eskişehirspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eskişehirspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ekim 13

3.Lig'in Süper Maçı

Karşıyaka uzun zamandır 3.Lig'de, hatta çok daha uzun zamandır alt liglerde. Süper Lig'i en son 1996'da gördü. İlginçtir; aynı sezon Eskişehirspor ile beraber küme düşmüştü. Fakat Karşıyaka uzun süre Süper Lig'in kıyısında dolaştı. Her zaman bir dönebilme ihtimalini cebinde tuttu. Eskişehirspor ise toprak sahaların revaçta olduğu 3.Lig'e kadar geriledi.

Yaklaşık 10 sene böyle dürdü. Dibe çakıldıktan sonra yükselmenin hızı malumdur. Es-Es de bunu yaşadı. Süper Lig'i 2008'de bir kez daha yakaladı. Karşıyaka ise kıyısından döndüğü Süper Lig'e ulaşamadığı gibi 3.Lig'e kadar geriledi.

Sonra Türkiye Kupası'nda finaller oynayan, büyük takımlara futbolcu satan Eskişehirspor da paraşütsüz düşmeye başladı.

Ve sonunda ikisi 3.Lig'de buluştu. Ve aynı gruba denk geldiler. Bu hafta karşı karşıya geliyorlar.

İki köklü camia, iki sağlam tribün, iki nostaljik takım... Onları orada görünce üzülüyoruz. Haklarında da pek bir şey bilmiyoruz. Ne oyuncularına hakimiz artık, ne hocalarına... Ufak haberler önümüze düşerse ne ala... Sadece Pazar akşamları internetten maç skorlarına bakıyoruz.

Eskişehirspor zaten senelerdir mütemadiyen yeniliyor. Son üç sezonda dört maç kazanabildi. Bu sezon henüz galibiyeti yok. Karşıyaka ise şimdilik iyi başladı. İlk altının içine girdi. Belki sezon sonunda yukarıya da çıkar.

Fakat bizim içi esas mesele bunlar, yani güncel meseleler değil. Bu hafta 3.Lig'de nostaljik bir maç olacak. İki takım en son 2007-08 sezonunda, yani Eskişehirspor'un Süper Lig'e çıktığı sezonda karşılaştı. Aralık ayındaki maçı Eskişehirspor, efsane Serdar Özbayraktar'ın tek golüyle kazanmıştı. Ben askere gitmeden 2-3 gün önce oynanan bir karşılaşmaydı. İkinci yarıdaki maç ise 3-3 sona ermişti. Terhis olmama iki hafta kalmıştı. Maçı tabi ki izleyemedim ama Eskişehirli uzman çavuşumuz sayesinde yaşanan heyecana hakimdik. Şehmus Özer ile Coşkun Birdal'ın ikişer gol attığı 90 dakika, Eskişehirspor'un yolunu uzatmış, ilk iki yerine Dolmabahçe üzerinden Süper Lig'e taşınmıştı.

Bu blogda yazmaya askerden sonra başladığıma göre; blog tarihinin ilk Eskişehirspor - Karşıyaka maçı, bu hafta sonu oynanacak. Onlar da ilk defa bu kadar düşük kategoride (4.seviye) karşılaşacak.

Askerdeyken oynanan maç kadar heyecanımız yok. Zaten yine günün sonunda, sadece skora bakarız. Hatta büyük ihtimalle Karşıyaka kazanır. Öyle büyük bir rekabete sahne olacağını da sanmıyoruz. Tabi ki Eskişehirspor'un zaman zaman iç sahada 'direniş' maçlarına denk gelebilir. Ne de olsa 15 sene önceki maçlarda taraftarlar birbirlerinin tabutlarını gezdiriyorlardı tribünlerde... 

O günler geride kaldı. Hem tribünler eski coşkusunda değil hem takımlar eski kalitesinde... İnsan hem garipsiyor hm üzülüyor hem de yıllar sonra yeniden karşılaşacakları için seviniyor. O nedenle de tarihe not düşme ihtiyacı hissediyor. Bir de hafif habercilik refleksi işte.

Bu hafta Eskişehirspor - Karşıyaka maçı var; herkesin bilgisine...

Çarşamba, Eylül 20

Ayın Golü



Bu sezon TFF 1.Lig, tarihinin en sıkıcı ve kalitesiz sezonunu yaşıyor. Tamam haksızlık etmeyelim; son 2-3 yıl sezon da bundan çok farklı değildi. Giderek dibe vuran bir ligden bahsediyoruz. Buna rağmen, ligin ilk 5 haftasında çok güzel goller atıldı. Röveşatalar da beklenenden çok fazlaydı. Röveşata, benim en sevdiğim gol vuruşlarından biri olmasa da; herkesin hayranlık duyduğu kadar ilgimi çekmese de, pozisyon gelişimi sayesinde benim dahi tekrar tekrar izlememe neden olan iki gol atıldı. İlki haftalar önce kaçan penaltıdan dönen topu tamamlayan Axel Meye olmuştu.

Meye bu sezon Manisaspor forması giyiyor ama geçen sezon Eskişehirspor’daydı. Türkiye macerasına Eskişehir’de başladı. Buna rağmen geçen sezon tribünlerin istemediği adamdı. En azından Alican kardeşimiz, ne zaman bir araya gelsek kendisine çok fazla sallıyordu ki Bienvenu'yu bile seven bir adamdan bahsediyoruz. Sonuç olarak bu sezon Meye Eskişehir’den ayrıldı (Konuyla alakası yok ama Alican da ayrıldı). Takım, Meye gidince daha iyi olmadı, hatta işler sarpa sarıyor devamlı. Üç ay önce play-off finali oynayan takım şu anda ligin alt sıralarında. Kadroya bakıp, umut veren belki de tek şey ise Bruno. Bir dönem bu ligde gol kralı da olan Bruno, geçen sezon 17 gol kaydetmişti. Bu sezon ise ilk dört maçta golü yoktu. Beşinci maçta attığı gol, şahane oldu. Üstelik puan da getirdi.

Goldeki ani vuruş muazzam. Kesinlikle kimse buradan bir röveşata beklemezdi. Top da müthiş geliyor. Ortayı yapan Bilal Aziz. İzlemesi çok keyifli.  Golden sonra tribünlerden çıkan ses da en sevdiğimiz ayrıntılardan. Lig fena seviyede ama goller güzel…

Meye’nin golünü de buraya koymuştum ama liglerimizin yeni sahibi beIN Sports, Youtube videolarını kaldırdığı için 3-4 kere linki yenilemek zorunda kaldım. Bruno’nun golü için daha uzun ama sağlam; bir o kadar da riskli bir yolu tercih ettim. Youtube’daki bir videoyu bilgisayarıma indirdim ve bloga öyle attım. Bu sayede dost Katar’ın zenginleri video silmekle uğraşırsa sıkıntı yaşamayacağım. Fakat, diğer yandan gol videosuna izin verdiğimiz için bu blogu veya komple blogspot’u yasaklayabilirler. Daha önce bunu başaranlar oldu. Bakalım şimdi ne olacak? Neyse ki blogu 30 kişi falan okuyor, merkez stüdyolara kadar ulaşmaz diye tahmin ediyorum. Ama yine de belli olmaz bu işler. Her ay anlamsız bir şekilde artarak 140 liraya ulaşan faturamın içinde bloga bir gol koymak da olmalı. Zaten ligin kendisi değer kaybediyor, atılan güzel golleri yayalım da insanlar tamamen üstünü çizmesin. Marka değeri böyle böyle oluşur diye tahmin ediyorum…

Pazar, Şubat 2

Eskişehirspor 2-1 Fenerbahçe




Şampiyon olmamız için Fenerbahçe'nin takılması, Eskişehirspor'un kazanması lazım. Belki de Eskişehirspor camiası bile bu maça aynı konsantrasyonla hazırlanmadı. Fenerbahçe'nin sahaya çıktığı andan itibaren benim için neredeyse derbi havasına girmişti bile. Böyle bir maça şahit olunca; atmosferi yerinde yaşayınca mantıklı tepkiler kayboluyor.

Televizyonda izleseydim aynı hisleri beslemez, aynı heyecanı duymazdım. Ama stada girince işler değişiyor. O nedenle maçın ilk yarısının ilk bölümü geçmeden, çok sevdiğim Ertuğrul Sağlam'ı eleştirecek, çıkardığı kadroyu yerden yere vuracak noktaya gelmiştim bile. İnsan böyle bir maçta, kazanmasını istediği takımının sağlı sollu ataklar yapıp rakip kaleyi bunaltmasını bekliyor. Belki de içimize yerleşen büyük takım taraftarı refleksi... Bildiğimiz, daha doğrusu alıştığımız, doğru olduğunu ezberlediğimiz tüm futbol doğrularının tersi bir anyışla Fenerbahçe karşısına çıkan Eskişehirspor'u görünce, maçtan umudum kalmadı. Ve tam o anda Bienvenu gol attı...

Futbol bizim düşlediğimiz gibi, veya eskiden bize miras kalan alışkanlıklarla oynanmıyor. Oynanıyor da sadece o yok. Güç farkını ortadan kaldırmanın en önemli faktörlerinden biri, sabırla topa sahip olmak ve o topu da gezdirmek, rakibe fiziksel olarak güç kurmak (bu da maçın sonuna ortaya çıkacak). Maç boyunca sadece 3-4 atak fırsatı bulmayı göze almak... Tribünden izleyen biri için kolay değil ama kenardakiler için zorunluluk. Böyle anlatınca da Eskişehirspor'un topa çok sahip olduğunu söylüyor gibi olduk. Alakası yok. Sanırım Ertuğrul Sağlam'ın da istediği futbol tam olarak bu değildi. Ama anlayışına uygundu.

Çok klişe olacak ama "tanrı-havadan-çimler-gökyüzü" vecizesini söylemek için uygun bir maç. Eskişehirspor, rakip ceza sahasına doğru doldur boşaltlar yapmadı belki ama 21.yüzyıl futbolunun sembolü haline gelen "kısa üçgenler"i havadan oynamak için inat edince orta sahadaki hakimiyeti bir türlü kuramadı. Üstelik Ersun Yanal, inanılmaz bir hata ile riskli bir deneme arasındaki ince çizgi üzerinde giderek Baroni'yi ilk 18 dışında bırakmışken.... Holmen,Topal,Meireles üçlüsü, belki de Fenerbahçe'nin eldeki oyuncularından ortaya çıkabilecek, top yapmaktan en uzak orta üçlüsüydü. Eskişehir gibi zor bir deplasmanda böyle çıkmak, büyük sıkıntıydı. Fenerbahçe bu sıkıntıyı yaşadı (oyuna da Emre girdi) ama Eskişehirspor bu sıkıntıyı kendi avantajına çeviremedi.

Bienvenu'nun sürpriz golünden sonra bir sürpriz gol de Fenerbahçe'den geldi. (gerçi golden önce kaçanların golün habercisiydi) Sürpriz diyoruz ama artık bu sezon sürpriz olmaktan çıktı. Mesela Eskişehirsporlular da bizimle aynı tepkilere sahip mi? Bu sene ne kadar Fenerbahçe maçı izlediler? Kafalarında nasıl bir Fenerbahçe algısı var? Ben bütün maçı "90'da yine atarlar" korkusyla izlerken, Eskişehir tarafı aynı kaygıyı yaşamış mıdır? Bence yaşamamıştır, Onların zihinlerine giren böyle bir bilgi yoktu. O yüzden Sağlam'ın rahat ve kaleye gitmeyen (sadece Bienvenu ve Erman'a bağlı ki ikisi de kötüydü) futbolu beni oldukça tedirgin ediyordu. 60.dakikadan sonra yapılan oyuncu değişiklikleriyle maçın dönmesine, hoca faktörü mü hoca şansı mı demek lazım? Necati de Kamara da eski güçlerinde değillerdi. Ama Bienvenu ve Erman'dan daha etkili olduklarını söyleyebiliriz. 

Skor 1-1'ken oyuna iki hücumcu sokmanın karşı tarafın hamlesi, sadece iki orta saha sokabilmek olabildi. Bu da Eskişehirspor savunmasının biraz daha öne çıkmasına, orta sahada üstünlük kurmasına neden oldu. Fenerbahçe oyundan düştü. Son yarım saat Eskişehirspor'un tüm hatları oyuna ağırlığını koydu. En başta da taraftar. Yine de golün gelmesini beklemiyordum. 1-1'e duacıydım. Erkan Zengin beklenmedik bir gol attı.

Maçın hakkı beraberlikti belki de. Ama Fenerbahçe bu sene öyle maçlarda puan almayı başardı ki, buradaki 1 puanın onların nazar boncuğu veya diyeti olarak görebilir. En azından çok eleştirilen Baroni'nin ne kadar elzem olduğu, ligin başındaki Sivas maçında açlıkla ağızlara bal çalan Holmen'in çok başka tarzda olduğu, Emenike'nin önemi Eskişehir deplasmanında ortaya çıkmış oldu. Webo'nun kaybı ise belki de sezonu etkileyecek.

Fenerbahçe bu kadar etkisiz oynadığı bir maçı kazanamadığı için üzülmemeli, ama kötü oynayan bir rakibe yenildiği için üzülebilir. Eskişehirspor, bana göre son yarım saatte tribünü sayesine golü atarak maçı kazandı, aksi halde gol atamazdı.

Şimdi de, Eskişehirspor tribünü hakkında uzun uzun yazmak lazım. Artıların ve eksilerin oldukça fazla olduğu bir maçtı.

Öncelikle şunu söylemek lazım; İstanbul tribünleri etki olarak olmasa da, potansiyel olarak her zaman Anadolu'nun önünde olacaktır. Bunun nedenleri vardır. Sayının çokluğu bile önemli etken.  Bunu ne zaman Anadolu'da maç izlesem çok rahat hissedebiliyorum. Anadolu tribünlerinin İstanbul'a karşı koruyabileceği, koruması gereken tek artısı; takımla birlikte yaşama geleneğidir. Bu sayede tutkuları daha fazla oluyor. Biz tribünü iki haftada bir, ya da diğer şubelerin yardımıyla biraz daha fazla yaşarken, Anadolu'da iletişim daha sıcak ve devamlı oluyor. Bu kulüple kurulan bağları dea şekillediriyor. Anadolu kulüpleri "büyük takım" olma sevdasına girdiği anda tribün gücünü de kaybeder diye tahmin ediyorum.

Dün Eskişehirspor tribünleri, bizim eski Ali Sami Yen günleri gibiydi. Cumartesi günü kazanılması gereken ama biraz da önemsenmeyen bir lig maçı havası olurdu ya, işte ona benzer. Benim için sorun değil. Gerçekten keyif almama yetti. En azından tribün içinde özgürce dolaşmayı özlemişim. Bir orada bir burada. Ne merdiven boşluğu var, ne koltukta durma zorunluluğu. Bu sayede maça konsnatra olmam kolaylaştı. Fakat herkes benim kadar full konsantre değildi. Sanırım şehirde yaşayan Fenerbahçeliler araya karışmıştı. Tribünün gücünü zayıflattı. Bir de ilk 5 dakika protesto olunca...

Tribünün maça girmesi 70'i buldu. Son 20 dakikada golü attırdılar. Aslında baktığımız zaman, gücünü efektif kullanan bilinçli bir tribün var. Ben Açık tribündeydim. Kapalı'dakiler gayet iyi bağırıyordu, susmuyordu ama sesleri Açık'a gelecek gibi değil. Çünkü tribün çok dar, içeride az kişi var. Açık tribün ise münferit taraftarlarla dolu. Onların 90 dakika bağırmasını beklemek mümkün değil. İlk 1 saati boş viteste geçirip, son 20 dakika yüklenmek ve burada maçı kazandıracak işi yapmak, eğer bilinçliyse müthiş strateji. Tam bir Ertuğrul Sağlam takımına göre yapılacak iş. Necati ile Kamara'yı kenarda gören tribün, hocadan işareti aldı. Tabi bir de 6222'den ceza alan taraftarların stadyum dışından yaktıkları meşaleler vardı.

Ben ise yeni bir takıma transfer olmuş yabancı topçu gibiydim. Aklım almadı tribünde olan işleri. Maç 1-1, Fenerbahçe bastırıyor, tribün Espana yapıyor. Zaten Es-Es Bando sevdası, Eskişehirspor'un yaratıcı tezahüratlarının önüne geçiyor. Tribüne fren yaptırıyor. Ama bugün sağ salim kafayla düşününce, o ilk 1 saatlik geçiş döneminde maçın kopmasını da engelliyor. Ahkam kesmek zor, her tribünün kendi içinde yaşadıkları var, gelenkeleri var. Bir maçla analizini yapabileceğimniz işler değil

Sonuç olarak, tribün golü attırdı mı attırdı. Kazanan takım ne kadar haklıysa, kazandıran tribün de o kadar haklıdır. Ama şu da bir gerçek bu stadyum o futbol ve tribün kültürüne hatta o şehire yakışmıyor.

Tribünde ve yolda yaşadığım anları ise paylaşmayacağım. Bazı özel anlar hafızada kalsın, içeride kalsın.

Çarşamba, Ekim 3

Kravatlılar Bandosu


TFF Başkanı Yıldırım Demirören ve diğer yönetim kurulu üyeleri, toplantılarını gerçekleştirmek için Eskişehir'e gidiyor. Amaç; TFF'yi İstanbul merkezli olmaktan çıkartmak. Düşünce güzel, fotoğraf bu.

Şehrin en büyük futbol kulübü Eskişehirspor'un başkanı, ki kendisi aynı zamanda Kulüpler Birliği Başkanı oluyor, Demirören'i böyle karşılıyor. Şimdi mantık olarak, Kulüpler Birliği'nin TFF'ye karşı bir duruş koyması beklenen, kulüpleri örgütleyen, beraber hareket etmeye sevk eden bir birlik olarak düşünüyoruz. Kağıt üstünde öyle olması gerekir. Ama fotoğrafta göründüğü gibi, öyle bir şey yok.

"Ne yani,herkes asık suratlı mı olsun, kimse kimseyi karşılamasın mı, hep mi atar gider olsun, düşmanlık olsun" diyenler de haklı olacaktır. Güzel kızların verdiği çiçeklerle havalimanında karşılamalar, sıcak gülümsemeler, bunlar güzel şeyler... O zaman biraz aşağıya inelim...




Havalimanından, Eskişehirspor Kulüp Binası'na geçiliyor. Halil Ünal'ın odası. Duvarda, Yıldırım Demirören'in fotoğrafı. Bu da mı jest? Tabi ki jest. Ama orası Halil Ünal'ın özel odası değil, kulüpteki odası. Kulüpler Birliği Başkanı sıfatı değil Eskişehirspor Başkanı sıfatı var.

Acaba Eskişehirspor'un kendine has tribünü, taraftarı, insanı ne düşünüyordur, tepki koyar mı diye düşünürken, bir de görüyoruz ki karşılama töreninde "Es Es Bandosu" da varmış. Sanki gelen "Baba", kendileri "Selamsız Bandosu". Çal dostum.

Tabi ki bunun mükafatı da geliyor. Türkiye-Romanya maçı için Demirören, bandoyu Kadıköy'e çağırmış. Bedava biletleri kulüpler vermemeli değil mi? Zaten sponsorlara gideceğine bandoya gitsin.

Salı, Mayıs 1

Es-Es Emrespor


3.Lig'e yükselen takımlar belli oldu. Bir İstanbullu olarak en çok Karagümrük maçına dikkat kesildik ve Gümrük'ün dönüşüne sevindik. 

İkinci dikkat çekici maç ise Emrespor ile Muğlaspor arasındaydı.

48 Muğla'nın takımı ile ilginç isimli Isparta takımı Emrespor arasındaki maçı Emrespor kazandı. Pazar gününe kadar Emrespor ile ilgili bildiğimiz tek şey ismiydi. Muhabbetler de isimleri üzerinden gidiyor. Maçı kazanınca sevinç fotoğrafları geldi. Dikkat çekici nokta, Emrespor'un logosu, Eskişehirspor ile aynı logo. 3.lig renkli bir takım kazandı sanırım.

Perşembe, Nisan 26

Avrupa'ya İzmir'den Giden Yol



- Atatürk Stadı'nın tek güzel yanı maç öncesinde "yarı yarıya olacakmış" heyecanı. Onun dışında maçın kalitesini azaltıyor.

- Son senelerin (özellikle 2006) Fenerbahçe-Beşiktaş maçlarını hatırlamayan oldu mu?

- "Bir hata Ivesa'dan" bu senenin trend cümlesi.

- Batalla büyük topçu.

- Pinto da geldiğinden beri beklenmedik bir katkı sağladı.

- Bursaspor kötü geçen sezonda bile Avrupa Kupası'na kapağı attı. İstikrar sağlandı sanki.

- İstikrarsızlığın adı ise Ersun Yanal.

- Dağ fare doğurdu.

- Bu maç için çalışma saatimi değiştirdim, değmedi.

- ATV'de sıkıntı var, havaya giremiyoruz.

- Pele de ne çıldırdı öyle. Suları falan tekmeledi.

- Tebrikler Bursa'ya; seneler sonra final, rakibi de 30 senedir alamayan Fenerbahçe olacak sanırım.

Cumartesi, Nisan 21

Sivas Avrupa Yolunda





- Cumartesi günü bu saatte (15.00) maç olmamalı. Türkiye'de insanlar çalışıyor bu gün. Koy 19.00'a., 18.00'e....

- Eskişehirspor tribünü iyidi, doluydu. Mesela aynı saatte Bursa tribünü boştu.

- Zevkli maç olur diye bu karşılaşmayı tercih ettik ama diğer maçtan sürekli gol haberi geldi.

- Zemin rezalet, sezon başından beri olduğu gibi.

- Ediz kaçırdı, Navratil attı.

- Korcan, Yobo'dan sonra ilk defa gol yedi, Batuhan.

- Eskişehir neler kaçırdı. Hem yediği golden önce, hem yediği golden sonra.

- Eskişehir'e taz gelmiyor mu?

- Batuhan iki haftadır aynı golü atıyor.

- Pele 2 ay sonra ilk 11'de.

-Navratil bu sezon 4.defa gol attı, hepsi de deplasmanda. Zaten Sivas deplasmanda her maç gol attı.

- Üst üste iki maç yenilmemek çok büyük avantaj olsa gerek. Bize de tam bilmiyoruz, play-off ahkamı zor iş...

- Tolga Özkalfa da diğer Türk hakemleri gibi oldukça kötü.

- TD'den yorum: Ula batuhan keske daha once evlenseydin

Çarşamba, Nisan 11

Tek Takımlı Maç




- Eskişehirspor tek başına oynadı. Güzel oynadı demek isterdim ama kıyaslayacak bir şey yok karşısında.

- Antalyaspor'un aklı ligde kalma da kalmış.

- Bugün bir kez daha "keşke Samsunspor kalsaydı" dediğimiz günlerden biri oldu.

- Mehmet Özdilek gerekeni yapacaktır. Zaten basın toplantısında sert konuşmuş.

- Erkan Zengin'in kaltesini biliyoruz ama kendini gösterememsine şaşıyorduk. Son 4-5 ayda çıkışı var.

- Ersun Yanal ile Eskişehirspor'un da çıkışı var.

- Eskişehirspor tribünü de çok güzeldi.

- İlk gol de Ömer toptan kaçmıyor mu?

- Yağmurlu havada maç.

- Ivesa saçma bir gol yemedi. Haber değeri var.

- Fenerbahçeli kendi stadını kıskanmıştır. En güzel yerde en sağlam gruplar.

- Ali Turan, ne zaman izlesem saçma bir şey yapıyor. Liste mi tutsam önümüzdeki sene.

- Kanal A gereksiz bir kanal. Türkiye Kupası yakıştı.

Pazartesi, Mart 12

Prime Time Maçı





- Hem futbol, hem tribün her haliyle güzel bir maç izledik.

- Lig Tv'nin her iki yarıdaki maçı da saat 19.00'da vermesi ilginç.

- İlk maç da güzeldi. Ama bu daha güzeldi.

- Eskişehirspor'un Problem? pankartı ve meşalaleri efsane olur.

- Tabi görüntüler Lig Tv'yi rahatsız etmiş olabilir.

- Eskişehirspor tribününü ilk defa bu kadar iyi gördüm.

- Diego'nun serbest vuruş kullanması. Ve iyi kullanması.

- Kayacan beklediğimizden iyidi. En azından Ivesa'dan iyidi.

- İki şehir, iki takım, iki tribüne de mesafem var ama iyi ki varlar. Renk. Gerçi İstanbul'a küfür onların olmazsa olmazı ama olsun.

- Bursaspor'un çıkışı, yenilmezlik serisi dikkat çekici, ilk 4 olabilir

- Kamara'nın sakatlığı şanssızlık. Serdar Özbayraktar'a bu hafta torbadan forvet çıktı.

- Alper Potuk, gerçekleşmeyen transferlerden sonra formdan düşen futbolcu.

- Saha zemini çok kötü. Stadyumun tribünleri çok kötü. Eskişehir Atatürk Stadı, çok kötü.

- Eskişehir daha iyidi, kaçan golleri daha fazla. İki direk var zaten.

- Pinto fark yaratıyor.

Pazartesi, Ocak 23

Seri Önemsiz 1 Puan Yeterli



- Sezonun en sıkıcı maçı diyeceğim de daha sıkıcı maçımız olmuştu: Antalya deplasmanı.

- Böyle olacağını biliyorduk, sonuçta arada lazım böyle şeyler.

- 10 Hagi

- Geçen hafta Karabük maçından sonra Muslera’nın elleri küçük yazmadık, puan kaybettik.

- Gerekirse sağ bek oynayan Kazım. Adamın yeteneğini sorgularım, oyun aklını tartışırım ama ezberden konuşmayın, çalışıyor.

- Yenilmezlik serisi kaç maç oldu, onu kovalayalım.

- Dede

- Semih-Batuhan; yeni model alt versiyon Alpay-Hakan.

- Saha kenarında ayağı kayan Sercan. Hem sakat iş, hem kendi topçum ama komik baya…

- Melo’nun kafası iyi güzel de bu Ivesa’ya gol atamayız biz öyle.

- Eskişehir tribünü çok 70’lerin ekmeğini yiyor.

- 11. dakika meşalesi. Bu sene çok farklı bizim tribün. Allah bozmasın.

- Ersun Yanal maçtan sonra oyunu çirkinleştirmedik dedi, güldüm.

- Yiğit Gökoğlan'ın maçı değildi bu maç. İlk maçı oldu.

- Volkan Yaman'ın yeri ayrı.

- Olimpiyat'taki yenilgi, bir de buzdaki beraberlik. İkisi de yargılanamaz.

- Elmander'in pozisyonunda avantaja bırakmayan Cüneyt Çakır, halı sahalardan dahi uzak durmalı. Fırat Aydınus forever.

- Eskişehirspor’u deplasmanda yenmek için illa bizim Eskişehir’e gitmemiz gerekiyor demek ki.

Pazartesi, Ekim 31

Forma Şansı



2 Ekim Trabzonspor maçı: 30 dakika
22 Ekim Manisaspor maçı: 45 dakika

"Düzenli olarak forma şansı bulabileceğim bşr takıma gitmek istiyordum. Eskişehirspor, bana hem bu isteğimi karşılama fırsatı verdi, hem de ekonomik açıdan oldukça iyi bir teklif sundu."

Kris Boyd

Salı, Eylül 27

Deliler Takımı


- Kafasıyla üçlü çektiren Melo, oyundan çıkarken "kusura bakma hoca" diyen Engin, kırık zihin Ujfalusi, yalnız adam Riera.. En normal adamın Kazım olduğu bir takım. Sevmeye başlıyorum.

- Kupalar gelmese de olur, eğlendiriyorlar, yeterli.

- Maçın 35.dakikasını bulun, izleyin. Ben bulursam, koyarım buraya. Hiç sevmediğim Engin Baytar'a dilenmeye başlandığım andır.

- Elmander'in sert şutunu kafasıyla çelen Ivesa

- Lig Tv spikeri "Skibbe genelde sezona iyi başlar" dedi. Geçen sene Frankfurt'ta, ilk 5 maçta 4 mağlubiyet; bir sezon önce yine Frankfurt'ta ilk 6 maçta sadece 2 galibiyet, Galatasaray'da 6 maçta 3 mağlubiyet.

- Aykut çok kötü kaleci belki ama Ufuk varsa Aykut oynasın. Aykut, Ufuk'tan kötü bile olsa Aykut oynasın.

- Emre Çolak'a kızan Fatih Terim iyidir, güzeldir, babadır.

- Son 3 lig maçında 3 gol atan Melo, Kewell'dan beri bunu yapabilen yoktu.

- Sabri'yi yuhalayanı değil, topu alınca uğultu yükselteni bile Allah bildiği gibi yapsın.

- İki sağ bekle çıkan Skibbe'yi anlamadım.

- Dünya üzerinde Diego ile Pele'ye birlikte sahip olan başka bir takım yoktur. Herkesin hayali.

- Batuhan?

- Selçuk'a hala ısınamadım.

Cuma, Ağustos 12

Batuhan

Batuhan yine birşeyler yapmış. Kariyeri bitsin, belgeselini çekelim veya kitabını yazalım. Malzeme çok.

Pazartesi, Ağustos 8

İstanbullu


- 16 yaşındayken dizkapağımdan vuruldum. O nedenle ailem futbolu bırakmamı istedi.
- Bu olay önemli. Nasıl vuruldun, neden vuruldun, bu konuya girelim istersen.
- Tophane'de olur böyle şeyler.

Veysel Sarı

Pazar, Nisan 10

Diego Ortalığı Karıştırdı


- Nasıl bir maç başlangıcıydı öyle. Önce Fener'in şampiyonluğu gitti, sonra geri geldi.

- Diego'nun ilk goldeki hatasını ömrüm boyunca unutmam herhalde. Bunu Diatta falan yapardı önceden.

- Bülent Uygun'un stoper tercihleri çok enteresan. Önce Bilica, şimdi Diego.

- Oyundan çıkma nedeni sakatlıkmış. O ağlamalar falan, tam Bülent Uygun halleri.

- Feci taktım Diego'ya. Bir de iyi stoper diyorlar. En son Bilica'ya da iyi diyorlardı.

- Maça dönelim; Fenerbahçe iyi takım.

- Zayıf tarafı çok ama kapatmasını iyi biliyorlar.

- Herkes Caner ve Alex diyor ama ben en çok Niang'ı beğendim.

- Eskişehirspor'da ise biraz Potuk, o kadar.

- Bu arada bence iki golde de, özellikle 2.golde Ivesa ağır saçmaladı.

- Baroni'yi izleyen Fenerbahçeli arkadaşlarımıza sabır diliyorum.

- Fenerbahçe'nin ikinci yarıda bu kadar kötü bir Eskişehirspor karsısında geriye yaslanması
pahalıya patlayabilirdi.

- Üstelik Karan falan oynuyor, tehlike daha fazla.

- Fenerbahçe'nin maç sonu otobüsle dönmesi ne güzel aslında. Değişiklik falan. Hoş ayrıntı.

- Cüneyt Çakır ilgimin alakamın olmadığı maçı izlerken bile beni geriyor.

- Fenerbahçe'nin son 3 haftada 7 puan toplaması büyük avantaj.

- Eskişehirspor taraftarını bugüne kadar hiç anlayamadım. 2-1 yeniliyorlar hala atkılar, bandolar..

- Ümit Karan yine röveşata denedi, Galatasaray'ın son 9 senesi gözlerimin önünden geçti.

- Dia ve Stoch gibi adamlar oynamıyor, Fenerbahçe kazanıyor. Kadro derinliği.

- Fener takım olmuş Güntekin.

- Eskişehirspor'da Tello vardı ona ne oldu?

Pazartesi, Şubat 7

Yabancı Stadın Yabancı Yıldızları


- Hagi öyle bir kadro çıkardı ki, 10 dakika boyunca kimin nerede oynadığını bulmaya çalıştık.

- Sonra gol oldu zaten, uğraşmadık.

- Hagi'nin yaptığı birçok şeyi anlamıyorum ama Hagi, Zapata'yı alsa forvete koysa sorgulamam. Ne yapsa haklıdır.

- Ümit Karanlı, Bülent Uygunlu, Batuhanlı bir rakip. Aslında maça gidilirmiş.

- Culio'yu sevdim.

- Cana can'dır.

- Mustafa Sarp, kabul ediyorum iyi topçu değil. Fakat kendisini seviyorum. İnşallah üzmez bizi. Arada kayıyor başka yerlere sanki. Belki de arabulucu. Galatasaray işte, neleri düşünüyoruz.

- Hagi'nin Ümit Karan'ın sırtına vurması. (En son böyle vurduktan günler sonra Ankaraspor'a yollamıştı).

- Eskişehirspor'da attığı gole en çok sevinen, golü sayılmayan Batuhan oldu.

- Kazım'ın 2 asisti. Özellikle son goldeki.

- Milan Baros (King), golle ve sarı kartla döndü.

- Lorik Cana TT Arena'da gol atan ilk karakterli futbolcu olarak tarihe geçti.

- NTV Spor'da stadyum çıkışı otobüslere doluşmuş Galatasaraylılar'ı görünce, kötü hatıralar gözümde canlandı (2003-2004 sezonu).

- Ümit Karan'ın golü, devamında sevinmemesi bizi 2006'ya götürdü.

- 3-0'da, 3-1'de, 3-2'de, 4-2'de suratı, mimikleri aynı olan Bülent Uygun.

- Neden Tello girince Eskişehirspor 2 gol attı denmiyor da Sarp girince 2 gol yendi deniyor.

- Kewell gol atınca ilk Balta'ya, Baros Sarp'a, Cana Sabri'ye sarılıyor.

- Pele, İstanbul'da.

Pazartesi, Ocak 3

Hoca ve Kurmayları


Bülent Uygun, arkasında yardımcıları. Kadro ilginç. 90'larda futbolu takip edenlerin tanıdığı hatırladığı ama sonrasında unuttuğu isimler.

Bülent Uygun'un arkasındaki eski Altaylı ve Fenerbahçeli sol bek Toprak. Uzun saç ve sakalıyla Faruk Yiğit'e rakip olurdu.

Arkasındaki Ahmet Seçkin Sakaryaspor altyapısından, 90ların sonunda oynamıştı orada.

Oun arkasında Sefer Yılmaz. Kocaelispor'un fırtına gibi estiği kadronun jokeriydi. Futbolcu kartları toplayanlar hatırlar, Stadyum 94 veya LİG 93'te en çok Sefer çıkardı.

Sefer'in arkasında Bayram Bektaş. Pascal Nouma'nın kankası. Sol ayaklı. 2000'lerin başında Gökhan Zan gibiydi, sürekli sakattı.

Arkadaki ikiliyi (Kaan Karataş ve Şükrü Ongan) tanımıyorum.

Yalnız isimler değil de poz efsane. Sanki Eskişehirspor'un teknik heyeti değil de yeni transferleri.

Pazartesi, Ağustos 30

Eskişehirspor 1-3 Galatasaray


İş hayatına başladığımdan beri ilk defa bir deplasman yapabildim. Çıkan sonuç bir yana, aldığım keyif bunun devamını istememe neden oluyor. Zorlayacağız.
Bostancı'dan, yani kendi semtimizden, bindiğimiz trende bile Eskişehirsporlular bizden fazlaydı. Şehre vardığımızda karşılaştığımız atmosfer "deplasman" kelimesinin tam karşılığıydı. Bilmediğimiz sokaklarda gezerken, her yerden karşımıza kırmızı-siyah formalı insanlar çıkıyordu. Tramvaylarda bile "ES-ES'e Başarılar" yazısı yazıyordu. Esnaf, dükkanının içinde formayla oturuyor. Şehir inanmış sözünün tam karşılığı. Can sayesinde Eskişehir turu atarak maç havasından sıyrılıp, Galatasaray'ın geçmişini ve geleceğini masaya yatırdık. Bu süreçte sanki Eskişehir'de değilde kendi stadımıza yakın bir yerlerdeymişiz gibi hissettik. Tabi ne olursa olsun, oturulan mekandan sokağa bakınca Eskişehir'de olduğunuzu anlıyorsunuz.

Bütün bu yazdıklarıma rağmen, "Eskişehirspor Deplasmanı" sadece bunlardan ibaret. Stada girişimiz de çıkışımız da çok kolaydı. Değil Kadıköy'e/İnönü'ye, Sami Yen'e bile bu kadar rahat girmemişizdir. Stadın içinde de Eskişehirspor tribünü suskundu. Muhakkak özel bir nedenleri vardır. Sanırım takım içi sorunlar onlarda da had safhada. Alemci futbolcular, tartışılan bir hoca, başarı bekleyen kitle... Böyle bir ortamda herşeyi unutup iyi bir tribün yapmak zor. Bu arada yeri gelmişken Allah her şehire Eskişehir polisi gibi bir polis teşkilatı versin.

Maç da, keyifsiz tribünlerden farklı değildi. 4 golün atılmış olması önemli değil, iki takım da isteksizdi. Ev sahibi ekipte en dikkat çekici uzun boyu ve 26 numaralı formasıyla Batuhan'dı, o da ayakta durmakta zorlanıyordu. Galatasaray'da ise özel olarak beğendiğim bir isim yoktu ama Hakan Balta'dan sonra Serkan Kurtuluş'u izleyince o kulvardaki farkı hissettik.

Her galibiyet gibi, bu da keyifliydi. Böyle zamanlarda gelen galibiyetin iyisi kötüsü olmaz. Haliyle sahadaki futbol pek de önemli değildi. Fakat İstanbul'dan kalkıp Eskişehir'e gelince yine Galatasaray'a özgü manzaralar gördük, yine gol sevinçlerini kıa kestik, yine atılmayan paslarda senaryo yazdık.

Elano'nun 45 dakika boyunca pas alamamasından, Arda'nın golden sonra tek başına geçen sene yuhalandığı tribünlere koşması, Arda (Aydın ile beraber) tribünlere koşarken diğer topçuların kulübeye koşması, maç sonu çekilen 3lüler vs.. Bunların hepsi ileride çok konuşulacaktır ama şimdi zamanı olmasın. Bir kenara yazarak es geçelim .

Galatasaray'ın başarı yolu diğer takımlardan farklı sanırım. Herkes çiçekli yollardan başarıya koşaren, Galatasaray başarya iğrenç yollardan geçerek ulaşıyor. Son 2 şampiyonluk bunun en büyük örneği. Milli maç arası güzel bir toparlanma süreci olacak.
Eskişehir'den dönerken yine treni kullandık ve yine azınlıktık. Fakat bu sefer trenimiz komple Eskişehirspor taraftarıydı. Eskişehirspor tribünü, Eskişehir'in yapısına uygun olarak farklı bir oluşum. Güzel bir renk.
Yine de şunu eklemek lazım, bizler de İstanbulluyuz. Burası biraz daha farklı. Ne olursa olsun; Müslümoviç o golü atmasaydı büyük ihtimal dün Eskişehir'de olmazdık. Garip bir rekabeti yaşıyoruz burada, bu da diğer şehirlerde olmayan bir tarzı benimsememize neden oluyordur.
Güzel oldu...