yıldırım demirören etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yıldırım demirören etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Şubat 6

Baştan Sona Falso




"Teneke kupa da olsa takımlar oynamalı, Türkiye Kupası bir değerse her takım bunu ciddiye almalı."

Bir kere sen "teneke kupa" diyerek kupanın değerini sen küçültüyorsun. Amatör takımları almıyorsun ve sonra çıkıp "takımlar oynamalı" diyorsun. Zayıf takımların final oynama şansını azaltan grup sistemiyle gereksiz formalite maçlarına imkan doğuruyorsun, yine kupanın değerini azaltıyorsun. Ondan sonra da ciddiyet bekliyorsun.

"Takımların hangi kadrolarla sahaya çıkacakları ve kimleri oynatacakları kendilerinin bileceği iş, buna karışamayız"

Yok bir de karış, 11'leri de sen belirle...

 "Yabancı kısıtlaması yeni sezonda aynen devam edecektir. Ancak değiştirilmesi isteniyorsa 18 Süper Lig kulübünün imza vermesi gerekiyor. Bir eksik bile olsa Tahkim Kurulu yolu açılır ve istenilen hedefe varılmaz"

Bundan sonra; verilen kararları 18 kulüp anlaşırsa değiştirebiliyor mu?

 "Biz bu küfür cezası kararımızdan dönmeyeceğiz. Kulüpler ve taraftarlar için zor olacak ama bundan dönüş yok. Üç saniye bile küfür olsa ceza gelecek"

Bu açıklamadan 2 saat sonra Tahkim Kurulu, Fenerbahçe'ye verilen cezayı kaldırdı.  Gerçekten dönüş yokmuş.


 "Sarı kart sisteminde önümüzdeki sezonda değişiklik planlıyoruz. Fransa Ligue 1'deki uygulamayı yapabiliriz. Ya da, örneğin dördüncü sarı kartına ulaşan futbolcu takip eden ilk resmi maçta değil de, takip eden sonraki iki resmi maçtan birinde cezalı olsun. Böylece uzun yıllardır tartıştığımız derbi maçlardan önce bilerek kart görüp cezalı duruma düşme durumunu önlemiş oluruz"

Fransa Ligi'ndeki uygulamayı bilmiyorum da, "iki resmi maçtan biri" nedir, engellemek istediğin şeyi nasıl önlemiş oluyorsun? Mesela şampiyonluk yarışında 2 takım var, bir takım da adaylardan birine rakip oluyor. Cezalı oyuncuyu orada oynatıp bir sonrakinde oynatmazsa, "teşvik,şike" vs muhabbetlerinin önüne nasıl geçeceksin? İnanılmaz bir şey...


TFF yönetimlerinin keyfi uygulamalarına, çifte standartlarına alıştık. Bunları son 20 senedir defalarca gördük. Ama plansız, sadece karşısındakilere muhalefet olmak için ve değişiklik yapmış olmak için var olanı da bozmaya heves duyan başka bir yönetim görmedim, varsa da hatırlamıyorum.


Pazartesi, Şubat 25

Dalga Geçiyorlar



Kulüpleri yönetenlere çok sallıyoruz. Futbolun kirli yüzü olarak onları görüyorum genelde. Bunlar çoğunlukla başkan ve yönetici tayfası. Hatta yöneticilerin çoğunu ciddiye almıyorum. Göz önünde oldukları için başkanlara daha çok sallıyoruz.

Mesela en çok Yıldırım Demirören'e sallamış olabilirim. Beşiktaş dönemi ayrı, TFF'ye geçince sanki hiç Beşiktaş Başkanı olmamış gibi bir umursamazlığa bürünmesi apayrıydı. Ama dünkü mali kongre gösterdi ki, aslında bütün sorunların kaynağı genel kurul üyelerinin ta kendisiymiş. Öyle ya; sonuçta başkanları seçen, oy veren, geleceği tayin edenler aslında hep onlar.

Yıldırım Demirören'in başkanlığı konu başlığı değil. Tartışılır. Sevilir sevilmez, ayrı konu. Ama şu var ki, 8 seneye yakın süren başkanlık döneminde sürekli alkışlandı. Her zaman seçildi, karşısına muhalefet bile çıkarılmadı, ibra da edildi. Her şey güllük güllistanlıktı. Kral çıplak diyenler hain ilan edildi, ibra etmeyenler "Beşiktaş'ı mahkemeye götürüyorlar" denilerek suçlandı.

Sonra bir şey oldu.. Bu da Beşiktaş'ın 3 Temmuz süreci. Bir haftada TFF Başkanı Yıldırım Demirören oldu, Beşiktaş Başkanı olarak Fikret Orman seçildi. Şubatın sonunda istifa etmişti Demirören. 8 yıla yakın süren başkanlık döneminin 2 ayıydı 2012'de geçen günler. Ocak, şubat. Bakıldığı zaman belki de en masum dönemi bile diyebiliriz. Pahalı transferler, boş harcamalar belki de hiç olmadı. Sonra ne oldu?

Demirören kulüpten ayrılınca ve 103 milyon dolarlık borcunu isteyince, -hatta henüz istemedi bile- bir anda kötü adam oldu. 8 sene boyunca sesi çıkmayanlar, o iki aydan dolayı Demirören'i karaladılar. Koca çınarı borç batağına sürükleyen Demirören için üzülecek değiliz. Kılıçla yaşayan kılıçla ölür. Ama Beşiktaş'ın kaçan yıllarının hesabını kim verecek gerçekten merak ediyorum. Bu hesap sadece Demirören'den sorulamaz. Bütün o genel kurullarda alkış tutanlar da bu bilançonun sorumlusudur.

Aslında Fikret Orman'ın dediği güzel bir şey var. Bunca sene genel kurul üyeleri hesap sormadı, o zaman ben niye şimdi sorayım demişti özetle. Haklılık payı çok yüksek.

Beşiktaş taraftarı da dışarıdan izliyor. Sevgisini içinde, en derinde yaşayan o kitlenbütün bu olan bitenleri dışarıdan izlemek zorunda kalıyor, aktörü bile olamıyor. Her yerde aynı sorun...



Çarşamba, Ekim 3

Kravatlılar Bandosu


TFF Başkanı Yıldırım Demirören ve diğer yönetim kurulu üyeleri, toplantılarını gerçekleştirmek için Eskişehir'e gidiyor. Amaç; TFF'yi İstanbul merkezli olmaktan çıkartmak. Düşünce güzel, fotoğraf bu.

Şehrin en büyük futbol kulübü Eskişehirspor'un başkanı, ki kendisi aynı zamanda Kulüpler Birliği Başkanı oluyor, Demirören'i böyle karşılıyor. Şimdi mantık olarak, Kulüpler Birliği'nin TFF'ye karşı bir duruş koyması beklenen, kulüpleri örgütleyen, beraber hareket etmeye sevk eden bir birlik olarak düşünüyoruz. Kağıt üstünde öyle olması gerekir. Ama fotoğrafta göründüğü gibi, öyle bir şey yok.

"Ne yani,herkes asık suratlı mı olsun, kimse kimseyi karşılamasın mı, hep mi atar gider olsun, düşmanlık olsun" diyenler de haklı olacaktır. Güzel kızların verdiği çiçeklerle havalimanında karşılamalar, sıcak gülümsemeler, bunlar güzel şeyler... O zaman biraz aşağıya inelim...




Havalimanından, Eskişehirspor Kulüp Binası'na geçiliyor. Halil Ünal'ın odası. Duvarda, Yıldırım Demirören'in fotoğrafı. Bu da mı jest? Tabi ki jest. Ama orası Halil Ünal'ın özel odası değil, kulüpteki odası. Kulüpler Birliği Başkanı sıfatı değil Eskişehirspor Başkanı sıfatı var.

Acaba Eskişehirspor'un kendine has tribünü, taraftarı, insanı ne düşünüyordur, tepki koyar mı diye düşünürken, bir de görüyoruz ki karşılama töreninde "Es Es Bandosu" da varmış. Sanki gelen "Baba", kendileri "Selamsız Bandosu". Çal dostum.

Tabi ki bunun mükafatı da geliyor. Türkiye-Romanya maçı için Demirören, bandoyu Kadıköy'e çağırmış. Bedava biletleri kulüpler vermemeli değil mi? Zaten sponsorlara gideceğine bandoya gitsin.

Pazar, Nisan 15

Kutsal Yağmur




27 senedir (arada 2 sene ara var) İstanbul'da yaşıyorum böyle yağmuru çok gördüm. Daha kötülerini de gördüm. Seller aktı, yollar kapandı. Bu ne ki? Ama ilk defa bir futbol maçının yağmur nedeniyle ertelendiğini gördüm.

Ama zaten bu sıradan bir futbol maçı değil. Kirlenmiş futbolu kurtarma çabaları. Bizi kandırma çabaları. Kandıramadılar. Futbol tanrıları bile bu rezilliğe müsaade etmedi. Oynatmadılar maçı. Sizden büyük Allah var. Siz istediğiniz kadar, rantınızı, parayı, düşünün, dans gösterileri , logolar, marşlar hazırlayın. Çok matah bir şey yapıyormuş gibi süsleyin stadları. Ama bir yağmurla dağılsın her şey. Bunu görmek muhteşem bir haz.

Oynanmamış maçın yıldızı Beşiktaş tribünü oldu. O saçma sapan gösteriden sonra, müzik kesilince, Yeter Yıldırım Demirören ve futboldan ellerini çek tezahüratı; hepimizin tezahüratı aslında.

O tepkiyi saklamak için hoparlörden müzik açabilirsin, yayıncı kuruluşun sesini kısabilirsin ama Allah'ın yağmuruna karşı gelemezsin. Rezillikleriniz er geç ortaya çıkacaktır. Futbolun gelecekte temizleneceğine inandım. En azından yanımızda ilahi güçler var.


Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü! (Suara Suresi)

Birgün güçlü bir yağmur yağacak ve tüm bu pislikleri temizleyecek. (Taxi driver)


Pazar, Ağustos 15

Demirören-Polat


Dün Galatasaray ve Beşiktaş lige başladı. Beşiktaş kazandı, Galatasaray kaybetti. Tek fark bu mu? Değil. İki takım arasında, daha doğrusu iki organizasyon arasında önemli bir fark var.

Son yıllarda insanların kafasındaki Beşiktaş yönetimi algısı ve Galatasaray yönetimi algısı yanılsamaya çok müsait. GS Bonuslar, bilyonerler, stadyum meselesi gibi olaylar Galatasaray yönetimini başarılı gösteriyor. Fakat buna rağmen Beşiktaş yönetimi sürekli "karışık, ne olduğu bilinmeyen, plansız bir sistemle yönetiliyor" olarak görülüyor..

Girişi uzatmayalım, bu Yıldırım Demirören'e, Adnan Polat üzerinden hakkını verme yazısıdır.

Yöetimlerin asli görevi, takımın; yani ellerindeki organizasyonların işlemesini sürdürebilmektir. "Vizyonlu" başkan Adnan Polat ile "baba parası yiyen" Demirören arasında bu anlamda fark var. Beşiktaş ve Galatasaray sürekli sorun yaşayan iki takım. Buna rağmen Beşiktaş yönetimi; transferde veya mali tabloda ne kadar başarısız olursa olsun, bu konuda oldukça başarılı. Galatasaray yönetimi ise sorunları çözmek bir yana halının altına bile atamaz durumda.

Şöyle anlatalım; dün sahaya çıkan Galatasaray kadrosundaki futbolcuların büyük çoğunluğunun geleceği belirsiz, hepsi bir sorun sahibi.

Kaleci Aykut, her maça son maçı gibiymiş sahaya çıkıyor. Devam edip etmeyeceği hiçbir zaman belli değil. Ali Turan, Galatasaray'a sorun yaratılarak geldi, Servet 2 senedir transferiyle ve konuşmalarıyla başka bir sorun.

Arda Turan, takım kaptanı, takımın en çok konuşulan, en çok tartışılan ve geleceğine kendisi dahil kimsenin karar veremediği bir isim.

En büyük yıldızlardan biri, taraftarın sevgilisi Harry Kewell yaklaşık 7 ay boyunca imza atmayı bekledi. Takıma 1 ay önce, son anda katıldı.

Oynamayan isimlerden Elano, çok daha farklı bir sorun. Akıbeti belli olmayanlardan. Teknik heyet aynı durumda.
Kafalarında soru işaretleri olan bir futbolcu grubunun başarılı olması çok zor.

Beşiktaş'ta sorun yok mu peki? Muhakkak var. İşin sırrı bu sorunların büyütülmemesinde ve sorun yaşayan futbolcunun takım içinde yer alabilmesi, zorluk yaşamaması.

Beşiktaş kadrosuna bakalım; yabancıların hemen hemen hepsi, hatta yeni gelen Hilbert dahil her an "sözleşme dondurulması" tehlikesiyle karşı karşıya. Zaten Delgado bunu yaşadı, Zapo kiralık gitti Beşiktaş'a gol bile attı, geri döndü, dün ilk maçına çıktı. Tabata'nın bonservis bedeli hala konuşuluyor. Ama hepsi dün sahaya çıkıp oynuyor.

En önemli 2 Türk futbolcu; 2 İbrahim; Toraman ve Üzülmez, 2 yaz önce birbiryleriyle kavga etti, kadro dışı kaldılar, kaptanlıkları alındı. Takımdan ayrılmaları gündemdeydi, şu an ikisi de takımın en önemli futbolcularından.

Nihat, Avrupa'dan gelip hayal kırıklığı yaratan futbolculardan. Buna rağmen hala, basın önünde tartışılan bir futbolcu değil.

Hakan Arıkan, Beşiktaş tarihindeki en büyük hezimetlerde kalede yer alan isimdi. Anfield'da 8 gol yedi. Hala takımın kalesinde ve her geçen gün daha iyi oluyor.

Bu futbolcuların herşeye rağmen sahada top oynar vaziyette olması sadece zamanında Mustafa Denizli'nin başardığı bir durum olmasa gerek. Tek bir kişi başarabiliyor olsaydı Denizli'nin yaptığını Rijkaard da yapabilirdi. Bu konu; biraz da üst tarafın olayları çözme becerisiyle alakalı.

Beşiktaş'ın Arda gibi bir futbolcusu yok ama 2 sene boyunca devam eden, çözülemeyen bir sorunu da yok.

Beşiktaş'ın 10 küsür tane yabancısı var ama hiçbiri takımdan gönderileceğini düşünmüyor. Galatasaray'ın hemen hemen bütün futbolcuları 1 ay sonrasını göremiyor.

Kısaca, Yıldırım Demirören kötü hamlelerde bulunan bir başkan olabilir. Ama bir kulüp yönetmenin ilk kuralını başardı diyebiliriz. En azından bu açıdan Galatasaray Başkanı Adnan Polat'ın önünde yer alıyor diyebilirz. Ve şu da bir gerçek ki, ikisi de hala bu konuda Aziz Yıldırım'ın gerisinde.

Çarşamba, Aralık 30

O da Yeteeer Diyor!


Son günlerde televizyonda sık dönen bir reklam var. Makine Tanıtım Grubu hazırlıyor. Bazı holdinglerin sahipleri, daha doğrusu yönetim kurulu başkanları, bu reklama çıkıyor ve "tıkır tıkır" diyor. Ekonomik, siyasal ve sosyolojik açıdan sayfalarca yazı yazabilirim bu reklam hakkında ama burada yine futbola bağlayalım.

Reklama çıkan isimleri yazalım önce.

Güler Sabancı 1955 doğumlu, Sakıp Sabancı'nın yeğeni, İhsan Sabancı'nın kızı,

Mustafa Koç, 1960 doğumlu Rahmi Koç'un 3 oğlundan biri. Vehbi Koç'un torunu. Koç Holding'in 3.kuşak başkanı.

Cem Boyner 1955 doğumlu. Başında bulunduğu Boyner Holding'in temelleri 1952'de Altınyıldız olarak atıldı, buralara kadar geldi.

İdil Yiğitbaşı, 1964 doğumlu, Selçuk Yaşar'ın kızı. Yaşar Holding'in başında bulunuyor.

Bülent Eczacıbaşı, 1949 doğumlu. Süleyman Ferit Osmanlı Dönemi'nde temelleri atar, Nejat Eczacıbaşı topluluğu kurar, şu anda da Bülent Eczacıbaşı yönetir.

Abdülkadir Konukoğlu, 1948 doğumlu. Dede Zekeriya Bey'den, baba Sani Konukoğlu'na, ondan da Abdülkadir Konukoğlu'na geçen şirket SANKO, 100 yıla yakın bir geçmişe sahiptir.

Ve son olarak Erdoğan Demirören. 1938 doğumlu. Bu reklamda yer alan insanlar arasında Mustafa Kemal ile aynı dönemde yaşamış bir şahsiyet. 1957 yılından beri Demirören Şirketler Grubu'nun başında. 3 çocuk babası.

Biri Yıldırım Demirören'dir. Yıldırım Demirören 1964 doğumludur. Aynı kuşaktan olduğu isimler, Erdoğan Demirören ile aynı reklam filmine, aynı sıfatla çıkıyor. Bu da gösteriyor ki, Erdoğan Demirören bile ona bir şekilde "yeteeer" demiş..

Cuma, Ekim 23

Soru

Fenerbahçeli arkadaşlara bir sorum olacak. Tüm samimiyetleriyle cevap verirlerse çok sevinirim. Galatasaray - Fenerbahçe maçı öncesinde, Galatasaray'ın oynayacağı son maça Yıldırım Demirören gelseydi ne derdiniz? Blog yazan arkadaşlar kendi bloglarında, forumlara üye olanlar forumlarda.