Perşembe, Mayıs 13

Beşiktaş 88 - Efes Pilsen 96


Bundan 4 sene önce Akatlar'a ilk defa gittiğimde yine bir Play-Off yarı finalinde Efes Pilsen ile karşılaşıyordu Beşiktaş. Biletlerin gişede 10 lira, karaborsada 20 lira olduğu bir maçtı. Dün ise 3 lira vererek girdik. 4 sene önce kazanan Beşiktaş dün akşam kaybetti. Bu paragrafı Beşiktaş yönetimi ile Beşiktaşlıyım diyen ama Beşiktaş'a bir Acıbadem veya Ülker olmayan iş adamları üzerine alsın. Hatta bu kesimin Galatasaray versiyonu da okuyabilir, üzerine kafa patlatabilir.

Tekrar 2006'ya hatta biraz öncesine dönelim. Bu sefer iki takım finalde karşılaşmıştı. Sanırım yanlış hatırlamıyorsam Beşiktaş'ın 30 sene sonra finale yükseldiği, 3 büyük takımın tribünlerinde sezon öncesinde "Bu sene Ülker-Efes finali oynanmayacak"pankartlarının açıldığı sezon. İşte o zaman Efes Pilsen, Türk basketbolunun en sevilen kulübü, Abdi İpekçi'de oynayacağı bir maçta Beşiktaş taraftarına az sayıda bilet satmış ve o biletleri de fahiş fiyatlardan piyasaya sürmüştü. Kendisinden kat kat az bütçeye sahip olan takım, rakip takımının tek kozundan, taraftarından korkmuş, yıllardır yaşama şansı vermediği kulüplere bir darbe daha vurmaya çalışmıştı. Kazandığı onca kupanın yanına bir tane daha eklemek için, insanların sevgisini kaybetmeyi göze aldı.

Bizden önceki kuşak basketbol sevgisini "Beyaz Gölge" ve "Spor Sergi Sarayı"na borçluysa, biz de Efes Pilsen'e ve Naumoski'ye borçluyuzdur muhakkak.Türkiye'de basketbol oynanandığını o takım sayesinde farkettik ve mesela şahsen ben bu ay Caferağa'da, Akatlar'da, İpekçi'de basketbol maçları izlemişsem, bunun ilk sebebi tuttuğum takımdan önce Efes Pilsen'dir.

Fakat ne olduysa 2000'den sonra oldu. Belki bir takım taraftarı olduğumuz için artık "holigan" zihniyetiyle bakıyoruz. Ama belki de Efes Pilsen'de bir zihniyet değişimi vardı.

Efes Pilsen kapatılacak mı? diye tartışılırken oynanandı dün Efes Pilsen - Beşiktaş maçı. Saha içindeki birçok şeye baktıktan sonra ise tüm o çocukluk masumiyetimi hatırlayıp "Efes Pilsen kapatılmasın" diyemiyorum. Belki böyle bir yasayla kapatılması adil değil ama diyemiyorum işte.

Türk basketbolunun ve belki de Türk sporunun en sevilen ismiydi Efes Pilsen. Ama Efes Pilsen insanların kalbinde yer edinmeyi Türk basketbolunda "tekel" olmaya tercih etti. Tekel'den biralarını aldığımız Efes'in tekel olmaya çalışması bizi daha çok alkole yönlendirdi. iSevdiğimizden, ilk göz ağrımızdan kazık yedik. Biraya da böyle başlamaz mı insan?

Bu maça gelelim ve biraz basketbol konuşalım. Beşiktaş 4 dakikada 16-0 geriye düştü. Efes müthüş bir başlangıç yaptı ve ben bu anda "maç bitti" dedim. Öyle olmadı. Beşiktaşlı basketbolcular başta Engin Atsür ve Brad Newley olmak üzer harika bir geri dönüşe imza attılar. Periyotu 5 sayı geride kapatıp, devreyi önde noktaladılar.

Geçen serinin (Telekom) Akatlar'daki maçında Brad Newley hakkında yazdığım övgü dolu cümleleri yine kullanıyorum farz edin. Buna bir de Engin'i ekleyelim. Yıllardır (bu sene hariç) tuttuğum takım Galatasaray'ın kaotik basketbolu ile haşır neşir olduğumdan maçı ve takımını yöneten bir oyun kurucuya hasrettim. Dün Engin farklı bir basketbolun varlığını hatırlattı. Sanırım serbest atışlar dahil sadece 2 şutunda isabet sağlayamadı ve 23 sayıyla maçın en skoreri oldu. Bu bir yana 10 tane birbirinden güzel asist yaptı ki sayılardan daha şık ve daha yerindeydi. Newley de Engin'e 19 sayıyla eşlik edince Beşiktaş maça ortak oldu.

3.periyot hakemlerimizin olaya el koyduğu anlardı. İşte budur bizi Efes Pilsen'den soğutan. nedenlerden biri. Belki Anadolu takımı tutanların futbolda bizim takımlarımız, 3 büyükler için sarfettikleri cümleler bunlar. Belki diyecekler ki "siz yaparken iyidi". Başka zaman aradaki farkı daha detaylı açıklarım.

Yine de hakemlerin kararlarına rağmen; Burak Bıyıktay, son periyotta Perry'i oyuna daha fazla dahil etse, Muratcan son hücumdaki üçlüğü kaçırmasa, Cevher gibi biri sadece 1 sayıda kalmasa, dün Beşiktaş Efes Pilsen'i yenecekti. Yani kısacası Beşiktaş kendi çabasıyla getirdiği maçı kendi hatalarıyla verdi. Bir de sezonun hayal kırıklığı Rakoceviç'in Beşiktaş'a 17 sayı atması var.

Büyük bir ihtimalle Efes Pilsen'in finaldeki rakibi Fenerbahçe olacak. Takım tutmayan biri olsaydım, sadece sporsever olsaydım Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu isterdim. Bu bile Efes Pilsen'in bizi kendisinden ne kadar soğuttuğunun işaretidir. Yine de tahmin ediyorum ki çubuklunun karşısındaki takımı kendimize daha yakın hissedeceğiz. Derbinin doğası. Ama şunu da eklemek lazım; Fenerbahçe şampiyon olursa ne kadar sevinirsem, Efes Pilsen kapanınca da o kadar üzülürüm. Yani hiç.

Forlan İstedi


- Forlan bize son dakikada atınca işin buraya kadar geleceğini tahmin etmemiştim.

- Şampiyona elendik.

- Fulham bu sene ilk defa 90 dakika, daha doğrusu 120 dakika izledim. Pek beğenmedim. Finali haketmediler ama Juventus maçı ve Hamburg maçı onların finalde olmasını gerektiriyordu.

- Reyes'in milli takım seçilmemesi Reyes için talihsizlik.

- İlk golü Hangeland atar dedim, o ilk sarı kartı gördü.

- A.Madrid 2 hafta sonra Kral Kupası finali oynayacak, kazanırsa sezonu iki kupayla kapamış olur.

- Madrid şehri 8 sene sonra Avrupa Kupası kazandı.

- Maçı sessiz izlediğim için tribünler hakkında pek yorum yapamıyorum ama maç öncesi A.Madrid tribünü baya güzeldi. Bu sene Sami Yen'e 50 kişi geldiklerinde bir sıkıntıları olduğunu duymuştum, belki de bu final bir tribünün yeniden dirilişi olur.

- Finale dair güzel fotoğraflar var internette, tavsiye ederim. Kupa kazanmak güzel şey. Ve adamı kıskandırır.

- Damat da fena oynamadı. Ama o boş pozisyonda auta nasıl attı. Gol olmadığını idrak etmem uzun sürdü.

- Hugh Grant, Lily Allen, İbrahim Altınsay gibi popüler isimlere karşı Clup Atletico de Madrid.

- İtalyan hakemle bizi yendiler, İtalyan hakemle şampiyon oldular.

- İçinde "Barcelona" geçen bir pankart vardı kale arkasında, neydi o?

- Şampiyona elendik.

- Stat: Nordbank Arena

Hakem: Nicola Rizzoli

Atletico Madrid: De Gea, Ujfalusi, Perea, Dominguez, Antonio Lopez, Reyes (78' Salvio), Paulo Assuncao, Raul Garcia, Simao (68' Jurado), Forlan, Agüero (119' Valera)

Fulham: Schwarzer, Baird, Konchesky, Hangeland, Hughes, Davies, Duff (84' Nevlan), Etuhu, Murphy (118' Greening), Gera, Zamora (55' Dempsey)

Sarı kartlar: Salvio, Perea, Forlan, Hangeland

Goller: Dk. 32 ve 116 Forlan, Dk. 37 Davies

Çarşamba, Mayıs 12

Afrikalı Hocayla Başarı Kutsaldır


Kamerun'un hatta Afrika kıtasının en büyük futbol efsanelerinden Roger Milla, 2010 Dünya Kupası öncesi şöyle birşey demiş:

"Fildişi S. 2010 yazında başarılı olamazsa bu onları kullanamayı başaramayan teknik direktörün suçu olur. Afrikalı oyuncular taktik açıdan disiplinsiz oldukları için Avrupalı hocayla daha başarılı olurlar tam bir şehir efsanesi ve buna katılmıyorum."

Bundan 4-5 sene önce stadyum girişinde muhabbet ederken bize, Türkiye'de Hakan Şükür neyse, Afrika'da Roger Milla odur diyen abiye selam olsun.

Salı, Mayıs 11

Play- Off Fikstürü


17 MAYIS 2010

20.00 KARŞIYAKA - ALTAY (Atatürk Olimpiyat)
20.00 KONYASPOR - ADANASPOR A.Ş. (Ali Sami Yen)

20 MAYIS 2010

20.00 ALTAY - ADANASPOR A.Ş. (Atatürk Olimpiyat)
20.00 KONYASPOR - KARŞIYAKA (Ali Sami Yen)

23 MAYIS 2010

19.00 ALTAY - KONYASPOR (Atatürk Olimpiyat)
19.00 ADANASPOR A.Ş. - KARŞIYAKA (Ali Sami Yen)

Bu maçlar sonunda Süper Lig'e 1 takım daha çıkacak. Altay'ın bütün maçları Olimpiyat Stadı'nda. Bu nedenle Altay'ı izleme olanağımız olmayacak. Adanaspor ve Karşıyaka'yı bir adım önde görüyordum bu da son maçı daha farklı bir atmosfere sokabilir.


Biletler 5 TL'den satılacak. Statü lig usülü olunca heyecan azalır diye tahmin ediyorum, ama bizim gibi futbol apaçileri, yani futbol dilencileri için yerinde 3 maç izlemek güzel olacak. Bekliyoruz.

Fotoğraf İnönü'den. 2008 Play-Off finalinden. Yani İstanbul'dan Süper Lig'e son yükselen takım Eskişehirspor. İstanbul uğurlu gelmiş olacak ki hala Süper Lig'deler.

Uefa Kupası 2010



Öncelikle bu organizasyona Avrupa Ligi demeye alışamadım. Benim için hala UEFA Kupası'dır. Belki de biz daha önce o isimle aldık diyedir bilmiyorum. Geçelim bu seneye.

4 sene sonra Uefa Finali'nde bir İspanyol ve İngiliz takımı karşı karşıya geliyor. En son 2006 yılında Sevilla ve M.Brough karşı karşıya gelmiş, İspanyollar 4-0 yenmişti rakiplerini. (Aynı sezon Barcelona ile Arsenal'in Kupa 1'de final oynadığını ekleyelim.)

Sevilla ile A.Madrid arasında pek benzerlik kuramasak da (ikisi de bir Türk takımını eleyerek finale geldi) M.Brough ile Fulham'ın heyecan dozu yüksek maçlarla finale çıkışları birbirini andırıyor.

Bu seneki final Almanya'nın Hamburg şehrinde oynanacak. Almanya'da son oynanan Uefa Finali'nde yine bir İngiliz ve İspanyol'un karşılaşması tatlı bir tesadüf. 2001'deki finalde Liverpool ile Alaves kozlarını Dortmund'da paylaşmıştı. Son yılların en güzel finallerinden birinde Alaves dramatik bir şekilde yenilmiş ve Liverpool uzun süren Avrupa Kupası hasretini sonlandırmıştı.

Bu sene Liverpool'u eleyen A.Madrid de tıpkı o zamanın Liverpool'u gibi uzun süredir Avrupa Kupası alamıyor. Bugüne kadar 3 Avrupa Kupası finali oynayan Atletico, 24 senedir final oynamadı. Son finalnde 1986 yılında Kupa Galipleri Kupası'nda Dinamo Kiev'e 3-0 yenildiler.

Aldıkları tek kupa da zaten bir Kupa Galipleri Kupası'ydı. 1962 finalinde Fiorentina ile karşılaştılar. İlk maç İskoçya'da 1-1 sona erince final tekrar maçına kaldı. Rakibini Almanya'da, Stuttgart'ta mağlup eden A.Madrid o gün büyük sevinç yaşasa da 48 senedir kupa kazanamıyor. Oysa bu kazanılan kupadan sadece 1 sezon sonra yine finale yükselmiş, fakat bir başka Londra takımına, Tottenham'a 5-1 yenilmişti.

A.Madrid'in bir de Şampiyon Kulüpler Kupası finali var, onda da B.Münih'e mağlup olarak kupayı kaybetti.

İngiliz ve İspanyol takımları daha önce 10 defa Avrupa Kupası finallerinde karşılaştı. İki ülkede beşer defa final kazandılar. Liverpool ve Barcelona ikişer defa kazanırken Arsenal 3 defa finalde kaybetti.

Madrid ve Londra finali ise 2 defa oynandı, ikisinde de kazanan Londralılar oldu. Tottenham'ın 1963 galibiyeti dışında, 1971'de Yunanistan'da (Pire) oynanan Kupa Galipleri Kupası Finali'nde Chelsea, Real Madrid'i uzatmalar sonunda 2-1 mağlup etti.

Bu arada İngiliz ve İspanyollar'ın en çok şu anda olmayan Kupa Galipleri Finali'nde karşılaşması da enteresan. Uefa Kupası finalinde ise 2001'e kadar karşılaşmamışlar.

1962'de Madrid'e kupayı getiren tekrar maçını saymazsak Almanya'da oynanan 10. final olacak. Hamburg ilk defa bir finale ev sahipliği yapıyor. Daha önceki 9 finalden birinde İspanyollar birine İngilizler kazandı. (1989 Barcelona/Bern'de-1979'da N.Forrest/Münih'te).

Uefa Kupası'nın Uefa'da 1972'den beri oynandığını hatırlatalım. 1958-1971 yılları arasında ise Fuar Şehirleri Kupası adı altında oynanan bir organiazyon olduğunu eklemek lazım. Bu turnuvanın ilk finalini Barcelona ve Londra karması oynamış ve kazanan Barcelona olmuş. Katalanlar bir sonraki sezon Birmingham'ı mağlup ederek bir kez daha kupaya uzanmış.

1971'deki son finalde yine Barcelona yine bir İngiliz'i mağlup ederek kupayı kazanmış. Bu sefer karşısında duramayan takım; Leeds United.

Uefa Kupası'nın tek maçlı finallerle oynandığı son 12 sezonda, kupa 1 kere uzatma sonunda, 2 kere de penaltılar sonunda sahibini buldu.

Kupayı en çok İtalyanlar kazandı (9defa). Eğer Madrid alırsa sayıyı 6'ya çıkaracak ve İngiltere ile Almanya'yı yakalamış olacak.

Pazartesi, Mayıs 10

Şampiyonluk Giderken


Estudiantes kendi sahasında önemli bir maça çıktı. Rakip Rosario Central'ı yenerse liderliğine devam edecekti. Yenemedi. Arjantin'de kendini bulan ve milli takıma yeniden göz kırpan, takımın en önemli ismi Juan Sebastian Veron maçın 31.dakikasında kırmızı kart gördü. Maç ondan sonra yavaşladı, 0-0 sona erdi.

Estudiantes puan kaybedince, yeni lider Independiente'yi kendi sahasında 4-3 yenen A.Juniors oldu. Bu maç da enteresandır. A.Juniors 27.dakikada öne geçiyor, bir dakika sonra rakip beraberliği sağlıyor. 67.dakikada skor tabelasında 1-3 yazıyor. A.Juniors için rüyanın sonu gibi.

Ne oluyorsa 74.dakikadan sonra oluyor. Bu dakikada skor 2-3 oluyor. 89'da beraberlik, 90'da galibiyet geliyor. A.Juniors liderliğe yükseliyor.

Haftaya iki takım da deplasmanda. A.Juniors Huracan ile karşılaşıyor. Estudiantes'in rakibi ise Clasura'da iç sahada henüz hiç yenilmeyen Colon. Estudiantes şampiyonluğu kaybederse kırılma anı Veron'un sahayı terkediş anı olacaktır.

O El Ne Lan

Kaptan, markaj altında.. Yorum yok.

Total Basketbol


Barcelona Euroleague Şampiyonu oldu. Biz maçı izleyemedik, dediklerine göre şov yapmışlar. Zaten skor da bunu gösteriyor; 86-68. Euroleague'i yakından izleyenler zaten buna şaşırmaz.

Dün Paris'te oynanan maçta basketbol takımını futbol takımı oyuncuları da yalnız bırakmamış. Güzel bir kare. Biz de bunun benzeri geçen sene bayanlar Eurocup Finali'nde yaşamıştık diyelim, kendimize pay çıkaralım.

Şuradan bunu anlıyoruz ki; Barcelona, Barcelona gibi oynarsa her branşta şampiyon oluyor.

Şampiyonların Arasında


Bucaspor cumartesi günü Süper Lig'e çıktı ama ondan bir hafta önce yine manşetlerdeydi. A takımdan birkaç gün önce U-15 takımı, İzmir'in küçük semtini manşetlere taşımıştı. Bizim gazetelerden daha çok Avrupa'da yankı bulmuştur herhalde. Çünkü Bucaspor U-15 takımı Nike Premier Cup'ta Avrupa Şampiyonu oldu ve ağustos ayında Old-Traffor'da yapılacak dünya şampiyonasına katılmaya hak kazandı. Bu turnuva yıllardır düzenleniyor ve birçok yıldızı dünya futboluna kazandırdı. O nedenle Bucaspor'un ve Bucasporlu futbolcuların yakaladığı şansı iyi değerlendirmeleri gerekiyor.

Premier Cup, 1993-94 sezonundan beri yapılıyor. İlk şampiyon Portekiz takımı Porto oldu. İlk kupaya sadece Avrupa takımları katılıyordu.

Daha sonra İspanyollar, Real Madrid ve Espanyol şampiyon oldu. Espanyol'un şampiyon olduğu 1995-96 sezonunda ilk defa bir Güney Amerika ülkesi, Şili turnuvaya dahil oldu.

1996-97'de Arjantin'in isimsiz Platense takımı kupayı ilk kazanan Latin oldu. Daha sonra İspanyollar yine A.Bilbao ve Barcelona ile devam etti. 1999'da Barcelona, Rosario'yu finalde 2-1 yenerken galibiyet golünü atan isim ise Anders Iniesta oluyordu.

Bundan sonraki 4 sene Güney Amerika, daha doğrusu Brezilya takımları ile geçti. Internacional, Vitoria Bahia, Sao Paolo, Corinthians kupayı samba diyarına taşıdı.

Futbolun beşiği İngiltere ilk ve tek kupasını 2004'te aldı. Ev sahibi United'ın stadında United'ı yenen Manchester City kupayı kazanan takım oldu. Fluminense ve Guadalajara kupayı yeniden karşı kıtaya götürürken Barcelona kupayı 2 defa alan ilk takım oldu. Fluminense ve Sao Paolo da son iki seneyi şampiyon kapadılar. Son iki senede turnuvaya elemeler dahilinde 9000 üzerinde takım katıldı.

Daha önce bu turnuvada yetişen isimlere bakalım. 1999 senesi baya bereketli olmuş mesela. Tevez, Mascherano, Iniesta, Robinho, Fernando Torres gibi isimler o sene birbirlerine karşı mücadele etmişler. Yaklaşık 15 senedir düzenlenen turnuva finallerinde boy gösterip, daha sonra dünya futboluna dahil olan bazı yıldız isimler şunlar:

Lionel Messi, Xavi, Cecs Fabregas, İker Casillas, Maicon, Diego, Gerard Pique, Jose Antonio Reyes, Radamel Falcao, Kim Kallstrom, Theo Walcott, Alberto Aquilanı, Alessio Cerci, Riacardo Quaresma, Matias Fernandez, Andy Van der Meyde, Tomas Sivok, Gio Dos Santos, Aaron Lennon, Micah Richards, Rafael ve Fabio Da Silva kardeşler, Carlos Vela, Helder Postilga, Ricardo Pinilla, Jack Wilshire, Gabby Agbonlahor, Mikael Forsell, Mamadou Sakho, Moussa Dembele...

Bucaspor U-15 kategorisinin vitrine çıkacak. Bu başarıyı sağlayan gençlerin isimlerini de bir kenara not etmek lazım. Bakalım yıllar sonra nerede olacak. 2003 yılında turnuvaya katılan ve 9.olan Galatasaray'dan sadece Özgürcan Özcan'ın biraz parladığını not edelim.

Hacettepe Veda Etti


- 1.Lig'den düşen son takım Hacettepe oldu.

- Ankara ekibi, Mersin İdman Yurdu'nu yenseydi ligde kalacaktı. Beraberlik onları düşürdü.

- Maçın başında öne geçmişti Hacettepe. Golü ikinci yarıda yedi. Daha sonra başka gol bulamadı.

- Maçın son dakikasında kaçan gol çok dramatikti. Dramatik diyorum çünkü Ç.Rizespor, Hacettepe, Mersin İY. arasından en çok Hacettepe kalsın istiyordum.

- Bir takımdan sırf taraftarı yok diyerek nefret etmek sanırım bize özgü. Taraftarı yok küme düşşün diyenlerin, bir zaman sonra "emek" muhabbeti yapmamaları gerekir. Futbolcuların ortaya koyduğu emekler göz ardı edilmemeli.

- Ç.Rizespor ve Mersin idman Yurdu bu sezon oynadığı maçların yüzde 80'inde top oynamadı. Hacettepe ise çatır çatır oynadı ama düşen takım oldu.

- Maçın iki golü de sol taraftan yapılan ortayla aynı kaleye atıldı.

- Geçen sene 1.lig'e yukarıdan ve aşağıdan 6 yeni takım gelmişti. Şimdiden 4 tanesi bu sene yine lig değiştirmiş oldu. Hacettepe ve Kocaelispor paraşütsüz düşenlerden. Dardanelspor asansör oldu. Bucaspor tırmanışta. Konyaspor Play-Off'ta.

- Mersin İdman Yurdu bu maçta bir gol yese ligden düşecekti, bir gol atsa ligi 9. bitirecekti. Beraberlik onların yerini 12. sıra olarak belirledi.

- Hacettepe geçen sene küme düşerken kenarda yine Ergün Penbe vardı.

- Maçı anlatan spiker Uğur Önver'i, eskiden beğenirdim. Şimdi ise beğenemiyorum. Sanırım 1.Lig maçlarına pek hazırlanmıyorlar, sıkıntı da bundan kaynaklanıyor.

- Hacettepe 2.yarıda 24 puan topladı. Ligin bu devredeki en iyi 8.takımı.

- Mersin İdman Yurdu'nun yabancı futbolcusu Boum bence maçın en iyisiydi.

- Hacettepe belki de en kötü futbolunu bu maçta golü yediği dakikalardan sonra oynadı. Gençlik ve tecrübesizlik böyle bir şey. Çok fazla panik yaptılar. Bacaklar titredi.

- İki takımın gol atan futbolcularının adı Mustafa soyadı Kaya.

- Ferhat Kiraz'ın hikayesi de ilginçtir. Geçen sene Play-Off finalinde Karşıyaka formasıyla gol attı ve takımını 1-0 öne geçirdi ama Süper Lig'e yükselen Kasımpaşa oldu. Bu sene ise final gibi bir maçta Hacettepe formasıyla gol attırdı ve takımı 1-0 öne geçti ama ligde kalan Mersin İdman Yurdu oldu.

-
Stat: Cebeci İnönü

Hakemler: Abdullah Yılmaz, Kemal Yılmaz, Mustafa İspiroğlu

Hacettepe: Ercüment, Emre, Serhat, Kulusic, Mustafa Cevahir, Sedat (Dk. 81 Onur ), Mustafa Kayabaşı, Serkan, Mustafa Kaya, Ferhat (Dk. 58 Sezai), Soner (Dk. 70 Ali)

Mersin İdmanyurdu: Kerem, Joseph Boum, Fatih, Nurullah (Dk. 84 Onur), Sami (Dk. 82 Serkan), Süleyman (Dk. 77 Caner), Ahmet, Fuat, Mustafa Tuna Kaya, Sertaç, Mustafa Aydın

Goller: Dk. 10 Mustafa Kaya, Dk. 55 Mustafa Tuna Kaya

Sarı kartlar: Serhat, Mustafa Tuna Kaya, Soner, Kerem, Fatih, Serkan

Pazar, Mayıs 9

Galatasaray 1-2 Antalyaspor


Sezonun Ali Sami Yen'de son maçı olması yeterli duygu yoğunluğunu sağlamışken, bunun belki de son Ali Sami Yen maçı olma ihtimali günü daha da dramatik bir hale getirdi. Sezonun istenilen , hayal edilen gibi bitmemesi havayı daha da hüzünlendiriyor. Eylül ayında yaptığımız hesaplara göre bu maçın şampiyonluk maçı olması gerekiyordu. Şu anda hiç öyle bir durum yoktu. Futbol dersi; Eylüle kanmamak lazım.

Galatasaray taraftarının ve tribününün eleştirilecek 100 tane durumu, vukuatı, özelliği vardır. Ama şu bir gerçektir, bu sene Fenerbahçe maçından sonra oynanan Sivasspor ile Bucaspor ve karlı havada oynanan Gaziantepspor maçı dışında her maç stadyum dolmuştur. Özellikle ilk yarıda bazı yerlerde okumuştum; Galatasaray taraftarı takımını yalnız bıraktı veya 12.000 ortalamaya oynayan Galatasaray takımı.. Bunların hepsi yanlış değil yalandır.

Dün gelenlerin tek bir amacı vardı. Kazanmak, kaybetmek çok da önemli değildi. İnsanlar güzel futbol izlemek, seneye umutla bakabilecekleri birşeyler görmek istiyordu. Yani en azından ben o amaçla gitmiştim. Bir de 50'den 60'dan sonra kimine göre arabesk kimine göre duygusal besteler söylense yeterli olurdu. Geçen seneki Sivasspor maçı gibi. Yeter ki, açılan pankarta inanabilecek birşeyler görelim.

Burada iki kişiye ayrı parantez açalım. Ömer ve Tolga Özkalfa. Sadece top oynanasın istiyorduk, çok fazla birşey değil. oysa Ömer yine maçın önüne geçti. Bir cumartesi günü amaçsız bir şekilde maça gelen insanları çıldırtmayı başardı. Bir dergiye "bana küfür edilmesi hoşuma gidiyor" diyen bir adamdan bahsediyoruz. Ömer'de suç yok. Suç Galatasaray tribününe göre başkasında, ama Tolga Özkalfa nasıl sarı kart çıkarmaz anlamadım. Ömer zaman geçirmeye 2.dakikada başladı, 80.dakikada sarı kart görür dedim. 80'de bile görmedi. Kalecinin zaman geçirmeden sarı kart görmesi için hedefli bir maç olması mı lazım? Federasyon futbol oynanmasını engelleyenler ligin marka değerini düşürmekten yargılasın. Yargılanacakların başında da Ömer ve bu tarz hakemler gelir.

Gelelim bizim takıma. Allahım bu nasıl bir ızdıraptır? Sahada futbolu severek oynayan bir tane adam yok. Hepsinin suratı asık. Top oynamıyorlar. Sezonun ilk yarısındaki Sabri yok, Caner'in aklı Rusya'da, Jo ayakta duramıyor, Topal şaşkın şaşkın bakınıyor, Arda felaket kere felaket, Keita toptan başka bir şeyle ilgilenmiyor. Emre, Neill ve Hakan Balta dışında top oynamak isteyen adam yok. Yahu o zaman biz niye geliyoruz? Maça gelişlerimizi sorgularken hep sonunda birşeyler bulurduk ve sonra yine gelirdik. Artık o birşeyleri bulmakta zorlanıyoruz.

Aslında Mehmet Helvacı'nın açıklamaları dün gece için herşeyi anlatıyor. Kulüpte en azından bizim gibi düşünen biri var.

Devre arasında iki tane ısınanan futbolcu var. Daha doğrusu 3. Mustafa Sarp top sektiriyor. Diğer ikisi sağ bek Uğur ve stoper Servet. Uğur, Servet'e orta açıyor, Servet de 10 yaşındaki top toplayıcıyı kaleye geçirtmiş gol atmaya çalışıyor. Sağ bek Uğur'un 200 tane ortasından 100 tanesi Servet'e bile gitmiyor. Servet, ona doğru gelen 100 taneden sadece 5-6 tanesini gole çeviriyor. Kaledeki çocuk 10 değilse 11 yaşında.

Birçok şey sona erdi. Sezon da sona erdi, Sami Yen günleri de. Geçen sezon Eskişehirspor maçında yaşadığım duygusal çöküntüyü bir daha yaşamam sanırım. Bu sene de yaşamadım. zaten Ama o gün oluşan karamsar havadan çıkmamı sağlayan Rijkaard'ın ismidir. Onun seneye yine takımda olduğunu bilmek, o gün yağmur altında izlediğim rezil maçta hissettiklerimi dün akşam hissetmemi engelledi.

Futbol takımından yavaş yavaş uzaklaşıyoruz. Kopuyoruz ufak ufak. Çocukluğumuzda sevdiğimiz Galatasaray'dan daha farklı şimdi yaşananlar. Hakan Balta'yı Cihan Haspolatlı'yı benzetiyorum, o yıllara gidiyorum. Yine de bizi çeken birşey vardı o berbat yıllard bile.

Zaman değişiyor. Maç bitiyor o esnada. Rakip takım futbolcularını sevinirken görmeyi çok sık görmeye başladığımızı farkediyorum. Bu sene hiç oynamayan Emre Aşık gibi bir topçumuz olmadığını farkediyorum. Çok hızlı bir değişim var veya biz farkedemedik ve artık sancılar başlıyor. Yaş 25 ve hala hayatımızı Galatasaray için, Galatasaray'a göre şekillendiriyoruz. Biz ne yapacağımızı düşünürken o esnada stadyum hoparlöründen bir şarkı giriyor; git patlat bu kafayı şimdi.

Stadın ışıkları kapanır ve stada son bakış atılır. Karanlıkta Sami Yen'de oturmak sadece deplasman takımı taraftarına özgü değil miydi?

Cumartesi, Mayıs 8

WNBA Finali'nde Fenerbahçe 2-0 Yaptı


- 5 periyot boyunca heyecanla izlediğimiz güzel bir maçtı ve kaybeden yine biz olduk.

- Garip bir şekilde bu sefer kötü başlayan biz olduk. Son 2-3 senede bu kadar kötü başladığımız bir Fenerbahçe maçı yoktur. Bunu bir işaret olarak algıladım açıkçası. Az daha oluyordu da.

- Galatasaray'ın en büyük problemi hücumda. Şöyle çat çat sokabilen biri yok. Ah Augustus olsaydı.

- Penny Taylor muhtşem oynadı ama bazı hareketleri beni rahatsız edıyor. Derbi atmosferinden midir, yoksa doğal mıdır anlamadım.

- Esra yine 0 çekti, Douglas sadece 6 sayı üretebilidi. Nilay'ın bir kritik üçlüğü ile toplam 5 sayısı var.

- Esra'nın sanırım en büyük sorunu kaybolan özgüveni. Potaya şut yollarken korkuyor. Son tercih olarak şutu düşünüyor. Top elimden çıksın diyor sanki. Geçen sene Işıl da böyleydi.

- Birsel'e şapka çıkarıyorum.

- Bahar'ın bütün sezon az süre verilip Kadıköy'de ilk 5'te başlatılması, 2006'da beklere Uğur ve Ferhat'ın konması gibi. Kalaycığlu'dan Gerets hamlesi.

- Adnan Polat'ın olduğu maçta salon sakindi. Bugün klasik Caferağa'yı duyduk.(maça gidemeyince göremedik)

- Geçen sene bu takım iyidi. Avrupa Kupası alındığında takımın başında olan isim Okan Çevik gözüküyordu belki ama o takımın temelini Cem Akdağ atmıştı. O Cem Akdağ'ın değeri önce bilinmedi, sonra zor durumda kalınca erkek takımına çağrıldı. Sonuçta transferi büyük olay lar yaratan Zafer Kalaycıoğlu'nun bir hayrını görmedik.

- Bu arada Esra'nın savunmasını atlamayalım. Biz 20 sayılık 2008 finalini bildiğimiz için, her maç bombalasın istiyoruz.

- Maç tam bir WNBA finali gibiydi. Sert basketbol, kaliteli, heyecanlı maç. Sahada yıldız isimler.

- İlk yarının sonunda Taylor'ın attığı 3 sayılık basket kötü oldu. Devreyi 3 sayı geride bitirmek güzel olurdu. Geçen sene Avejon yine öyle bir basket atmıştı son saniyede.

- Hakemler çok kötüydü. Teknik faul çalarken eşitlemeye çabalamalar bir yana, Fenerbahçe'nin sert basketboluna izin verip, Galatasaray'a kolay düdük çalmak bir yana, 5 saniyeyi 10 saniyede çalamamak bir yana, son hücumda verilen faul gerçekten ayıp ötesidir.

- Son hücumda ribaundu alan Catchings, dışarıya dönmeyip niye hücumu denedi anlamadım. Bunun benzerini geçen seneki yarı final serisinin son maçında Young yapmıştı.

- İpekçi'deki maçlara zevk için gidilir artık. Geniş bir arkadaş grubuyla. Yoksa sıkıntılı olur.

- Sophia Young; çamaşır onda, bulaşık onda, çocuklar onda.. Her işe o koşturuyor.

- Maçın kopma anından sonraki basketi saymazsak, uzatma skoru 3-0. Futbol maçı gibi.

- Salon: Caferağa

Hakemler: Murat Biricik, Serkan Emlek, Ali Şakacı

Fenerbahçe: Birsel 7, Taylor 19, Powell1, Sutton Brown 7, Nevriye 9, Hoffman 8, Esmeral10

Galatasaray: Nilay 5, Catchings 14, Young 12, Bahar 2, Leuchanka 8, Yasemin 2, Douglas 6, Tuğba 7, Esra

1. Periyot: 16-11

Devre: 32-26

3. Periyot: 45-43

Normal süre: 56-56

5 faulle çıkanlar: 28.39 Bahar, 43.31 Tuğba, 44.51 Nilay

Cuma, Mayıs 7

98 Gençliği

Fransa'da Lyon hanedanlığı yıkıldı. Önce Bordeux, bu sezon da Marsilya sezonu şampiyon olarak tamamladılar. İki takımı da Fransa 98'de Dünya Kupası'nı kaldıran isimler çalıştırdı. Laurent Blanc ve Didier Deschamps son iki sezona damga vurdular.

Rekor

Karabükspor, bu sezon 1.Lig'de rekor kırdı. Süper Lig'e çıkmayı haftalar önce garantileyen Karabükspor, pazartesi günü ezeli rakibi, komşu şehri Boluspor'u 2-1 mağlup ederek puanını bitime 1 hafta kala 77'e çıkardı.

Arka bahçe, 2001-02 sezonundan itibaren tek lig halinde oynanıyor. Daha önce hatırlanacağı gibi mücadeleleler 10 takımlı 5 grupta yapılıyordu. 9 senedir ise tek lig halinde yapılıyordu ve bu 9 senede 77 puana ulaşan olmadı.

İlk sezonda yani 2001-02'de Altay ve Elazığspor takımları 75 puanla ligi noktaladılar ve o günden beri onları geçen olmadı. Altay ve Elazığspor'un avantajları o sezon ligin 20 takımla oynanmasıydı. Karabükspor'un 17 rakibinden topladığı (şimdilik)77 puan, mavi-kırmızı formalı takımının başarısına ışık tutan bir rakam.

Ligin 18 takımla oynanmaya başlandığı 2002-03 sezonundan itibaren ise en çok gol atan takım, 2005-06'da 68 gol atan Antalyaspor'du. Karabükspor bu sezon 73 gol atarak o rekoru da geliştimiş oldu.

Bir ufak not; Elazığspor'un 75 puanlık sezonunda takımın formasını giyen Bülent Bal, bu sezon Karabükspor'un kaptanlığını yapıyordu (aşağıdaki fotoda işçilerle birlikte olan). Aynı sezon yine 75 puan toplayan Altay'ın o yıllarda pek oynamasa da alt yapıdan yeni yeni çıkan yıldız adayı Yasin Avcı ise bu sene Karabükspor formasıyla gol krallığı yaşamak üzere.


Fenerbahçe 57-51 Galatasaray


Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan basketbol maçlarının hiçbir farkı yok aslında. Galatasaray maça başlar, önde götürür. Sonra Fenerbahçe asılır, Galatasaray heyecan ve panik yapar, Fenerbahçe maçı alır.

Bu maçın da kısa hikayesi budur. Yine son periyotta verilen bir maç. Daha doğrusu 3.periyotta 8 sayı atılarak verildi. Ama maçın kırılma anları hep son periyotta yaşandı.

Yabancılar sayesinde WNBA kokan bir maçtı. Catchings, Douglas, Hoffmann, Sutto-Brown ve Penny Taylor, 8-9 ay önce WNBA finalinde oynamış oyunculardı. Bir başka ifadeyle, Caferağa'da evimizin dibinde, ilçemizde WNBA finali izledik diyebiliriz. Bu ufak çaplı WNBA finalini anlamlı kılan Fenerbahçe ve Galatasaray'ın oynaması muhakkak.

Bu güzel eşleşmeye Türk basketbolcular da ayak uydurdu. Fakat ayak uyduranların çoğunun hatta Tuğba dışında hepsinin çubuklu giymesi maçı Fenerbahçe'ye getirdi. Özellikle en çok çekindiğim isim olan Birsel maçı kopardı. Esmeral'ın en kritik zamandaki sayıları Fenerbahçe'ye can verdi. Nevriye takıma katkı bakımından Alex gibi. En kötü maçında bile iş yapıyor. Gerçi Galatasaray pota altı diye bir kavram olmadığından Nevriye orada çok yalnız kaldı.

Takımın ablası, ABD filmlerindeki; evde yemek pişirirken mahallede ağlayan kızların yardımına koşan Harlemli 7 çocuklu anne gibi bir sempatisi olan Young yine yardıma koştu ama yetmedi. İlk yarıda 14 sayı atan Sophia, daha sonra her işe koşturamayınca takım da çöktü. Young'a katkı yapamayan Esra'yı, Nilay'ı anlamak mümkün ama Katie Douglas bu maçın hayal kırıklığı olmuş. Olmuş diyorum çünkü izlerken en azından 1-2 tane atmıştır diye düşünüyordum oysa sıfır çekmiş.

Esra'yı anlamak mümkün değil. 2008'de bizi yedi herhalde. Caferağa'da attığı 20 sayınının ona getirisi çok fazla oldu. Tribünde Işıl 1 ise Esra 2'dir. 2 senedir Esra'nın bir katkısını göremiyoruz. Geçen seneki seride maskesi falan vardı ama bu sene bahane de yok, arada bir iki üçlük yeter bize.

Hakemlerin sertliğe fazla izin vermesi ortak düşüncemiz. Bu da sert oynamayı seven Fenerbahçe'nin artısı oldu.

Sonuçta seri 1-0 oldu. Bu seriyi kazanmak için Caferağa'da maç kazanmak gerek. Alınması gereken maçın son maç olmayacağı, olamayacağı ezeli rekabetin yazılı kuralı. Bu da cumartesi günü oynanacak maçın şampiyonluk maçı olduğunun göstergesi. Bu maç kaybedilirse Abdi İpekçi'de kaybedilecek bir maç, Fenerbahçe'ye kupa vermek demektir. Geçen sene yine iç saha maçıyla seriye son vermiştik ama o en azından bir yarı final maçıydı. Bunları konuşmak için erken diyelim.

Dünkü tribünler geçen seneden daha etkisizdi. Geçen sene salondan çıktığım zaman Fenerbahçe antipatisi içime iyice işlemişti. Dün ise aşırı tezahürat olmadığı gibi, taşkınlık ve küfür de yoktu. Aslında tam Galatasaray'ın kazanabilmesi için gereken bir hava vardı. Aynı saatlerde Fenerbahçe bayan voleybol takımının maçının olması tribünü etkilemiş. Yine de Adnan Polat'ın maça gelme nedeni budur diye tahmin ediyorum. Normal sezonda Ayhan Şahenk'te oynanan maça Aziz Yıldırım'ın gelmesi Fenerbahçe'nin artısı olmuştu.

Caferağa Salonu, sanırım Ali Sami Yen'den sonra en sevdiğim spor tesisi. İnönü ile çekişirler. Öyle bir yer ki tuvalette karşınıza Adnan Polat ve Haldun Üstünel çıkabiliyor. Yiğit ve Yücel'e de Demir ile beni iyi ağırladıkları için teşekkür ediyoruz.

Galatasaray için ampiyonluk parolası; cumartesi 1-1, perşembe kupa töreni.