cezayir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cezayir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Eylül 23

La Vache



90 dakikalık muhteşem film. Yol filmi ise en iyilerinde, komedi ise en keyiflilerinden... Fransız sinemasının son dönemdeki en sıcak işlerinde. Cezayirli Fatah'ın ineği ile beraber köyünde Paris'e gidişini ve yolda yaşadıklarını izliyoruz. La Vache; inek demek. Filmin adı ve konusunu anlamak için ilk adım. 

Başrolde olmasa da filmin önemli rollerinden birinde; oyunculuğunu beğendiğimiz ama Melissa Theuriau ile nasıl evlendiğini anlamadığımız Jamel Debbouze var. Oldukça renkli yine. Ama tabi ki filmin yıldızı ve başrolü Fatsah Bouyahmed; şahane iş çıkarıyor. Müzikler de güzel ve onun da altında Ibrahim Maalouf imzası var. Filmin her anı büyük bir keyif ama bir Galatasaraylı olarak tabi ki katıla katıla güldüğümüz ve duygulandığımız yer çok netti.



Hakkında daha çok yazmak isterdim. Her karakter muazzam. Fatah'ın küçük kızları, okuldaki dersleri, köylüler, yolda karşılaşılan her karakter... İzleyip de keyif almayan birinin çıkacağını sanmıyorum. IMDB puanı 6.8 ama bence kesinlikle 7 barajını geçmeliydi.

Çarşamba, Nisan 19

Loin des Hommes



Western de denilebilir, yol filmi de, politik de, uyarlama da... Muazzam bir film karşımızda. Albert Camus'un okumadığım bir eserinden uyarlanmış olması üzdü, çünkü önce onu okumak isterdim. Ama yine de izlediğim için çok mutluyum. Ben genelde böyle sağlam filmleri, çekildikten 10 sene sonra falan izlerdim ama iki yıl içinde yakaladık..

Viggo Mortensen ve Reda Kateb'in şov yaptığı filmin müziklerinde de Nick Cave etkisi var. Nick Cave'in daha kötü bir filmde karşımıza çıktığını görmedim. Filmlere büyük katkısı oluyor. 

Başlangıcından son sahnesine kadar muhteşem. Her sahneyi ve dialogu baştan aşağıya saatlerce yorumlamak, tartışmak lazım. 1954'te geçse de, dünya çok değişse de insan hâlâ aynı ve özünde hâlâ aynı kaygılara sahip. Aynı yol ayrımlarını, ahlaki tartışmaları yaşıyor. İnsan olmak böyle anlarda şekilleniyor. Zor, acı ama olması gereken de bu galiba...

Hocam derin analizler yapamıyorum, gücüm yetmez ama şahane film ya... Yazarken bir kez daha fark ettim. Defalarca izleyebilirim. Yönetmenlik başarısı sayesinde vuruculuk da had safhada. Camus yaşasaydı o da severdi herhalde... 

Perşembe, Ağustos 25

La Battaglia di Algeri



Bu film sayesinde; aralarında binlerce kilomtre ve onlar sene olan farklı olayların birbirlerine ne kadar benzediğini yeniden hatırladım. Dünya tarihi bize o kadar çok olay sunuyor ki; bazı şeylerin benzerliği ne olursa olsun çok şaşırtıyor. Mesele her olayda benzer tarafta durabiliyor musunuz? Nelerin birbirine benzediğini söylemeyeceğim. Bu filmi izlerseniz belki fark edersiniz, belki de gözünüzün önündeki duvardan dolayı görememeye devam edersiniz. Mesela; bu film -La Batagglia di Algeri-1988'de İsrail'de gösterime girince Filistin meselesiyle ilgili paralellik kuranlar olmuş. Türkiye'de ise hiçbir zaman böyle bir tartışmaya neden olmamış. Ne de olsa Cezayir, Müslüman bir ülke olarak sömürgesine karşı bağımsızlığını kazanmıştı.

Ülke Cezayir, başkenti de Cezayir... Ne kadar ilginç... Cezayir'in eskiden Fransa'nın bir vilayeti gibi olmasının nedeni... Bir sömürge değil onlar için. Marsilya'dan farkı olmayan bir 'vatan toprağı'. İkinci Dünya Savaşı'nda beraber hareket etmişler ama sonrasında topraklarında beraber yaşadıkları Fransızlar ile aynı hakla sahip olmak isteyince çatışmalar başlamış. 

Fransızlar; şehrin zengin ve güzel mahallelerinde yaşıyor. Hemen yanlarında; ama yoksul semtlerde Cezayir'in çocukları. Yani ne öyle kıtalarca uzaktan gelen bir süper güç, ne de ülkenin bir kesiminde bir grup, diğer tarafında diğer grup... Cezayir çocuklarının ilk isyanları başlarda bir bağımsızlık savaşı emaresi olarak gözükmüyor. Birkaç çatışma, birkaç terör olayı... Ne zaman "İç savaş" kalıbı kullanılmaya başlanıyor olay değişiyor. Fransa'nın bazı dönem aydınları; 'Madem iç savaş biz de istediğimiz tarafı seçebiliriz' diyerek Cezayir'in bağımsızlığından yana oluyorlar. Sonrasında da gidişat değişiyor. Film de bunları anlatıyor. Bir belgesel kıvamında ilerliyor. Ama boğucu bir belgesel değil. İlgiyle izlenecek akıcı bir sinema filmi olarak görüyoruz. Bazı yerlerde zihinlerde şimşekler çakabilir.

Mesela, Cezayir halkının FNL önderliğinde greve gidip kepenk kapatması ve Fransa ordusunun grevi baskıyla bitirmeye çalışması, grev yapanları terörist olarak adlandırması, bunun için güçlü bir şekilde basını kullanması hem çok şaşırtıyor hem de hiç şaşırtmıyor!

Tam o esnada FNL'nin önde gelen ismi M'hidi; silahlı mücadeleye devam etmek isteyen Ali la Pointe ile konuşmasında şu cümleleri kullanıyor: 

"Öfke ile savaşları kazanamazsın. Ne savaşları ne de devrimleri. Başlarda terörizm işe yarar. Ama sonra halkın kendisi harekete geçmelidir. Grevin arkasındaki neden bu. Tüm Cezayirlileri harekete geçirmek, onları saymak, gücümüzü saptamak"

Ali la Pointe filmin önemli bir karakteridir. İlk sahneden itibaren bizimle beraberdir ama devamlı değişir. Filmin ilk önemli sekansı o nedenle muazzamdır, bir kısa özet gibidir. Ali la Pointe; önce adi bir suçludur. Polisten kaçarken bir Fransız tarafından aşağılanır. O da polisten kaçışını noktalar ve Fransıza yumruk atar. Yola devam etseydi kaçacaktı. Ama öfkesine yenik düşer. Bu yüzden polise yakalanır, hapse girer, orada siyasi suçlularla temas eder, politik bilinç kazanır ve hem filmin hem de FNL'nin en önemli isimlerinden biri olur. İşte o ilk sahne üzerine sosyolojik tez bile yazılır.

Filmde İtalyan parmağı var. İtalyanlar ve Cezayirliler ortak yapıyorlar. Hatta bağımsız Cezayir tarihinin ilk sinema filmi olarak yer ediniyor. Fransızlar'ın toprak kaybettikleri savaşın hemen ardından bu yapımın içinde olmak istememeleri normal. İtalya'nın bu olaya sinema üzerinden müdahil olması da Fransa cephesinde tepki görüyor. Ama filmde aşırı bir Cezayir propagandası veya Fransa eleştirisi yok. Her iki taraf da eleştirilmiş. Ama tabi ki Fransa biraz daha fazla; olması gerektiği gibi... Bu yüzden Fransa'da yasaklanıyor. Tabi hemen "sansürcü Avrupa'' diyebilirsiniz ama bu yasak süreci sadece 5 sene sürüyor. Yol'un yaşadığı bir yasak gibi değil yani.

O zaman bir de Fransa tarafına bakalım; filmin en öne çıkan karakteri olan albay; kendisini ve yöntemlerini yoğun olarak eleştiren gazetecilere karşı şunu diyor ve insan ne kadar anti-militarist olsa da karşı çıkarken zorlanıyor: 

"Bana inanın beyler, bu pis bir döngü. Saatlerce boşuna konuşabiliriz çünkü sorun bu değil. sorun şu! FLN bizi Cezayir'den atmak istiyor ve biz kalmak istiyoruz. Farklı görüşler olabilir ama sanırım hepiniz kalmamız gerektiğini kabul edersiniz. Ayaklanma başladığında görüş farklılıkları yoktu. tüm gazeteler, solcu olanlar bile, onun bastırılmasını istedi. O yüzden buraya yollandık. Biz ne deli ne de sadistiz. Bize faşist diyenler çoğumuzun Direniş'te ne yaptığını unutuyorlar. Bize 'Nazi' diyorlar ama bazılarımız Dachau ve Buchenwald'tan sağ kalanlar. Biz askeriz. Görevimiz kazanmaktır. O nedenle, açığa kavuşturmak için ben size bir soru soracağım. Fransa Cezayir'de kalmalı mı? Eğer yanıt hala 'evet' ise bunun gereklerini kabul etmelisiniz"

Cezayir'in eleştirilen yöntemi; sivillere yaptığı saldırılar. Filmde de sıkça var. Fakat bununla ilgili bir diyalog da mevcut. M'hidi, gazetecilerin bu eleştirilerini karşılarken şöyle bir diyalog yaşanır.

Muhabir: Masum kurbanlara saldırmak için kadınların sepetlerini bomba koyarak kullanmak alçakça değil mi?

M'hidi: Korumasız köylere napalm bombaları atarak binlerce kişi öldürmek, daha alçakça değil mi? Uçaklarımız olsaydı bizim için daha kolay olurdu. Bize bombardıman uçaklarını verin, o zaman sepetler sizin olsun.




Cumartesi, Haziran 19

Güney-Kuzey


Güney Afrika'da maç yapan Kuzey Afrika takımının güney Fransa'daki (Marsilya'da) taraftarları.

8.Gün / Direniş


3 tane direnen takım. Sırbistan, ABD ve Cezayir. İki maç berabere bitti ama 3 tane kazanan çıktı aslında.

Sırbistan'ın direnişi tam bir Balkan tarzı. Akla ve mantığa uygun tek bir hareket yok. Ruhen en üst seviyedeler. Gazı almışlar ve direniyorlar. Kendilerinin bile beklemediği bir anda önce rakip eksik kaldı, sonra golü buldular. Bir anda öne geçtiler hem tabelada hem adam sayısında.

Buna rağmen maçı 5-1 kaybedebilirlerdi. İlk maçtan sonra Alman forvetlerini yazdık, bu maçta Podolski penaltıyı ve dünyaları kaçırdı, Klose takımını eksik bıraktı. Klose'nin Ronaldo'yu geçme umutları da bu kartla son buldu bence.

Sırbistan tekmeye kafa uzatarak, hatta sadece onu yaparak maçı kazandı. Turnuvanın sürpriz takımının bu kadar silik olması, kazanırken bile kendi sahasına hapsolması hoş olmadı. Almanya ise bildiğimiz eski Hollanda. Sürekli golü düşünüyorlar, pozitif oynuyorar, forvetlerden geçilmiyorlar. Ama arka direğe atılan bir top kalelerinde gol oluyor, dünyanın en iyi penaltı atan ülkesi penaltı kaçırıyor. Dünyanın en başarılı futbol ülkesi, bu turnuvada CV'deki tek boşluğunu dolduracak sanki. Gönüllerin Şampiyonu olmaya en yakın adaylar.

Günün ikinci maçında Slovenya 2 farklı üstünlüğü eline geçirdi ama 1 puana sevinen takım oldu. ABD direnişini farklı bir şekilde gösterdi. Geriden gelip maça ortak oldu, 3.golü ise Malili hakem engelledi. Siyasi arenada ABD'ye duyulan antipatinin eseri olabilir mi? ABD'nin dünya üzerinde en sevilen ürünü olabilir ABD milli takımı.

Son maçı izlemedim. Bu sefer Aşk-ı Memnu değil, lise defteri engel oldu. Liseden arkadaşlarımızla bir araya geldik, hedefte maç izlemek olmasına rağmen vazgeçtik. Maçı izleyenlerin anlattıklarına göre saha içinde oynanan futbol bağlamında birşey kaçırmış sayılmayız. Çok kısır bir maç olmuş. Fakat Cezayir'in İngiltere'den puan alması şüphesiz Dünya Kupası'nın en güzel hikayelerinden biridir. Cezayir, İngilizler'e nasıl direndi bilmiyorum ama bunun için tarihsel süreçlerden ve ortak hissiyatlarından beslenmişlerdir. Geçmişe bakarak kendinize güç katabilir ve bu sayede direnişinize devam edebelirsiniz.

Turnuvanın 2.cuması sona erdi, 2.hafta sonu seansı başladı. Hayata maç izleyerek direniyoruz, elden şimdilik başka birşey gelmiyor.

Salı, Ocak 26

Kuzey Afrika


Galatasaray ile Beşiktaş arasındaki en büyük transfer savaşlarından biriydi Ahmed Hassan. Bir sezon önce Mondragon için kapışmıştık, 2003 yazında başrolde Mısırlı vardı. Ondan sonrası bilinen hikaye.

Şimdi Ahmed Hassan'ın lafı geçmiyor İstanbul'da. Ama Afrika futboluna damga vurmaya devam ediyor. Afrika'nın İngiltere'si olarak düşündüğüm Mısır (adamlar kıta içinde her kupayı alıyor ama iş dünya kupasına gelince yoklar) Angola'da yarı finale yükseldi. Başrolde Ahmed Hassan. İki gol attı, kendi kalesine attığı golden sonra maçı çevirdi.

Yarı finalde rakip Cezayir. Olaylı maçın sıcaklığı hala devam ederken bir finale çıkma mücadelesi. Nefes keseceği muhakkak. Cezayir'i seviyorum. Keita'yı yenmelerine rağmen. Evet bu da var. Keita'nın erken dönmesi bizim yararımız ama şağ kanadın sahibi, taraftarın "kara dalga" adını taktığı Keita'nın üzülmesine üzüldüm. Afrika Kupası'nı kazanan takımın sağ açığı olarak İstanbul'a gelseydi mutlu olurdum.

Sonuçta Cezayir - Mısır maçı oynanacak. Bu da güzel oldu. Kuzey Afrika'dan bir takım finalde olacak. Severim Akdeniz'i..

Cumartesi, Kasım 21

Cezayir


Dünya Kupası'nda tutacağımız takımlardan biri. Sebebi çok...

Pazartesi, Eylül 7

Cezayir Tribünü

Cezayir tribünleri. Dünya Kupası'na gitmeye çalışıyorlar. Gruplarında 3 puan farkla liderler. Cezayir'i Raşhid Taha, Abdel Kader şarkısı ve rai müzik ile sevdim. Umarım dünya kupasına giderler. Kuzey Afrika görülecek gezilecek yer. Cezayir, Mısır ile çekişiyor. Afrika futbolunun Hakan Şükür'ü Mısır. Kıta içinde kupaların kralı ama bir türlü dünya kupasını göremiyorlar.
Hakan Şükür demişken akla 2000 yılı gelmişken, akla Manu Chao'nun GS forması giymesi gelmişken, dinleyeceğimiz şarkı Denia olsun. Saldır zavallı Cezayir.

denia denia......
denia denia......
masskina aljazair
laylayla laylayla
kolachi lazem
denia tasskonha aljazair
denia tasskonha aynik
denia tasskonha alkadba
masskina aljazair
kalbi adrab min chafek
masskina aljazair
masskina aljazair
denia tasskonha acharre
denia tasskonha alile
masskina aljazair
denia tasskonha aynik
-ll- alkadba
-ll- hbile nasse
-ll- charta
-ll- charre
-ll- njoume
-ll- choore
-ll- li bakat loilida
-ll- hbile nasse
masskina aljazair