Cumartesi, Temmuz 4

Efsane Yarışlar / 2005 yılı Ankara Koşusu

Triple Crown'un üç ayağından biri olduğu için Ankara Koşusu mevsim sonunda üç yaşlı İngilizler'in koştuğu fevkalade mühim bir yarıştır. Özellikle son 100 metresi nefes nefese geçmiş bu yarışta kimlerin koştuğunu bir kez daha hatırlamakta ve belki de hatırlatıp gecenin bu saatinde yatmadan ağızlarda güzel bir tat bırakmakta fayda var diye düşündüm.
***
Yıllardır Ankara'da start alan ve ne zaman yazmadıysam o zaman gelmiş olan, bu tip uzun mesafe yarışlarını seven, Francesco Sponza isimli sahibini merak ettiğim kır safkan Alpiko, yine Ankara'nın müdavimlerinden olup uzayan mesafelerde başarılı yarışları ile hatırladığımız Ateşağa, bir önceki yıl bu pistte Çaldıran Koşusu'nu kazanan, Gazi'de sessiz sedasız 8. olduktan sonra fırtına gibi esen Champs to Champs, bir pıtrak misali çoğalan alışveriş merkezlerindeki oyun salonu isimleri gibi ismi olan ve hiçbir yarışı çöp hafızamda yer etmeyi başaramamış Dixie Land, o yıl koşulan Gazi Koşusu'nu Melisa Eliyeşil'in gözyaşları eşliğinde kazanarak eküriye Mümin Çılgın'lı Hafız'ın (Tuncaylı Middlesbrough) 1986'da kazandığı Gazi'den tam 19 yıl sonra bu sevinci yaşatan ve son düzlükte su gibi akan seri Popular Demand, ne hikmetse benim izlediğim her maçında rakibinden bir araba sopa yiyip Orhan Ayhan'ı sıkıntıya sokan Boğaz'ın Boğası Sinan Şamil Sam'ın Runner Boy'u ve Yudum gibi isimler katılmışlardır.
***
Soz düzlükte Alpiko'nun temposunun düşmesiyle birlikte bu safkanı içten Ateşağa, dışından ise Yudum sıkıştırmışlardır. Yudum'un da dışından Champs to Champs ve en dış kulvardan da (at yarışlarında illa ki birileri en dış kulvardan gelir) 1.05'lik muhtemeliyle Türkiye'nin Teki konumunda olan Popular Demand kopmuşlardır. Yüksel Saymaz'ın şahane anlatımıyla buyrunuz:

Gözde'ler böyle

Hatun resmi koya koya blog da Şamdan'a döndü ama neyse çaktırmayalım, transfer sezonudur hoş görülsün. Hem maksadım Gözde Kansu şöyle güzel, böyle iyi oyuncu demek değil. Hem oyunculuk konusunda da kısmetli olduğunu söylemek lazım. Çağan Irmak ile aynı spor salonuna gittiklerinden mütevellit, oluşan tanışıklık ile bir şekilde son yılların en overrated filmi Issız Adam'da da rolü kapmıştı. Her neyse biz tespitimize dönelim. Bütün Gözdeler böyle midir acaba? Ya da Cerenler? Burcular, Gamzeler, İpekler, Selinler... Her genelleme yanlıştır desek de, bu isimlere sahip hatunların yüksek bir istatistikle eli yüzü düzgün insanlar olması sanırım sağlam bir genelleme olur. Çünkü başka türlü neye göre bilinçaltımızda böyle bir genelleme oluşmuş olabilir ki? Zeynep öyle değildir mesela, herhalde dostlukları iyidir Zeynepler'in... Anaç olurlar. Eceler ise insanı yarı yolda bırakabilir, dikkatli olmak lazım. Canan ismi de pek sevimsiz kaçıyor, kuyu kazar sanki Cananlar. Haticeler ise türküde geçtiği gibi can'dır. Kendileri değil belki ama gönülleri güzeldir. Benim merak ettiğim şey ise acaba hatun kesiminin de isimler konusunda bu tip takıntıları var mıdır? Volkan iyidir ama Orhan ağır kaçar gibilerinden...

Transylvania


IMDB'de 6.3 almış. Hayret verici. Çok muazzam bir film değil ama 6.3 hiç hakkı değil. Peralta'nın dediği gibi, "bir filmde Birol Ünel oynuyorsa, o film yeterince iyidir." Ya da buna benzer bir şey demişti, tam hatırlamıyorum.
Kadın ona sorar "sen kimsin", o da cevap verir, " Dilediğin gibi hayal et , ben öle yaptım"
Bir de sigarayı tersten içtiği bir sahne vardır. Sırf bu iki sahenede Birol Ünel'i görmek için izlenir. Ayrıca, bir de "doktor var mı"

Birol Ünel erkek, biz de oturup onu izleyecek değiliz haliyle. Hele Asia Argento gibi bir hatun varken. Uzun uzun onu anlatacak değilim. Kırın zincirleri, araştırın biraz eğer bilmiyorsanız. İtalyan kadın denince aklınıza sadece Monica Belucci gelmesin.

Filmde bir de müzikler vardır ki zaten filmin güzelliği orda. Şimdi saçma entellektüel yazılar yazmak istemiyorum, o yüzden yorumlamıyorum fazla. Sadece beğendiğim birşeyi paylaşmak olsun bu.

O zaman özet geçelim. Bu film bize ne kattı? Birol Ünel filmlerini izleme isteği, Asia Argento filmleri ve resimlerini arşive katma şevki, soundtrackte yer alan enfes şarkılar ve güzel geçen 1.5 saat.

Yukardaki fotoda, meyhane veya taverna veya bar ne derseniz deyin, orada Tchiki Tchiki çalar ve Asia Argento'nun canlandırdığı İtalyan kadın dans etmeye başlar.

Bir Tat Bir Doku

- Klara, Suzi'yi gördün mü?
+ ...
- Gördüysen çabuk söyle, böyle çok duramıyorum...
***
Ya amacı Suzi'yi sormak falan değil, belli ki dans edecek!

Cuma, Temmuz 3

Aida


Beşiktaş, Türkiye'ye gelmek istemeyen Ferrari'nin sevgilisini sunuculuk sözüyle ikna etti. Siyah-beyazlılar ile Genoa arasında iki hafta önce başlayan transfer görüşmeleri Beşiktaş'ın istediği şekilde sonuçlandı. Önceki gün İtalya'ya giden Başkan Yıldırım Demirören, dün gece Matteo Ferrari'nin transferini bitirdi. Demirören, İtalyan savunma oyuncusunun Türkiye'ye gelmek istemeyen sevgilisi Aida Yespica'yı zor ikna etti. Venezuellalı güzel model, sevgilisinin transferine onay vermesi karşılığında Numberone TV'de sunuculuk yapma sözü aldı.Siyah-beyazlı kulübün Ferrari ile anlaştığı haberi Sky Sport 24 kanalında da verilirken, İtalyan futbolcunun bu akşam İstanbul'a geleceği öğrenildi.

Doğru mudur bilemem. Ama yeni bir malzeme kazandığımız muhakkak. Malzeme deyince yanlış anlamayın, sporun magazinsel yönü olarak. 2001'de Karen'in ruhumuzda açtığı tahribatlar hala unutulmadı. Yeri uzun süre dolmadı. Sırf o açık kapansın diye çok istedim Dino Drpiç transferini. Kim izlettiyse Sinan Engin'e o youtube videosunu Allah'ından bulsun. Geçen sezon başında Nuria Bermudez ile heyecanlandık. İzlemediğimiz videosu kalmadı ama Guiza Nuria'yı yolladı. Jardel, hatun yüzünden dağıldı, Guiza hatunu yolladı golleri atmaya başladı. Bize de "keşke çocuğumun babası R.Carlos olsaydı" sözü yadigar kaldı. İyi kullanamadık Nuria Bermudez transferini.

Şimdi sıra Aida Yespica'da. Galatasaray ve Fenerbahçe'den sonra sıra Beşiktaş'ta. Merakla bekliyoruz. Fakat Number One TV'de sunuculuk yapan ilk Beşiktaşlı o olmayacak. Milica Daboviç olayı çok taze daha. Bu arada Daboviç'i çıplak pozları için gönderen Yıldırım Demirören, Ferrari için Aida'yı ikna etmek zorunda kalmış. Bu da tatlı bir tesadüf işte.

Bu da 18 Numara


Benzema, Ronaldo, Kaka transferlerinin gölgesinde kaldı Raul Albiol. Yapacak birşey yok, işler böyle yürüyor. Onun için de bir tören düzenlendi ama. Kaka resimleri her blogda gösterildi. Biz de bari Raul Albiol'u koyalım. Eksik kalmasın çocuk.

Çocuk demişken, bu fotoğrafı bilerek seçtim, o da öndeki küçük çocuk için. Kardeş özlemi işte, o hasreti de gidermek lazım bu dönemde. Babalık hisleri de yavaştan artıyor bu yaşlarda herhalde. Fotoğrafı bir de 3 kuşak Real olarak da görmek de mümkün. Bastonlu amca eski efsanelerden, arkadaki abi yeni çocuklardan, öndeki kıza elinle 6 işareti yapsan hiç bir şey anlamaz.

Futbola dönelim. Real'de Raul dendi mi akla tek Raul gelir. Albiol, her türlü ikinci planda. Bir de Raul Bravo vardı. Bir ara Olympiakos'ta oynadı, en son Numancia'da gördüm galiba. Euro 2004'te bir Portekiz maçı oynamıştı ki, neyse anlatmayalım.

Albiol, 18 numarayı giyecek. Madrid tayfasına hayırlı uğurlu olsun.

United Nerden Çıktı?


Yaklaşık 10 gün boyunca Owen'ın Galatasaray'a geleceğini sandık. Forumlarda, sokaklarda bu konuşuldu. Spor sayfaları, "bugün geliyor", "yarın uçuyor" tarzı haberler yazdı.

Galatasaray olmazsa Olympiakos, A.Villa gibi orta seviye takımların olacağı yazıldı çizildi. Ama hiçbiri olmadı, Owen, Şampiyonlar Ligi finalisti Man.Utd. ile anlaştı.

Forumlarda Owen Galatasaray'a gelir mi tartışmalarında bazıları, bu iki ismin beraber anılmasından heyecanlanmış olacaklar ki, Owen'ın artık söndüğünü, eski Owen olmadığını falan yazdılar.

Michael Owen bu, ölüsü iş yapar diyecektik, bize yar olmadı diyemedik. Adam İngiltere şampiyonuna gidiyor. United'a gidiyor var mı daha ötesi? Hani bitmişti bu adam, demek ki bitmemiş. Sir transferde fazla yanlış yapmaz.

Ama itiraf etmek gerekir ki, bir an inanır gibi olduk. Owen gelir sandık.

Fotoğrafta Owen, United filelerini sallıyor. O zamanlar Liverpool'da ilah, idol, ikon, efsane vs. Keşke Hull City'de falan oynasaydı da Liverpool taraftarı bu günleri görmeseydi.

Perşembe, Temmuz 2

Kalp Hırsızı

Bir ölüm haberi, kaza haberi, felaket ya da cinnet haberi ancak bu kadar "güzel" anlatılabilirdi. Gülay Özdem, NTV'nin Kanal 24'ten bomba transferi. Sezonun en iyi transferi belki de. Göze hoş gelen bir oyun tercih ediyor kendisi, göze hitap ediyor. Üstüne üstlük bir de siyahı tercih ediyor. NTV Gece Bülteni'nde yüzü, günü unutturuyor...

İnamoto


Keita gibi bir ismin Baros'un, Kewell'ın olduğu takıma geldiği gün, Vassel'in Ankaragücü'ne imzaladığı hafta insanın aklına Inamoto gelir mi? Geliyor işte. Galatasaray'ın orta sahasından İnamoto geçti bir aralar. Şimdi Rennes takımında. Keita'nın geldiği yerde, Ligue 1'de yani. İnomoto'yu hatırlayıp Cihan Haspolatlı'yı unutmak olmaz. O da Vassel ile beraber oynayacak. Galatasaray'ın 100.yılından sonra, Ankaragücü'nün 100.yılında. Geçen sene küme düşen bir takımın oyuncusuydu oysa. Futbol enteresan işte. Seviyoruz.

Dualarım Kabul Oluyor


İstemiyorum Seyrantepe'yi. Ali Sami Yen'den başka bir stadyuma gitmek istemiyorum. Evet belki Sami Yen köhne bir stad, kapasitesi az ama ben orada doğmuşum büyümüşüm. Başka yeri nasıl sahipleneceğim?

Vardır böyle saplantılarım, bağlılıklarım. İstemiyorum arkadaş başka bir stadyuma gitmek. Olimpiyat'a gittik ne oldu? Tamam Olimpiyat ile Seyrantepe bir değil belki ama stadyumlar benim için ikiye ayrılır. Sami Yen ve diğerleri.

O yüzden sürekli dua ediyorum. Belki bu stad işinin bu kadar uzaması benim dualarım sayesindedir. Çünkü, Sami Yen'de olabildiğince kalmak istiyorum.

Maç bitince üzerime 500 T gelse de, içeri girerken ezilme tehlikesi atlatsam da, tuvaletinde sular akmasa da, kapalı her yağmurda ıslansa da, orası bambaşka.

Yıllar evvel babam doğduğum evden taşınacağımızı dediğinde çok üzülmüştüm. Daha iyi bir eve taşınacağımızı söylemişti. Baya yıkılmıştım ama. Başka evde yaşamak oldukça zor geliyor çünkü. Vizontele'de Belediye Başkanı'nın konuşması gibi. Dünyanın en lüks evi benim için doğduğum evden daha güzel değildir.

Dualarım kabul oluyor. Stadyumda yine aksilikler yaşanıyor. Bu sene de Ali Sami Yen'deyiz, böyle giderse seneye de. Doğduğum evden taşınırken de bu kadar dua etmiştim, babam en azından aynı semtte kalmamı sağlamıştı. Babama geçtiği kadar, Adnan Polat'a nazım geçmez tabi. Dinlemez beni. Ama Allah sesimi duyuyor. Koymuşum gelen loca parasına. Yıllar sonra oğlumla numaralıya gideyim, bize Kapalı "sosyete" desin, oğlan sette oynasın. Gerisi hikaye.

Abdul Kader Keita


Biri yere düşmüş diğeri ayakta. Olsun o kadar biri Maradona diğeri Abdul Kader sonuçta. Ama rakip defans aynı. Korku aynı, tedirginlik aynı, panik aynı.


Galatasaray'ın siyahileri

Eğer yanılmıyorsam benim hayal meyal hatırladığım Galatasaray'ın ilk siyahi futbolcusu Dominic Iorfa idi ve pek de başarılı olamadan gönderilmişti. O zamanlarda ve devam eden 90'lı yılların ortasında da siyahi futbolcu dendiği zaman ilk akla gelen güçlü bir fizik, boy pos ve dalyan gibi bir bünye idi. Nitekim 90'ların başında Fenerbahçe'ye gelen Uche öyleydi. Daha sonra Norman Mapeza'yı tanıdık sarı-kırmızı forma ile. Çok fanatik olmasa da, Galatasaray'ın güncel olaylarını takip edemeyip hala Tanju, Simovic, Cüneyt diye diye beynimi yiyen dayımın Mapeza için yaptığı yorum enteresandı: "pas yok, şut yok, orta yok, gol yok, koş babam koş..." Belki hiçbiri yoktu ama gol vardı ve o gol Galatasaray'a bir derbi galibiyeti de geitiriyordu. Hatta golden sonra Beşiktaş tribünlerine doğru yaptığı gol sevinci de uzun süre tartışılmıştı.
***
Siyahi futbolcu dediğin iri yarı olur ekolü Ulrich Van Gobbel ile devam etti. 1996 yılındaki kupa finalinde gol atmasına rağmen Aykut onun markajı altında perişan olmuştu, net hatırlıyorum. Dean Sounders ile birlikte o dönemden akılda kalan yabancılardan biriydi. Birinci Fatih Terim döneminden, o 4 yıllık dönemden hatırladığım herhangi bir siyahi futbolcu yok, mutlaka vardır diyorum, herhalde aklıma gelmiyor, hem Kutay daha iyi bilir bu işleri. Benim hatırladığım birinci Terim döneminin tek siyahisi Van Gobbel'di. Luce zamanında ise Gaziantepspor'dan gelen Joao Batista ya da nam-ı diğer Mertol Karatay vardı. Batista hepimizin hatırlayacağı gibi Brezilyalı olmasına rağmen top tekniği son derece zayıf, ikili mücadelelerde kuvvetli ama oyuna pozitif katkısı az olan bir isimdi, tıpkı aynı takımdan Fenerbahçe'ye 1999 yazında gelen Samuel Johnson gibi. Luce zamanında çöp hafızada yer etmiş siyahilerden biri de Galatasaray'ın Jardel karşılığında aldığı oyunculardan biri olan Belçikalı forvet Mbo Mpenza idi.
***
İkinci Terim döneminde ise kulüp transfer etmediği kadar siyahi oyuncu transfer etti neredeyse. İlk akla gelen isimler Afrikalı olmasalar da bu kategoride değerlendirebileceğimiz, bana göre pas kabiliyeti Alex'ten daha iyi olan Jorge Felipe ve tarzıyla akıllarda yer etmiş Abel Xavier idi. O yıllarda boşluğu doldurulmaya çalışılan tek isim Hagi ya da Popescu değildi. Hakan Şükür'ün de boşluğu doldurulmaya çalışılıyordu ve nitekim deplasmanda oynanan ve Galatasaray'ın 2-0 kaybettiği PSG maçında takımının bir golüne imza atan Christian Correa Dionisio da o boşluğu doldursun diye transfer edilmişti. Ama Florya'da onu izlemiş, saygı duyduğum Galatasaraylılar'dan biri olan Metin Abimiz, Christian için " 5 cm zıplayamıyor" yorumunu yapmıştı. Eee herkes Hakan Şükür değildi tabii, Bologna maçında fazla sıçradığını anlayıp eğilip kafa vursun... Gelgelelim bir diğer forvet de Ali Lukunku idi. Yanılmıyorsam Lukunku ilk defa forma giydiği Mısır maçında bir gol atmıştı, ancak daha sonra dökülmüştü. Deplasmandaki Lokomotiv maçında Arif'e asisti yapan Muhammed Sarr da bana göre gönderilmesi hata olan kabiliyetli bir sağ bekti. Hele ki ilerleyen yıllarda aynı camianın Cihan Haspolatlı'ya tahammül ettiği düşünülürse, Sarr'ın kıymeti daha net ortaya çıkacaktır. Sağ bek dendiği zaman, transfer edildiği günlerde Roberto Carlos'un sağ ayaklı versiyonu diye lanse edilen Cesar Prates de Galatasaraylılar'ın ağzında sanırım güzel bir tat bırakmıştır. Hem frikik golleriyle hem de hücumu sevmesiyle... Kaleci Richard Kingston araya kaynamış arada, bu futbol emekçisini de ekleyelim...
***
Hagi zamanında ise Fenerbahçe'den 100. yıl hediyesi olarak Galatasaray'a giden Stjepan Tomas'ın partneri olan Rigobert Song 4 yıl boyunca bu formayı ıslatmıştır. Aynı zamanda orta sahada oynayan Flavio Conceicao ve Galatasaray'ın 2006-2007 yılındaki başarısızlığını onun gitmesine bağlayan Kemal Belgin'in Saidou'su da kulüp tarihinde transfer edilen siyahi oyuncular olarak isimlerini yazdırdılar. Kalli'li bol transferin yapıldığı sezonda gelen Shabani Nonda ve sezon ortasında gelen, benim Kasımpaşa maçından hatırladığım, kaleyi gördüğü yerden vuran Ahmed Barusso da bu isimlerden.
***
Ve Abdul Kader Keita... Galatasaray'ın Lyon'dan yeni transferi. Saydığım bu isimleri bize hatırlatan birşeyler vardı. Iorfa'dan Barusso'ya kadar... Bakalım Keita'yı nasıl hatırlayacağız...

Çarşamba, Temmuz 1

Yakışır Sana


Emre Aşık ile ilgili defalarca yazdım yine yazmaktan çekinmem. Transfer dönemi bütün kirliliğiyle gözler önünde. Doğuştan takım tutanlar, forma öpenler, hayallerinin takımlarına gelenler vs. Hepsi ön planda. Yaz dönemi onların dönemi.

Öte yandan bir de Emre Aşık gibileri var. 3 büyük takımda da oynamış olmasına rağmen, saha içi hareketleri bir kenara, hiç bir zaman kimseyi tahrik etmek için konuşmayan, işini yapmaya çalışan, yapan, örnek olan profesyonel topçular. Onların dönemi sezon açılınca başlıyor.

Emre Aşık gibi topçular yarın başka takıma transfer olsa, stadyumda imza töreni düzenlenmez, düzenlense kimse gelmez. Ama sezon içinde işler kötü gitse bile bütün tribünler onun adını haykırır. Oynamadığı maçta bile. Tıpkı geçen sene Ali Sami Yen'de olduğu gibi.

Saçını kazıtmış, ben de fotoğrafını koydum. Ne yaparsa yapsın, yakışıyor adama zaten, bizi ilgilendirmez. 22 yaşında gösteren Emre Aşık, 29 yaşında gösteriyor sadece, tek fark o. Bize de yukardaki cümleleri yeniden sıralamak için bahane oldu.

TFF 2.Lig Grupları


1. Grup Pendikspor Beykoz 1908 Zeytinburnuspor Güngören Belediyespor Gebzespor Sakaryaspor Körfez Belediyespor Yalovaspor Bozüyükspor Tavşanlı Belediyespor Türk Telekomspor

2. Grup Sarıyer Eyüpspor Tepecikspor İstanbulspor Akhisar Belediyespor Göztepe Turgutluspor Denizli Belediyespor Fethiyespor Konya Şekerspor Alanyaspor

3. Grup Çankırı Belediyespor Bugsaşspor Etimesgut Şekerspor Pursaklarspor Çorumspor Kırşehirspor Tokatspor Trabzon Karadenizspor Ofspor Akçaabat Sebatspor Erzurumspor Karsspor

4. Grup Malatyaspor Elazığspor Kahramanmaraşspor Adana Demirspor Tarsus İdmanyurdu İskenderun D.Ç. Spor Şanlıurfaspor Mardinspor D.Bakır B.Ş. Bld. Diski Belediye Vanspor Adıyamanspor
***
4.grup baya zorlu. İlk 2 grupta 7 İstanbul takımı var. Keşke hepsi aynı grupta olsaydı.

Vassel ve Türk Medyası


Kolpa transfer haberi yapmakta Türk medyasının eline su dökecek kimse yok. Benim çocukluğumda, transfer döneminde gazeteyi sabah alıp, okuyup haberlere bakmak baya heyecanlandırırdı insanları. Şimdi ki durum ise çok farklı. Artık işin mizah boyutunayız. Kim daha güzel sallıyor, kim daha mantıklı sallıyor ona bakıyoruz. Cem Yılmaz televizyona çıkınca dönen, "Oğlum Cem Yılmaz'ı izledin mi, süperdi." benzerinden muhabbetler dönüyor artık. "Oğlum Fotomaç'ı aldın mı lan, Tevez Beşiktaş'ta diyor." diyerek kahkahalar atıyor. Bu senenin bu bağlamda en yaratıcı haber ödülünü, yeşillikler içinde rehabilitasyon adlı çalışmasıyla Fotospor anasının ak sütü gibi hakediyor.

Hal böyle olunca, dün baya şaşırtıcı bir gelişme oldu. Fanatik, Vassel-Ankaragücü ilişikisini yalanladı. Yalanlamak demeyelim ama aynen şöyle dendi:Taraftarları ayağa kaldırmak, basının dikkatini çekmek için kulüpler her gün bir bomba ismi gündeme getiriyor... Son olarak Ankaragücü Başkanı Cengiz Yıldırım Topel, Manchester City’nin yıldız golcüsü Darius Vassell’in bir kaç gün içinde Ankara’ya geleceğini ve tesisleri gezeceğini söyledi. İngiltere Milli Takımı’nın formasını giyen Vassell de, lafta kalacak gibi.

Bunu okuduktan birkaç gün sonra değil, birkaç saat içinde Vassel, Ankara'ya geldi. Anadolu'nun en şaşaalı transferi, Daum'un 4.gelişinin gölgesinde kaldı. Ankaragücü sanki, bizim hiç gol atamadığımız İngiltere'nin bize de gol atan bir forvetini değil de, Kamerun'dan 20 yaşında çocuk getiriyor. Taraftarların, havaalanı baskını olmasa belki bu kadar bile yer bulamayacaktı.

İşin acıklı olan tarafı, ulusal medyanın yanı sıra yerel medya da çok ilgisizdi. Tabi burada da işin içine Dallas oyunları giriyor. Melih Gökçek, bu transfere nasıl bakmıştır acaba?

Uzun sözün kısası, Türk basını yine sınıfta kaldı. Binlerce atmasyon haberin, satılan binlerce hayalin revaçta olduğu günümüzde yüzde 100 gerçek bir olay hakettiği ilgiyi görememiştir. Ligin değerinden sorumlu LİG TV bile yayın akışını kesip canlı vermiyorsa, NTV Spor, Kaka'nın imza törenini canlı verip Vassel'i haber özetlerinde es geçiyorsa söyleyecek pek fazla bir şey yok. Ya da çok şey var ama tesiri yok. Yukardaki fotoğrafın 3-5 benzeri daha olsa belki daha çok ilgi gösterilirdi. O yüzden de bu tip şeylere "yanlış" diyemiyorsun.