Cumartesi, Şubat 6

Faruk Süren'in Açıklamaları


Kongre öncesi Faruk Süren tarafından bazı açıklamalar yapıldı. Faruk Süren genelde mayıs ayında konuşurdu. Her senenin 17 Mayıs haftasında kendini belli ederdi. Bu sefer şubat ayında çıktı. Mart ayında kongrenin olması buna etken sanırım. Adnan Polat'ın rakipsiz olacağını düşünenler yanılabilir, çünkü Galatasaray Kongresi'nde olağanüstü bir durum olmazsa kolay kolay tek adaylı seçim olmaz.

Faruk Süren, Ali Dürüst girerse işler değişebilir demiş. Ali Dürüst bugüne kadar (bu kongre için) pek konuşulmadı. Sanırım gizli gizli bir çalışma var. Süren sinyali yakmış. Ali Dürüst güçlü bir muhalif, güçlü bir aday. Fakat şu anda Polat'ı devirecek tek şey Galatasaray takımı olur. Sanırım aportta bekleyen tüm muhalifler bu nedenle şubat ayını bekliyor. Olası bir ligden kopuş ve Madrid'den eleniş, başkan adayları sayısını arttıracaktır. "Adnan Polat'ın karşısına kim çıksa kaybeder" diye düşünen Polatsever genç tribüncü kardeşlerimizi bu nedenle yanılıyorlar.

Cemal Nalga olayı da önemli. Faruk Süren o konuya da değinmiş. Bence haklıdır, Polat'a oy kaybettirecektir. Ben de kongre üyesi olsam Polat'ın eksi hanesine bunu yazardım karar aşamasında. Ne olursa olsun 100 yıllık camianın tarihinde böyle bir olmamamlıydı. Başkan da bu olaydan haberi olmasa da, adı "sorumlular" başlığının altında yer almalıdır. Aynı olay Özhan Canaydın döneminde yaşansaydı, tribünlerin tepkisi sanıyorum ki çok daha farklı olurdu.

Süren'in Üstünel'i küçümsemesi ise yakışmamış. Evet, elinde bir bütçe var ve Üstünel onu kullanıyor. Fakat elinde bütçe olup iş bitiremeyen yönetimler de gördük ki biri de Faruk Süren yönetimidir. Kendisinin de dediği doğruysa zamanında 89 milyon dolar kazandırmışlar kulübe. Fakat iş bitiricilik olarak pek olumlu hareket görmedik. Gelen futbolcuların ve Rijkaard'ın "Üstünel beni çok etkiledi" demeçlerini vermesi, ilişkilerin olumlu bir şekilde kurulması verilen finansal kaynakla alakalı değildir. Muhakkak ki Haldun Üstünel'in kişisel iletişim becerisi bu transferleri kolaylaştırmıştır.

Faruk Süren'in takım hakkındaki sözleri kendisini bağlar. Herkesin bir yorumu vardır. Ve sevindirici olan taraf da budur ki, bir muhalif ses olsa da Faruk Süren, takıma ve teknik heyete ağır eleştirilerde bulunmuyor. Bir Galatasaray geleneği diyebiliriz. Başka kulüplerde muhalif kanat kulübü baştan sona kadar eleştirir. Ama bunun amacı sırf eleştirmek içindir. Kongreden sonra çiçek pasajına gitme adeti olan bir kulübün muhaliflerinden aşırı saldırgan bir tutum gelmez.

Faruk Süren, erken konuştu. Mayıs ayını beklemedi. Kongre öncesi kulisler sanıldığından daha hareketli. Sanırım MHK eleştirisi yapan Polat'ın da telaşı bundan kaynaklanıyor. Gerçi o da bir Adnan Polat geleneğidir. Geçen sezon bu zamanlarda da böyle bir şey yaşanmıştı. Takım birbirini yerken, camiaya güçlü gözükme çabası bize 1 sene kaybettirdi. Şubat ayı Galatasaray için hem saha içinde hem saha dışında çok şeye gebe..

Perşembe, Şubat 4

Figo'yu izlemek

Fenerbahçe'nin istediği oyuncuyu alma muhabbeti çok eskidir. Zamanında fanatik Galatasaraylı abimin çokça dalga geçtiği bir önermedir bu. Gidin lan Zidane'ı da alın o zaman derdi. Derdi demesine de böyle bir taşı nasıl geri sektirecez, tabii ki Zidane'a ihtiyacımız yok demek ki diyerek... Kutay'ın dediği gibi bugünleri ben de özlüyorum. Resmi sitenin bu yaklaşımı hoşuma gidiyor, eski bir geleneği devam ettiriyor.
***
Selim Soydan gelsin, Fener takımı desin, Figo'yu izlemeye gitsin, Lokvenc raporuyla dönsün...

18 Takım


Futbol muhabbetlerinin, forum sayfalarının değişilmezi "nasıl bir lig istiyorsunuz" sorusudur. Daha doğrusu hangi takımlar olsun. Gönülden geçenler değişir ama bazı gerçekler vardır. Türkiye Ligi'nde en çok mücadele eden 18 takım bu fantazi ligde olması gereken takımlardır diye düşünüyorum. Futbol sevgimizde emekleri çoktur. 10 tanesi hala Süper Lig'de yer almaktadır.

52 sezon: Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray
47 sezon: Ankaragücü

41 sezon: Altay
40 sezon: Bursaspor
38 sezon: Gençlerbirliği

36 sezon: Trabzonspor

29 sezon: Samsunspor
25 sezon: Göztepe
24 sezon: Eskişehirspor, Gaziantepspor
23 sezon: İstanbulspor
21 sezon: Adanaspor
20 sezon: Boluspor, Kocaelispor
19 sezon: Denizlispor
17 sezon: Adana Demirspor

Futbol Sevgisi


Türkiye'de stadyumların doluluğu hakkında yazı yazan, yazının içinde Avrupa ülkelerinden alınanlar dahil birçok istatistiğe değinen, ama ülkedeki gelir dağılımı ve bilet fiyatları hakkında en ufak birşey yazmayan, üstelik giriş paragrafında, "kulüplerimizi ayakta tutacak, bütçelerine katkı sağlayacak her şeyden uzak duruyoruz" cümlesine yer veren Mehmet Demircan'ın çözüm önerilerini de merakla bekliyoruz.

2000li yılların futbol ortamında başarının oyunun kendisinden daha çok sevildiğini de kabul ediyorum. Bunun için Demircan'ın çalıştığı gazete Fanatik'e göz atmak yeterli.

Fenerbahçe'deki Galatasaraylılar


Hasan Şaş gündem belirledi. Umrumda değil. Ne Fenerbahçe'deki Galatasaraylılar, ne Galatasararay'daki Fenerbahçeliler. Canavar gibi top oynayan Caner Fenerbahçeli olsa ne olur? Veya geçen sezon bize Kadıköy'de gol atan, ondan önceki maçlarda Sami Yen'de tribünlere eliyle "6" yapan Selçuk Şahin Galatasaraylı olsa.

Fatih Akyel Galatasaraylı'ydı, Florya'da Fenerbahçe taraftarı dövecek kadar fanatikti de ne oldu?

Bugün Fanatik gazetesi manşetten vermiş bu haberi. Türkiye Kupası maçları kısa kısa geçmiş ilk sayfada. Ajanlığa soyunmuş herkes, Fenerbahçe'nin içindeki İrlandalılar'ı pardon Galatasaraylılar'ı arıyor. Ne boş bir tartışma. Hakikaten merak eden var mı? Bence Ayhan Tumanı Galatasaraylı, oldu mu?

Önemli olan karakter, önemli olan formaya saygı. Bu boş tartışmalarla zihinler bulanmasın. Hatta en başta yapılması gereken yapılsın. Zamanın futbolcularına Aykut Kocaman, Feyyaz Uçar, Cüneyt Tanman muamelesi yapılmasın. Şimdikilerin hiçbirinin takımlarıyla özdeşleceğini sanmıyorum. Çünkü gençliğinde bizim kadar, futbolcu tayfasından kazık yiyen başka bir kuşak olmamıştır. Artık güven ve samimiyet sorunu vardır.

Çıksınlar oynasınlar toplarını yeter, tuttukları takım onlara kalsın. Formaya saygılı olsunlar. Kendilerini vazgeçilmez ve kulüplerin üstünde görmesinler. Galatasaray'da Galatasaraylı Okan, Fatih değil futbolcu Servet, Hakan Balta, Caner, Mustafa Sarp görmek istiyorum. Tuttukları takım hiç önemli değil.

Hangisi Daha Korkunç

1 hafta önce 1000 kişinin arasında kalmak mı?

1 hafta sonra Erhan, Yalçın, Şenol, Batak, Sedat Ağçay arasında kalmak mı?

Çarşamba, Şubat 3

İstediği Futbolcuyu Alır

Lise yıllarında çok yaşadığınız dialog. Galatasaraylı G, Fenerbahçeli F olsun.

G: Lan olm nasıl aldık x'i. Siz alamadınız. Ehehehe
F: Ne alakası var olm bizim kadromuz iyi. Transfer mi yapacağız
G: Hadi lan oradan, siz istediniz bastırdık parayı biz aldık. Fotospor yazıyor, sikko..
F: Koyarım Fotospor'a, Aziz Başkan'ın parası sizin kulüpten daha fazla, koyar parayı alır.
G: Lan sizin paranız çok olsa ne olur, biz de Avrupa Kupası var.
F: Biz de 6 tane salladık lan size.
G: Şimdi x gelsin sallar size, altından kalkamazsınız. Gerçek cimbomlu olacak.
F: Gelsin Kadıköy'e amunagoyyım, bakalım kimin altında kalıyor.
G: Ulan iyi ki alamadınız x'i. Ne ağladın iki dakikada.
F: Ne ağlayacağım lan, Fenerbahçe istediği futbolcuyu alır.

Komik değil mi? Ah o eski günler. Sağolsun Fenerbahçe resmi sitesi bize o günleri yaşatıyor. Çok sağolasın resmi site.

İyi ki İstedin


Aydın Yılmaz: "Gitmeyi ben istedim"

Türkçesi: Siz kovmuyorsunuz ben istifa ediyorum.

Güle güle Aydın Yılmaz, bir daha gelmek istemezsin umarım.

Hainlerin Duygusu Olmaz


Hainlik nedir anlatmaya gerek yok. Tümer Metin "kendimi hiç hain hisstemedim" dese de o bir haindir. Tümer haindir, Eme Belözoğlu haindir, Haim Revivo, Alpay Özalan haindir. Rakibine transfer olan her futbolcu hain değildir. Şartlar bunu gerektirir. Kulüp yollar, yollar ayrılı ve o da başka kulübe transfer olur.Mesela Semih Yuvakuran böyledir, Raşit Çetiner böyledir. Kızılmaz onlara.

Ama Tümer hiç öyle değildir. Taraftarın en sevdiğı adamdı, en güvendiği adamdı. Ve eğer ezeli rakibine gidersen, oyadığın kulübe olmasa bile o sevgiye ihanet etmiş olursun.

Sevgiye ihanet eder, çünkü o sevgiyi farketmemiştir. Farketse o sevgiye ihanet etmezdi. Duyguları olsaydı o sevgiyi hissederdi. Duyguları olmadığı için Tümer bugün , "kendimi hiç hain hissetmedim" demiştir. Çünkü birşeyleri hissetmek duyguları olan insanlara mahsustur.

Ve sanırım bir Beşiktaşlıyı en çok yaralayan da şu demeçtir: "Fenerbahçe'ye geçiş kararımda para büyük rol oynadı."

Çünkü mahallenin en şık abilerine güvenen her taraftarı bu laf yaralar, oradan biliyorum. Tümer Metin sen bir hainsin. Hissetsen de hissetmesen de...

Burak


Sene kaç tam hatırlamıyorum. 2000lerin başı. Lisedeyiz. Hayatımın artık futbol odaklı olduğuna iyice inandığım, anladığım günler. Nerede maç var izliyoruz. Üstelik şimdiki gibi her ligi farklı bir kanal da vermiyor ama daha çok maç lzliyoruz. İşte o günlerde bir çocuk gözümüze çarpıyor. TRT'nin alt lig maçlarını verdiği zamanlar.

Topçunun adı Burak. Antalyaspor'da oynuyor. Uzun boylu, büyüklerin "topçu fiziği" dedikleri anatomi onda mevcut. Ayağı topa hakim, hızlı da. Herşey var onda. Arkadaşlarımızın futbolcu sarrafı babaları, mahallenin scout abileri "bu çocuk büyük topçu olacak" diyorlar. Aksini iddia eden yoktu zaten.

Bu Burak bizle yaşıt bir adam. Belki de o sayede bir yakınlık kuruyoruz. Hani futbolcu olmasa bizim sınıfta olacak gibi. Gerçi aslında bu yaklaşımla ona gıcık kapmak lazım. Bizim sınıfta olsa, şımarık haliyle bütün kızları götürürdü, biz de sap gibi takılırdık. (Gerçi biz yine sap takıldık ama bunun konuyla alakası yok).

Sonuçta biz bu arkadaşın patlama yapmasını bekledik. Quaresma'ya benzetiyorduk. Bilemedik, kariyerinin ve talihin de Queresma gibi olacağını. Sanırım bu noktada C.Ronaldo kim diye soranlar olabilir; Arda diyebiliriz. Burak'tan daha sonra ortaya çıktı ama daha çabuk gelişti, daha hızlı ilerledi.

Gerçi Beşiktaş taraftarı onu Ronaldo'ya da benzetmişti ilk zamanlarında. İnönü'de yapılan idmanlarda tribünler ona "Ronaldo çükünü yesin senin" diyordu. Bunda Tigana'nın payı büyüktü. Burak'ı sağ kanatta kullanmıştı. Biz onu forvet ve forvet arkası olarak izlemiştik oysa.

Kilit nokta buydu. Herkes ondan Türkiye'nin Ronaldo'su olmasını istemişti. Hatta abartıp Ronaldo futbolu bekleyenler de olmuştu. Onun handikapı bu olmuştu. Demirkol'un dediği gibi, başkalarını yıldız statüsüne taşıyacak futbolu Burak oynadığı zaman "Burak yine vasatı aşamadı" dendi.

Ve bir başka yanılsama, Burak'ın sanki Queresma gibi Barca'da, Ronaldo gibi United'da oynadığını sandılar. Oysa, Beşiktaş'ta Tigana onu Kapalı'nın önünde sağ kanatta oynadığı zaman, Burak ilk defa sağ kanatta oynuyordu. İlk defa Beşiktaş gibi büyük bir takımda oynuyordu ve hatta ilk defa Süper Lig'de oynuyordu.

Buna rağmen, Beşiktaş'ın İnönü'de Kezman'ın golüyle Fenerbahçe'ye yenilerek şampiyonluğu kaybettiği sezonun en efektif adamıydı. Bütün toplar sağ tarafa atılıyordu. Her atak Burak ile başlıyordu. Burak kaleye şut çekiyordu (genelde isabetsiz), orta yapıyordu (genelde hedefi bulmayan), çalım atıyordu (genelde gereksiz) ama sürekli deniyordu Ve daha 22 yaşındaydı ve ilk defa bu kadar üst düzey bir oyuna dahil oluyordu.

Yarım sezon sonra Burak Beşiktaş'tan gitti. Manisaspor'da yarım devrede kendini toparladı. Sonra Aragones ve Fenerbahçe. Yanlış bir tercihti. Gol kralı ve milli takım santrforu Semih'in forma bulmakta zorlandığı Fenerbahçe'de Burak'a sıra gelmesi olanıksızdı. Olmadı. Bu sene Eskişehirspor da Manisa günlerini arattı. Ama eskisi gibi pasif de değildi.

Ve bu hareketli ve değişimli yıllarda Burak rotasını Trabzon'a yöneltti. Henüz 24 yaşında ama 3 büyüklerde oynadı. Sergen ile aynı rekoru elde etmek için bizde de oynaması lazım. Galatasaray'a gelmesi için önünde 10 sene daha var. Sergen gibi potansiyelli, gelebilir. Sergen gibi kafası dağınık, gelemeyebilir. Burak'ın en büyük eksiği de burada karşımıza çıkar zaten. Futbolcu olmak için gereken herşey onda mevcutken, sporcu olmanın ilk şartı olan mental düşünce Burak'da eksik.

Tigana'dan sonra Şenol Güneş ile çalışmak ona çok şey katacaktır. Tigana yetiştiren bir adamdı ve kısa kariyerinde sadece forvet oynamış bir adamı sağ kanatta oynatarak ona çok şey kattı. Şimdi Şenol Güneş gibi bir zihin koçunun yanında olacak. Onun tek eksiğini düzeltebilecek belki de tek adam.

Şehrin Trabzon olması onun için handikap olarak gözükebilir. Am değil. Burak, ilk "Süper" senesinde sabırsız Çarşı'nın önünde oynayarak baskıya alışmıştır. Ve Trabzon, ne bir İstanbul, ne İzmir'in dibi Manisa, ne üniversite şehri Eskişehir'dir. Bir futbol şehrinde, akşam namazının sünnetiyle farzı arasında Trabzonspor'un konuşulduğu bir şehirde, bir futbolcu tarlasında onu en iyi hale getirebilecek Şenol Güneş ile beraber.

Fakat Bross'dan replik çalarsak, Trabzon bir futbolcu mezarlığına da dönüşebilir. Nereden baktığınıza bağlı. Daha doğrusu Burak'ın nereden baktığına. 20 yıllık futbolcu izleyicisi olarak zamanında en çok güvendiğim genç topçuydı Burak. Biraz da bu nedenle başarılı olmasını istiyorum. Sanırım Burak'ın kendisi bile bu kadar istemiyor. Ama kendisine benden daha fazla güveniyor ki bu onun ya artısı ya da eksisi olacak. İkinci devrenin en merakla beklenin adamı Burak Yılmaz'dır.

Salı, Şubat 2

Kewell'dan Sağlam Gider


Bu Kewell-Galatasaray içerikli bir yazı değil bunu baştan belirtelim.

Geçenlerde, Kewell'ın Leeds günlerinden hocası O'Leary'nin Kewell için söyledikleri basına yansımıştı. "Kendini Zidane sanıyordu" başlıklı haberlerle okumuştuk. Bu sefer karşımıza Caner Eler'in Kewell ile Tam Saha'da yaptığı röportaj karşımıza çıkıyor. İnceden O'Leary'e bir değil birçok gönderme var. Bu röportaj İngiliz basınında kesin yer bulmalı.

Leeds'de çok parlak bir kariyer başlangıcı yaptın. George Graham ve sonrasında David O'Leary yönetiminde müthiş bir oyuncu topluluğuyla gelen başarılar vardı. Ancak sonrasında önlenemeyen bir çöküş geldi. Ekonomik idarede sıkıntılar oldu ama başka sebepler de var mıydı?

Leeds United takımı gerçekten harika bir ekipti. Çok iyi bir takım yakalamıştık. Her şey George Graham'la başladı aslında. Bu güzel takımın oluşmasında kalbini ortaya koydu, temellerini attı. David O'Leary ise sadece doğru zamanda doğru yerde olacak bir şansa sahipti sonrasında. Güçlü ve genç bir takım avucunun içine düşmüştü. Çok önemli işler başardık, yapmak ve ulaşmak istediğimiz önemli yerlere geldik. Ancak iyi hikâyelerin sonları hep iyi bitmeyebiliyor.

Peter Ridsdale'in kötü yönetiminin sonucu muydu sence?

Tabii ki o başkan olarak paraları harcayan ve iyi teklif geldiğinde ekonomiyi düzeltmek için, Rio Ferdinand'da olduğu gibi futbolcularını gönderen adamdı. İyi transfer hamleleri de yaptı, kötü yatırımlar da. Ancak şunu söyleyebilirim ki, Leeds'de benim içinde bulunduğum takım o kadar iyi oyunculardan kuruluydu ki, büyük bölümü Leeds sonrasında da çok iyi kariyerler yaptı. Bu zaten ne kadar iyi bir takım olduğumuzu bir kez daha kanıtlıyor. Menajerin kim olduğu hiç önemli değildi. Hatta menajer takım için problem yaratsa dahi biz o kadar sıkı ve iyi çalışıyorduk ki, birbirimize o kadar bağlı bir gruptuk ki, bizim performansımızı etkilemezdi. Hep birbirimiz için vardık.

George Graham, David O'Leary, Rafa Benitez ve Frank Rijkaard gibi teknik adamlarla çalışma fırsatı buldun. Her biri farklı yapıda teknik adamlar. Onlardan kendine neleri aldın? Sende nasıl izler bıraktılar?

David O'Leary'den başlıyım o zaman. Çünkü en kısası o. Ondan hiçbir şey almadım, hiçbir şey öğrenmedim. Asıl Leeds'de bizim ve benim için çok şeyler yapan George Graham'dı.

Takım Budur


Bu seneyi tamamlayacak takım bu. Bu takımla devam edeceğiz. Leo da var, Sabri de, Gökhan Zan da, Barış da, Hakan Balta da... Tribünde bu takımın moralini bozacak, ıslıklayacak, yuhalayacak, en ufak şeyde homurdanacak kişiye hain gözüyle bakacağım.

Eskisi gibi bir adam da değilim. Az biraz sinsiyim artık. Orta göbek dalınca ben de iki yumruk atabilirim, bilmiyorum. Biz sabır yemini ederken, başkaları moral bozmasın. Takım budur, yol bellidir.. Ne eksik ne fazla.



1 Aykut ERÇETİN

2 Emre GÜNGÖR

3 Uğur UÇAR

5 Gökhan ZAN

8 Barış ÖZBEK

9 Elano BLUMER


11 Abdul Kader KEITA

12 Lucas NEILL

14 Mehmet TOPAL

15 Milan BAROS

16 Mustafa SARP

18 Ayhan AKMAN


21 Emre AŞIK

22 Hakan BALTA

23 Serkan KURTULUŞ

25 Leo FRANCO

30 Giovani DOS SANTOS

32 Joao ALVES



76 Servet ÇETİN

86 Ufuk CEYLAN

88 Caner ERKİN




Euro 2012


EURO 2012
1.Torba:
İspanya (son şampiyon), Almanya, Hollanda, İtalya, İngiltere, Hırvatistan, Portekiz, Fransa, Rusya
2.Torba: Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, İsveç, İsviçre, Sırbistan, Türkiye, Danimarka, Slovakya, Romanya
3.Torba: İsrail, Bulgaristan, Finlandiya, Norveç, İrlanda Cumhuriyeti, İskoçya, Kuzey İrlanda, Avusturya, Bosna Hersek
4.Torba: Slovenya, Letonya, Macaristan, Litvanya, Belarus, Belçika, Galler, Makedonya, Kıbrıs Rum Kesimi
5.Torba: Karadağ, Arnavutluk, Estonya, Gürcistan, Moldova, İzlanda, Ermenistan, Kazakistan, Liechtenstein
6.Torba: Azerbaycan, Lüksemburg, Malta, Faroe Adaları, Andorra, San Marino


Şöyle bir grup çıkarsa çok sıkıntılı günler yaşanır: Hırvatistan, Türkiye, Bosna, Kıbrıs Rum, Ermenistan, Azerbaycan..

Kuralar pazar günü çekiliyor.

Kapakta Anlatılan


Galatasaray Dergisi güzel bir dergidir. Ben beğeniyorum. Eskiden biraz daha iyidi sanki ama şu anda da doyurucu. Derginin en önemli özelliği, sokakta-tribünde en çok konuşulan özelliği kapaklarıdır. Bir ara kapağa kim çıksa takımdan ayrılıyordu. Artık o durum ortadan kalktı. Ama kapak önemini koruyor. Zaten her derginin kapağı önemlidir. Asıl anlatılmak istenen oraya yansır.

Bu ayın kapağı yukarıda. Anlatılmak istenen bence ortada:

Bu takımı kurarak büyük kumar oynadık ama elimiz iyi.

Pazartesi, Şubat 1

Kadrolaşma


Hikayeye nasıl başlasak bilemedim. Sondan başlayalım değişiklik olsun.

Kocaelispor geçen hafta yeni bir yabancı futbolcu transfer etti. İsmi Sheriff Suma. 1986 Freetown doğumlu. Freetown, Sierra Leone ülkesinde. Sierra Leone diyince biz futbolseverlerin aklına Mohammed Kallon geliyor.

Eski Interli, Hakan Şükür'ün arkadaşı Kallon. Sonra bir bakıyoruz ki, bu Suma'nın ülkesinde altyapsında oynadığı takımın adı FC Kallon. Eski adı Sierra Ficheires olan kulübü Kallon satın alıp FC Kallon olarak değiştiriyor. Sene 2002.

Takımın kadrosuna bakıyoruz. Mohammed Kallon burada oynuyor. 20 numaralı formasıyla. Ama takımın kaptanı değil. Takımın başkanı kendisi ama kaptanı o değil. Nasıl ya, derken kaptanın kim olduğunu öğreniyoruz. Defans oyuncusu olan 5 numaralı Kemokai Kallon.

Evet başka bir Kallon daha var. O da futbolcu. Mohammed'in kardeşi. Ve takımın kaptanı. Lakabı ise Panbody. 1972 doğumlu. Mohammed'den daha büyük olduğu için pazubandı kapmış. Büyüğe saygı, Freetown kasabasında da geçerli bir ilke.

Ama bu iki kardeşten daha büyüğü de var. Musa Kallon. Bu sefer şaşırmıyoruz önce. Çünkü bir ailede herkes futbolcu olabilir. Musa Kallon da ülkenin eski milli futbolcularından. Fakat kariyerini okurken karşımıza bir Türk takımı çıkıyor: Vanspor.

Hemen TFF'nin sitesine bakıyoruz. Musa Kallon 1994-95 sezonunda Vanspor'da oynuyor. Gerçi ülke olarak Kamerun yazıyor ama olsun. Hatta Türkiye'deki ilk maçını Sami Yen'de oynuyor. Sırtında 9 numaralı forma var. Galatasaray'ın 9 numarası ise Hakan Şükür değil.

Mohammed Kallon'un İtalya'dan, İnter'den takım arkadaşı olan Hakan Şükür, abi Musa Kallon Türkiye'ye geldiğinde yine İtalya'da. O günlerde Torino takımının formasını giyiyor. Musa Kallon sezonun iki Galatasaray maçında da oynuyor. Ama ne Fenerbahçe'ye ne Beşiktaş'a karşı oynuyor. Sezonu 3 golle tamamlıyor. İkisi aynı maçta Petrolofisi'ne.

Bir sezon sonra Romanya'ya transfer oluyor. Musa Kallon futbolu bırakınca teknik adamlık yapıyor. 2003 yılında ülkesinin U-17 takımını çalıştırıyor. Kadroda, Kocaelispor'un transfer ettiği Sheriff Suma da var. 2004-05 sezonunda ise bilin bakalım nerede çalışıyor: FC Kallon.