Cuma, Şubat 12

Puyol-Pep


Barcelona'da hangisi daha büyük? Kaptan mı hoca mı? Çok saçma bir soru oldu ama altına yazacak birşey bulamadım. O değil de kupalar galibi Barcelona teknik direktörü idmanda böyle kara kara ne düşünür ki?

Şok Şok Şok


Galatasaray'dan gönderilen bir futbolcu, "inşallah Galatasaray şampiyon olur" diyerek herkesi şaşırttı.

Daha önce Volkan Yaman sayesinde böyle bir şoka uğramıştık, şimdi Serkan Çalık. 2008 şampiyonluğu bu temiz çocuklarla kazanıldı.

Nereden Nereye


Sene 2007 Altan Aksoy Galatasaray'dan ayrılırken:
"Parayı tercih ettim, Ç.Rizespor'a geldim."

Sene 2010 Ricardo Costa:
"Parayı düşünseydim Galatasaray'a gelirdim."

Perşembe, Şubat 11

Florya Efsaneleri


Efsane; sözlük anlamıyla yıllarca gerçekten olmuş gibi kuşaktan kuşağa aktarılan öyküler, söylence. Vikipedia'da böyle yazıyor. Florya; Allah nazardan saklasın, orta dünya gibidir. Efsaneler türedikçe türer. Geçen seneki efsanenin adı Semih Kaya'ydı. Bu sene ise Cem Sultan kulaktan kulağa yayılıyor.

"Altyapıda bir çocuk var, sol ayağı 20 üzerinden 20".
"Altyapıda bir çocuk var, topu aldı mı aynı Ribery."
"Altyapıda bir çocuk var, omuz atan yerde kalıyor."
"Altyapıda bir çocuk var, Arda'dan daha yetenekli."
"Altyapıda bir çocuk var, 3 Hakan Şükür, 5 Hagi gücünde."
"Altyapıda bir çocuk var, ağzından ateş çıkarıyor."

Böyle böyle sürüp gider. Kimsenin sokakta görse tanımadığı adamlar, sokakta futbol yıldızı olarak biliniyor. Bu sene Cem Sultan bekleniyor. Suyun karşı tarafında, Daum veya daha önceki hocalar Semih'i yedek bırakıyor diye eleştiriliyor. Burada ise "Ulan Rijkaard, Cem Sultan gibi adam oynamaz mı?" deniyor. Cem Sultan nasıl bir adam bilen yok ama.

Bu arada sol ayağı 20 üzerinden 20 olan Konya Şekerspor'da, diğerleri Kartalspor'da, Ç.Rizespor'da, Adanaspor'da, Eskişehirspor'da.

Bu arada Semih Kaya nerede?

Galatasaray 3-2 Antalyaspor


Galatasaray'ın en az önem verdiği turnuva. Rakip, ezeli rakip statüsüne girmeyen bize uzak bir takım. Peki bu maç niye bu kadar önemliydi?

Galatasaray için, üstelik bu seneki Galatasaray için her maç önemliydi.Çünkü alınacak her kötü sonuç, çalkantıya dönüşecekti. Dün Antalyaspor'a elenince TV kanallarına çıkan eski futbolcularımız bunun örneği. Dış mihraklar umrumda değil, asıl sıkıntı yıllardır olduğu gibi içeride. Ve işte Adnan Polat'ın benim için her zaman soru işareti kalmasına neden olacak durumu. Her sene dışardan bir düşman yaratıyoruz. Üstelik bu FB veya BJK olsa sorun olmaz ( zaten onlar da oluyor), ezeli rekabetin doğası der geçeriz.

Ama geçen sene Sivasspor'la, Sivasspor maçı sonrası hakem ve federasyonla, bu sene ise Kayserispor'la, Antalyaspor'la ve bu maçlardan sonra yine hakem ve federasyonla uğraşmak, kendimize fazladan düşman yaratmamıza neden oluyor. Gel de hatırlama 2006'yı. Bir şehir efsanesi olarak Fenerbahçe'nin 2006'da şampiyonluğu fazla antipati toplamsı olarak gösterilmişti. Aynı noktaya ilerlemek üzereyiz sanki.

Tekrar 2006'ya döneceğiz şimdi. Bu maçı gergin hale getirmek bir yönetim başarısıdır. Tribünde bunu gördük. Fakat hakkını da vermek lazım tribün iyi sayılırdı. Takımı bir müddet baya itti. Fakat bazı dallamalar moral bozmaya devam ediyor. Neyse geçelim, bu maçın asıl önemine geçelim.

Antalyaspor takımını sevmemek için 3 nedenim vardı. Orhan, Yalçın ve Necati. Bu 3 futbolcunun karakteri değildi mesele. Eski futbolcularımız olduğu için sevmemiz mi lazım bilmiyorum. Belki 3 tanesi ayrı ayrı takımlarda olsa sorun olmaz. Ama 2003-2007 yılları arasındaki günleri hatırlatacak 3 "kült" futbolcuyu aynı takım formasıyla Sami Yen'de görmek bilinçaltımızı değiştiriyor. Galatasaray'ın yenileşmeye çalışan, farklılaşmaya çalışan 2010 takımı, kafamızdaki saçları döken, 1996 takımından her anlamda güç alan 2006 takımıyla karşılaştı.

Elanolar, Keitalar, Neiller; Yalçınlar'a, Orhanlar'a karşı. Bu maç aslında Galatasaray'ın maçıydı. Eski Galatasaray ile yeni Galatasaray. Sahada iyi oynayan ve hatta 3-2 kazanan yeni Galatasaray. Ama kaybeden de yeni Galatasaray. Eski Galatasaray'ın sahada vücut bulmuş hali turu haketti veya haketmedi bilemeyiz, tartışırız, tebrik ederiz, ama saha dışına taşan hali hiçbir şeyi haketmemeye devam ediyor.

Orhan Ak da, Necati Ateş de apayrı yazı konuları, hatta kitap olur. Yalçın blog da yazılacak kadar bile oynamadı. Bir de Cihan vardır. Herkesin her zaman taştığı ama herkesin şu anda saygı duyduğu garip insan. 2006 şampiyonluğu ayrı bir olaydı ama çok garip yıllardı. En büyük korkumuz o yıllara geri dönmekken, o takıma yenilmek çok farklı duygulara sebep oluyor.

Geçen seneki Hamburg maçından sonra ilk defa bir maçın sabahı bu kadar sancılı oldu. Hamburg maçının 100'de 1i değil belki ama olsun. Bugün işe bile gitmedim.(Aslında izin günü ama mahalledekiler, "elendik işe gitmiyeceğim" diye biliyor).

Peki bu telaşın kaynağı ne? Hep en üstten kaynaklanıyor. Evet güzel şeyler var, oluyor ama takım içi idaremiz yok, yok, yok. Hakan Şükür oynarken Ramazan sendromu yaşardık, Polat zamanı Şubat sendromu yaşıyoruz. Çünkü Polat ani kararlar alabilir. Korkuyorum. Dün ilk kale düştü. Sezonun ilk kaybı. Haftaya Calderon. 2 haftada 2 kulvarda elenmek, hele 1 ay sonra seçim dönemi. Galatasaray taraftarı Polat'tan memnun, o nedenle sanıyor ki Polat açık ara seçilir. Fakat hiç öyle rahat olmadığını biliyorum. Bu rahatsızlığı ani ve telaşlı (haliyle yanlış) kararlar almasına neden olabilir. Daha önce çok gördük bunu. Mesela geçen sene.

İşin en kötü tarafı, yukarıda yazılan karamsar yazıların hepsi, iyi oynadığımız bir maçtan sonra yazılıyor. Hatta kazandığımız bir maçtan sonra. Oradaki maçta kötü oynamıştık ve onun cezasını çektik. Bu maçta 3-2 kazandık, 2 topumuz direkten döndü, daha fazlasını da kaçırdık. Bu maç bir lig maçı olsa, şampiyonluğun ayak sesleri diye yazılırdı, şimdi ise bazılarının eski dostları Necati'ye övgüleri var.

Sahada olan bitenden bahsedelim biraz. Aykut Erçetin dün yapılan törenle sezonu kapadı. Kariyerindeki maçların yarsını kupada, ligdeki maçların yarısını ise sezonun son iki haftasında oynayan Aykut, yine bir klasikle kaleye gelen ilk topu yedi. Bu arada "Galatasaray De Sanctis gibi kaleciyi gönderdi, nasıl bir hata yaptı, bak adam şimdi İtalya'da kahraman" diyenlerin büyük kısmı geçen sene "De Santis kaleci mi, Aykut ondan daha iyi?" dediklerini hatırlatalım.

Uğur Uçar eskisi gibi değil, iyi değil fakat son haftalardan daha iyi olduğunu söylemek lazım.

Emre-Neill güzel, sol bek Hakan Balta diye bağırıyor. Çünkü Caner önde oynamalı.

Mustafa Sarp geldiğinden beri en kötü maçını oynadı. Gol kaçırdı, gol yedirdi. Bir kere kötü oynama hakkı var Mustafa'nın, hatta daha fazla hakkı var.

Mehmet Topal adını Orhan Ak-Yalçın Ayhan klasmanına yazdırmak istiyor galiba. O bölgede Barış olmalı. Barış-Sarp-Elano mevcut kadrodan kurulacak en iyi orta 3lü bence.

Mevcut kadronun en iyisi belki de Elano bu arada. Çok farklı bir havası var sahada. Futbol olarak demiyorum. Futbolu zaten iyi. Beğenmeyenler utansın, onlara Alioum Saiddoolar müstahak. Fakat Elano'nun farklı bir havası var. Liderlik istiyor (ki yapabilir de belki) fakat liderlik bir yana yalnızları oynuyor. O da bencilliğe kaçıyor. Bencilliği, Arda bencilliği sanmayın. Topu alıp 5 kişinin arasına girip kahraman olarak çıkmaya çalışmak Arda'nın işi. Onu rol modeli olarak görenler topu kaptırıp gol yedirince de o 91li çocuğa kızamıyoruz, Mustafa Sarp'a atıyoruz suçu. Mustafa böyle bir adam. Her şeye yetişiyor. Sahada da, saha dışında da. Ona tribünden "orospu çocuğu" diyenler umarım bir gün yolda Mustafa ile karşılaşır ve ona orospu çocugu derler. Desinler ki Mustafa ağzını burnunu kırsın o dallamaların.

Dönelim Elano'ya. Elano ne Iliç kadar sakin ne Lincoln kadar pısırık. Çok enteresan bir karakter. Bize yar olmayacağını hissetmek için kahin olmaya gerek yok. Brezilya dünya kupasında final oynasın da yüksek paraya satalım en azından.

Sertlikten şikayet eden Gio'nun maçı A.Madrid olacak. Bildiği sahada bildiği ekole karşı olacak. Galatasaray'da ve hatta Avrupa'daki geleceğini Vicento Calderon belirleyecek. Onu şimdilik Erhan Güven'le değerlendirmemek lazım.

Arda'yı şu anda herkes eleştiriyor olabilir. Ben fazla yazmıyım. Keita Afrika'dan dönsün artık.

Biraz da iki adam, Ömer ve Bünyamin Gezer. ömer için şaşırmamak lazım. Anadolu'da top oynayan bazı futbolcular böyle. Rakibi ve tribünü çıldırtır, küfür yer ve gider. Türkiye'de futbol izleyen insanların yüzde 90'ı ondan nefret eder. Çok şaşırmamak lazım. Yolda yaralı görsem yardım etmem. Dün bir arkadaşıma "Ömer'i sevmiyorum" dedim, o da "abi onu anası-babası bile sevmiyordur, boşver" dedi. Olay bu. Ömer işte, gelir küfür yer gider. Biz rahatlarız, o mutlu olur. Alan razı, veren razı.

Gelelim Bünyamin Gezer. Galatasaray düşmanı hakemler demeyi sevmiyorum. Öyle bir şey olduğuna inanmıyorum. Sevmedikeleri Galatasaraylılar vardır belkdi. Adnan Polat'ı falan sevmiyorlardır, sonu böyle oluyordur. Veya başka şeyler düşünerek böyle yapıyorlardır.

Türkiye'de iki türlü hakem var. Birincisi kötü ama iyi niyetli hakemler. Mesela Tolga Özkalfa böyle bir hakemdir. Kötü hakemdir. İkincisi ise kötü ve art niyetli hakemler. Art niyetli hakemler, GS-FB-BJK düşünmez, sadece kendini düşünür. Kendini ön plana çıkarır, kendisine söven kişilere ve kitleye ceza verir. Bünyamin Gezer böyledir.

Dünkü maç 3-2. Skorundan çekişmesi belli. Sert maç olduğu belli. Antalyaspor sert oynadı yenildik bahanesi değil. Sert, faullü maçtı. İki takım da kazanmak istedi. Çıkan 4 sarı kart var. Bir tanesi Elano'ya. Zaman geçiren Antalyasporlu futbolcuyu hakeme gösteriyor diye sarı kart yiyor. Bir tanesi sanırım Korhan'dı, düdükten sonra topa vurdu diye, bir tanesi ise 90 artı 5'te Ömer'e zaman geçirdi diye. Bu arada Ömer'in zaman geçirmeye 1.dakikadan başladığını hatırlatalım. Diğer kartı hatırlayamadım şu an. Yani çıkan 4 sarı karttan sadece 1 tanesi faulden. İnandırıcı mı? Herhalde Bünyamin Gezer "sarı kart çıkarırsam tribündeki 50 Antalyasporlu sahaya iner" diye korktu. Sonuç olarak, Bünyamin Gezer FB maçından sonra çok eleştirdik diye karşımızda durmuştur. Fenerbahçe cephesi eleştirse bir maçta da onların canını yakar. Hesap kesti aklınca. Kendi maçını oynadı.

Bu kadar hakem yazmak bile can sıkıyor. Ama Bünyamin Gezer hakem değil, polis. O nedenle hakem eleştirisi değil, polis eleştirisi olarak algılayın. Elindeki gücü kullanıp hesap kesmek.

Son olarak 2006'ya dönelim tekrar. Fenerbahçe ile çeyrek final mücadelesi. Deplasmanda ilk maç 2-1 yeniliyoruz. Sami Yen'de 3-2 kazanıp eleniyoruz. Necati ile Orhan Ak o seneki Galatasaray'ın durmunu gösteren bir pozisyon yaşatır bizlere. Korner kazanırız. Orhan ceza sahasına koşu yapar, Necati ile çarpışır. İkisi de sakatlanır. Derbide iki futbolcumuz bir duran topta birbirine çarparak yerde kalarak sakatlanır. Böyle bir takımdık. Ve daha da dramatiği. Omuzu çıkan Orhan Ak oyundan çıkarken tribünde herkes rahatlar, şimdi alırız maçı der herkes. Espiri olsun diye ciddi ciddi.

O Fener maçında Tuncay'a küfürler edildi. 10 dakika sonra Tuncay idmanda atmayacağı golü attı. İtraf etmeyiz, kapak oldu. Dün Ömer'e taşarken yediğimiz gol gibi.

O Fener maçında da, bu Antalya maçında da Necati gol attı.

Bu kadar tesadüften sonra sezon sonu şampiyonluk gelsin.

Çarşamba, Şubat 10

Futbolcu İhracı


"Türk futbolcusunun global pazara açılmamasının ardındaki en temel sebep iç pazarın çok kuvvetli olmasıdır."
Ferran Soriano, FC Barcelona Asbaşkanı

ForvetSİZSİNİZ


Kimin yaptığını bilmiyorum, GS Sözlük'de gördüm ama sonuç olarak çok güzel olmuş. Yapanın eline sağlık.

Tanrı Aşkına

Bu güzel kızlar neyi bekliyor? Kimi bekliyor? Bir film yıldızı mı? Bir rock star mı? Burası futbol ağırlıklı bir blog olduğuna göre belki de yakışıklı bir futbolcuyu. Totti olabilir mi? Veya Beckham? C.Ronaldo hayranları da çoktur mesela. Hiçbiri değil. Bu sevgi, bu kalabalık Arjantinliler'in ilahı için.


Vassell'in Blogu


Uzun zamandır blog yazıyoruz. Amacımız Türk futboluna bir şey katmak. Birçok blogger arkadaş ile bu ulvi amaç için ter döküyoruz, emek veriyoruz. Fakat son zamanlarda yaşananlar bu çabamızın beyhude olduğunu gösteriyor.

Ankaragücü'nden dünyanın parasını alan Vassel blog tutuyormuş. Üstelik Türkçe'de değil, İngilizce. Bizim ülkemizde kendi diliyle blog tutuyor ve bizim basınımız ve bazı yabancı hayranı zihniyetliler bunu yere göğe koyamıyor. Açıkça söylemek gerekirse bu hayranlık, birkaç senedir Türk futboluna hizmet eden benim gibi bloggerları çok kırmıştır. Kırgın olduğumuzu saklamaya gerek yok.

Ulusal basın sürekli Vassell'den bahsediyor. Şimdi sorarım size Extensor'un, Mayıslar'ın ve diğerlerinin Vassell'dan ne farkı var? Eksikleri yok fazlası var. Fakat sırf Türk oldukları için hakettikleri değeri bulamıyorlar.

Flying Dutchman bütün dünyanın futbolunu yazar, Vassell Ankara'nın lokantalarını yazar
Jesus Almeyda nostaljik resimler geçer, Vassell dalga geçer.
Extensor takımların analizini yapar Vassell ajitasyon yapar.

Bu tavrı bekliyorduk aslında. Abilerimize zamanında yapılanlar da bu tarz hareketlerdi. Futbolseverlerin kalbindeki yer herşeyden daha önemli. Orada olduğumuz için kendimizi çok şanslı hissediyoruz. Ama bazı kesimlere kırgın olduğumu söylemem de lazım.

Şu unutulmasın; Türk bloggerlarla gelen başarı kutsaldır. Vassel bugün var yarın yok, ama biz her zaman Türk futboluna hizmet etmeye devam edeceğiz.

Salı, Şubat 9

Kazanan Finale


Bugünkü Fanatik gazetesi A.Madrid kampından haberlere yer vermiş. Rakip takımda ortak düşünce turu geçenin final oynayacağı yönünde. Avrupa Kupası maçı öncesi Avrupalı kupasındaki rakibin kampına girip haber yapmak bir Türk basını geleneğidir. Fakat "kazanan final oynar"ı duymak kolay kolay nasip olmaz bize.

Sene 2000. Aylardan mart. Rakip yine bir İspanyol. Mallorca. Bu sefer Fatih Terim konuşuyor: "Kazanan Finale Gider" diyor.

Hangi anormal peki? Fatih Terim'in doğru tahmini mi, yoksa benim bu demeci ve gazeteyi hatırlayıp Milliyet arşivinde sadece 3-4 dakika zaman geçirmem mi?

Mallorca, A.Madrid ve Galatasaray. 2 eşleşmenin bir diğer ortak noktası da Leo Franco'dur..

Dönüş Golü



Robinho'yu çok sevmem ama güzel gol atmış. Santos ile çıktığı ilk maçta gol atmış, galibiyeti getirmiş. Sao Paolo'yu 2-1 yendiler. Paulista'da liderler. Aynı puanla 2.sırada Botafogo var. Botafogo bu hafta Lincoln'un yenı takımı Palmeiras ile oynayacak.

Şubat Ayı


Önümüzdeki ilk maç Antalyaspor maçı, kupada devam etmek istiyorsak bu maçı kazanmalıyız.
Önümüzdeki 2.rakip A.Madrid. Avrupa'da devam etmek istiyorsak 2 maçı da iyi geçirmeliyiz.
Önümüzdeki ilk lig maçı Beşiktaş maçı. Ligde işi zor sokmak istemiyorsak bu maçı kazanmalıyız.

4 maçın 2 tanesi Sami Yen'de, 3 tanesi İstanbul'da. Şubat ayı kısadır, ama tüm seneyi etkiler.

Pazartesi, Şubat 8

Roma Baskını


Fiorentina tek kale oynadı. Kazanan Roma oldu. Baskın gibi birşey. 82.dakikada geldi gol. Herkes Ziya Doğan değil, attığı golü koruyor. Tek gol Vucinic'den. Böyle bir maçın, böyle bir golüne böyle bir sevinç yakışırdı.

Oldu Bu Çocuk


Şampiyonlar Ligi'nde 3, ligde 14 gol. Bu çocuk Avrupa futboluna adını yazdırıyor. İlk senesi üstelik daha. CV'de Porto yazan adam boş adam değildir önermesine bir satır daha.

Güzel Lig


Lincoln de Palmeiras'a gidince Brezilya Ligi'ndeki tanıdıklar çoğaldı. Lincoln, Carlos, Edu, Kleberson, Maldonado orada. Daha da vardır, zaten yolu buradan geçen Brezilyalı çok var. Dünya yıldızları Ronaldo, Adriano, Robinho, Fred, Wagner Love orada. Genç çocuklar orada. Tribünler dolu, hava genelde güneşli. Güzel oluyor.