karşıyaka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karşıyaka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ekim 13

3.Lig'in Süper Maçı

Karşıyaka uzun zamandır 3.Lig'de, hatta çok daha uzun zamandır alt liglerde. Süper Lig'i en son 1996'da gördü. İlginçtir; aynı sezon Eskişehirspor ile beraber küme düşmüştü. Fakat Karşıyaka uzun süre Süper Lig'in kıyısında dolaştı. Her zaman bir dönebilme ihtimalini cebinde tuttu. Eskişehirspor ise toprak sahaların revaçta olduğu 3.Lig'e kadar geriledi.

Yaklaşık 10 sene böyle dürdü. Dibe çakıldıktan sonra yükselmenin hızı malumdur. Es-Es de bunu yaşadı. Süper Lig'i 2008'de bir kez daha yakaladı. Karşıyaka ise kıyısından döndüğü Süper Lig'e ulaşamadığı gibi 3.Lig'e kadar geriledi.

Sonra Türkiye Kupası'nda finaller oynayan, büyük takımlara futbolcu satan Eskişehirspor da paraşütsüz düşmeye başladı.

Ve sonunda ikisi 3.Lig'de buluştu. Ve aynı gruba denk geldiler. Bu hafta karşı karşıya geliyorlar.

İki köklü camia, iki sağlam tribün, iki nostaljik takım... Onları orada görünce üzülüyoruz. Haklarında da pek bir şey bilmiyoruz. Ne oyuncularına hakimiz artık, ne hocalarına... Ufak haberler önümüze düşerse ne ala... Sadece Pazar akşamları internetten maç skorlarına bakıyoruz.

Eskişehirspor zaten senelerdir mütemadiyen yeniliyor. Son üç sezonda dört maç kazanabildi. Bu sezon henüz galibiyeti yok. Karşıyaka ise şimdilik iyi başladı. İlk altının içine girdi. Belki sezon sonunda yukarıya da çıkar.

Fakat bizim içi esas mesele bunlar, yani güncel meseleler değil. Bu hafta 3.Lig'de nostaljik bir maç olacak. İki takım en son 2007-08 sezonunda, yani Eskişehirspor'un Süper Lig'e çıktığı sezonda karşılaştı. Aralık ayındaki maçı Eskişehirspor, efsane Serdar Özbayraktar'ın tek golüyle kazanmıştı. Ben askere gitmeden 2-3 gün önce oynanan bir karşılaşmaydı. İkinci yarıdaki maç ise 3-3 sona ermişti. Terhis olmama iki hafta kalmıştı. Maçı tabi ki izleyemedim ama Eskişehirli uzman çavuşumuz sayesinde yaşanan heyecana hakimdik. Şehmus Özer ile Coşkun Birdal'ın ikişer gol attığı 90 dakika, Eskişehirspor'un yolunu uzatmış, ilk iki yerine Dolmabahçe üzerinden Süper Lig'e taşınmıştı.

Bu blogda yazmaya askerden sonra başladığıma göre; blog tarihinin ilk Eskişehirspor - Karşıyaka maçı, bu hafta sonu oynanacak. Onlar da ilk defa bu kadar düşük kategoride (4.seviye) karşılaşacak.

Askerdeyken oynanan maç kadar heyecanımız yok. Zaten yine günün sonunda, sadece skora bakarız. Hatta büyük ihtimalle Karşıyaka kazanır. Öyle büyük bir rekabete sahne olacağını da sanmıyoruz. Tabi ki Eskişehirspor'un zaman zaman iç sahada 'direniş' maçlarına denk gelebilir. Ne de olsa 15 sene önceki maçlarda taraftarlar birbirlerinin tabutlarını gezdiriyorlardı tribünlerde... 

O günler geride kaldı. Hem tribünler eski coşkusunda değil hem takımlar eski kalitesinde... İnsan hem garipsiyor hm üzülüyor hem de yıllar sonra yeniden karşılaşacakları için seviniyor. O nedenle de tarihe not düşme ihtiyacı hissediyor. Bir de hafif habercilik refleksi işte.

Bu hafta Eskişehirspor - Karşıyaka maçı var; herkesin bilgisine...

Cumartesi, Nisan 11

Hayal - İnşa



Arkadaki yazı fotoğraf karesine tam oturmasa da biraz oturmuş; siz hayal edin biz inşa edelim....

Aslında Bucaspor'a daha çok oturuyor. Küme düşebilirler bu sene.. Seyit Mehmet Özkan Altınordu'da, Salih Uçan Roma'da, Bülent Uygun Katar'da...

Salı, Mayıs 28

Galatasaray 64-59 Karşıyaka




Sezonun sonuna yaklaştıkça içimdeki heyecan da azaldı. Tam tersi olması gerekiyordu. TBL çok uzun. TBL'nin futbol sezonundan sonraya sarkmaması gerekiyor. Haziranı bulmaması gerekiyor. Hala daha yarı finaldeyiz. Finale Efes ile beraber çıkarsak İstanbul'da oynayacağımız en az 4 maç daha var. 8'e kadar çıkabilir o sayı. Sıkıldım. Bu gerçi biraz da benim özel hayatımdan kaynaklanıyor. Oyuna, sahaya bakışım değişiyor, bunu fark ediyorum. Bundan pişmanlık veya eksiklik de duymuyorum. Ama alışkanlıkların devam etmesi yoruyor. Bazı fikirler ve eylemler aynı anda olmuyor. Üstelik maçlar o kadar çok yerde oynanıyor ki. Salondaki maç; forumlara, Twitter'a, her yere yansıyor. Maç hakkında iki gün sonra yazı yazınca "geç kalmış" oluyorum arkadaşlarımın gözünde. Oysa ben gittiğim maçı aylar sonra bile konuşmak istiyorum. Akşam maç oynanıyor, her yerde yazılıp çiziliyor, güneş doğuyor ve o maçın konuları kapanıyor. Yetişemiyorum. Yeni taraftarlık ortamı da beni yabancı hissettiriyor. Bakalım, sezon bitsin de...

Şunu da eklemek lazım. Basketbol maçlarında olmak futbol maçlarında olmaktan daha güzel. Ama belki de bu serinin veya sezonun bir eksikliği vardır. Muazzam bir sezon beklentisi oldu fakat sanırım maçlar aynı tadı vermedi. Ve ne olursa olsun, Fenerbahçe-Efes hanedanlığını yıkabilme ihtimali bile çok büyük motivasyondu. Beşiktaş'ın geçen sezon şampiyon olması da bu sezonun heyecanını düşürmüş olabilir. En azından son iki sezonda oynadığımız iki yarı final serisinde yaşadığım heyecanı düşününce; bu sene bunun yanına bile yaklaşamadım.

Dün salona yine geç girdim. İlk periyot bitiyordu. Maçı doğru düzgün izlemeye başlamam ikinci yarıyı buldu. İkinci yarı hakem faktörünün lehimize olduğunu düşündüm. Hatta; Fenerbahçe yerine Karşıyaka'nın gelmesi; serinin hakem faktörünü 180 derece bize doğru çevirdi. Fakat maç sonu konuşunca ilk yarı bizim  doğrandığımızı öğrendim. Yarım yamalak maç izliyorum, salonda kendimi soyutluyorum. Haliyle buraya yazacak bir şey de bulamıyorum.

Ergin Ataman'ın kötü bir gününde olduğunu söyleyebilirim ama. Onu fark edebildim. Şimdi biz de çıkıp "Ergin Ataman'ın şampiyonluk konsantrasyonu bu kadar mı" desek. 12 sayıdan maçı zor duruma sokunca bunu söyleme fırsatı geçiyor. Ama yine taraftar-hoca çatışması çıkarmaya gerek yok. Atlayalım. Fakat Furkan'a biraz daha süre vermesini de temenni ediyorum açıkçası.

Jamont Goron, Hawkins gittikten sonra aldığı sorumluluk ve formunun artmaysı iyi irdelenmeli. Nedenini çözecek saha içi bilgim yok ama sezonun ilk yarısındaki gibi olmadığı da bir gerçek. Ve her şey bir yana; iyi ki Arroyo bizde. Yeteri kadar dilendiğimizi düşünmüyorum. Zaten bu takım yeteri kadar sevgi ve saygı görmüyor da; bu konuyu da geçelim.

Onu geçelim, bunu geçelim. Ne yazacağız? Onu çekme bunu çek. İmparator da dün maçtaydı. Başkan ile beraber. Bu da Galatasaray entrikaları içinde önemli bir hareketti, maçla pek alakası yoktu ama olsun. Önemli bir olay.

Üst üste 20 küsür maç kazanan takım, İzmir'de 1 maç daha kazansın. Serinin buraya taşınmasını istemiyorum. Olabildiğince az maç, olabildiğince çabuk gelen bir şampiyonluk. Bu arada son İzmir deplasmanından ve devamındaki 1 ayda karalar bağlayan vardı. Onları da unutmadık. Şu seri bir geçsin de....

Pazartesi, Nisan 1

Olay Var!




"Mevzu yapmayan insanlar gelip konuşmasın" 

27 yaşındayım; artık olaylara karışmak için çok çok alkollü olmam lazım, düşünme foksiyonumu kaybetmem lazım. Umurumda olmaz, olay varsa kaçarım. Zaten salona da olaylardan sonra girdim. Ama yine de uzun uzun yazacağım. Sonuçta burası klavye ile yönetilen bir yer.

Nereden başlayacağımı hiçbilmiyorum. Herhalde en başından başlamak lazım. 112 gün önceden. Karşıyakalılar şafak sayar beklemiş ya, oradan biliyoruz.

112 gün önce yaşananları değerlendirdiğimizde İzmir tarafı net haklıydı. Pankart normaldi. Belki değildi ama tribün kültürü açısından hoş karşılanmamasını gerektirecek bir durumu yoktu. Eğer TV kanalıysanız yayın politikanıza göre göstermemek gibi bir durumunuz olabilir ve pankartı "çirkin" olarak nitelersiniz. Ama tribün kültüründe bu tarz pankartların yeri vardır. Neler neler yapıldı bugüne kadar.

İşin daha kötü olan tarafı, internet üzerinden koparılan yaygaraydı. Hesaplaşma, o maçtan sonraki ilk karşılaşmada yapılırdı. Ya pankartla, ya da daha sertsen daha sert şekilde. Rakibi basına ve polise hedef olarak göstermek şık bir davranış değildi. Haliyle Karşıyakalıların bu maça bilenmesini de anlıyorum. Keşke internet olmasaydı ve herkes bu giderlerini açık açık yapmasaydı, maçın tansiyonu fazladan artmasaydı. Bilenmesine gerek olmayanlar bile durduk yere gaza geldi. İnternet bu kadar yaygın olmasaydı, Galatasaraylı 7.000-8000 taraftar bu maça gelmezdi. Fakat insanlar bir namus davası yaşanıyorumuş gibi hissettikleri için salona geldi. İşin kötü olan tarafı Karşıyaka taraftarı 112 gündür beklediği maça gelmedi. İşin en kötü ve düşündürücü tarafı; her iki kesimin bilenerek beklediği maça polis hiç gelmedi.

Olaylar çok normaldi. Aslında bugüne kadar hiç yaşanmamış bir şey yoktu. Mesela 10 sene öncesine dönersek; bu olaylar Abdi İpekçi tarzına çok uygundu.İstanbul takımları veya Karşıyaka gibi köklü Anadolu tribünleri İpekçi'de olduğu zaman illa olay olurdu. Salonda veya dışarıda. Surların dili olsa da anlatsa.

O günlerin ve istenmeyen olayların romantizmini yapmaya gerek yok aslında. Ama olan biten yine de normaldi. Türkiye'nin her yerinde, her maçında olan şeyler, ritüel halinde oldu. Deplasman tarafı salona girdi. Ev sahibi salondaki yerini almıştı ve daha kalablıktı. Sessizlikten faydalanan deplasman takımı tezahürat yaptı. Küfür etti, belki 3-5 şey attı. Ev sahibi takım tribünü, tepki gösterdi, onlar da ayağa kalktı, deplasman takımının olduğu tarafa yürüdü. Buraya kadar normaldi. Devamında şu olur genelde: Ev sahibi takım ya tel örgülere takılır ve daha fazla ilerleyemez, veya polis gerekli müdaheleyi yapar. Her iki durumda sıcak temas olmaz yani. Burada şaşırtıcı olan, ev sahibi ekip taraftarların, deplasman takımı taraftarlarıyla yüz yüze gelmesi. Herhalde buna iki tribün de tam da o anda şaşırmıştı. Ritüel böyle değildi.

Kafa karışıklığı yaşıyorum. Eskiden daha tribün kafasıyla hareket ederdim. Tribün, tribündeki güç gösterisi, her şeyden önce gelirdi. Artık düşünce yapım değişti, olgunlaştım herhalde. Eskiden olsa, yaşanan olayları güç gösterisi olarak değerlendirip Galatasaray tribünüyle gurur duyabilirdim. Hatta içten içe yine hoş gelişmeler olduğunu hissediyorum. Galatasaray tribünün birlik halinde hareket etmesini o kadar çok özlemişiz ki, son zamanlarda yaşananlara bir de bu eklenince içimiz kaynadı açıkçası. 

Tribün böyle bir yer. Kimse kimseyi kandırmasın. Biri atar yaparsa karşılık verirsin, vermen lazım. Hatta bu sadece tribünde değil, sokakta da böyle. Olması gereken demeyelim olacağı buydu. Bu sayede Galatasaray tribünü özgüven kazanmış bile olabilir. Karşıyaka cephesi ise çok büyük hayal kırıklığı. Sebebi orada bulunanlar değil. Orada bulunmayanlar. Aylardır, hatta senelerdir yangın yapan, biz Anadolu'yuz, kahpe Bizans vs diyenler, internetten İzmir'e gelemeyenlere biz gidiyoruz yazdı, yoktu. Sebep olarak Boluspor maçını göstermeleri daha büyük skandal. Boluspor maçının tarihi ve bu maçın tarihi 2 hafta öncesinden belliydi. "Yönetim otobüs kaldırmadı" deseler daha iyiydi. Hem zaten İstanbul'daki Karşıyakalı sayısı bile yeterliydi bu yangının içini doldurmak için.

Bir de "asıl tayfa dışardaydı, aslında 200 kişiydik" bahanesi var, bu doğru bile olsa daha kötü. Maçın başlamasına 20 dakika kalmış, deplasman tribünün dışarıda işi ne. 112 gündüz beklediğin maça, hava atışıyla mı gireceksin. Ki zaten dışarıda 200 Karşıyakalı varsa, olaylardan sonra içeri giren 2000 Galatasaraylı daha var. Çoğu kişi olayları göremedi bile. Ayrıca, bizim tribündekilerin dediğine göre olayların başlangıcı koridorda yaşanmış. Tribünde olmayan Karşıyakalılar aslında dışarıda değil, salonun içindeymiş. Öte yandan kaçı Gümrüklü onu da net bilmiyoruz.

Yıllarca İstanbul'u diline dolayanların bu hale düşmeleri, aylardır bekledikleri deplasmana 2 otobüsle gelmelerini kendileri sorgulamalı. 

Olayı daha salim kafayla, dışarıdan gözle değerlendirince ise şu sonuç çıkıyor benim nazarımda. Bu olaya gerek yoktu. Hatta bu maça o kadar kişinin gelmesine de gerek yoktu. Galatasaraylı, Anadolu'da  bir basketbol maçında açılan bir pankartı ciddiye almamalıydı. Karşındaki Fenerbahçe değil,husumet yaratmaya gerek yoktu. 7-8 bin kişi vardı salonda, herhalde sezon başından beri Beşiktaş ve Kuban maçları dışında en dolu tribündü. Cumartesi saat 15.00'te, akşamında futbol maçının olduğu bir günde, normal sezonun Karşıyaka maçı için bu kadar adam gelmezdi. Bunun tek nedeni Karşıyaka tribününün İzmir'de yaptıklarını ciddiye almaktı. Gerek yoktu. Hele hele maça 200 tane Karşıyakalı geldikten sonra olayların çıkmasına hiç gerek yoktu. Bu açıdan bakınca, arkadan gelen Fenerbahçe maçının cezalı olma ihtimalini düşünmek kötü oluyor. Gereksiz oldu. Ama şunu da belirtmek lazım, yukarıda yazdığımız gibi bir kenetlenme olacaksa, isterse bir Fenerbahçe maçı seyircisiz oynansın. Futbolu, voleybolu, kadın basketbolu, Türkiye Kupası, ıvırı zıvırı ile senede 20 kez oynuyoruz Fenerbahçe ile. Çok da koymaz basketbolda bir normal sezon maçının seyircisiz olması. Tabi bu cezalar hep bize uygulanır, hep bizim salon boşaltılır geleneğinden hareket ederek maçın seyircisiz oynanacağını varsayıyorum.

Özetle; olaylar keşke olmasaydı, engellenebilirdi, olmasa daha iyi olurdu, belki olaylar daha kötü sonuçlar da doğruabilirdi. Ama oldu. Burada kendini sorgulaması gereken iki grup var; güvenlik ve Karşıyaka tribünü

Tribün çocukları kısmı böyle, gelelim kravatlılar boyutuna. Kravatlıların, tribüne yavşaması kadar tiksindiğim bir şey yok. O yüzden Karşıyaka Şube Sorumlusu'nu Allah'a havale ediyorum. Olayların nedeni olmasa da, saygı görmeyi hak etmeyecek bir adam olduğun ortaya çıktı.

Devamında polisin çok büyük ihmali olduğunu tekrar yazalım. Bu belki iki sene önceki Beşiktaş - Bursaspor maçı gibi bir komploydu. O maçta çıkan olaylardan sonra da 6222 hemen geçivermişti. Bugün pazartesi, 2-3 gün basında ve devlet erkanında olan biteni gözlemyelelim. Bakalım bu olayları onlar nasıl değerlendirecek ve arkadan ne gelecek?

Maçın seyircisiz oynanması, Karşıyaka'ya verilen taviz gibi duruyor. Neyse ne, ama bu tip olaylarda en çok üzüldüğüm şey; işini gücünü bırakıp, bu maça gelip, belki de cebindeki son parasını verip maça gelen suçsuz, olaylara karışmamış adamın salondan çıkarılması. Bunun önüne geçmek çok basit. Olaylara karışan adamı diğerlerinden ayıklamak. Olay çıkaran adamın ceza alma ihtimali olduğunu bilerek olay çıkardığını varsaydığım için, onun yaptıklarını da normal karşılıyorum. Adam, kafasında ölçüyor biçiyor (veya biçmiyor) ve bir eylem gerçekleştiriyor. Bunun sonuçlarına katlanmayı göze alıyordur. Fakat onun yaptıklarının karşılığının alakasız insanlara kesilmesi dandik bir basketbol maçında da olsa vicdanı sızlatıyor. 

Kravatlı olarak Ergin Ataman var bir de. Ayrı yazı yazmak isterdim ama yazının sonunda kalsın ki, hedef olmasın, sonuçta Galatasaray'ın antrenörüdür. Ben de ileride ne olur ne olmaz, bu fevri çıkışımla hesaplaşmak zorunda kalmayayım. 

Ergin Ataman şunu bilsin; Galatasaray tribünü tektir. Şunlar ve bunlar diye bir ayrımı yoktur. Sevabıyla, günahıyla, hatasıyla tek bir tribün vardır. Bunlar maça gelmesin dediğin adamlar, 300 kişinin geldiği Tofaş maçında da gelen adamlar. Kimse kimseyi kandırmasın, basketbol seyircisi diye bir kavram yok. Futbol seyircisi dediğiniz adamlar, basketbol maçlarına gelmese, basketbol maçlarında salon 50 kişiyi geçmez. Haliyle, ligin 2.maçında sana üçlü çektiren, 4.haftada "Şampiyon yap bizi" diyen, Beşiktaş maçında senin kafana çakmak atılırken içten içe Beşiktaş tribününe kesilen adamlara "O zaman gelmesinler" deme hakkın yok. Sen yokken de bu taraftar salondaydı, sen gidince de salonda olacak. Ataman "gelmesinler" dedikten sonra tavır koyup maça gitmeyecek adam değilim ama bir ufak düzletme dahi olmadıkça Ataman lehine tek kelime söylemem tribünde. Üstelik bu daha önce de oldu, Beşiktaş maçından önce boş salonu görüp "Taraftara kırgınım" diyip, maça doğru salon dolunca "MVP taraftarımız" demişliği de vardır. 

İnternet olmasaydı ne olaylar bu boyuta gelirdi ne de seyirci boşaltılırdı. Bu da benim tezim. Cumartesi günüm 
olaylar yüzünden fena patladı. Tek üzüntüm budur.


Cuma, Mart 22

Müftüoğlu ve Karşıyaka



Karşıyakalılar 1 haftadır isyanlarda. Haklı nedenleri vardır muhakkak. Derbide 2-0'dan 3-2 yenilmek zaten bir şeylere haklı-haksız isyan etmek için yeterli bir neden. Buna bir de tahrik edici hakem kararları da etkilenince, 1 haftadır Cihat Arslan, Cihan Büyükoral, Şehmus Özer, taraftar grupları vs.. herkes bir şekilde fikrini beyan etti. En büyük tepkiyi de haliyle TFF ve MHK gördü. Adaletten dem vuruldu. Göztepe'den önce oynadıkları maçları hatırlattılar. Ve çarşamba günü yeni haftanın hakemleri belli oldu.

Böyle gergin ve restlerle geçen bir haftadan sonra sıradaki maça verilecek hakem önemliydi. Torbadan Antalya bölgesi hakemlerinden Kuddusi Müftüoğlu çıktı. 

9 sene öncesine dönelim. Derbi tarihinin en unutulmaz maçlarından biri. Göztepe, güneşli bir kış gününde 2-0 öne geçiyor, Karşıyaka maçı 5-2 kazanıyor. Lig Tv'den naklen yayınlanan maçta hakem kararları da çok tartışılıyor. Sezon sonu Göztepe küme düşüyor. İki takım yaklaşık 8 sene rakip olamıyor. 8 sene boyunca en son kazanan takım Karşıyaka olarak hüküm sürüyor şehirde. Üstelik efsane bir maçla. O maçın, o çok tartışılan maçın hakemi ise yine Kuddusi Müftüoüğlu.

MHK'nin bu tarz çöp veya fil hafızası olmadığını tahmin ettiğim için bunun sadece bir tesadüf olduğunu biliyorum. Boşuna komplo teorisi üretmeye gerek yok. Zaten buradan nasıl bir senaryo çıkar onu da bilmiyorum. Ama ilginç bir tesadüf olduğu da gerçek. Çok ironik. 

Ya da böyle şeylere sadece ben takılıyorum.



Salı, Mart 19

Bu Sefer Oldu




Göztepe - Karşıyaka maçını izlemedim. İzmir'e, maça gitmeyi dahi düşünüyorduk, ona göre planımızı yaptık, pazartesiye ayarlandık ama maç pazara alındı. Bencil düşünmeye gerek yok, en iyisi oldu. Hafta içi derbi mi olur? Ama  mesai olmadığı için izlememeyi tercih ettim. Boş vaktimizi maç izlemeye ayırmak istemedim.

Oysa son yıllardaki bütün Göztepe-Karşıyaka (9 senede 5 tane), hatta Karşıyaka-Altay maçlarını izlemiştim. İtiraf etmek gerekirse, 5-2'lik efsane maç dışında hepsi birbirinden kötüydü. Belki daha iyi maçlar izlemiş olsaydık tercihim farklı olurdu. Futbol böyle işte; ummadığın maç iyi çıkıyor, günlerce beklediğin maç fare doğuruyor. Yazının  başlığı o yüzden bu hali aldı.

Maçın özetini izliyorum, yorumları okuyorum, ne yazacağımı bilemiyorum. Oysa çok fazla hikaye barındırıyor. Maç öncesi olaylar olmuş ama bildiğimiz konular değil. Onların şehri, onların mevzuları... Maç başlıyor, koreografiler yapılıyor. Göztepe'den daha iyisini beklerdim. Düşünce güzeldi ama çok amatör iş olmuş. İki tribünün potansiyeli daha yüksek olduğu için bunu yazmaktan çekinmiyorum. Göztepe'nin yaptığını Beşiktaş tribünü veya Eskişehirspor dışında herhangi bir Anadolu takımı yapsa "büyük iş" derdik. Göztepe, hem der derbide daha iyisini yapabilirdi, yapmalıydı. Ama düşünce-fikir çok güzeldi.

Maç başlayınca iki tane uzaktan atılan gol ve öne geçen Karşıyaka. Zaten psikolojik üstünlük onlardaydı. Ondan sonra rehavet mi oldu acaba? Hakem kararları tartışılacaktır muhakkak ama derbi maçta 5 dakikada skorun 2-2'ye gelmesine engel olamıyorsan şapkayı koymak gerek. 

Ondan sonrasında film kopuyor. Hakem bahsedildiği kadar kötü müydü emin değilim. Gol verilmeliydi sanki. Kırmızı kart ise, daha doğrusu sarı kart, verilebilir gibiydi. Emin değilim 1 kere izledim. Fazla izlemek istemedim, sanırım Karşıyaka'yı sevdiğimden dolayı, böyle bir maç kaybetmelerine üzüldüm. Senelerdir yapılan ve daha seneler boyunca yapılması gereken 5-2 efsanesi tozlu sayfalara girdi. Artık bu maç konuşulacak.

Üstelik bu maçın Şaban faktörü de var. Karşıyaka'da tapılırken, bir gece ansızın Göztepe'ye gidiyorsun, yılın transferi denilirken, sezon boyunca gol dahi atamıyorsun, ondan sonra yedeğe düşüyorsun ve oyuna ilk yarı bitmeden girip 2 gol atıp maçın kahramanı oluyorsun, adını derbi tarihine yazıyorsun. Büyük hikaye. Film olsa inandırıcı gelmez.

İzmir derbisi 10 sene sonra güzel bir maç çıkardı. Onu da hem izleyemedik hem de sempati duyduğumuz takım kaybetti. Ve belki de Karşıyaka psikolojik olarak play-off yolunda büyük yara aldı. Sezonun devamı da zora girdi. Umarım Cihat Arslan hocam başarılı olur, hak ediyor. Ve ne olursa olsun, derbi kazanan takımın taraftarını kıskanıyorum. İzmir'de veya Buenos Aires'de fark etmiyor. 

1 hafta boyunca, dünyanın en mutlu insanları Göztepeliler...


Pazar, Mart 17

2013'te Şampiyonlar Ligi'nde




 2013'te Şampiyonlar Ligi'nde koyacağız Real Madrid, çeyrek finalde...

Türk tribünlerinin en çok söylenen tezahüratlarından biriydi. Anadolu için çok büyük bir meydan okumaydı. Karşıyaka ile başladı, Bursaspor çok yaklaştı. Kocaelispor'dan Ankaragücü'ne kadar herkes bir ara dillendirdi. Sonra ne oldu, sene 2012 oldu, kimse o raddeye ulaşamadı. En çok yaklaşan biziz, 1 senelik gecikmeyle.

Hayatı tezahüratlara yansıtıyoruz... Bu tezahüratı da o yüzden seviyorum.

Biz küçük düşünemeyiz, biz küçük olamayız. Hayal kurarken bile el alemden farklıyız diyen adam, siyasi olsaydı seçimde oy rekoru kırardı. Ama ona yakışmazdı. Böyle şeyler buraya daha çok yakışıyor.

Tezahüratın en güzel tarafı da, biz küçük düşünemeyiz dedikten sonra, "Karşıyaka bayrağı Yalı'da sallanacak" denmesidir. Bunun da Galatasaray'a, İstanbul'a yanısıması; "Tamam Real Madrid'e koyalım ama lig önemli" şeklinde olur.

"Bütün hayallerimiz bir gün gerçek olacak" diyerek noktalayalım. Bunu da demezsek yazık bize. Tutunamayız yoksa bu hayatta.

Cuma, Mart 15

Kılıç'lar Çekildi





Aslında Kemal Kılıç doğru şeyler söylemiş. Daha doğrusu yanlış bir şey değil, yoruma açık şeyler. Benim takımımda idman boykotu olmaz diyor. Teknik direktör mantığına uygun bir hamle. Zaten Cihat Arslan da açıkçası iyi bir teknik direktör olmayabilir ama çok iyi bir insan demek bile az geliyor. Tanımıyorum ama tanıyan herkesten aynı şeyi duyuyorum. Bu yüzden kendisini çok seviyorum ve çok başarılı olmasını istiyorum.

Kemal Kılıç'ın karşı çıktığı ikinci şey (aslında ilkine karşı çıkmak denilemez) çok alengirli bir konu. Gerçekten de Karşıyaka, Buvall fiyatına takım mı kurdu? Bu bana inandırıcı gelmiyor, çünkü Karşıyaka sezonun her iki kısmında da bolca transfer yaptı. Bu transferlerin bedavaya yapılmadığını tahmin etmek zor değil.Fakat Cihat Arslan mübalağa yapmış olabilir. Sonuçta Karşıyaka'da maddi krizin yaşandığı, Göztepe'de ise işin o tarafının daha düzgün işlendiği ortada.

Kemal Kılıç'ın asıl vurgulamak istediği belki de"Bunların fakir fukara edebiyatından sıkıldım" demekti. Haklı olabilir. Bu düşüncesini açık açık da dile getirebilir. Ama zamanlama o kadar yanlış oldu ki... Tıpkı 2006'daki Murat Özaydınlı gibi.

Bu görüntüleri izleyen Karşıyakalı bir futbolcu, hocası için derbiye inanılmaz bir şekilde asılır. Dünyanın en kötü motivasyon sağlayan hocası bile gelse, şu an "Ben sizi korudum başıma neler geldi. Şimdi siz de çıkıp benim için oynayın" dese, bir konuşma için sadece 25 saniye harcasa, takımını maç başlamadan 1-0 öne geçirir bile. Kemal Kılıç'ın tecrübesine yakışmayan bir hata olmuş. Zaten kendisi son haftalarda çok agresifti. Nasıl olmasın takım hala 17.sırada ve küme düşmek üzere.

Maça daha uzun süre var, Kılıç belki bunu son iki gün içinde telafi edecektir. Ama nasıl yapar bilmiyorum. Sene başından beri "mücadele, direnmek, sıkıntı, rağmen" gibi kelimeler etrafında basın toplantısı düzenleyen ve herhalde oyuncularıyla da bu tarzda konuşan Cihat Arslan, bu asisti iyi şekilde değerlendirecektir.

İzmir garip şehir. İzmirli garip düşünüyor. Geleneksel hale gelen bu hoca buluşturma toplantıları bu sefer iyi reyting yaptı. İzmir derbisinin tarihine de geçmiştir. Bize de malzeme çıktı. Renktaşlar alınmasın ama inşallah Karşıyaka kazanır.




Cumartesi, Mart 2

Mart Çılgınlığı




4 Mart Fenerbahçe - Karşıyaka
11 Mart Beşiktaş - Banvit
17 Mart Banvit - Karşıyaka
24 Mart Beşiktaş - Galatasaray
30 Mart Galatasaray - Karşıyaka
31 Mart Banvit - Fenerbahçe

TBL'de bu sezon inanılmaz bir sezon yaşanıyor. Futboldaki gibi olsa, play-off uygulması şampiyonu belirlemese şu an kalpler durmuştu. İlk 5 sıra resmen ateş hattı.

Play-off da sezona ayrı bir heyecan katıyor. Play-off öncesi iyi bir yer kapmak önemli. Herhalde bu konuda en rahat takım Beşiktaş. Yeri garanti olan tek takım gibi gözüküyor. Sezonu yüzde 80 ihtimalle 6.sırada bitirecekler ve 3.sıradaki takımla eşleşecek. İlk 5'in gerisinde kalmaları yanıltıcı olmasın, play-off'ta çıkışa geçebilirler. Haliyle ilk iki sırada yer almak nispeten zayıf takımlarla eşleşmek için önemli.

Şu an sezon bitse ve play-off başlasa; ilk turda Karşıyaka ile Beşiktaş ; Efes ile Galatasaray eşleşecek. Fakat sezon bitmiyor ve aslında mart ayı çok şeye gebe olacak. Yukarıda yazdığımız gibi 6 kritik maç var bu ay. Bunun yanı sıra her an diğer maçlarda sürpriz sonuçlar çıkabilir. En rahat fikstür Efes'te gözüküyor ama onlar da yoğun bir Avrupa fikstürüne sahipler. Her an sürpriz sonuçla karşılaşabilirler. Mesela dün Atina'da maç yaptılar, bugün ülkeye geldiler, yarın lig maçına çıkacaklar.

Nisan ayına girdiğimizde aşağıdaki tablo çok değişmiş olabilir.


Şu andaki puan durumu

1-) Fenerbahçe Ülker  17 galibiyet
2-) Banvit                    17 galibiyet
3-) Pınar Karşıyaka     16 galibiyet
4-) Galatasaray            16 galibiyet
5-) Anadolu Efes         15 galibiyet
6-) Beşiktaş                 12 galibiyet



Çarşamba, Ocak 2

35 Buçuk Hildebrand



Hoffenheim ile ünlenen bir ara Alman milli takımında da oynayan kaleci Timo Hildebrand, Facebook sayfasında sürekli fotoğraf paylaşan futbolculardan (mış). Bu fotoğraf biraz eski; bir genç takımı ziyaret ediyor Hildebrand. Çocuklarla takım fotoğrafı çektiriyor. Uzun boyu ve sarı saçıyla Hildebrand fark yaratan isim olsa da, "ayaktakiler soldan üçüncü" çocuk bizim daha çok dikkatimizi çekiyor.

Üzerindeki Karşıyaka tişörtüyle takımdaki diğer isimlerden hemen ayrılıyor.

Fotoğraf Burada

Pazartesi, Aralık 24

ACABa


Dışarıda, herkesin gözü önünde, kameraların çektiği bir anda bunları yapan bir zihniyet acaba kimsenin görmediği, kapalı kapılar ardından neler yapıyordu.

Neyse ki bu durumlara hiç düşmedim. Ama düşmeyeceğimizin garantisi yok.

Olayları tasvip etmek-etmemek mesele değil ama her suçun yazılmış cezası vardır. Tahmin ediyorum ki, bu ceza hiçbir yerde yazmıyordur.

Pazar, Aralık 9

Futbol Maçı


Tek santrfor Cenk Akyol, sol kanat Furkan. Karşıyaka savunması yerini almaya çalışıyor.

Cuma, Kasım 30

GS TV'de Tanıdık Yüz


Yukarıdaki görüntüyü hatırladınız mı? Bazılarımız için unutulmaz bir sahne. Ege Tv, Karşıyakalı taraftarlar tarafından basılıyor. Selamün Aleyküm abiler diyen abi, masaya vuran abi hepsi ayrı bir tat, unutulmayacak figürler. Ama tabi ekranda, ilk başta beliren moderatör unutulmaz karenin kilit isimlerinden biriydi. Bu sahneye bakıp çok muhabbet ettik, defalarca andık. Bir ortama girdiğimizde "selamün aleyküm abiler" diyerek gönderme yaptık.

Aradan seneler geçti. Galatasaray Tv açıldı. Hiç izlemedim desem yeridir. Sonradan, yeni yeni Sessiz Sinema'ya takıldım. Yine bir şey fark etmedim. En sonunda Mert uyardı. Ege Tv baskınındaki moderatör Can Erbeşler artık Galatasaray Tv'de çalışıyormuş. 

Nereden nereye işte. İnsan şaşırıyor, yüzde tebessüm oluşuyor. En azından o South Park sessizliğinden daha samimi. Taraftarın sillesini yemiş adam, içimizden biri gibi.




Pazartesi, Ekim 29

Karşıyaka Tarafı



Bundan daha iyisi düşünülemezdi. Berbat bir sezon başı. Daha ilk maça çıkmadan istifa eden bir teknik adam. Bir önceki sezon küme düşmekten son maçta kurtulma. Oysa bir anda liderlik koltuğuna oturdular. Hiç beklemiyorlardı. Sonra işler biraz bocalasa da tam ihtiyaç duydukları zamanda, tam ihtiyaç duydukları şeyi yaşadılar. Göztepe galibiyeti...


Nasıl oldu da bu takım buraya geldi. Sebebi ben bulamıyorum. Aklıma sadece Cihat Arslan geliyor. Futbol dünyasının en iyi adamlarından biri olabilir. En iyi teknik direktörü değil belki ama en iyi insanı, en sevilen teknik adamı. Kovulduğu takımdan ayrılırken onu uğurlayan kalabalık arasında, hiç forma şansı vermediği futbolcu da vardı. Daha da ötesi o futbolcu onu ağlayarak uğurluyordu. Böyle bir adam Cihat Arslan. Hiç bir somut başarısı yok. Belki de en büyük başarısı Karşıyaka'yı lider yapmak. Veya Karşıyaka'yı takım yapmak. Koca camianın üzerindeki ölü toprağını kaldırmak, umutsuzluğu yok etmek. Bunu en son 2009'da Reha Kapsal yapmıştı. O bile bu kadar kısa sürede sonuç alamamıştı.


Cihat Arslan diyor ki "Bu ligin en iyi takımı değiliz, süper değiliz, bu ligini tozunu atamayız. Ama iyi mücadele ediyoruz" Ayaklar yere basıyor.

Peki nereye kadar gider bu takım. Merakla bekliyoruz. Karşıyaka böyle hikayeleri sever. Karşıyaka'ya böyle sezonlar lazım. Uzaktan ilgiyle izledim, normalden fazla sevdiğim bir klüp. Konuşmak için çok erken ama mart-nisan gibi "O gece bu sene" türer mi acaba?


Perşembe, Ekim 4

Gerçek?


Lig lideri Karşıyaka....

Acaba ne zamandan beri kullanılmayan bir cümle. Bu sene Karşıyaka'yı çok yazacağız demek ki, Cihat Arslan güzel adamdır, başarılı olmasını isterim.

Çarşamba, Ağustos 22

Yılın Transferi



Ne Krasic, ne Burak, ne Olcay Şahan (sonuncusu hiç olmadı zaten). Yılın transferi diye bir olgu varsa, bu unvanın sahibi her zaman ezeli rakipten alınan futbolcu olur. Her yaz böyle olaylar yaşanmaz. Bu yaza İzmir'den denk geldi. Karşıyaka'dan Şaban Genişyürek'i alan Göztepe, yılın transferini yapmıştır.

"İzmirli askerine sahip çıkar" denir de 35.5 golcüsüne sahip çıkmadı. Bir gece yarısı operasyonuyla Şaban, Göztepe'ye transfer edildi. Uğruna yapılan tezahüratlar, pankartalar, "umudumuz Şaban" mottoları, alınan formalara yazılan isimler... Hepsi boşa gitti. En çok da bu videonun boşa gitmesine üzüldüm. Kulübün kanalı hazırlamıştı, geçen sene. Fondaki müziği herkes sever zaten. Forvet de gol atıyor. Ama işte geldi gitti. Çöp oldu, anı oldu.

Bundan sonra oynanancak ilk Göztepe-Karşıyaka maçını merakla bekliyoruz. Zaten 7 senelik aradan sonradan oynanan ilk derbide bir durgunluk vardı, böyle bir olay ateşleme yaratır. Bir de Şaban gol atarsa....

Cuma, Mayıs 11

İronik Gün




Fenerbahçe-Galatasaray maçından birkaç saat önce Karşıyaka'nın kaderi belli olacak. Aslında böyle bir günde herhangi bir spor organizasyonunu oynatmamak lazımdı. Gerekli ilgiyi göstermek mümkün değil. Şu an ne benim ne de İzmirli ve Giresunlu olmayan herhangi birinin Karşıyaka maçını umursayacağını sanmıyorum. Olsun, yine de karalayalım.

2012'de Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid'e koyma hayaliyle 100 yılı devirdi Karşıyaka. Şampiyonlar Ligi mümkün olmadı bari 1996'dan beri süren hasret sona ersin dendi. Kadro kuruldu, para harcandı, transfer yapıldı. 34 hafta sonunda gelinen nokta son 10 senenin en kötüsü. Belki önümüzdeki sene 1.Lig'de bile oynayamayacaklar.

Karşıyaka'nın yapması gereken, bugüne kadar 13 maç yaptığı ve sadece 2 kere yenebildiği Gaziantep BB Spor'u yenmek. Eğer bu olmazsa, küme düşen, ezeli rakip Göztepe'nin dostu olan Sakaryaspor'un Giresunspor'u yenmesini beklemek. İş gerçekten çok zor. 100.yılda bunu yaşamak Türkiye'de sadece Karşıyaka'ya denk gelirdi.