Perşembe, Ağustos 19

Partizanlı İliç

Özledik be abi.. Parmak çocuk dün ön eleme maçında Anderlecht'e rakip oldu. Gözü Devler Ligi'nde..

Salı, Ağustos 17

Ütopya

İlk okuduğumda lisedeydim, kafamda şimşekler çaktığını itiraf etmeliyim.

Sonra üniversitede bir daha okudum, şimşekler çakmıyordu artık ama birçok şeyi karşılıyordu.

1 ay önce yine okudum, hayatımdaki sorunlara ve sorulara cevap vermediğini farkettim.

İyi, güzel, hoş ama, biz bunları zaten biliyoruz ve asıl önemlisi; ileride ne işimize yarayacak?

Henry'nin Yeni Dostları


Beckham, Tom Cruise ve Anthony Kiedis ile takılıyordu, Henry tercihini memleketlisi Parker'dan yana kullanmış.

Henry'nin de hayat ona güzel valla Barcelona'ya gidince Paz Vega ile denize girmişti, şimdi Amerika'da organizasyonlar falan...

Neyse, Eva Longoria'nın fotoğrafta tam gözükmemesi, blogu takip edenler için ufak bir talihsizlik. Henry ve Parker ile idare edip, "biz zaten spor blogu yazıyoruz abi. " diyerek avunacağız.

Keita İmzaladı


Farkli bir tarzı olduğunu imza törenindeki kıyafetiyle kanıtladı.

Pazartesi, Ağustos 16

PAOK Çarşı Herkese Karşı

Hodgson'ın Liverpool ile Tanışma Anı

Liverpool'da herşeyi düzeltebilirsiniz ama bazı şeylere gücünüz yetmez. Bitmeyen şanssılzık tamlamasının İngilizce'si; Liverpool. Bu takıma zamanında kim beddua ettiyse çok sağlam inançlı bir arkadaşmış.

Roy Hodgson, imza töreni yaptı, Anfield'ı gezdi, futbolcularla tanıştı vs ama gerçek Liverpool'u dün 90.dakikada gördü. Daha görecek çok şeyi var.

Lider Fener


- Fenerbahçe ligin ilk maçını Kadıköy'de oynamaya pek alışkın değil. Oynadığı zaman farklı sonuçlar çıkar. En son 2006'da açılış maçını burada oynamış, K.Erciyesspor'a 6 gol atmıştı. Yine gollü bir açılış yaptı. O maç dışında bir de 2003'e gitmek gerekiyor. Bu sefer rakip İstanbulspor'du ve fark yiyen Fenerbahçe olmuştu. Rakip kulübenin yedek kulübesinde Aykut Kocaman vardı, Fenerbahçe'ye göz kırpar gibi yapmıştı, 7 sene sonra açılış maçını Kadıköy'de oynarken artık Fenerbahçe hocasıydı ama tribünler boştu.

- Maç hakkında yazılacak birşey yok. Erken koptu. Seyirci de olmayınca idman havasında geçti.

- Yıllardır hep akılmda olan şeyi Kocaman yaptı. Takım farklı öndeyken, yedek kaleci alınmaz mı? Alınıyor işte. Fehmi Mert Günok, taraftar baskısı da olmadan rahat bir maç oynadı.

- Semih'in form durumu garip. Son 5-6 aydır çok formsuzdu, Niang'ın geldiği gün 2 gol attı, 1 de attırdı.

- Her izlediğim Fenerbahçe maçından sonra bunu yazacağım sanırım; biz bu Gökhan Gönül'ü 100.000 Euro fazla vermemek için kaçırdık.

- Çok sağlam Fenerbahçeli arkadaşlarımın bu maç için ortak cümlesi; "iyi ki bu maç seyircisiz." Yıllar sonra bu ortak sorunumuz olabilir.

- Yine de boş tribün maçları çekilmiyor. Hele bir de böyle erken koparsa.

- Ömer Çatkıç yok, Yalçın Ayhan yok, Orhan Ak yok, Sedat Ağçay, Djehoua yedek. Bu Antalyaspor geçen seneki Antalyaspor değil.

- Mehmet Özdilek'in ikinci yarııya 3 oyuncu değişikliğini birden kullanarak başlaması?

- İlk haftayı lider kapayan kaç takım sezon sonu şampiyon olmuştur acaba?

Pazar, Ağustos 15

Demirören-Polat


Dün Galatasaray ve Beşiktaş lige başladı. Beşiktaş kazandı, Galatasaray kaybetti. Tek fark bu mu? Değil. İki takım arasında, daha doğrusu iki organizasyon arasında önemli bir fark var.

Son yıllarda insanların kafasındaki Beşiktaş yönetimi algısı ve Galatasaray yönetimi algısı yanılsamaya çok müsait. GS Bonuslar, bilyonerler, stadyum meselesi gibi olaylar Galatasaray yönetimini başarılı gösteriyor. Fakat buna rağmen Beşiktaş yönetimi sürekli "karışık, ne olduğu bilinmeyen, plansız bir sistemle yönetiliyor" olarak görülüyor..

Girişi uzatmayalım, bu Yıldırım Demirören'e, Adnan Polat üzerinden hakkını verme yazısıdır.

Yöetimlerin asli görevi, takımın; yani ellerindeki organizasyonların işlemesini sürdürebilmektir. "Vizyonlu" başkan Adnan Polat ile "baba parası yiyen" Demirören arasında bu anlamda fark var. Beşiktaş ve Galatasaray sürekli sorun yaşayan iki takım. Buna rağmen Beşiktaş yönetimi; transferde veya mali tabloda ne kadar başarısız olursa olsun, bu konuda oldukça başarılı. Galatasaray yönetimi ise sorunları çözmek bir yana halının altına bile atamaz durumda.

Şöyle anlatalım; dün sahaya çıkan Galatasaray kadrosundaki futbolcuların büyük çoğunluğunun geleceği belirsiz, hepsi bir sorun sahibi.

Kaleci Aykut, her maça son maçı gibiymiş sahaya çıkıyor. Devam edip etmeyeceği hiçbir zaman belli değil. Ali Turan, Galatasaray'a sorun yaratılarak geldi, Servet 2 senedir transferiyle ve konuşmalarıyla başka bir sorun.

Arda Turan, takım kaptanı, takımın en çok konuşulan, en çok tartışılan ve geleceğine kendisi dahil kimsenin karar veremediği bir isim.

En büyük yıldızlardan biri, taraftarın sevgilisi Harry Kewell yaklaşık 7 ay boyunca imza atmayı bekledi. Takıma 1 ay önce, son anda katıldı.

Oynamayan isimlerden Elano, çok daha farklı bir sorun. Akıbeti belli olmayanlardan. Teknik heyet aynı durumda.
Kafalarında soru işaretleri olan bir futbolcu grubunun başarılı olması çok zor.

Beşiktaş'ta sorun yok mu peki? Muhakkak var. İşin sırrı bu sorunların büyütülmemesinde ve sorun yaşayan futbolcunun takım içinde yer alabilmesi, zorluk yaşamaması.

Beşiktaş kadrosuna bakalım; yabancıların hemen hemen hepsi, hatta yeni gelen Hilbert dahil her an "sözleşme dondurulması" tehlikesiyle karşı karşıya. Zaten Delgado bunu yaşadı, Zapo kiralık gitti Beşiktaş'a gol bile attı, geri döndü, dün ilk maçına çıktı. Tabata'nın bonservis bedeli hala konuşuluyor. Ama hepsi dün sahaya çıkıp oynuyor.

En önemli 2 Türk futbolcu; 2 İbrahim; Toraman ve Üzülmez, 2 yaz önce birbiryleriyle kavga etti, kadro dışı kaldılar, kaptanlıkları alındı. Takımdan ayrılmaları gündemdeydi, şu an ikisi de takımın en önemli futbolcularından.

Nihat, Avrupa'dan gelip hayal kırıklığı yaratan futbolculardan. Buna rağmen hala, basın önünde tartışılan bir futbolcu değil.

Hakan Arıkan, Beşiktaş tarihindeki en büyük hezimetlerde kalede yer alan isimdi. Anfield'da 8 gol yedi. Hala takımın kalesinde ve her geçen gün daha iyi oluyor.

Bu futbolcuların herşeye rağmen sahada top oynar vaziyette olması sadece zamanında Mustafa Denizli'nin başardığı bir durum olmasa gerek. Tek bir kişi başarabiliyor olsaydı Denizli'nin yaptığını Rijkaard da yapabilirdi. Bu konu; biraz da üst tarafın olayları çözme becerisiyle alakalı.

Beşiktaş'ın Arda gibi bir futbolcusu yok ama 2 sene boyunca devam eden, çözülemeyen bir sorunu da yok.

Beşiktaş'ın 10 küsür tane yabancısı var ama hiçbiri takımdan gönderileceğini düşünmüyor. Galatasaray'ın hemen hemen bütün futbolcuları 1 ay sonrasını göremiyor.

Kısaca, Yıldırım Demirören kötü hamlelerde bulunan bir başkan olabilir. Ama bir kulüp yönetmenin ilk kuralını başardı diyebiliriz. En azından bu açıdan Galatasaray Başkanı Adnan Polat'ın önünde yer alıyor diyebilirz. Ve şu da bir gerçek ki, ikisi de hala bu konuda Aziz Yıldırım'ın gerisinde.

Boşver Abi Dalgana Bak

- Ligin ilk maçına mağlubiyetle başlamak sorun değil aslında. Ama ardından gelen iki maçın geçen sezon hiç yenemediğimiz Bursaspor ve Eskişehirspor maçları olması korkutucu.
- Sivasspor'u Sivas'ta yenemeyeli 2.5 sene oldu.

- Açıkçası maçtan önce galibiyet ümidim yoktu. Beklediğimden farklı bir görüntü yoktu. Hatta beklediğimden daha ısırgan bir Galatasaray izledik.

- Bütün bir yaz boyunca yerden yere vurulan Ayhan-Sarp-Barış üçlüsünden ikisi ilk 11 başladı ve ikisi de takımın iyilerindendi.

- Aslında takım iyidi. Kötü oynayan, kötü mücadele eden futbolcu yoktu. Geçen sene yenilgiye, kötü duruma isyan eden topçumuz yok diyorduk. Bu maçta pısırık bir takım izlemedik. Ama gerçek acıdır, Galatasaray takımının gücü bu. Sakatlar, eksikler, gelirse transferler bu takımın çehresini değiştirebilir. Ama Hakan Balta'dan Ali Turan'a, Emre Çolak'tan Servet Çetin'e; bu takım bu kadar, daha fazlasını beklemek hayalcilik olur. Yineleyelim; eksikler takıma girince değişik olabilir.

- Ali Turan Sabri'yi arattı diyenin eksik kaldığı bir nokta var. Ali Turan, Cihan Haspolatlı'yı bile arattı.

-Sezon başlayalı 3 maç oldu, hala sarı-kırmızı forma giymedik.

-Sezon başlayalı 3 maç oldu, hala ilk golü yiyen takım olmadık ama kazandığımız maç sayısı sadece; 1

- Takımın bu kadar gergin olması iyiye alamet değil. Emre'yi hırpalayan kaptan, rakip antrenörü kovalayan hoca, 6 aydır sakat olmasına rağmen kart gören stoper. Yine de güzel tarafı var, aksiyonlu bir sezon bizi bekliyor.

- Sivasspor'un ilk golünü atan Zita'yı beğendim. Hareketli bir arkadaş.

- Çok fazla "derin" cümleler yazmak istemiyorum. Madem herşey kötü, herşey canımızı sıkacak gibi, o zaman boşverip, eğlencesini yakalamak lazım. Bu takım müzeye bir kupa daha alsa veya almasa ne farkeder, aslolan Galatasaray ile geçen günlerdir.


- Ceyhun-Mehmet ikilisi bu sene çok iş yapabilir. Tabi Ceyhun sezonu burada noktalarsa.

Cumartesi, Ağustos 14

Başlarken


Ligimiz başlıyor. Bugün ağustos; ve mayısa kadar kafamızı dağıtabileceğimiz bir yer var artık. 10 ay boyunca alacağımız bir ilaç. Sıkıcı yaz sona eriyor.

Fakat itiraf etmek gerekir ki, içimdeki heyecan oldukça az. Geçmiş yıllardaki sezon başı coşkusu pek yok. Bu keyifsizliği en son 2000 yazında yaşamıştım. O zamanlar, tuttuğum takımın Avrupa'da başarılı sonuçlar alması, kendi ligimizi küçümseme neden olmuştu. Şimdi ise ters bir neden; bizim takımın keyifsizliği lige duyulan isteksizliği doğurdu.

Fakat eklemek lazım; şampiyonluğu kaybettiğimiz o 2000-2001 sezonu, benim en çok keyif aldığım sezonlardan biri olmuştu. Sezon başında lige uzaktım ama şimdi hala hafızada olan bir sezon. Bir umut olarak, belki aynı şekilde başladığım sezonun içinde aynı tadı yakalanır.

Bu sezona dair birçok hikayemiz, anımız olsun, seneler sonra yine hatırlayalım. Zaten aksi mümkün olmuyor, en kötü sezonları da hatırlıyoruz. Bol hikayeli, bol anılı, zevkli bir sezon olsun.

Perşembe, Ağustos 12

2004'teki PAOK Katkısı


PAOK, Fenerbahçe ile eşleşince PAOK ile iligili gelişmeleri daha yakından takip eder olduk. Kadrosuna dikkatli bakışlar atıyoruz, fakat Euro 2004'te yaşanan Yunanistan şampiyonluğunda masalsı bir hava sezen bizler için, takım kadrosundan daha çok kulüp yönetimi ilgimizi çekiyor.

Euro 2004'te kupayı ilk kaldıran isim olan kaptan Zagorakis PAOK başkanı. Turnuvanın ilk maçında Komşu'nun turnuvadaki ilk golünü atan Vryzas ise kulübün asbaşkanı (Aslında dün istifa etti).

Euro 2004 esnasında ikisi de PAOK takımında oynamıyordu. Vryzas, İtalya'da Fiorentina forması giyiyordu. Zagor ise Türkiye bağlantılı bir diğer Yunan kulübü AEK'de top koşturuyordu. EURO 2004 kadrosunda o dönemde PAOK forması giyen hiç futbolcu yoktu ama kariyerlerinin bir döneminde PAOK formasını ıslatmış futbolcular da bu ikisiyle sınırlı değildi.

1996-2000 arasında Vryzas PAOK takımında forma giydi. Daha sonra yurt dışına açıldı, İtalya ve İspanya'da oynadıktan sonra Skoda Xanthi takımına döndü, futbolu ise PAOK takımında bıraktı.

Zagorakis ise 1993-1997 yılları arasında PAOK ile 155 maça çıktı. Daha sonra takımdan ayrıldı ve 2005-2007 yılları arasında son kez PAOK'da oynadı.

Pantelis Kafes.. Ortasaha oyuncusu EURO 2004 zamanında Olympiakos forması giyiyordu. 1 sene önce PAOK'dan transfer edilmişti. 6 sezon PAOK'da forma giydi, 170 maça çıktı 35 gol attı. PAOK ile 2001 ve 2003 Yunanistan Kupası'nı kazandı.

Newcastle United'dan hatırladığımız Georgios Georgiadis 1999-2003 yıllarında PAOK forması giydi. EURO 2004 yazında, Olympiakos ile 1 sezon geçirmişti. O da PAOK ile kupa kazananlardan.

EURO 2004 esnasında Olympiakos forması giyen sol bek Venetidis, 1999-2001 arasını PAOK'da geçirdi. 2001 yılında Yunanistan Kupası'nı kazanan kadroda yer aldı ve hemen ardından Olympiakos'a transfer olarak 5 sezon geçirdi.

Turbo lakablı sağ açık Vasilis Lakis, turnuva yazında transfer yaşadı ve AEK takımından C.Palace 'a transfer oldu. 2007-2009 arasını ise PAOK'da geçirdi.

EURO 2004'ye Nikopolidis'i yedekleyen isimlerden biri olan Kostas Chlkias, 2008 yılında PAOK'a transfer oldu ve hala takımda forma giyiyor. EURO 2004 zamanında Panathinakos forması giyiyordu.

Bakalım bu futbolculardan bazılarını Zagorakis'in yanında kulüp yönetiminde görecek miyiz. Kulüp yönetiminde futboldan gelen isimleri barındıran nir kulüp olan PAOK, bu açıdan da sempatimizi kazandı.

İş İşten Geçti


- Ölü olmak berbat bir şey!
- Evet ama ne de olsa ufak tefek iyilikleri var...
- Hiç de kötümser değilsin.
- Sorumlulukları, maddi sıkıntıları yok. Tam bir özgürlük var. İstediğiniz eğlenceyi seçebilirsiniz.

Çarşamba, Ağustos 11

2003-2008


Aşağıda anlatılan tamamen gerçek olaylardır:

- İki tane futbolcumuz var, çok güveniyoruz. Saha içinde kavga ediyorlar. Saha içinde kavga eden iki takım arkadaşı, kaç kere gördünüz? Az da olsa vardır, buranın ilginçliği maçtan sonra iki futbolcunun "biz kavga ederiz kime ne, ailecek görüşüyoruz zaten" demesidir.

- Bir tane futbolcumuz var, genç bir yabancı, geleceğe damga vuracak gibi gözüküyor. Çok da ucuza almışsınız. 1 ay önce ezeli rakibe de gol atmış. Herkesin sevgilisi. Bir gün eve gelip televizyonu açıyorsunuz ve öğreniyorsunuz ki genç topçu parası ödenmediği için ülkesine kaçıyor.

- Dünyanın her yerine affedilmez bir günahtır ezeli rakibe transfer olmak. Bu takımın stadyumunda taraftarlar arasında bir kere kavga çıktı, ezeli rakibe transfer olan futbolcu geri alınsın mı alınmasın diye.

- Stad demişken, şehrin ortasındaki stadyum duruken 1 sene boyunca gereksiz yere dünyanın en şaçma stadında maç yapmaya gittiniz.

- Her takımın gece hayatına düşkün futbolcusu vardır. Bara giden futbolcu her takımın olmazsa olmazıdır. Bu takımın santrforu ise bara gitmez, kendisi barı işletir. Bar sahibi bir forvetimız vardı.

- Hoca ve taraftarlar her zaman birbirini sevecek diye bir kural yok. Zaman zaman atışmalar olabilir. Ama bu kulüpte, ikilinin tartışma konusu kaybolan bir cep telefonuydu.

- Oynadığı dönem boyunca taraftarın küfür ettiği yıldızının barışmadığı bir futbolcu illa olur. Bu takımda da vardır öyle bir futbolcu. Sürekli küfür yer, ama kimseye nasip olmayan bir şekilde Kapalı tribüne de 3 kere çağrılmışlığı vardır. Takımdan ayrıldığı zaman ise herkes arkasından iyi konuşur, başarılarının devamını diler.

- Şampiyonluk kazandırmış hocası vardır takımın. Önce hocanın sözleşmesi uzatılır, 3 ay sonra tazminat verilerek uğurlanır.

- Takımın transfere ihtiyacı vardır. Yaz dönemi boyunca Franszılar'ın ünlü futbolcu beklenir. Bugün gelecek, yarın binecek derken, transfer edilen ünsüz bir Yugoslav olur.

- Bir tane stoper düşünün, taraftarın sevgilisi, her derbi öncesi mütemadiyen balıktan zehirlenir.

- Takımınız şampiyonluga koşarken, futbolcular idmanda şarkı söylüyor. Şarkının adı; "param yok pulum yok."

- Takım, Avrupa'nın en zayıf takımlarından birine eleniyor. Büyük hüsran. Maç sonu bir taraftar, yöneticiyle tartışıyor. Storelarda uzun kollu forma yok diyor, yönetici "sen satılmış taraftarsın" diyor.

- Takımın 3-1 önde olduğu bir maçı 3-3 bitirme nedeni; rekor kırmak isteyen santrfora gol attırma isteği..

- Futbolcunun taraftardan dayak yemesine nadir karşılanır ama vardır. Her takımda olur. Bu takımda ise bu olay takımın uçağında olur. Taraftar, takım uçağında futbolcuyla kavga eder.

- Sezonun en önemli maçına çıkacaksınız. Rakip ezeli rakip. Onlar kampa girer, dış dünyaya kapanırlar. Bu takım o maça, mangal yaparak, stand-up şovlara giderek hazırlanır. Sonuç, 4-0'lık mağlubiyet.

- Eski efsane futbolculardan biri, kaptanlık yapmış bir stoper, her takımda olmayan bir bayrak adam, bir deplasman maçında eski başkanına kol kaldırır.

- Bu takımın şampiyonlukları da gariptir, normal değildir. Bir şampiyonluğu için 16 dakika bekler, diğerinde son 6 maça hocasız çıkar.

Ve daha niceleri....

Yukardaki olaylar Galatasaray'ın 2003-2008 yılları arasında yaşandı. Hepimiz yaşadık. Yaşandığı zaman çok sancılıydı. Ama şimdi düşününce; çok aksiyonluymuş be abi..

Şimdi takıma bakınca bir aksiyon yok. Kırık karakterler yok. Olay yok, heyecan yok. İyi mi kötü mü bilemedim. Ama çocuğuma anlatacağım olaylar hep geçmiş döneme ait. Son 2 sene nedense çok renksiz. Acaba içimizdeki isteksizliğin nedeni bu mu?

Sportif başarısızlık nedeniyle değil bunu biliyoruz. Galatasaray'ın bir aksiyon filmi gibi olduğu yıllara özlem mi duyuyoruz yoksa? Kesinlikle "o yıllar daha iyidi" yazısı değil bu. Fakat heyecanlı ve renkli olduğu gerçeğini yok sayamam. Ve belki şimdiki takımın ihtiyacı olan da budur; garip olaylar, sebepsiz gerginlikler..

Salı, Ağustos 10

Basketbol Fikstürü


İlk hafta maçları 16-17 Ekim'de oynanacak, daha çok var. 2 ay var. Bu sene futboldan daha çok basketbol maçına gideceğimi tahmin ediyorum..

Banvit-Fenerbahçe
Efes Pilsen-Antalya Büyükşehir Belediyesi
Aliağa Petkim-Oyak Renault
Mersin Büyükşehir Belediyesi-Olin Edirne Gençlik
Bornova Belediyesi- Trabzonspor
Türk Telekom-Beşiktaş
Galatasaray -Erdemir
Tofaş-Pınar Karşıyaka

Galatasaray özelinden bakarsam;
İlk hafta Erdemirspor ile açılışı yaptıktan sonra, geçen sezon yıllar sonra ilk defa kazandığımız Karşıyaka deplasmanına gidiyoruz. Arada bir Tofaş maçı oynadıktan sonra Avni Aker'e olmasa da bir Trabzon yolculuğu var.

Efes ve Telekom maçları arasında bir Mersin maçı; ardından Banvit, Aliağa, Bornova, Oyak maçları. Ve sonra üst üste iki derbi.

Önce iç sahada Fenerbahçe maçı, ardından Akatlar'da Beşiktaş. Tıpkı geçen seneki gibi, yeni yılın ilk haftasında...

Son iki maç Edirne ve Antalya...

10 farklı şehir.. Güzel bir dağılım, zevkli olacak gibi gözüküyor.

Deco Fluminense'de


Volkan Şen, formayı sırtına geçirdikten sonra armayı öperek basına poz verdi. Dur ya, Deco bu, yanlış oldu.

Şaka bir yana, Brezilya Ligi, yıldızları toplamaya devam ediyor. Deco'nun dikine paslarını eski Fenerbahçeli Washington'a atacak.