Pazartesi, Nisan 19

Kadıköy Rules


- İngilizce başlık atmayı sevmem ama bu maç bunu gerektirdi.

- Kadıköy ayrı bir futbol dünyası. Bunu en iyi biz biliriz. Beşiktaş bir dönem oranın oyununu bozuyordu ama bu sefer bizim yaşadıklarımızı yaşadı sanki.

- Doğruya doğru Fenerbahçe Kadıköy'de istediği maçı alır. Sebep her maçı istememesi. Daha çok derbilerde istemesi.

- Bünyamin Gezer ve Hüseyin Göçek. Çok garip hakemler.

- Herkes kavga ederken Rüştü'nün olayları yatıştırmaya çalışması ve sarı kart görmesi hayatın ta kendisidir. İyilik yaparsan bir yerine kaçar.

- O tezahürat (izleyen bilir) son 10 sene boyunca Kadıköy'deki tribünün tavan yapmış halidir sanırım.

- Kilişe ama yine yazalım. Dünkü Beşiktaş, sarı-kırmızı forma giyseydi maç ilk yarıda 3-0 olurdu.

- Kadıköy'de penaltı kazanmak bulunmaz bir nimet. Beşiktaş'ı o anda kıskandım. O penaltıyı kaçırmak ise başlı başına bir saçmalık. Sayısal Loto'da 6 tutturup kuponu çöpe atmak gibi.

- Bilica'nın yaptığı olay fazla abartılıyor bence. Böyle kurnazlıklar olur. Aldatma vardır, kurallara terstir ama o kadardır. Gole giden rakibi düşürmenin biraz fazlasıdır.

- Buna rağmen Bilica'nın yaptığı Fenerbahçe'yi ilgilendirir. Kadıköy'de "ne olursa olsun kazanmak" felsefesi geçerlidi. O da buna uydu. Münferit bir olay olarak sayılacak nerdeyse.

- Bilica'dan daha çok Semih'e (bir kez daha) ayar oldum. Ufak hesap peşinde, küçük düşünen adam. Böyle bir karakter olabilir ve ona göre yaftalanır. Kimseyi, yargılamam. Oysa Semih'in hep temiz çocuk olarak adlandırılması beni rahatsız ediyor.

- Alex'in golü, 2006'da 4-0 biten maçta Appiah'ın bize attığı gole benzemiyor mu? Aynı kale, aynı hava.

- Sen haftaiçi senli benli mesaj çekersen, böyle bir hakem bulursun karşında. (highistanbul)

- Lugano'nun elle oynamasına verilmeyen penaltı atlanmasın.

- Bu maç için mi bilmiyorum İbrahim Kutluay bile köşe yazısı yazmış Vatan'da. Yorumsuz.

- Fenerbahçe taraftarının Bilica'yı sevmemesi bence normal. Rakip hücumcunun dünya tarihinin en komik kaçan golleri sıralamasına son sıradan da olsa girecek bir pozisyonda rakip takıma penaltı kazandırıyor. Gereksiz ve saçma. İstanbul takımının stoperi olmadığı gibi yabancı kontejanından gidiyor.

- Volkan'ın penaltıdan sonra koşturması da Bilica'nın hareketinden daha antipatiktir.

- Maç sonunda Fenerbahçeli taraftarların stadyumdan çıkmaması, daha doğrusu çıkarılmaması, benim düne dair sinirimi bozan tek şeydir. Stadyumda kalan herkesin telefonla konuştuğunu gördük. Sanırım Beşiktaşlı tanıdıklarını arayıp "nasıl goyduk olm ahauha" tarzı şeyler söylüyorlardı.

- Maçtan sonta Beşiktaş tribününe hareket çeken kadınları çeken Lig Tv'yi de kınıyorum. Boşu boşuna insanlara küfür yedirdi.

- Alex gol atar'a evi köyü satın oynayın dedim, oynayan olduysa ne mutlu, biz Lugano'ya oynadık o ayrı.

- Fenerbahçe eskiden psikolojik olarak 1-0 önde başlardı maçlara artık skor olarak önde başlıyor.

- Başlıkla sonu birleştirelim, hem kendi hayatıma da pay çıkarayım: Kadıköylüysen hayata 1-0 önde başlarsın.

Hayal Yıkan


Colin Kazım, Fenerbahçe'ye nasıl hayallerle geldi bilemeyiz. O gelince Fenerbahçeliler ne hayaller kurdu onu da ben bilemem. Ama beklenenler olmadı. sanırım O da Fransa'nın yolunu tuttu. Gerçi ben beğeniyordum. Türk statüsünde biz de iş yapardı sanki. Kısmeti Güney Avrupa'ymış.

Kazım'ın Türkiye'de sonunu hazırlayan maç sanırım ilk yarıda oynanan Beşiktaş maçıdır. Hem maç öncesi Twitter'a yazdıkları hem de maç içinde gördüğü kırmızı kart onun ipinin çekilmesine neden oldu. Eski takımı bugün ilk yarıda yenildiği Beşiktaş'ı yenmekle meşgulken, Kazım da yeni ülkesinde Montpellier ile karşılaşıyordu.

Montpellier, bu sene Fransa'nın şampiyonluk yarışında kendine yer buldu. Hala yarışta sayılırdı., bugün saat 19.45'e kadar. Bugün kendi sahasında Toulouse ile karşılaştı. Maçın başında öne de geçtiler. Fakat dramatik bir son dakika golüyle ilk sıra için iyice geride kaldılar. Kısa süreli bir hayal kurmuşlardı son 3-4 ayda. Hayallere son veren Colin Kazım oldu. Son dakikada attığı golle Montpellier 2 puan kaybetti. O da bu sene Fransa'daki 2.golünü atmış oldu.

İşte Serie A Bu


- İtalya Ligi'ni sevmeyen hala varsa bugünkü Sampdoria-Milan maçını bir daha izlesin.

- Güneşli hava, kutu gibi bir stad, heyecanlı tribünler, sahada Avrupa Kupası kazanmış iki takım, tribünlerde güneş gözlüklü sert adamlar. Maç gidiyor-geliyor. Son dakikaya kadar.

- İtalya Ligi'nde gol olmuyor diyenler; bugün oynanan 8 maçın 7 tanesi üst bitti.

- Şu maçın yıldızı kesinlikle Sampdoria taraftarıdır.

- Boriello ligin en çok gelişme göstereni.

- Sampdoria taraftarı Palermo'nun yediği gole sevinince hem kıskandım hem de aklıma mayıs 2006 geldi. TFF ligin değerini yükseltmek istiyorsa maçları aynı saatte başlatsın. Hatta mümkünse gündüz oynatsın.

- Bugün Sampdoria'ya yönlendirdiğim çok bahissever oldu. İnsanlara kazandırdıysak ne mutlu. Biz yine kazanamadık o ayrı.

- Milan şampiyonluk istiyor dedik, öyle bir yazı yazdık son dakikada Chievo'ya gol attıkları maçtan sonra. Bir daha iflah olmadılar.

- Hakan Pazzini.. Ne kafa vurdu çocuk öyle.

- Dida varsa sorun var.

- Milan Leonardo ile yola devam etsin. Bence elinden gelenin en iyisini yaptı. Hem bu sayede bizim Can Reykart'a da sulanmazlar.

Pazar, Nisan 18

Kaf-Sin-Kaf


- Alsancak Stadı'nda güneşli bir pazar gününde maç izlemek hayalim var.

- Karşıyaka 10 dakikada 2-0 öne geçti. Bu takımın tarihinde böyle galibiyet azdır, kanser etmesi lazımdı herkesi.

- Murat Ünlü, İzmir'de oynanan maçları anlatıyor. Ama artık zorlanıyor. "İzmir'de tam bir bar havası" dedi mesela. Belki de doğru dedi bilmiyorum. Bara gitmek lazım.

- Okan Öztürk iyi kafa atıyor. İyi vole atıyor. İyi koşuyor. Yaşı 32, 33.

- Sağ beki sağ açık oynatıp, sağ açık oyuncusunu yedek bırakan Erdoğan Arıca.

- Bir ara tribünleri çekti kameralar. Benim arkadaşlarım vardı. Her maça giderler, spiker Murat Ünlü, " güzel havayı fırsat bilen İzmirliler kadın erkek çoluk çocuk stadyumu doldurdu" mealinde birşey dedi. Çok makarası olur bunun.

- Milli takımda oynamış bir kalecinin böyle bir hata yapmaması lazımdı. (geri pasta topu eline almak)

- Kıvanç, çift vuruştan golü atınca,aklıma Kewell geldi. Bana herşey seni hatırlatıyor.

- Karşıyaka seyircisi lig ortalamasının çok üzerinde, kendi ortalamasının altındaydı.

- Kuddusi Müftüoğlu Karşıyaka için özle bir isimdir.

- Rizespor hakkında birşey yazmadım, çünkü yazacak birşey yok.

- Stat: Alsancak
Hakemler: Kuddusi Müftüoğlu, Bahattin Duran, Aleks Taşçıoğlu

Karşıyaka
: Ramazan, Volkan, Gurur, Fuat, Kerem, Ayhan (Dk. 82 Cem), Kıvanç, Taha, Köksal (Dk. 65 Serkan), Mutlu (Dk. 88 Erçağ), Okan

Çaykur Rizespor
: Zafer, Murat Ceylan, Hakan Akbaş(Dk. 72 Eyüp), Murat Ocak, Mehmet Sedef, Halil, Hasan Üçüncü, Engin (Dk. 62 Diakhate), Çağrı (Dk. 72 Mehmet Can), Mithat, Kenan

Goller:
Dk. 7 Okan, Dk. 10 Kıvanç, Dk. 85 Mutlu
Sarı Kartlar: Dk. 67 Kerem, Dk. 31 Hasan
Kırmızı Kart: Dk. 79 Taha

GS Manisaspor ve FB BJK Haftası


Garip bir başlık. Garip bir yazı. Biz de garip bir adamız zaten. Bu yazıyı yazmak için bütün hafta bekledim. Önce Manisaspor maçını kazanmak lazımdı çünkü. Aslında ligi kafamda çoktan noktaladım ama bazı arkadaşlarımın gazıyla hala "acaba olur mu" diye düşünüyoruz.

4 sene önce bir "acaba olur mu?" ile 34 hafta sürüklenmiş ve yüzümüz gülmüştü.Galatasaray tarihinin en unutulmaz şampiyonluklarından biri belki de en unutulmazı 2006 yılında yaşandı. Çekiştiğimiz takım Fenerbahçe'ydi. İyi bir Fenerbahçe'ydi. Biz ise iyi bir Galatasaray değildik aslında.

Daha sezon başında Norveç'te, daha doğrusu Kuzey Kutbu'nda Tromso ile karşılaşmış ve Cihan Haspolatlı'nın ayağının altından geçen topla 1-0 yenilmiştik. Soğuk bir şoktu ve o şoktan çıkmak için Ege güneşi gerekiyordu.

Ligin yeni takımlarından Manisaspor ile İzmir'de oynadık 4 gün sonra. Güneşli bir havada, bir gündüz maçında karşılaştık. Bahar havası. Orhan Ak'ın en unutulmaz asisti, Ümit Karan'ın en unutulmaz golü nedeniyle arka planda kalmıştı. Deplasmanda 4 gollü bir galibiyet almıştı. Ümit ve Necati ikişer gol atmıştı. Tromso mağlubiyetini geçiştiren bir galibiyetti.

Bu maçın bitiminden yarım saat sonra İnönü'de derbi vardı. Fenerbahçe taraftarının eski açık'ı bastığı maç. Nicolas Anelka şov yapmıştı. Ailton'un Beşiktaş savunmasında son adam olduğu pozisyonda golü atmış, golden önce sağ kanattan süzülürken "Kartal gol gol gol" sesleri duyuluyordu.

Pancu'nun bir önceki senenin hatırna 1 numaralı formayı giydiği maçın 1 numarası Anelka'ydı. İbrahim Toraman'a veAhmed Hassan'a bu ülkede kolay kolay göremediğimiz çalımlarla geçtikten sonra kendini yerde bulmuştu. Fenerbahçe'deki son sezonunu ve tek kötü sezonunu geçiren Nobre penaltıyı yandan dışarı atmıştı. Bu dakikadan sonra Kleberson - Volkan maçı başlamıştı. 2 tane müthiş şut çekmişti Kleberson ama Volkan ikisini de müthiş bir şekilde kurtarmıştı. Maçın son dakikasında kazanan Brezilyalı oldu. Serbest vuruştan topu filelere yollayınca attığı depar unutulmazdı. Fakat sevinç kısa sürdü.

Tuncay son dakikaların son dakikasında Nobre ile paslaşıp topu ağlara yollamış, ve bu sefer doğru bir yerde ve doğru bir zamanda sus işareti yapmıştı. Maçı Fenerbahçe 2-1 kazanmış ve bundan sonraki haftalarda da doludizgin ilerlemişti.

Yanılmıyorsam 13 maçta 39 puan almış, 14.maçta Fatih Tekke'ye ve Trabzonspor'a takılmışlardı.

İlk yarı ligi domine eden Fenerbahçe yenilmiyordu. Ç.Rizespor ile ikinci yarının ilk haftalarında 1-1 berabere kaldıklarında biz Beşiktaş maçı için Ahmet Cömert'teydik. O maçtan sonra Fenerbahçe hafiften çözülmeye başlamıştı. Ankarspor maçında şimdi bizim futbolcumuz olan Mustafa Sarp gol atmış ve ilk mağlubiyetini almıştı. Bir sonraki hafta rakip Beşiktaş'tı.

Fenerbahçe'nin bu kayıplarını hiçbir şekilde değerlendiremedik. Ligin ilk yarısında Ramazan ayında Allah'ın emri olarak 5 puan kaybetmiştik. Onun dışında saçma Sami Yen beraberlikleri vardı. İkinci yarıya Aydın'ın son dakikada attığı golle kazanılan Konyaspor maçıyla başlansa da Sivasspor ve Malatyaspor deplasmanlarında yaşanan puan kayıpları moral bozmuştu.

Bu esnada fikstürde bir Manisaspor maçı vardı. Hakan Baltalı, Arda Turanlı, Caner Erkinli, Holoskolu Manisaspor maçı Fenerbahçe-Beşiktaş maçından bir gün önceydi. O maç, sezonun geri kalanında yaşanacak 4-2'lik galibiyetlerden biriydi. Necati maçın başında atmış, ona cevap veren Holosko olmuştu. Sonra Volkan Arslan atmıştı. Maçın 76.dakikasında Holosko'nun sağ bek Arda'nın pasıyla attığı golden sonra Sami Yen'i buz kesmişti. O dakikadan sonra bir Galatasaray klasiği olarak şuursuz bir baskı ve doldur boşaltlar başlamıştı. Bu şuursuzluk Song gibi bir adamın 35 metreden kaleye şut çekmesine neden olurken, o baskı kaleci Bülent'in ve Manisaspor savunmasının Song'un şutunda afallamasına neden olmuştu. Son dakikada Ümit Karan'ın golünü kendine yazdıran Sabri, Sami Yen'de şampiyonluk şarkıları söylenmesine neden oluyordu. Artık bir gün sonra oynananacak derbi bekleniyordu.

Kadıköy, bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçının havasına uygun olarak rüzgarlı ve hafif yağışlıydı. Maçın ilk yarısı golsüz bitmiş bu da bizi umutlandırmıştı. Fenerbahçe'nin baskısına Beşiktaş bir devre daha dirense bize yeterdi. Ama öyle olmadı. Alex'in sağ taraftan kullandığı serbest vuruşa Tuncay kafayı vurdu mu vurmadı mı hala bilmiyorum ama arka direğe koşmasının ödülünü gole adını yazdırarak kazandı. Golden sonra Beşiktaş öyle iki gol attı ki, Fenerbahçe savunması son 10 senede herhalde hiçbir maçta böyle 2 gol yememiştir. Beşiktaş'ın ve Sergen'in zorlayarak, ittire ittire attığı goller maçı bir anda bize, pardon Beşiktaş'a getirmişti. Fakat Nobre yine bizim hayalleri yıkmaya yemin etmiş gibiydi. Beşiktaş'ın galibiyeti 5 dakika sürmüş ve Nobre golünü atmıştı.

Maç 2-2 sona ermişti. Nobre golü atmasa puanlar eşitlenecekti ama yine de o ilk yarı doludizgin giden Fenerbahçe'nin 1 puan gerisinde olmak umut vericiydi. Bu sayede bir gün sonra çıkan gazetelerde, derbi skorunun altında "Galatasaray Ensede" yazıyordu, ki bu başlıklar 33 hafta boyunca devam edecekti. Gerçi derbiden 1 hafta sonra Gökhan Ünal, Fenerbahçe'yi deviren golü atıp bize 1 haftalık liderlik hediye etmişti ama o sezonun geriden geleni hep bizdik. 4 sene sonra yine geriden geliyoruz. Biz Manisaspor'u yendik, artık gözler Kadıköy'de.

Barcelona Derbisi


- Espanol ya da Espanyol? İşte bütün mesele bu.

- Geçen hafta Barcelona şampiyondu, şimdi arapsaçına döndü. Mustafa Denizli yine bildi.

- Bence maçın hakkı Espanol galibiyetiydi. Çok koştu çocuklar.

- Zlatan yedek, Henry yedek. Böyle teknik direktörlük olmaz Guardiola.

- Osvaldo'yu beğendim. Kerata 24 yaşında. Oğlak burcu. Aynı ayda doğmuşuz, oradan çözdüm.

- V.Ö.; cumartesi akşamı maç izlemek istemeyen arkadaşlarını "Messi'yi izlemek sosyal sorumluluktur" diyerek ikna ediyormuş. Messi bu akşam bizi ikna edemedi.

- Alves'in ikinci sarısı bence ağır bir karardı.

- Ev sahibi takımın stadı güzel olmuş ama eskisinin ayrı bir havası vardı sanki. Ama tribünler çok iyidi.

- Madrid'den çantalar gitmiş.

- Bu sene en çok keyif aldığım Barcelona maçıydı. Dengeli olunca güzel oluyor. Kıran kırana.

- Şampiyon mu olacaksınız, ne bu hırs!!

- Barcelona için ne Real ne Valencia. Atletico ve Espanol tam bela.

- Yazın Espanol'dan bir topçu gider Real'e.

- Espanol bizim Gençlerbirliği gibi. Bazen UEFA'da final oynuyor, bazen küme düşme hattında oluyor. Şampiyon adaylarını yeniyor. Hiç de küme düşmüyor.

Floryalılar


Güven - Turan

Deplasman Çilesi Sona Erdi


- Arda bu maçın önüne geçmesin. Nasıl trip atmak istiyorsa öyle atsın. Oyundan çıkarken soyunma odası girişinin önünde rol kesen kaptanlar da gördük. Arda en azından daha samimi.

- Baros nasıl santrfor oynanır, Neill nasıl stoper oynanır onu gösterdi. Neill nasıl bek oynanır, nasıl orta saha oynanır onları da gösterdi hatta.

- Neill nasıl muhteşem oynanır onu gösterdi.

- Bu Dünya Kupası'nda Avustralya'yı destekliyoruz.

- Gio bir gol atsa kendi de rahatlayacak biz de.

- İlk golde Manisaspor savunmasında ofsaytı bozan, hatayı yapan isim Mehmet Güven. Mehmet Güven ile çok anımız vardır, bu da bir yenisi oldu.

- Arda iyi ama çevresi kötü.

- Mehmet Topal'ın maskesi. Çok küfür yedi iki haftadır.

- Sabri iki haftadır eski günlere dönüş sinyali veriyor, vermesin.

- Çok yakışıklı ve karizmatik bir tandemimiz var.

- Bir tane adam esnedi tribünde, biz de izlerken güldük falan ama bu Lig Tv'de bir acayip. Adamı esnerken gördün mü akla "maç sıkıcı adamın uykusu geldi" demek gelir. Sen yayıncı kuruluşsun, marka değeri falan diyorsun sonra o görüntüyü koyuyorsun. Hadi maçta izledik neyse de 3 dakikalık özette bile var. Maçı izlemeyen adam bile maçın sıkıcı olduğunu anladı, kesin görüntüyü izleyen Türk insanı "millet Avrupa'da top oynuyor, bizi futbol diye uyutuyorlar" demiştir. Müşteri kaçırmak bu resmen.

- Reha Kapsal için Manisaspor kalsın istiyorum.

- 15 maçta 10 gol. Sezonun yarısında yok ve gol krallığı listesinde. Forza Milan.

Cumartesi, Nisan 17

Kahire Derbisi

Yukarıda Zamalek taraftarları, aşağıda Al Ahly taraftarları.

Zamalek - Al Ahly maçı. Maç Sonucu 3-3. Yer 74.000 kişilik Kahire Stadyumu.


Dün Kuzey Afrika'da, Güney Akdeniz'de, yani Mısır'da derbi heyecanı vardı. Dünyanın sayılı derbilerinden birisi arasında sayabiliriz. Al Ahly ve Zamalek derbisi, dün lig maçında karşı karşıya geldiler. 16 takımlı ligin son haftaları ve iki takım da ligin en üst sırasında yer alıyor. Al Ahly rakibinin 9 puan önünde çıktı maça.

Dünkü maç 3-3 sona erdi. Yukardaki fotoğrafta yer alan isim; Türkiye'den çok alışık olduğumuz gol sevincini yaşayan Al Ahly takımının 27 yaşındaki milli forveti Emat Motab. Dünkü maçta 2 gol attı. Motab, Kahire derbisinin en çok gol atan ismi. Geçtiği isim ise aşağıda.


Bu abiyi Mısır ve Afrika futbolunu yakından takip edenler iyi bilir. Ahmed Hassan'dan önce adını duyduğumuz ilk Mısırlı forvet. Şimdilerde teknik direktör. Hüssem Hassan. Zamalek takımının başında. Hassan, milli takımıyla 169 maça çıkarak 69 gol atmış ve hem ülkesinde hem Afrika kıtasında bir efsane olmuştu.

Futbolculuk döneminde iki ezeli rakibin de formasını giymişti. Mısır ile Dünya Kupası'na katılmışlığı vardır.
Afrika futbolu ve Dünya Kupası diyince Bruno Metsu'yu unutmak olmaz. 2002'de İlhan Mansız'ın golüytle turnuvaya veda eden Senegal'in hocasıydı. Uzun saçları ve şık ceketleriyle kız arkadaşlarımızın maçları ilgiyle izlemesine vesile olmuştu. Dünkü derbiyi Kahire'de izleyen isimlerden biriydi.



Sanırım Volkan Demirel'in de böyle bir pozu vardı. Zamalek kalecisi Abdel Wahed El Sayed, son dakikada gol yedikten sonra kaçan şampiyonluğa ve derbi zaferine doğru bakıyor. El Sayed 32 yaşında ve bugüne kadar Zamalek dışında başka bir takımın formasını giymedi.
Bu maçın 24.dakikada gelen 3.golü. Zamalek forveti Yasser atıyor, skor 2-1'e geliyor. Maç boyunca Zamelek 3 kez öne geçti fakat sahadan 1 puanla ayrıldı. Üzücü bir derbi akşamı oldu onlar için. Hüseyin Yasser iki takımın da formasını giymiş bir Katarlı. İki takımın bugüne kadar birbirleriyle ligde oynadıkları maçlarda en çok alınan sonuçun beraberlik olması pek şaşırtıcı değil.


Konya'da Gol Yok


- Konyasporlu taraftarların ara ara Adana Demirspor tezahüratı yapması çok enteresan değildi ama yaptıkları zaman tezahüratları çok uzun tuttular.

- Allah insanları D-Spor spikerlerinin gazabından korusun. Bugünkü çilemizin adı: Emre Tilev.

- Emre Tilev öyle bir adam ki, aynı anda başka bir kanalda verilen United-City derbisini hatırlattı bizlere.

- Adanaspor ile Adana Demirspor 2 senedir resmi bir maçta karşılaşmıyor. Oynanan son maçı Adanaspor 1-0 kazanmıştı. O maçta ilk 11 oynayan 3 isim bugün de ilk 11 başladı. (Tolgahan, Fevzi, Emre Aktaş).

- Ziya Doğan iyi bir insan olabilir. Hatta pragmatik anlayışıyla iyi bir teknik direktör de sayılabilir. Ama onun takımının oynadığı maçlar çok zevksiz oluyor yahu.

- Son 3 haftadır Konyaspor maçı izliyoruz, izlediğimiz gol sayısı 3. O 3 golün 2 tanesini de Konyaspor kalesinde gördük zaten.

- Bugünkü maç aslında bir Play-Off provası olarak görülebilir.

- Maçın en şanşsız adamı Mehmet Şen'di. İki topu direkten döndü.

- Konyaspor'un en büyük sorunu "ağır abilerinin" her anlamda fazla ağır olması.

- Seneye TRT ile daha güzel olacak.

- Stat: Atatürk

Hakemler: Fethi Serkan Koçak, Hakan Atilla Gökbilgin, Serkan Olguncan

Konyaspor: Haluk, Ömer, Ahmet, Mehmet Ayaz, Ramazan (Dk. 75 Da Silva), Eser, Erdal (Dk. 51 Mehmet Şen), Zafer, Volkan, Ufukhan, Ferdi(Dk. 60 Ali)

Adanaspor: Tolgahan, Anıl, Onur, Kibong (Dk. 46 Okan), Emre, İlyas (Dk. 80 Sinan), Ersan, Metin, Recep, İzzet, Fevzi(Dk. 90 Onur)

Sarı kartlar: İlyas, Emre, Anıl, Metin, Ramazan, Ufukhan

Cuma, Nisan 16

Antep - Samsun- Le Mans




Bordeux, büyük bir avantaja sahipti Ligue 1'de. Gizli lider gibiydi. Karışık bir puan durumu vardı, kilidi çözecek takım olarak son şampiyon gösteriliyordu. Fakat beklenen olmadı. Erteleme maçlarını ve aradaki lig maçlarını kaybetti. Son 3 maçında Nancy, PSG ve Le Mans'a kaybetti.

Galatasaray'ın Saftig-Polat işbirliğiyle kaçan şampitonluğunda da vardı buna benzeyen bir olay. Gizli lider diyerek bayrakları çıkarmıştık, arka arkaya oynanan Antep-Samsun-Antalya maçlarıyla hüsran yaşamıştık. Ezeli rakiplerimiz az dalga geçmemişti.

Marsilya şu anda 5 puan farkla önde. Şampiyonluk Akdeniz Sahili'ne çok yakışır.

İstanbul Gibidir Real Madrid

Yer İstanbul olsa hemen karakter analizi yapabilirdik. Yine de yapalım.

Soldaki genç İstanbul'a Anadolu'dan yeni gelmiştir. Büyük ihtimalle üniversite okumaya gelen genç ve parlak çocuktur. Parlak derken yanlış anlaşılma olmasın, geleceği parlak. Akıllı, sessiz, efendi çocuk. Hababam Sınıfı'ndan çıkan Ahmet gibidir. Liseyi kendi köyünde değil yine Ankara-İzmir gibi bir büyük şehirde okumuştur. Gurbet nedir bilir. Ama İstanbul başkadır.

Ortadaki eleman ise yıllardır İstanbul'da yaşayan ama Anadolu geçmişi olan bir ailenin çocuğudur. Varoş mahallelerde yaşar. Ben Fikirtepe derim sen Bayrampaşa; farketmez. Hevesli, heyecanlı ve girişimcidir. Tek amacı kısa yoldan para kazanmaktır. Hayatla mücadelesi , kavgası daha doğrusu düşmanlığı vardır. Yalnızdır, kimseyi sevmez. Ama kurnazdır. En güzel kız ve en güzel araba onun en büyük hedefidir.

Yanlarındaki isim ise, İstanbul'un tabir-i caizse kaşarı olmuş bir tecrübedir. Orada doğmuş büyümüştür. Girmediği ortam, bilmediği insan yoktur. Sarraf gibidir. Ortaköy'deki gece hayatını da bilir, Kapalıçarşı'daki esnafı da. Nerede ne yapılır en iyi o bilir.

Yanındaki gençlerle bir şekilde bir ortaklık kurmuştur, onlara örnek olmak zorundadır. Onlara yol yordam öğretecektir.

Soldaki İstanbul için fazla sessiz, fazla kırılgandır. İstanbul için fazla saf gibi durmaktadır. Ortadaki ise fazla heyecanlıdır. Tezcanldır.Soldaki Ahmet ise sağdaki Tony Montana gibidir biraz. İstanbul ikisini de, bu yalnız çocukları, yer, yener. Tek ihtiyaçları doğru kişileri bulmaktır.

İşte yanlarındaki isim doğru kişidir aslında. Ama onun da derdi vardır. İstanbul'da herkesin bir devri vardır. Onun da sonu gelmektedir. Belki de sonunu, onunun emekliliğini yanındakiler sağlayacaktır. İstanbul kendini sürekli yeniler. Eskilere kalmaz.

Bazı Derbi Hatıraları


Sevdiğim bir derbidir Fenerbahçe Beşiktaş derbisi. Taraf olmamanın hafifliği var. Çıkan sonuç beni fazla üzmeyecek. Belki sevindirecek. Bu iki takımı tutanları sinsi sinsi gerginleştireceğim, laf atacağım. Üstelik bizim şehirde oynanacağı için atmosferi hissetme sıkıntım da yok. Biri Kadıköy'den, diğeri Beşiktaş'tan gelen iki takım.

Şunu da kabul etmek lazım. Aslında bu derbiyi güzel kılan tribünleri, semtleri ve semtlerin tribün geleneğidir. Camia derbisi diyebileceğim Galatasaray - Fenerbahçe maçlarının yanında, Beşiktaş -Fenerbahçe maçları aslında tribün derbisidir. 80lerin en güçlü iki tribünü denir FB ve BJK için. Fazla ayrıntıya girmeyelim bu konu hakkında, yanlış anlama olmasın. Biz biraz nostalji yapalım, öyle girelim o ayrıntıya.

1993 yılından başlayalım. Bundan önceki maçları hayal meyal hatırlıyorum ama bu maçı daha net hatırlıyorum, izlediğimi hatırlıyorum. Tarih 11 Aralık. Maç şimdilerde bir gelenek halini alan saat 19.00da başlamıştı ama o günler için akşam maçı çok yeni birşeydi. Yarı-yarıya olan son maçlardan biriymiş. Bunu daha sonradan öğreniyoruz tabi.

Beşiktaş ilk yarının son dakikasında Nartallo ile gol atmıştı. Tribünlere koşan Nartallo şaşırtmıştı beni. O yıllarda Beşiktaş, Fenerbahçe'yi hep yenerdi ve genelde son dakikada atardı. golünü. Yine bir son dakika golüydü ama erken geldi. İkinci yarıda Fenerbahçe beraberliği yakaladı, son dakika golünü bekleyen Beşiktaşlılar golü kendi kalesinde gördü. Bu maçla Uche efsane statüsüne yükseldi. 17 sene önce atılan golün sağ taraftan ortasını yapan isim halen Galatasaray'da oynayan Emre Aşık'tı. Ercan Taner'in "derbi sesi" olmasına yavaş yavaş başladığı yıllardı. Fenerbahçe'nın omuzlarında 3 lacivert çizgi olan sarı forması bana eski futbolcu kartlarını ve o yıllarda Fenerbahçe'de oynayan Cengiz-Tayfur ikilisini hatırlatır.
1996 senesi önemlidir. Benim ilk defa maça gittiğim sene. İlk maçım bir TSYD maçı. Ağustos ayında güneşli bir günde Kadıköy'de Fenerbahçe ile Beşiktaş karşılaşıyor. Kazanan şampiyon oluyor. Beraberlik Beşiktaş'a yarıyor. Maç gollü ve kartlı başlıyor. Sergen ve Kostadinov gol atıyor. Serdar Topraktepe ile itişen Tarık'ı tokatlayan Alpay kırmızı kart görüyor. Tabi Tarık da. İkinci yarı uzak kalede Fenerbahçe gol atıyor. Bugün bile o golü kümün attığını bilmiyorum. Bu arada TSYD maçlarını intenette fazla bulamıyoruz. Yetkililere çağrımız olsun.

Beşiktaş tribünü kupanın gittiğini düşünerek yavaş yavaş stadyumu terk ederken, hakem son dakikada Beşiktaş lehine penaltı noktasını gösteriyor. Mehmet Özdilek golü atınca Beşiktaşlılar geri döndü. 2-2 sona erdi maç.

Bu maçtan yaklaşık 1 ay sonra yine Kadıköy'deyiz. Beşiktaşlı babamın benim Beşiktaşlı olmam için uğraştığı son günler. Bu sefer okul tarafındaki açık tribündeyiz. 1 ay önce maratonun sol tarafındaydık. Maçtan önce altyapı takımları maç yapıyordu ve sanırım Beşiktaş yenmişti. Hafta içinde 4 büyük takım Avrupa Kupaları'nda karşılaşacaktı. Beşiktaş taraftarı Candan Erçetin şarkılarını değiştirip söylemişti.

Berbat bir rüzgar vardı. Bu maçın kalitesini de etkiledi. Beşiktaş ikinci yarıya Oktay'ı almıştı. Sağ kanatta oynamıştı Oktay. Ben de nedense çok beğenmiştim. Maçın 80. dakikasında Sergen serbest vuruştan topa vurdu. Top yan ağlarda kaldı. Beşiktaş tribünü gol sanmış ve sevinmişti. Fenerbahçeliler bu nedenle dalgasını geçmişti. 10 dakika sonra Sergen golü atınca bu sefer Beşiktaş tribünleri fazla sevinemedi. Sergen'in tribüne doğru koşmasından sonra gole sevinmeye başlandı. Fenerbahçe'nin başkanı Ali Şen'di ve maç sonu baya anılmıştı. Bu maçtan 2 gün sonra orta okula başlamıştım.

1996-2000 arası Galatasaray'ın şampiyonluk yılları olmasından başka bir özelliğe daha sahiptir. O senelerde derbiler gollü geçerdi. Ve genelde yağmur ve çamur olurdu. 1997 aralık ayında oynanan maç da böyleydi. O zamanlardaki derbilerin baş aktörü Erol Bulut'un bir gol attığı, Letchkov'ın kendini sevdirdiği maçlardan biriydi. Aynı sezonun ikinci yarısında Erol Bulut yine bir gol atmıştı. Erol Bulut'un asıl önemli maçı ise Galatasaray ile oynanan bir maçtı. O konuya girmeyelim şimdi.
1998 kışında uzun süreli bir sakatlık geçiren Amokachi iyileşip Fenerbahçe'ye 2 gol atıp tekrar sakatlanıyordu. Maç 3-2 sona eriyordu. Dimas falan gol atmıştı. Dimas'ı severdim. Maçtan sonraki pazratesi okula gittiğimizde maça giden Fenerbahçeli arkadaşların "tribünde biz yendk" diyerek kendini avutmaları artık kanımızın kaynadığı ergenlik dönemine girdiğimizin işaretiydi.

Bu derbinin sonraki bahar ayında oynananı da unutulmazdır. Fenerbahçe'nin iki stoperinden Högh'ün kaleye giden topa eliyle uçup henüz 5.dakikada kırmızı kart gördüğü ve Uche'nın kaleci Murat Şahin ile çarpışıp bacağını kırdığı ve buna rağmen sakızını çiğnemeye devam ettiği maç olarak hafızamızda yer edinmiştir.

Fenerbahçe'nin o seneki kalecileri Rüştü ve Murat Şahin'di. O kaleciler daha sonra Beşiktaş forması giymişti. Rüştü, maçtan önce kimine göre kramponunu temizlerken, kimine göre eşi Işıl ile tartışırken elini kesmiş ve oynayamamıştı.

1999-2000 Turhan Sofuoğlu'nun "derbi fatihi" olarak literatüre geçtiği sezondur. Johnson'ın Sami Yen'de attığı gol dışında, Beşiktaş'ı da ligde 2 maçta da yenerler. Üstelik son maçta Preko 2 gol atar. Gaziantepspor'dan alınan siyahiler o derbilerde işe yaramıştı.

2000'den sonrasını herkes hatırlıyor az çok. Zaten Lig Tv sık sık veriyor bu maçları. Biz biraz satır aralarına, daha doğrusu özel hayata geçelim. Mustafa Denizli'nin 6 yabancı oynattığı maç gününde 2 Fenerbahçeli amcam ve Beşiktaşlı babamla beraber Kuledibi'ndeydim. Maçı izlemedik. Aile saadeti bunu gerektiriyordu. İkinci yarıda oynanan maçın haftasına biz Kocaelispor'a Sami Yen'de mağlup olmuştuk. O nedenle Fenerbahçe'nin 3-1'lik galibiyeti çok daha sancılı olmuştu.

2001-02 sezonunda oynanan ilk derbi, yani Ronaldo'nun FB serisini bozduğu ve Kadıköy'de Beşiktaş serisini başlattığı maçın gününde, yani 2 Aralık'ta bizim okulda veli toplantısı vardı. Toplantıda neler konuşulduğunu hala öğrenemedim çünkü toplantıdan çıktıktan sonra evi teğet geçen ve arkadaşlarıyla maç izlemeye giden babam gece oldukça neşeli bir şekilde eve dönmüş, bu neşe 1 hafta boyunca devam etmişti.

2002-03'ün kış mevsiminde oynanan maç bir erteleme maçıydı. Bu maç Ortega'ya açılan pankartla bilinir. Bir rivayete göre o pankartı açanlar, daha doğrusu Beşiktaşlılar tarafından kandırılanlar, bizim mahallenin Galatasaray'ı berberi ve onun arkadaşlarıydı. Ne kadar doğrudur bilemem.

İkinci yarıda oynanan maça damgasını vuran isim Pascal Nouma oldu. Tombala çeken Nouma için maçtan hemen sonra Sinan Engin "Pascal'dır ne yapsa yeridir" demiş, bir gün sonra Nouma ülkesine gönderilmiş, daha sonra 7 aylık bir ceza verilmiş ve sene sonunda Beşiktaş şampiyon olmuştu.

2003-04'te Sergen'in yine bir frikik golüyle Kadıköy'de sahne aldığı maçta biz arkadaşlarla Göztepe'de PES oynuyorduk. Evet bu maçla ilgili tek diyebileceğim bu. Olimpiyat Stadı nedeniyle futboldan soğumaya başlamıştım. Futbola soğuyan adamın Play Station oynaması da ne kadar soğuduğuna dair bir işarettir aslında.

İkinci yarıda oynanan maç esnasında Fenerbahçe şampiyon olmasın istiyordum. Maçı Bostancı'da bir birahanenin camından bakarak izlemiştim. Ümit Özat'ın Giunti'den kaptığı top sonrası Fenerbahçe'nin şampiyon olacağını anlamıştım.

2004-05'te Carew İnönü'de golünü atarken, Emre Aşık ( 11 sene önce asist yapan Emre) Nobre'ye ellerken, ben Kadıköy'de garip bir akşam geçiriyordum. İkinci yarıda oynanan ve 4-3 biten maç esnasında evde çiğ köfte yiyorduk. Bu iki maçı canlı izleyemediğim için, kendimi kötü hisetmiş ve daha sonraki derbileri izlemek için kendime söz vermiştim.

2005-06'ın ilk maçının ilk dakikalarına Beleştepe'den bakmak istemiştim. Ama Fenerbahçe taraftarının stadyuma girişi ve çıkışı sonrası güvenlik gerekçesiyle televizyona hapsolmuştuk.

Garip gollerin atıldığı Kadıköy'deki maç ise çok enteresandı. Aynı pozisyonlara Galatasaray karşısında girse, Fenerbahçe rahat alırdı maçı. Ve Beşiktaş'ın attığı goller de Fenerbahçe'nin bize attığı goller gibi açıklanabilecek goller değildi. Sonuçta 2-2 bize yaramış ve şampiyonluk yolunda avantaj elde etmiştik.

O sezon iki takım Türkiye Kupası'nda karşılaştı. Mahalleden, İzmir'e giden Fenerbahçeliler oldu. Biz de Beşiktaşlılar ile beraber Fenerbahçe'de izlemiştik. Derbinin, İstanbul'un karışıklığı, kaotikliği için iyi bir örnek. 10 gün önce Fenerbahçe'den 4 yiyen bir takımın taraftarı olarak Beşiktaş 2-0 öne geçince sinirlenmiş, "biz niye bunu yapamıyoruz" demiştim. Daha sonra maç garip bir hal almış, maçın sonunda kazanan Demirören'in saatini alan Tümer olmuştu.

2006-07 sezonunun ilk maçında Caddebostan'daydık ve 0-0 sona ermişti. İlginçtir aynı mekanda yıllar önce iki Beşiktaş- Galatasaray maçı izlemiştim ve onlar da 0-0 sona ermişti. Maçtan akılda kalan Ricardinho'nun kaçırdığı goldü.

İkinci yarıda oynanan maçtan önce Beşiktaş'taydık. Akademik çalışmalara 4 sene boyunca dahil olmayan ben, üniversitede ortaya çıkan "hadi Çarşı'yı inceleyelim" akımının içinde kendini bulmuştum. O gün Beşiktaş'ta şunu anladım: "Beşiktaşlılar iyi içiyor." Fakat genelde 7'de başlayan maçlar için 6 buçuğa kadar içenler, bu sefer maç 9'da başlayınca dozu arttırmış bu da sessiz bir tribün doğurmuştu. Maçın başında gelen Kezman golü de buna neden olmuştur muhakkak.

2007-08'in ilk maçında Batuhan'ın kral olmaya çabaladığı akşam Bodrum'daydım. Fenerbahçe'nin ikinci yarıda oynanan ve 2-1 kazandığı maçta ise Tekirdağ'da bir tugayın merkez komutanlığındaydım.

Geçen sezon oynanan maçlar çok taze girmeyelim. Pazar günkü maçı bekleyelim.

Ezeli Rekabet Haftası


Inter - Juventus Cuma 21.45

Konyaspor - Adanaspor Cumartesi 14.30

Manchester City - Manchester United Cumartesi 14.45

Tottenham - Chelsea Cumartesi 19.30

Espanyol - Barcelona Cumartesi 21.00

Ankaragücü - Eskişehirspor Pazar 15.00

Antalyaspor- Denizlispor Pazar 15.00

Fenerbahçe - Beşiktaş Pazar 19.00

Rapid Bükreş - Steaua Bükreş Pazar 20.00

SS Lazio - AS Roma Pazar 19.30

Rosario Central - Newell's Old Boys Pazar 22.00

Perşembe, Nisan 15

Daum'lu Beşiktaş derbileri

Fenerbahçe ve Beşiktaş sezonu noktalamaya çıkıyorlar belki de 18 nisan günü. Kazanırsak şampiyon olacağımızdan en ufak bir şüphem yok. Önümüzdeki hafta Kasımpaşa'yı geçer, Ali Sami Yen'deki Bursa finaline göre sokağa çıkarız belki de... Ama geçmişte çok emin konuştuğumuz dönemlerde acı yanılgılarımız da oldu, ekleyelim...
***
Daum'lu Fenerbahçe'nin ilk Beşiktaş maçı Kadıköy'de idi. Recep Biler'li, Petkov'lu, Luciano-Tomas'lı günlerdi. Ama herşeyden önce Pierre'li günlerdi. Beşiktaş Lucescu yönetiminde ligde lider gidiyordu ve Kadıköy'e de lider gelmişti. Ortada geçen ilk yarıdan sonra ikinci yarıda Sergen'in frikiği top kimseye çarpmamasına rağmen Recep'i kontrpiyede bırakmış, Beşiktaş'ı 0-1 öne geçirmişti. Bu golden birkaç dakika sonra Fenerbahçe Pierre ile önce beraberliği, hemen 5 dakika sonra da 2-1 üstünlüğü ele geçirdi. İkinci gol özellikle ilginç bir goldü. Ancak son dakikalarda Ahmed Hassan'ın serseri kafası, 2 yıl önce Gençlerbirliği deplasmanında liderliği kaybettirip Galatasaray'a verdiği gibi bu kez de Beşiktaş'ın Kadıköy'den bir kez daha başı dik ayrılmasına sebep oluyordu.
***
Bu maçın rövanşı İnönü'de oldu. Çok değil bu maçtan 2 yıl önce, Serhat Akın'ın golleriyle Daum'lu Beşiktaş'ı 0-2 geçen Lorant'lı Fenerbahçe, bu kez yine İnönü'de Serhat Akın'ın sahne aldığı maçta Beşiktaş'ı 1-3 yendi. Bu maça dair kafamda kalan bir kaç anekdot var. Samsun maçından sonra sarsılan Beşiktaş'ın Olimpiyat'taki derbi olsun, deplasmandaki Bursa maçı olsun ligde hala iddiasını devam ettirdiği haftalardı. İstanbulspor deplasmanında Elvir Boliç'in golüne engel olamayışları onları liderlikten etmişti. Fenerbahçe kazandığı takdirde Beşiktaş'ı tamamen devre dışı bırakacaktı ki zaten Trabzonspor'un ayak sesleri de duyuluyordu arkadan. İlk yarının sonlarıydı sanırım, Serhat ile öne geçtik. İkinci yarıda durum 0-3'e geldi. Orta sahada oynayan Pierre'in, önliberoda Federico Guinti'yi perişan eden Büyük Kaptan'ın ki ikinci golde kaptığı top efsanedir, ve haliyle Serhat'ın yıldızının parladığı bir maçtı. Melih Şendil'in 3. goldeki yıkılışı ise unutulmaz. Beşiktaş'ın tek golünü şu anda nerede oynadığını sadece Kutay'ın bilebileceği Okan Koç atmıştı.
***
Ertesi sezon Daum'lu Fenerbahçe'nin rakibi Del Bosque'li Beşiktaş'tı. Sanırım o Beşiktaş'ın, içeride 3-1 kazandığı Bilbao maçı ile birlikte Del Bosque yönetimindeki en iyi futbolu bu maçtaydı. Maçın yıldızı kimilerine göre Mustafa Doğan, kimilerine göre ise Hoojidonk'a tüküren Carew'i atamayan Fırat Aydınus'tu. Bana göre ise Okan Buruk'tu. Maçın ilk yarısı 0-0 bitmiş, Fenberbahçe'den daha atak oynayan Beşiktaş Carew ile öne geçmiş, ardından Fenerbahçe'de 8 yıl oynayıp özel maç dahil golü olmayan Mustafa Doğan'ın golüyle farkı 2'ye çıkarmıştı. İbrahim Üzülmez'in çizgiden eliyle çıkardığı top, penaltı kırmızı kart, son dakikalarda atak Fenerbahçe ve 2-1 biten olaylı bir derbi...
***
Bu maçın rövanşı sanırım hiçbir Beşiktaş'lı nın unutamayacağı bir maçtır. Fenerbahçe'nin başta Tuncay ile akıllara zarar pozisyonları harcadığı, tek kale oynayıp 3-0 bitirmesi gereken ilk yarıyı, 1-2 geride bitirdiği, Luciano'nun Kezman ve Guiza'nın asla atamayacağı bir golü attığı ama Beşiktaş'ın ilk iki golünde de bariz hatasının olduğu, bu kadar üstün oynayıp devre arasında soyunma odasına mağlup gitmesinin şokunu atlatamayan Fenerbahçe'nin ikinci yarıda oyunun üstünlüğünü de kaybettiği enteresan ve tarihi bir derbiydi. Maçı Beşiktaş on kişi ve son 15 dakikasını kalecisiz tamamlamasına rağmen 3-4 kazandı. O maçtan akıllarda kalan ilk isim atılan Cordoba'nın yerine kaleye geçen Pancu idi.
***
Ertesi sezon İnönü'deki maç Anelka'lı maçtı dersek herkes hatırlar zaten. Son saniyede Tuncay ile öne geçip maçı kazanmasak Kleberson'lu maç olarak da hatırlanabilirdi. Maçta Fenerbahçe seyircisinin olmadığını, sezon sonunda Beşiktaş'a imza atacak Nobre'nin bir penaltı kaçırdığını da ekleyelim. Bu maçın Kadıköy'deki rövanşı, 2-2 bitmişti. Fenerbahçe Tuncay'ın ilginç golü ile öne geçmiş, Sergen ile Beşiktaş üstünlüğü yakalamıştı. Ancak Nobre'nin kafası skoru belirlemişti. Hatırladığım en silik derbiydi iki takım arasındaki.
***
Sezona iki kulvarda da finalde girip iki finali de kaybeden Fenerbahçe ilk şoku İzmir'de yaşadı. Önce Tümer ardından Gökhan Güleç'in golleriyle 2 farklı yenik duruma düştü. Alex ve Mehmet Yozgatlı beraberliği getirse de uzatmalarda 112. dakikada kullandığımız bir kornerde direkten ve Beşiktaş kale çizgisinden çıkan serseri karambolün dönen atağında, 113'te Beşiktaş Tümer ile skoru belirleyip kupayı aldı. Bu sene ki süper kupa finaline kadar Daum'lu Fenerbahçe'nin son Beşiktaş derbisiydi.
***
Alaattin Metin gibi yapalım finali. Şunu demek istiyorum; Daum ile Fenerbahçe Kadıköy'de Beşiktaş'a karşı hiç kazanamadı. Kadıköy'deki Beşiktaş şansını kıran adam Comandante Zico olmuştu. İki takım arasında son yıllarda ikisi final olmak üzere 4 tane Türkiye Kupası maçı oynandı. Beşiktaş bu maçlardan üçünü kazanırken, Selçuk Dereli diye birinin katlettiği diğer maçın normal süresi 1-0 Fenerbahçe üstünlüğü ile bitti, uzatmalarda Nobre ile turu geçen Beşiktaş oldu. İki defa oynadıkları Süper Kupa finallerini ise Fenerbahçe kazandı, ekleyelim.
***
Son yıllarda Fenerbahçe'nin bariz bir üstünlüğü olduğunu söyleyebiliriz. Bazı Beşiktaşlılar hala kendilerini Gordon Milne zamanında hissetseler de gerçekler çok farklı. Ligde son 5 sezonda Fenerbahçe'nin 9 maçta 6 galibiyeti bulunuyor. Berabere biten iki maç da Kadıköy'de. Beşiktaş'ın son galibiyeti malum 3-0 biten derbi. Son 5 yıldaki tek galibiyeti de bu lig müsabakalarında. Bundan önce ki son Beşiktaş galibiyeti için post resmindeki efsane maça gitmek lazım.
***
İnönü'de ligin ilk yarısındaki maç gibi 3-0 biten bir maç vardı ama Beşiktaş'ın hocası Nevio Scala iken, Fenerbahçe'nin hocası Mustafa Denizli idi. 9 yıl öncesiydi. Rövanşı 3-1 bitmişti. Benim skor tahminim bu kadar gol olmayacağı yönünde. Fenerbahçe yenilmez diyorum, maçı gollü bitirecek tek etken erken bir Beşiktaş golü. 1-0, 2-1, 2-0 Fenerbahçe galibiyeti olabilir. Gönlümüzden geçen de bu, Allah utandırmasın...