...

Futbolu seviyorum. Bunun mütevazılığı veya küstahlığı olur mu bilmiyorum ama bu konuda tevazu sahibi olmayacağım. Bu konuda iddialıyım. Futboldan para kazanan birçok insanın maç izlemeyi sevmediğini, maç izlemeden çalıştığını, taraftarların ellerindeki telefonlara bakarak canlarından çok takımlarını desteklediklerini defalarca' gördüm. Ben onlardan biri değilim. Her maçı 90 dakika tamamen odaklanarak izlemiyorum ama izlediğim maçtan da kolay kolay sıkılmıyorum. Çok maç izliyorum. 2.Lig maçları için stadyumlara gidiyorum, internetten Romanya Ligi maçlarına bakıyorum. Severek izliyorum ama Norveç Ligi'nden bir maç izledikten sonra Şampiyonlar Ligi finaline burun kıvırmam mümkün olmuyor.

Mesela, geçen yaz Dünya Kupası'nda oynanan İspanya -Rusya maçı da benim için kötü değildi. Oysa maçtan sonra herkes nasıl bir işkence yaşadığını anlatıyordu. Çok şaşırmıştım. Ben keyifle izlemiştim 120 dakikayı. İnsanlar yan pasları veya savunma yapan takımları sevmiyorlar. Olabilir. Herkes her şeyi sevmek ve izlemek zorunda değil. Tercih hakları var. Fakat sahadaki oyuncular ve teknik direktörler de bir sinema oyuncusu değil. İnsanlara beğendirmek için sahaya çıkmıyorlar. Amaçları, karşılarındaki gruptan bir gol daha fazlasını atmak. Biz de o yüzden izliyoruz. O zaman önümüze çıkan sahnelere katlanacağız.

Benim için bir de oynama kısmı var. Sadece maç izlemiyorum aynı amanda oynuyorum. Haftada 2-3 kere maç yapıyorum. Oynamayı, izlemekten daha çok seviyorum. İzleyince de o gözle(oynuyormuş gibi) izliyorum. "Acaba top ayağında olan futbolcu ne yapacak?  Sağa verdi ama sola verse daha mı iyi olurdu? Ben olsam oradan kaleye vurmazdım..." gibi düşünceler geçiyor aklımdan. Bu düşüncelerin çok sık geçmesi için topun oyunda kalması ve sahanın içinde dolanması yeterli oluyor.

O nedenle Liverpool - Toottenham veya İspanya - Rusya maçları beni sıkmıyor, hatta zaman zaman hoşuma gidiyor. Bir taraf savunmasını yapıyor, diğer taraf o savunmayı yıkmaya çalışıyor. İki takım oyuncuları ve teknik direktörleri de amaçlarını gerçekleştirmek için bazı kararlar alıyor. İzlemek, o çarpışmayı görmek bana yetiyor. Benim gönlümde bu tip maçların zirvesi ise 2010'daki Barcelona - Inter maçıdır.

Bulunduğumuz çağ sıfatlar ve notlar çağı. İnsanlar kendilerini, karşısına çıkan her ürünü değerlendirmek zorunda hissediyor. Facebook'ta bir fotoğrafı beğenmek veya beğenmemek gibi. Yemek Sepeti'nde bir lokantaya puan vermek gibi. Hız 9, lezzet 7! IMDB puanımız 6.8. Takipçi sayımız beş basamaklı. Hatta futbolcular, şarkılar, diziler overrated ve underrated. O zaman izlediğimiz futbol maçı da iyi veya kötü olmak zorunda.

Futbol, seyircinin sağladığı ekonomi ile ayakta dursa da neyse ki hâlâ bir spor. Rekabet, sonuçlar, doğaçlama faktörü, ruh... Bütün bunlar seyircinin notunu geçersiz kılıyor. IMDB'de yüksek puan alan alan filmler tercih ediliyor, Yemek Sepeti'nde en yüksek puanı alan yerlerden yemekler söyleniyor. İnsanların tercihlerini, diğer insanların puanları şekillendiriyor. Fakat futbolda öyle olmuyor. Seneye yine herkes Şampiyonlar Ligi finalini izleyecek. Dünyanın en iyi maçı Meksika Ligi'nde oynanmış olsa da, kimse dönüp Meksika Ligi'ne bakmayacak. 

Neyin nereden çıkacağı belli olmaz. Eduardo Galeano'nun sözleri burada çok çiğnendi, çok da eleştirildi ama işin özü doğru. Dünyanın dört bir yanını dolanıyoruz ve güzel bir maç arıyoruz. O maç her yerden çıkabilir. 

Ve aslında hemen hemen her maç güzeldir. Yeter ki top oyunda olsun, oyun aksın... Beğenmemek gibi bir lüksümüz de yok düşüncemiz de....  

Çarşamba, Ocak 18

Gitti



Bu videoyu yeni izledim. Socrates'in Almanya edisyonunda bahsedilince göz attım. Gerçekten de ironik bir durum yaşanmış. Mayıs ayındaki Avrupa Ligi finalinin devre arasında Liverpool taraftarları coşmuş; 80'lerin ünlü şarkılarından biri olan There She Goes'u söylüyorlar. (Muhtemelen şarkıyı söyleyen The La's; Liverpool kökenli bir grup olduğu için tribündeki coşku artmıştır)

Liverpool taraftarları ile sadece tek sefer bir devre arası geçirdim onda da ağlaya ağlaya You'll Never Walk Alone söylüyorlardı. İki saat sonra hayatlarının en unutulmaz gecelerinden birini yaşamış oldular. Basel'de ise işler değişti. Hayat dersi gibi. Sen 1-0'ın verdiği rehavetle There She Goes söylersen, 'o' da gider  Şarkıdan kısa bir süre sonra, devrenin hemen başında Sevilla beraberliği yakaladı. Sonrasında iki gol daha... Kupayı kazanan İspanyollar... Göz göre göre gitti!

Cuma, Aralık 23

Derbi Ateşi


Everton - Liverpool maçının son dakikasında konuk takım gol atar. Ondan sonra çılgınca bir sevinç ve sahaya düşen bir meşale...

Sık sık rastlanan  bir durum ama İngiltere'de olunca biraz daha hoşumuza gidiyor. Sisteme her unsuruyla uyan, sınırların dışına çıkmayan bir ülkede en ufak bir 'taşkınlık' ilerisi için umut veriyor. Bizim için güzel kareler ama tabi ki orada kuralların uygulanması daha disiplinli. Bu şu demek; biz burada fotoğraflara bakarak iç geçirirken orada birileri ağır bir ceza almıştır.






Tam da bu günlerde Danimarka'da Brondby taraftarları daha az ısı yayan ve etrafa zarar verme ihtimali olmayan meşale geliştirmek için çalışmalara başlamış. Dünya alev alev yanarken, futbol adına güzel şeyler oluyor.

Perşembe, Mart 10

Ülke Rekabeti



İngiltere'de gerçek bir ezeli rekabet için Liverpool ile Manchester United arasındaki tarihe bakmak gerekiyor. Evet aynı şehrin takımı değiller. Belki bu açıdan derbi diyemeyiz, olsun. Ama birbirlerini iyi olmaya zorlayan bir rekabetten bahsediyorsak bu iki kulüp bunun en iyi örneği.

Unutulmaz kahramanlar, tüyler ürperten atmosferler, şampiyonluklar, kupalar... Ne Arsenal ile Tottenham da, ne de West Ham ile Milwall arasında aynıları var. Birinde ya tutku az, ya da kupa...

Bu gece Avrupa'da ilk kez karşılaşacak olmaları heyecan verici ama bir o kadar da şaşırtıcı. Avrupa'ya çok defa çıkmış iki takımın yollarının ilk kez kesişmesi enteresan. Üstelik hiçbir zaman bir "Real-Barca finali olsun" çalışması gibi ayrı yollardan da yürümediler. 

Daha kötüsü oldu. Biri iyiyken diğeri kötüydü. Biri Şampiyonlar Ligi'nde müdavimken diğeri Avrupa'ya çıkamıyordu. Şimdi ikisi de aynı yolda. 

1994'teki maç güzel bir örnek. 3-0'dan 3-3'e dönmek iki takımın tarihi için uygun bir metafor. United'ın şampiyonluk sayısında Liverpool'u yakalaması gibi, Liverpool'ın İstanbul'da 3-0'dan dönmesi gibi...

Maçın 12 dakikalık özeti, İngiliz futbolunun kısa tarihi. Dolu bir Kop var mesela. Maçın kahramanı; Brian Clough'un oğlu Nigel. Cantona Fransız usulü katıyor sahaya (yakalar inik). Giggs'in boş kaleye kaçırdığı bir golü çok fazla göremezsiniz; burada var. Souness, Galatasaray'ın öncesinde, Ferguson Sami Yen'in hemen sonrasında (sene 1994 Ocak), Schmeichel'in muhteşem kurtarışinı 100 metre uzaktan alkışlayan 36 yaşındaki Bruce Grobbelaar

Perşembe, Mart 3

Birlikten Kuvvet Doğar



İngiltere'de pankartlar az ama olunca da iyisi çıkıyor.

Cuma, Mayıs 30

Kale Gibi Golcü



Tamam Rickie Lambert'in olayı biraz daha duygusal, milli takıma kadar yükseliyor. Ama Levent Kale'nin de ondan aşağı bir tarafı yok. Üstelik bu sezon 15 gol atarak, takımın en önemli adamı oldu. Alanya maçlarında sahada olsaydı belki hikaye daha güzel olurdu.

Rickie Lambert da Liverpool ile 15 gol atsın, sonra bir daha konuşalım...

Salı, Haziran 4

Gezi Parkı'nın Son İşgalcileri


Gezi Parkı'na 15 sene sonra ilk kez girdim. Bu kadar kalabalık hiç olmadı. En son ne zaman kalabalık olmuştur diye düşündüm. Herhalde Liverpool taraftarı geldiğindeydi. Süper Lig şampiyonları genelde Taksim'de meydan tarafına yönelir. 2005'te Liverpool taraftarı Gezi'yi fark etmişti.

Adamlar farkında mı lan acaba? İstanbul'u sürekli mitleştiriyorlar senelerdir, Gezi olaylarını bilseler herhalde limandan bir gemi adam yollarlar...

Cuma, Nisan 5

Limanın Total Futbol İmtihanı




Brendan Rodgers'ın futbola dair belli fikirleri ve idealleri var. Bunlar işe yaramazsa kesinlikle alternatif bir strateji üretmiyor, bizden sadece o planı uygulamamızı istiyor. B ya da C planına başvurmadan ilk yöntemimizi gereçekleştirmemizi amaçlıyor.

Daha önce çalıştığımız bir çok teknik adam işler kötü gittiğinde uzun top oynamamızı söylerdi. Ama Brendan, ısrarla oyunu geriden kurup etkili paslar atabilmek için farklı açılar yakalamamızı ve A planına sadık kalmamızı istiyor.

-------

Yenildiğinizde, kupadan elendiğinizde ya da kötü bir oynadığınızda burada yetişmiş bir oyuncu olarak daha çok üzülüyorsunuz. Yani biz diğer oyunculara göre daha çok acı çekiyoruz. Maçlardan sonra da bu üzüntüyü yaşıyoruz. Yıllardır yabancı oyuncuların böyle bir şey yaşamadığını gözlemledim. Onlar da kazanmak istiyor ama kaybettiğimizde biz daha farklı şekilde etkileniyoruz.

Gerrard'ın açıklamaları çok tanıdık değil mi? İki farklı konuda, iki farklı açıklama. Tanıdık cümleler.

Cumartesi, Mayıs 5

Chelsea'den Sezon Siftahı



- FA Cup'ın da Premier Lig'den bir farkı yokmuş.

- Son 35 dakika biraz daha heyecanlıydı.

- Bu senenin yıldızlarından biri kesinlikle Ramires. Durmuyor.

- Ramires'i oynatıyor diye Dunga'ya laf atılıyordu.

- Roberto Di Matteo, haziran-temmuz aylarında çıkacak dergilerin yazı konusu. Seneye kalmazsa, yazıklar olsun.

- 90.000 kişi izlemiş maçı.

- Meireles hipster

- Maç öncesi şov Türkiye'dekilieri aratmadı.

- Münih öncesi Wembley idmanı.

- Bellamy hangi ara Liverpool'a gidip geliyor. Bir prodesürü var mı?

- Liverpool gibi vasat bir takımın final oynaması büyük başarı.

- Zaten ülke kupaları bu tarz takımların final oynaması, adını duyurması için önemli.

- Liverpool çamur topçu oynatmayan, etik kulüp.

- Andy Caroll, atamadığı gole sevineceğine gidip o topa bir daha vursa, maçı uzatırdı, kahraman olurdu.

- Cech'ten Taffarel kurtarışı.

- Kupa töreninde merdivenden çıkarken, her topçuyla (rakip dahil) el sıkışıp memnun olan dallama...

- Villas Boas?

- Kupa beyi Terry&Lampard

Çarşamba, Mayıs 2

Kötü Liverpool, Sıkıcı Liverpool



- Sıkıcı güne bir maç bulduk. Liverpool'u, Napoli'ye; İngiltere'yi İtalya'ya tercih ettik.

- Maçın başında hemen gol oldu. Biz de sevindik, meğer Montpellier maçı daha güzelmiş.

- Rakibi kendi kalesine gol atınca aşırı sevinmeyen futbolcu

- Kadroya baktım Lig Kupası falan sandım, meğer Premier Lig'miş. Orduspor, Spor Toto Kupası'na daha ciddi kadroyla çıkıyor.

- Hangeland'ın çizgiden çıkardığı top, komikti. Çok rahattı lan adam.

- Maxi, biraz Çağdaş Atan, biraz Milan Baros, biraz Tevez sanki.

- Maç öncesi YNWA güzeldi.

- Schwarzer yalan çıktı bu maç. Sürekli top sektirdi.

- Liverpool çok kötü. Çok kötü.

- Anfield'da yalandı. Yandaki masörlerin, malzemecilerin sesi geliyordu.

- Türk Kerim.

- Dempsey büyük futbolcu.

- Liverpool'da Rahim varmış.

- Son topta frikiği genç futbolcuya bırakmak.

- Pogrebnyak'ın adını ikinci yarının ortasında duydum.

- Seneler sonra ilk defa yenmiş Fulham, Liverpool'u deplasmanda.

- Roy Hodgson'ın iki eski takımı.

- Çok kötü Liverpool, yenilmeyen Chelsea. FA Cup'ı sanırım Liverpool alacak.

Cumartesi, Mart 24

Liverpool'u İskoçlar Yaktı




Ian Rush
ile tanıştığımız günde Liverpool yenildi. Liverpool'un yenilmesi şaşırtıcı değil ama yenildiği takımlar şaşırtıcı.

Noel'den sonra oynadığı maçlarda bugun 19.sıradaki Wigan'a, 3 gün önce 18.sıradaki QPR'ye, ocak ayında 17.sıradaki Bolton'a yenildiler. 16.sırada olan Blackburn ile Anfield'da berabere kaldılar. 15.sıradaki Aston Villa ile henüz oynamadılar. Yenebildikleri tek takım 20.sıradaki Wolverhampton.

Wigan maçı da ilginç olmuş. Rush ile konuşurken en çok adı geçen isimdi İskoç Dalglish. Wigan'ın iki golünü atan futbolcu da İskoç. Ada'da bunlar normal. İskoçlar golleri İspanyol kaleci Reina'ya attı. Wigan'ın hocası Roberto Martinez de İspanyol.

Bu da öyle bir yazı işte.

Perşembe, Aralık 1

Kırmızı>Mavi



- Yine sarmadı beni. Keşke Napoli-Juventus'u tercih etseydim.

- Liverpool'un her maç Chelsea'yi tokatlaması ne olacak?

- Kenny Daglish'in güzel bir hikayesi var. Takipteyiz.

- Melih Gümüşbıçak ile İngiltere futbolu; çok değişik geldi.

- Adam 40 yılda bir Che-Liv maçı anlatıyor onda bile " Aleeeexx dışarıya" diyebiliyor..

- Ekranın solunda Che-Liv yapıyorz, bilmesek Chesterfield - Livingston maçı sanacağız.

- Biliyorum, Livingston İngiltere değil.

- Maç sonunda Pınar Argun oyuncularla röportaj yapmalıydı.

- Andy Caroll'ü bu kadar maliyeli yapan ne, onu anlamadım.

- Şarap Bellamy.

- Turnbull, Bertrand, McEachran, Coates,Kelly, Spearing.. Değişik değişik adamlar.

- Lukaku, balon olacak sanırım

Cumartesi, Ekim 15

Premier Lig


İngiliz futbol kültürünü ne kadar çok sevsem de İngiltere Ligi'ni de o kadar sevmiyorum. Sevemiyorum. Zaten şifreli kanala geçtiğinden beri çok izleyemiyorum. İzlediğim zamanlarda da tat vermiyor. Bugün Liverpool - United dediler, Sir Alex "dünyanın en önemli derbisi" diyerek ilk bunama belirtilerini gösterse de izleyelim dedim ama yine olmadı.

Bir de işin ilginç kısmı, 60 dakika pozisyon olmayan maçtan kopup Bucaspor maçına geçtim, ondan sonra maça renk gelmiş, 2 gol olmuş.

Bu sene Liverpool'un Tottenham maçını izledim, büyük çekişme dediler 4-0 oldu. geçen sene Arsenal-City vardı, total futbol, hızlı futbol dediler, uyuduk, 0-0 bitti. Arada West Ham, Balckburn, Stoke tarzı takımların maçlarını izledik, onlar hiç olmadı.

Yine de hoş şeyler yok değil. Mesela güneşli havada, gündüz saatinde maç izlemeleri güzel. Tribünler güzel. Yukarıdaki fotoğrafta yer alan iki adamın oynuyor olması güzel. Gol sevinçleri dünyanın her yerindeki gibi samimi ama yine de birşeyler eksik. Üst üste devrilen adamlar, bir anda parlayan meşaleler yok. Derbi olduğunu anlamakta zorlanıyoruz.

Futbola gelince, Alex Fergie büyük adam bunu herkes biliyor ama King Kenny de boş adam değil. Hatta yıllar boyunca hocalık yapmamış bir adamın kısa sürede bu tarz bir takım yaratması tam bir Amerikan spor filmi senaryosu örneği.

Suaraz büyük yetenek ama topçu değil. Tam dayaklık. Golden önce yaptığı hareketler çok ilginç. Kafası hep başka yerlerde. Halı sahaların dayaklık küçük çocuğu. Gerrard yine kaptanlığını gösterdi. Ama golden önce faul yok. Demek ki hakemler hep United'ı kollamıyor.

Sözün özü, Premier Lig'in bana kastı var. Ben izlerken iyi tarafını (iyi diyor herkes) göstermiyor. Bu sene daha çok şans vereceğim.

Cuma, Mart 18

Braga Yürüyor


- 2 maçta Liverpool'dan gol yemeyen takım çeyrek finali hak eder.

- 2 maçta gol atamayan Liverpool'un taraftarı Torres'i daha bir sevmez artık.

- Braga teknik direktörü Domingos Paciencia'yı Euro 96 Panini kitapçığından hatırlarım. Aynı gün doğmuşuz diye ayrı severdim. Bir de o zamanlar efsanesi vardı; Avrupa'nın en yüzdeli golcüsü diye.

- Braga'nın Kaka'sı geldi.

- Joe Cole rezildi.

- Meirales güzel adam.

- Dakika 75, skor 0-0. Spearing - Ngog oyuna giriyor. Anfield'da olsam o dakika susardım.
Kalın
- Gerçi zaten çok suskun bir stadyum.

- Danny Wilson kim la?

- En çok Dalglish'e üzüldüm.

- Bugün spiker kimdi bilmiyorum ama iyidi. Bir ara Emre Tilev girdi araya ama olsun.

- Milan Tottenham'a elenince Premier Lig'i öven ve Serie A'yı ezen zihniyet, yarın Ukrayna ve Portekiz Ligleri'nin Ada'dan daha iyi olduğunu söylemeli.

Cuma, Şubat 18

Rockstar Pepe

Sahanın içinde olmak çok güzel bir şey olmalı...

Bu fotoğraf sayesinde Api'ye selam yollayalım.

Cuma, Kasım 5

Yeni First Lady Maçta


Blogdaki yazıların çoğunda fotoğraflarda erkekler var. Güzel bir bayan/kadın/kız (Yücel naber ya) eksikliği var. Yeri gelmişken, konumuzla uyumluyken koyalım.

Fotoğraftaki hanım, Linda Pizutti. John Henry'nin eşi(nişanlı da olabilirler). Kendisi artık Anfield eşrafının hanım ağası, first lady'si. Yeni sahip John Henry resmen Liverpool'a sahip oldu mu bilmiyorum ama ikili artık maçlara geliyorlar. Red Sox sayesinde Boston şehrinde de sevilen Pizutti dün Anfiled'a uğradı.

Hanımefendi çok güzel. Böyle güzel birine de böyle olağanüstü bir karşılama yapılmalıydı. Takım kaptanı, Liverpool çocuğu Gerrard, first lady'e 3 golle "hoşgeldiniz" dedi.

Linda Pizutti'nin maç ve Liverpool hakkında yorumlarına da Twitter üzerinde ulaşabilirsiniz. Doğa Rutkay'ı da andırıyor sanki.

Pazartesi, Kasım 1

Sinerji


Eller kenetlendi, Bolton deplasmanından 3 puan geldi. Dakika 86 gol Maxi Rodriguez. Bu arada bahisseverlere bir not; Liverpool bu sezon ligde oynadığı 10 maçın sadece 1 tanesinin ilk yarısında gol atabildi. Hodgson hoca kondüsyonu iyi yüklemiş, sorun başka yerlerde demek ki.. Haftaya Anfield'da Chelsea maçı..

Cuma, Ağustos 20

Ulusal Takım


İyice rekabetin içine daldığımız yıllardayız. Avrupa Kupaları'nda tuttuğumuz takımların rakiplerinin genelde yenilmesini istiyoruz. Ama dün farklı birşey oldu, herkes Trabzonspor'dan galibiyet bekledi. Ülkenin Liverpool fanları bile.

Çünkü Trabzonspor, sempatik bir takım. Hatta sempatik doğru kelime olmayabilir. Trabzonspor temiz bir takım, güzel bir takım. Skordan çok futbola önem veren bir takım. Herkesin sevdiği bir takım. 1 sene içinde imaj değiştirdiler. Sebep belli; tek başına olmasa da büyük kısmı ona ait: Şenol Güneş.

Biz böyle bir Trabzonspor hatırlıyoruz aslında. Dozer Cemilli, Necmili, Ali Kemalli Trabzonspor'u görmedik belki ama Hamili, Şotalı, Hamdili Trabzonspor'u yaşadık ve onlar da böyleydi.

Liverpool'u yenen takımı göremedik belki ama Aston Villa'yı deviren Viktorlu, Orhanlı Trabzonspor da böyleydi.

Rövanş maçında tüm Türkiye onlardan galibiyet istiyor. Milli takım bile şu anda bu kadar sevilmiyor. Trabzonsporlular takımlarının güzelliğini bilsin.

Joe Cole'un penaltısını kurtaran 35 numara Onur, yakın zamanda Avrupa sahalarında, Avrupa takımlarında bizi gurulandırır inşallah.