Perşembe, Temmuz 9

Kaptan Sorunu


Galatasaray'ın kaptanlık sorunu dallanıp budaklanıyor. Geçen sene Berlin'de başlayan sorun hala devam ediyor. Bugün Fanatik'te manşette bir haber var. İmzasız bir haber, doğruluğu tartışılır. Ama Galatasaray'da bu sorunların olduğunu az çok biliyoruz. Yönetim, transferde gösterdiği başarıyı nedense aile içi konularda beceremiyor. Yazacak çok şey var ama doğru olduğu tartışılır bir haber için çok şey karalamayalım. Ama şu bir gerçek ki bu sorun sezon başlamadan çözülmezse çok başımız ağrırır. Yine.

Çarşamba, Temmuz 8

Belek'te Bir Gece


Temmuz ayında yazacak birşey bulmak zor. Bu haber kışın çıksa okumazdım ama yazın dikkat çekiyor. İbrahim Toraman Belek'te bir gece geçirmiş ve bir otele gitmiş. 200 Euro hesap gelmiş ama cüzdanının unuttuğu için ödeyememiş. O da ehliyetini rehin bırakmış.

Ehliyet ile poz veren ve bunu ulusal basına taşıyan adama Toraman ne yapsa az. Bu arada Belek'teki otele gitme nedeni Burak Yılmaz'ın orada olmasıymış. Canları sağolsun. İkisinin yakın dostluğu Beşiktaş tribünlerinde tezahürat olmuştu 2007'de.

Onlar Belek'te, biz de yavaştan güneye yol alalım o zaman. Temmuz sıkıcı geçmeye başladı.

Euroleague 2009-2010


A Grubu
Regal FC Barcelona
Montepaschi Siena
Cibona Zagreb
Fenerbahce Ülker
Zalgiris Kaunas
Asvel Lyon Villeubanne

B Grubu
Olympiacos Piraeus
Partizan Belgrade
Unicaja
Efes Pilsen İstanbul
Lietuvos Rytas
Elemelerden Gelecek Takim

C Grubu
CSKA Moskova
Tau Ceremica
Maccabi Electra Tel Aviv
Virtus Roma
Union Olimpija Ljubljana
Elemelerden Gelecek Takim

D Grubu
Panathinaikos Athens
Real Madrid
Armani Jeans Milano
Asseco Prokom
BC Khimki Moskova
EWE Baskets Olderburg
C Grubu'nda kan çıkar sanki. B Grubu'nda da Balkan Savaşı çıkar veya karakolda biter. Eylül ayını bekliyoruz.

Trabzon-Fener-Sivas


Bu sene ligin parolası bu olacak herhalde. Dün çekilen fikstürde öne çıkan bir durum. Dün yazmayı unuttuk ama ayrı bir yazıda olması daha şık.

Hemen hemen bütün takımlar 3 hafta üst üste bu takımlarla oynayacak. Geçen sezonu 2., 3. ve 4. bitiren takımlarla.

En bahtsız takım, Vassel'i alan Ankaragücü diyebiliriz. Bahtsızlık demeyelim gerçi, her canlı bunu tadacak çünkü. Ama en son Ankaragücü yaşayacak. Bahar aylarının gerginliğinde, 32-33 ve 34. haftalarda bu takımlarla oynayacak.

Şampiyon Beşiktaş 29-30-31 de oynayacak. Son hafta da Bursa deplasmanında olacak. Bahar ayları Beşiktaş için de zor geçecek.

Galatasaray için ikinci yarıda sıkıntı olmaz belki ama ilk yarı çok zorlu. Yeni hoca ve yönetimin kongre öncesi son kozları. 9-10-11 de bu 3 takımla oynayacak. Galatasaray 10.hafta sonunda ilk 4'te olamaz diyerek Velo Can ile iddiaya giren Peralta için tarihi bir fırsat.

Bu arada Fenerbahçe'nin 22.haftadan 34.haftaya kadar İstanbul ve Ankara dışında maçı olmaması fikstür avantajının en güzeli bence.

Yine Kırdı


Usain Bolt yine rekor kırdı. Canı canlı izledim. Olimpiyatlarda yaptığı şovu, Bodrum'da bir Tekel bayisinde banttan izlemiştim. Sonucu bilmiyordum. 10 saniye boyunca televizyona öyle bir kitlenmişim ki, Tekel'den alışveriş yapan arkadaşlar bana deli gözüyle baktılar.

Dün aynı bakışları evdekiler attı. Ama inanılmazdı. Lozan'da pist ıslak, hava yağmurlu, rüzgara karşı koşulan bir yarış. Bu sefer dünya rekoru kırmadı Bolt, şampiyona rekoru kırabildi. Kırdı ama işte, rekor rekordur.

200 metreyi 19.59 ile koştu. Tüm zamanların 4. en iyi derecesi oldu. Muazzam bir atlet var ama sanki atletizmin C.Ronaldo'su oluyor. Seveni kadar sevmeyeni de var. Jamaikalı adama Ronaldo olmak yakışmaz. Yanılırım inşallah.

Şakayla Karışık


"Kaçak Lincoln, G.Saray'ın gündeminden düşmüyor. Sarı- kırmızılı futbolcuların da sambacıya tepki gösterdiği ve "Bu saatten sonra sakın ama sakın dönmesin" diyerek gönderme yaptığı öğrenildi.

'Döveriz' esprisi Hatta bazı oyuncuların şakayla karışık, "Biz çalışıyoruz, o ise keyif yapıyor. Gelirse onu döveriz" ifadelerini de kullandıkları belirtildi. Böylece Lincoln'e isyan had safhaya çıkmış oldu.

Buna yorum yazmam gerekiyor mu? Bence gerekmiyor. Ama şu 'bazı oyuncular' baya komik bir ifade. "Bazı oyuncuların ve eski oyuncuların" diye düzeltilmesi daha doğru olur sanki.

Salı, Temmuz 7

Metin Diyadin


Türk futbolunun son 15 yıldaki en göz yaşartıcı sahnelerinden biridir Samsun'da ayağı kırılan Metin Diyadin'in sedyeyle ambulansa bindirildiği an. Futbolculuğunun zirvesine doğru giderken Vural Korkmaz'ın darbesiyle kariyerinin sonuna geldi bir anda. Sonra teknik direktör oldu. Futbolculuk zamanındaki gibi yine çok etkiliyiciydi. Ama bu sefer sessiz-efendi topçu sıfatında değildi. Çalıştığı her takımdan yönetimlerle çıkan sorunlar nedeniyle ayrılıyordu. "Sorunlu hoca" onun sıfatı oldu yani.

Karadeniz'de dibe çökmüştü futbolculuğu, şimdi yine Karadeniz'de teknik adam kariyerini yukarıya çekmek için çalışacak. Üstelik birçok kişinin yapmadığı, yapamayacağı bir şekilde. Hugo Bross'un yardımcısı olacak. Türkiye'de Fatih Terim'e özenen bir çok teknik adamın aksine. 1 senelik yardımcılıktan sonra hemen 1.adam olanların tam tersi bir istikamette.

Metin Diyadin çalıştırdığı takımlara oynattığı taş gibi futbola rağmen, bugün Trabzonspor'un 2.adamı. İkinci adamın takıma katkısı ne kadar olur sorusuna en iyi cevabı o verecek herhalde. Egolarından arınmış bir halde H.Bross'un yanında oturan Metin Diyadin, bu sezon merakla izlenecek isimlerden biri olacak.

Futbol sever böyle şeyleri

Bir Fenerbahçe - Galatasaray derbisi daha stresten uzak haftalara denk geldiği için çok mutluyum. Geçen sene de 10. haftada oynanmıştı, daha temiz oluyor böyle. Öte yandan Kutay'ın dediği gibi Daum kaldığı yerden devam edecek. O günden sonra Denizli'de oynanan 3 maçta da Fenerbahçe gol yemedi. Son golü Mustafa Keçeli atmıştı ve şampiyonluğu kaybetmiştik.
***
Ligin ilk haftalarında Fenerbahçe'nin performansı malum. Fenerbahçe'nin son yıllarda 3 puanla başladığı tek sezon 2006-2007 sezonu, Kayseri Erciyesspor'un 6-0 mağlup edildiği, Appiah'ın kırmızı kart gördüğü maç. Roberto Carlos'un ilk kez Fenerbahçe forması giydiği maçta İBB'ye karşı Olimpiyat Stadı'nda alınan 2-0'lık mağlubiyet var. Geçen sene ise Rodrigo Tabata'nın golüyle alınan mağlubiyet var. Fenerbahçe Daum ile ligin ilk haftasında hiç galibiyet alamadı. Daum Fenerbahçe'ye ilk gelişinde, kalede Enke vardı, önlerindeki stoper ikilisi ise Ümit Özat ve benim şaşkın bakışlarım arasında bayram değil seyran değilken patır patır ileri çıkan, Umut Bulut'un yerinde oynasaydı daha çok gol atardı dediğim Fabio Luciano idi. Büyük ihtimalle yine ilk haftada tandem bir Brezilyalı Bilica ile bir yerli Bekir İrtegün'den oluşacak.
***
Üç yıl üstüste Trabzonspor maçlarının ligin son haftasına denk gelmesi de enteresan. Bu kez 34. hafta Kadıköy'de olacak, bunu eklemek lazım. Yine de son yıllara göre tansiyonun daha az olacağı bir son hafta bekliyor bizleri.

Aranan Adam


Türkiye Ligi'nin geçen seneki en iyi 3 stoperinden biri olan Lugano ( belki de 1.sırada), şu anda takımsız kalmış durumda. Herkes sezon hazırlıklarına başladı. Lugano ise hala kulüp arıyor. Biz onu İtalya'da kendine takım bakıyor sanıyorduk. Kayıplarda olan futbolcu, ortaya çıktı. Dünyanın en iyi futbolcusu Messi ile Uruguay'ın yetiştirdiği en iyi stoperlerden Montero'nun arasında. Şehir Los Angeles.

Fikstür Çekildi


Daum kaldığı yerden başlayacak. Derbi tarihlerinden daha öne çıkan bir durum bence. Daum gelince, kaldığı yeri hatırlayarak başlayacak diyorduk, fiilen de öyle oluyor, kaldığı yerden devam edecek.

Beşiktaş ise ilk maçında İstanbul'da ama deplasmanda. Olimpiyat Stadı'nda İBB ile oynayacak. Maçlar 21.30'da başlayacak, Beşiktaş taraftarı eve dönemeyecek herhalde.

Çok önemli değil bence fikstür çekimi. Ama derbi tarihleri belli oldu. Bu senenin bayram günlerini takvimde işaretleyelim, gerisi fasa fiso:

13 Eylül Galatasaray - Beşiktaş

25 Ekim Fenerbahçe - Galatasaray

22 Kasım Beşiktaş - Fenerbahçe

Her ay bir derbi. Son derbi 30.haftada. Son 4 hafta kalpler biraz daha rahat. Hayırlı uğurlu olsun.

Pazartesi, Temmuz 6

Ronaldo Adayları


Ronaldo olunmaz, Ronaldo doğulur. Fakat yine de dünyanın birçok genci şu anda Ronaldo olmak istiyor. Bunun için çok fazla araştırma yapmaya gerek yok. Belki Türkiye'de çok fazla yoktur Ronaldo olmak isteyen. Burada Acun ilk sırada.

Bu gençler de Ronaldo olmak isteyenlerden. En azından fotoğraftan yapılan ukalaca tasvirle bu ortaya çıkıyor. Real Madrid bayraklarının altında, Barcelona'ya hafif gider yapıyorlar. Böylece Ronaldo olamazlarsa en azından Madrid'de yerel kahraman olmanın yolunu açarlar. Ronaldo olsalar, Bernabeu'nun çimlerinde kral olurlar. Olamazlarsa "bari tribünde kral olalım, reis olalım" diye çabalarlar. Ben öyle tahmin ediyorum, kesin bir yargı değil tabi ki. Ama o yaşlarda herkes bunu hayal etmiştir.

Ayaklarda Nike ayakkabılar, arkada kız arkadaşlar. Diplerden gelip World is Mine diyen Tony Montana'nın yerini artık CR alıyor. Üstelik şu ana kadar dramatik bir son da yok. (Dramatik sonu gerçek Scarfece Ribery yaşayacak gibi geliyor bana). CR, parayı kazanıyor, en güzel arabalara biniyor, mankenlerle beraber oluyor, en iyi takımda oynuyor. Ronaldo olmayı istemekten daha cazip ne olabilir ki?

Euroball Dönemi


Özünde peşinde koştuğumuz şey aynı. Meşin yuvarlak diye tabir edilen büyük icat. Herşey onun ekseni etrafında gelişiyor.

Bu akşam CR, Madrid'de imza törenine çıkacak. 94 milyon Euro transfer bedeli. 80.000 kişi bunu izleyecek. Kaka'dan sonra Ronaldo, Benzema ve belki Ribery. Başkan Perez, sponsor Adidas'tan yıllık ödenen 30 milyonu ikiye katlamasını istemiş. Adidas kabul etmezse Nike ile temasa geçecekmiş.

Türkiye'ye dönelim. TOKİ-GS-Eren Talu falan filan. Seyrantepe ihaleleri bitmek bilmiyor. Satılan localar var, o locaların paralarıyla alınan Keita var, Baros var, Rijkaard var.

Böyle böyle haberler. Her gün onlarcasını okuyoruz. Transfer döneminde daha da fazla. Ama çoğunda futbolcuların bonservisi değil ana konu. Sponsorluk anlaşmaları, yayın gelirleri, bilet fiyatları. Her haberde bir Euro işareti var. Ekonomi sayfalarından bir farkı yok.

Oysa herşeyin ekseninde bir futbol topu var. Yeşil banknotlar başrolü daha çok oynuyor. Zaman bunu gerektiriyor, eski romantizm mümkün değil ama bu kadar da suyu çıkmalı mı bu işin?

Dün taştan kale kurduk arkadaşlarla, minyatür kale maç yaptık. 1-1 bitti 20 dakikalık normal süre, altın golle yenildik. Altın gol normal süreden yarım saat sonra geldi. Birer su aldık, 50 kuruşa. Aldığımız zevk daha fazlaydı. Turnuvaların resmi sponsoru Master Card reklamı gibi oldu bu da. Ama doğrusu bu; şu an futbol sayfaları bizim ilgi alanımıza girmiyor. Bu dönemi top oynayarak geçirmek daha sağlıklı olur.

Dünyanın 0-0 biten en güzel maçı

Hangi maçtır deseler cevabım kesinlikle Euro 2000'de oynanan Hollanda - İtalya yarı finali olur. Bir tarafta total futbolun en güzel örneklerini sergileyen Rijkaard'ın Hollanda'sı, diğer tarafta ise defansif futboluyla ekran başında adamı çatlatan Dino Zoff'un İtalya'sı... Overmars'tan Kluivert'a, Stam'dan De Boer kardeşlere kadar 90'ların ortasından sonra ki döneme denk gelen en iyi Hollanda jenerasyonu. Rakipte ise Del Piero, Vieri, Cannavaro ve finalde Fransa'ya golü atan ve bu takımdaki varlığını her zaman sorguladığım bir adet Marco Del Vecchio vardı.

Bu fotoda tribündeki turunculardan kartın rengi zar zor seçilse de evet kırmızı kart görüyor Zambrotta. Hakem Markus Merk, itiraz eden 4 numara ise Demetrio Albertini... İlk yarıda çıkan bu kırmızıdan sonra İtalya maçı ve üstüne bir de uzatmaları 10 kişi oynamak zorunda kalmıştı.

O zamanlar İtalya'nın kalesinde henüz Buffon yok. Bugünlerde Inter ile sözleşme yenileyen 38 yaşındaki Francesco Toldo, 2003-2004 sezonunda Galatasaray forması giyen ama ikinci Popescu olamayan, ve bu turnuvada da grup maçında Fransa'ya şahane bir frikik golü atan Frank De Boer'un penaltısını kurtarmıştı.

İkinci yarıda kazanılan diğer penaltıyı ise Patrick Kluivert direğe nişanlamıştı. Toldo bu kez ters köşede.
İtalya uzatmalarda da direndi ve Hollanda'yı penaltı atışları sonunda eleyerek finale yükseldi. Bosvelt, Stam ve bir kez daha Frank De Boer penaltı kaçırırken, Totti ise topun dibine girerek attığı klas penaltıyla, o vuruşun mucidi olmuştu. Bu maç büyük turnuvalarda Hollanda'nın şanssızlığını anlatan en ibret vesikası maçlardan biridir. Ha finalde Fransa kazandı ve o günlerde spor yazarlğıı ile meşgul olan Kaya Çilingiroğlu futbol kazandı gibisinden birşeyler zırvalasa da severiz İtalya milli takımını, sıkıcı futbolunu ve çirkef futbolcularını...

Tek tabanca

Belli ki yaşıtlarından hiçbiri onu geçemeyecek. Çanakkale Zaferi, Hatay, ve TBMM Koşuları'ndan sonra 4. Gr I zaferi Turbo'nun...

Pazar, Temmuz 5

Sol Ayak Nasıl Gelişir?


Kezman, Fenerbahçe'ye transfer olduğunda bir şehir efsanesi ortaya çıktı. Sasa İliç hariç her Sırp gibi deli ve çılgın olduğu düşünülen Mateja, rivayete göre geçmişte bilerek sağ ayağını kırmış. Bunun nedeni de sol ayağını geliştirmek istemesi. Alçıda olan sağ ayağı yerine sürekli sol ayakla topa vurmak mecburiyetinde kalmış.

Four Four Two dergisinin yaptığı bir röportajda, Kezman bunu yalanladı. Yine Four Four Two dergisinden öğreniyoruz. David Villa muhteşem bir forvet olmasını sağlayan çift ayaklı olma özelliğini böyle bir olaya borçlu.

9 yaşında yerel bir kulüpte oynarken sağ ayağı kırılıyor. Hatta felç kalma tehlikesi bile yaşıyor. Şöyle diyor Villa: " Sağ ayağım alçıdayken babam sürekli olarak sol ayağımla topa vurma konusunda beni çalıştırdı."

Sol ayakla topa vurmak inanılmaz bir meziyet. Futbolda çok büyük bir avantaj. Şahsen ben de solağım. Ama nasıl olduğunu bilmiyorum. Hayatımın çoğu yerinde sağ tarafımı kullanıyorum ama iş topa vurmaya gelince sol ayağım işliyor.

Sol ayak nasıl gelişir bilmiyorum ama şu bir gerçek ki sol ayağı gelişen bir topçu diğerlerine oranlar kesinlikle bir adım öndedir. Pazar günü yazılacak başka bir yazı aklıma gelmedi. O yüzden bugün de böyle olsun.