Çarşamba, Haziran 30

Çeyrek


Hollanda - Brezilya: 1994'te Brezilya, 1998'de Brezilya.. Avrupa'nın Brezilyası, Brezilya ile oynuyor ama ikisi de bu sene Brezilya gibi oynamıyor. Gol atan galip maçı. Sıkıcı maç olmaz, çatır çatır top oynanır.

Uruguay - Gana: Gana ev sahibi ama Uruguay daha güçlü. Uruguay savunmasını geçmek zor. Ayew cezalı. Gana kazanırsa, Afrika kıtası kendi evinde yarı final görmüş olacak. Uruguay daha mantığa uygun duruyor ama vuvuzela sesleri Gana'yı motive ederse işin şekli değişebilir.

Arjantin - Almanya: Kazanan gönüllerin şampiyonu. Yorum yapma, otur izle maçı. Almanlar heyecanlı, Almanlar planlı. Arjantin kararlı, Arjantin dağınık. İkisi de hoş, ikisi de güzel. 1986'da Arjantin, 1990 ve 2006'da Almanya.

Paraguay - İspanya: Golcüleri gol atamayan Paraguay, İspanya'yı geçemez. En dengesiz eşleşme. Cumartesi akşamı La Liga maçı. Ender gelişen Osasuna atakları yerine Paraguay'ı, Barcelona yerine İspanya'yı izliyoruz.

Devletin Başı


Paraguay Devlet Başkanı Fernando Lugo, Japonya maçındaki penaltıları izliyor, çeyrek finali kutluyor.

19.Gün /Afyon


"Futbol kitlelerin afyonudur" sözü duyulunca ardından futbol, fiesta, fado üçlemesi gelir. Ezber cümleleri bunlar. 3 F sözü de bazen Franco'ya, bazen Salazar'a yakıştırılır.

Dün iki diktatörün ülkesinin futbol takımları Dünya Kupası'nda karşılaştı. Ondan önce de Paraguay ve Japonya oynadı. Toplam 210 dakika artı penaltılardan çıkan sonuçtur; futbol bazen afyonsuz zor çekiliyor.

Düne dair yazılacak ufak şeyler var. Biri Villa büyük golcü, ikincisi İspanya bu turnuvada zor yenilir, üçüncüsü Portekiz'in sol beki Coentrao turnuvada Pertekiz'in en iyisiydi.

Turnuvanın başında turnuvanın yüzde 15'ini oluşturan Güney Amerika takımları artık yarısına hakimler. Son 8'deki 4 takım yeni dünyadan. Diğer Güney Amerika takımını, elenen tek Güney Amerika takımını, bir başka Güney Amerika takımının elediğini ekleyelim.

Düne dair daha fazla uzatmaya gerek de yok. 19 gün boyunca aralıksız maç izliyoruz, iki gün ara verelim daha sonra heyecan tavana vursun.

Salı, Haziran 29

18.Gün / Takım


Klasik söylem; çok iyi futbolculardan iyi bir takım olamayabilirsiniz. Önemli olan takım olmayı becerebilen en iyi futbolcuları bulabilmektir.

Ronaldo, Ronaldinho, Adriano, Carlos, Romario... Brezilyalı olup da yetenekli olmayan futbolcu yok. Aynı şekilde Brezilyalı olup da sorun çıkarmayacak futbolcu yok. Brezilya futbol tarihi Ronaldo'nun obezliğinden, Adriano'nun sokakta uyumalarına kadar birçok unutulmaz olayı bünyesinde barındırıyor.

Bu turnuvadaki Brezilya'nın en önemli yönü bu işte. Luis Fabiano'dan Bastos'a, Elano'dan Maicon'a kadar hepsi bir disiplin içinde yer alabilecek futbolcular. Aslında buna da uymak zorundalar, çünkü 3-5 isim dışında geriye kalanların hepsi birkaç yıl öncesine kadar Brezilya milli takımıyla dünya kupasında oynama hayaline çok yakın isimler değillerdi. Dunga onlara güvendi, onlar Dunga'ya ve birbirlerine güvendi.

Eğlenmeyi seven futbolcular, başkalarını da eğlendirirdi. Ama canları sıkıldığı zaman kilitleniyorlardı. 2006'da uçakları düşmezse şampiyon olurlar denilen takım çeyrek finali geçemedi. 1998 finali en büyük yıldızının hastalığına ve sponsorlara kurban gitmiş olabilir. 1982 yılındaki gelmiş geçmiş en güzel takım bile şık paslar atmayı gol atmaya tercih ettiği için 90 dakika sonunda sadece 2 golde kalıp İtalya'ya elenmişti.

Bu Brezilya daha az yeteneklilerden oluşuyor. Buna rağmen daha bir takım, daha iyi bir takım. İyi bir takım başarıya gider. İyi bir takımın duruşu olur, karakteri olur. Önemli olan insanların o takımı sevmesi değil, o takımın insanları sevindirmesidir. Başarıya giden her yol mübah mıdır sorgusu da gereksizdir, çünkü bu takım fair oynmaya da devam etmektedir.

Hollanda da böyle bir takım. Onlar da eskisi gibi değil. Kanat organizasyonları yok, Van Nistelroy, Van Basten, Kluivert gibi santrforları yok. Ama artık saçma savunma hataları da yok. Pozisyon vermiyorlar. Ve bu sayede hep kazanıyorlar.

Şimdi şu sorulabilir; kaybederken eğlenmek, zevk almak mı, yoksa zevksiz bir şekilde kazanmak mı? Hangisine daha çok ihtiyacınız olduğuna bağlı. Kazanmaya ihtiyacı olmayanlar zevk almaya bakabilir. Kaybetmenin de çok ulvi ve kutsanacak tarafları vardır ama kazanmak için sadece tek şansı olanlar (Dunga ve takımı) ve yıllardır kaybeden olanlar (Hollanda) artık kazanmayı tercih ediyorlar diye yalnız bırakılmamalı. Üstelik onlar kazanırken, takım olmanın önemini, beraber hareket etmenin güzelliğini ortaya çıkaracak ki bu bile bir sempati nedenidir.

Pazartesi, Haziran 28

Ronaldo vs Salas



Yine bir Brezilya maçı öncesi nostalji yapalım. 1998 yılından Brezilya - Şili maçı. Bir tarafta Ronaldo, diğer tarafta Salas-Zamarano. Maç 4-1 bitiyor, Ronaldo ve Salas birer gol atıyor. Cesar Sampaio iki gol atarak sivriliyor. Bugün teknik direktör olan Dunga, asistleriyle can yakıyor. Ronaldo'nun hat-trick yapmasına direkler izin vermiyor.

12 sene sonra yine bir ikinci tur maçında bu iki Güney Amerika karşılaşıyor. 12 sene önce Avrupa'da oynadılar şimdi Afrika'da.

Rövanş

İntikam kelimesi ağır kaçar diye buna rövanş diyelim. 2001 yılında Münih'te İngilizler, Almanlar'ı 5-1 mağlup ediyordu. Dünün skorbordu aşağıda.


Deplasmanda, binlerce rakip taraftarın önünde 5-1 kazanmak mı, yoksa tarafsız sahada Dünya Kupası'nda 4-1 yenmek mi?

Günün Maradona Fotoğrafı

17.Gün / İyiler Mutlaka Kazanır


Bu sözün Türkiye Ligi için, daha doğrusu 2006'da Galatasaray'ın şampiyonluğunu yaşayan bizler için anlamı büyüktür. O sene Lig Tv'nin her golden sonra ekrana koyduğu bir slogandı. Bir bankanın sloganıydı.

2006'nın en önemliği özelliği şampiyonun son hafta belirlenmesiydi. Aynısı bu sene yine gerçekleşti. İki dünya kupasında yılında da Fenerbahçe soon hafta şampiyonluğu kaybetti. Bazı arkadaşlar bilir; 1 ay önce Demiycem ile yaptığımız totemler sayesinde şampiyonluk Bursa'ya gitmişti. Dün yine onunlaydık maçları beraber izledik. Totem bu sefer Almanya içindi ve 2006 yılında yaşanan bir eşleşme bu sene yine gerçekleşecek: Almanya - Arjantin çeyrek finali...

Dün iki maçta da iki tane tartışmalı karar vardı. Aslında tartışmalı diyemeyiz, bariz hatalı iki karar. İngiltere'nin 2-0'dan geri dönüşünü sağlayan golü verilmedi, Arjantin'de zorlanacağı maçın kilidini erken bir dakikada attığı ofsayt golle kırdı. Fakat bu yazının başlığı tekrar devreye giriyor; İyiler Mutlaka Kazanır; o pozisyonlara doğru karar verilseydi yine Almanya ve Arjantin kazanırdı, çünkü iyi olanlar onlardı.

Arjantin için bunu demek daha kolay ama Almanya - İngiltere maçı aslında çok farklı bir senaryoya sebep olabilirdi. Geriden gelen her zaman avantajlıdır, ivme İngilizler'e geçip Almanlar psikolojik olarak oyundan düşebilirdi.

Almanya'nın genç kadrosu böyle bir geri dönüşe karşı nasıl tepki verirdi acaba? Bilemeyiz, bildiğimiz Neuer, Podolski, Mesut, Kheidra, Müller, Boateng gibi gençler İngilizler'e 4 tane atıyorlar. O kadar acemi bir takım ki, son dakikalarda zaman geçirmeyi bile beceremiyorlar., ofsayta düşüyorlar. Akıllarından hinlik yok, sadece top oynuyorlar ellerinden geldiği kadar. Ve bu tura kadar da bunu çok iyi becerdiler.

Müller ve Kaiser ile büyüyenler, Rummenige ve Völler ile büyüyenler, Mattheus ve Klinsmann ile büyüyenler bu takımı küçümsüyorlar belki. Doğrudur, diğerlerinden daha iyi değiller ama güzel olduklarını da inkar edemeyiz.

Arjantin'in kaotik futbolu, Almanya'nın heyecanlı futbolu. İkisini de seviyorum. İkisi de gerçek. İkisinin de zaafları var. Buna rağmen ikisi de inatçi, ikisi de kendisiyle barışık. Başarılı olmak için gereken şeylere sahipler. Soyut anlamlar da yüklü. Birinin azınlıklarla kurulu olması, diğerinin kenarında o milletin en büyük adamının bulunması..

Almanya - Arjantin maçını kazanan belki şampiyon olamaz ama gönüllerin şampiyonu etiketi bu maçı kazanana verilebilir.

Pazar, Haziran 27

16.Gün / Psikolojik Üstünlük


Güney Kore ve ABD aynı akıbete uğradı. ABD, biraz daha fazla direndi, biraz daha fazla umutlandı ama yine de yetmedi. İki takım da erken gol yedi, iki takım da çok iyi bir ikinci yarı oynadı, iki takım da o devrede bir gol buldu. Fakat tüm bunları yaparken, çok yoruldular, tükendiler. Ve en önemlisi kritik dakikaları mental olarak kaldıramadılar.

Maç 90 dakika ve belki de 120 dakika. Bu bir risk işte. Bunu bu tip eleme maçlarında tercih etmek yadırganmamalı. Sonuçta telafisi olmayan maçtan daha ötesi.

0 süre içinde 1 gol atamazsan eleniyorsun, 2 gol atamazsan sonunu getiremezsin. Aslında Güney Kore daha şanslıydı ama Suarez yoktan bir gol var etti. Maçın uzatmalara kalmasını engelldi. 2.yarı boyunca takımına şaç baş yolduran bir isimdi Suarez. Pas ve şut tercihleri çok kötüydü. Buna rağmen maçın kahramanı sıfatı ona ait, bunu da inkar etmek mümkün değil. Bazen böyle golcünüz olmalı. İş bitiren. Çileden çıkarsa bile en gerekli anda sahne alabilen.

Fakat asıl önemlisi takımın bir lideri olmalı. Bugün iki tane lider vardı. Forlan ve Appiah. Appiah belki sonradan girdi ve oyunu etkilemedi ama takımı nasıl etkilediği önemli bir ayrıntıydı.Forlan ise attığırdı golle bile zekasını gösterdi. Ondan daha fazlasını da yaptı.

G.Kore ve Abd takım disiplini yüksek ve çok koşan iki takımdı. Fakat Forlan ve Appiah gibi bir kaptanları yoktu. Donovan'ın uzatma dakikaları içinde ekrana yansıtan çaresiz surat ifadesi aslında ABD futbolunun en önemli eksisi. Belki bunu ayrıntılı olarak ileride yazmalı, yine de kısaca değinelim.

ABD bu oyunu öğrendi. Doğrularını biliyor ve uyguluyor. Fakat yine de en önemli hususta tecrübesizle. Psikolojik savaş konusunda sıkıntı var. Futbolu ölüm-kalım meselesi olarak görmeyen belki de tek ülkenin Dünya Kupası'nda bu noktaya gelmiş bir maçta rakibinden daha hırslı ve daha soğukkanlı olması kolay olmuyor. Çelişkili aslında ama açarız ileride.

Bugün öğrendiğimiz de biraz da bu. Oyun/hayat sıkışınca soğukkanlı kalabilmek, hata yapmamayı becerebilmek, hırslanmak ama agresifleşmemek. Uruguay ve Gana bağıra bağıra gol yedi ama yedikleri golden sonra dağılmadılar. Toparlandılar, iş fiziksel savaştan psikolojik savaşa dönünce onlar kazandı. Bu tarz turnuvaların bu bölümünde işe yarayan bir özellik. Hatta belki de en çok gerekeni.

Cumartesi, Haziran 26

Kupa Başlıyor


Gruplar bitince asıl kupa başlar:

Uruguay - Güney Kore: Lugano'ya rağmen Uruguay kazansın istiyorum. Tahminim de o yönde. Sağlam savunma, ateşli orta saha ve Forlan. Güney Kore'nin tek avantajı, Hiddink'ten miras kalan güçlü takım oyunu. Duygularıyla oynayan latinlerin sabırlarını ve sinirlerini zorlayabilir. Ama dengeyi uzun süre boyunca tutmaları lazım.

ABD - Gana: ABD'den çıkan en sempatik ürün ABD milli takımı. Bütün turnuva boyunca önde götürdükleri süre sadece 1 dakika. Euro 2008'deki biz. Gana ise yola devam eden tek Afrikalı. İki takım da gruplarda sadece 1 maç kazandı, toplam 3 kere beraberlik aldılar. Beraberlik bozulmayacak gibi, kazanan ABD olsun. Bunu da bir daha diyemem herhalde.

Almanya - İngiltere: Bu takımlardan birini pazartesi sendromunun kralı bekliyor. Ülkeye dünya kupasından elenmiş değil, dünya kupasından 2.turda elenmiş değil, dünya kupasında 2.turda ezeli rakiplerine elenmiş şekilde dönecekler. Aklım ve kalbim Almanya diyor. Heyecan veren futbol oynayan Almanya, tempolu ve baskılı oynar. Ama İngiliz takımı daha tecrübeli, daha sakin de olabilirse top oynamadan üst tura çıkabilir. Yeter ki penaltı atabilsinler, yeter ki kalecileri saçmalamasın.

Arjantin - Meksika: Gio'ya rağmen Arjantin. Arjantin kazansın çünkü Maradona var. Arjantin finale çıksın çünkü Maradona var. Arjantin kupayı kaldırsın çünkü Maradona var. Tamam yaşımız Maradona dini için ufak ama onu hissedebilmek için 1986'da 10 yaşında olmak gerekmiyor. Kaos futbolu bazen güzel olabiliyor. Kaotik Arjantin, hızlı ve genç Meksika'yı yener. 2006'da olduğu gibi.

Hollanda - Slovakya: İtalyan savunmasına 2 gol atan Ankaragüçlü Vittek, Hollanda savunmasını o kadar kolay geçemez. 2 sene önce bu cümleyi kullansak dayak yerdik. Hollanda gol yemiyor. Slovakya en kötü gruptan zor çıktı. Hollanda çok rahat alır. Hollanda'nın çok rahat skoru da pozisyon vermeden 2-0 almak olur.

Brezilya - Şili: Kalbimiz Şili'den yana. Brezilya daha avantajlı. Güzel takım Şili, iyi takım Brezilya. Brezilya'nın sert basan, çok koşan takımına Şili hızıyla cevap verebilecek mi? Gerçekten ortada maç ama Brezilya çok aklı başında bir takım. Şili heyecan yapar ve yenilir. Yine de Şili'ye yarı-final yakışır aslında.

Paraguay - Japonya: Paraguay pozisyon vermiyor. Ama Japonya'nın pozisyon bulmasına gerek yok. Duran top olsun yeter. Paraguay golcüleri üst düzey ama hala Barrios, Cruz ve Cardozo gol atamadı. Maç sıkıcı geçer, Japonya tehlike yaratır ama Paraguay kazanır.

İspanya - Portekiz: Tabi ki İspanya. Portekiz, İsviçre gibi savunma yapamaz. İspanya orayı illa aşar. Yılların santrforsuz takımı Portekiz kupaya erken veda eder. Yeni bir Nuno Gomes veya Pauleta bulmadan gelmesinler.

Uğursuz K


İsminin baş harfi K olan biri için, dikkat çekici bir o kadar da boş bir istatistik. Kupaya katılan 32 takımdan sadece 2 tanesi grup aşamasını puansız kapattı. İkisinin de Türkçe isimlerinin baş harfi K. Zaten o iki takımdan başka K harfiyle başlayan takım yoktu. Kamerun ve Kuzey Kore 3 maçta 0 çektiler.

15.Gün / Hep Beraber Üst Tura


Ve grup maçları sona erdi. Dün birbirleriyle karşılaşan takımlar aynı yola devam etti. Bir grup hep beraber evine dönüyor, diğerleri bir maç daha oynayacak kupada.

Gündüz Brezilya-Portekiz maçı, TRT spikerine göre fare doğurdu. 2 senedir (Kore gibi zayıf takım bulamadıkça) gol atamayan Portekiz ile Dunga'nın Brezilyası karşılaşınca ne beklendi bilmiyorum. İki takıma beraberlik yetiyordu ama yine de golü düşünerek oynadılar aslında. En azından Portekiz'in bütün oyuncu değişikliklerinde bunu görmek mümkün.

Mesai saatleri içinde izlenen maçların bize ait özel bir hikayesi olmuyor. izlendi ve bitti. Grup maçları bitti gerçi, ikinci turda daha anlamlı maçlar yaşayabiliriz.

Akşam maçı asıl fare doğuran maçtı. İspanya - Şili maçının dramatik ve unutulmaz bir maç olacağını tahmin ediyordum, umuyordum. Olmadı, normal bir skorla bitti, iki takım da gruptan çıktı. Turnuvanın başından beri ilk defa bir Güney Amerika takımı mağlup oldu ama yine de gruptan çıkmasına yetti. İsviçre, Türkiye'ye selam yolladı, denizi geçip derede boğuldu. Son Avrupa şampiyonu takımı mağlup etmesini bildi ama Honduras'ı geçemedi. Kupaya katılımı başlı başına bir serüven olan Honduras kupayı golsüz kapatsa da puansız kapatmamış oldu.

Şili - İspanya maçını göz ucuyla izlemiş olsam da yıllar sonra hatırlayabilirim. Fakat Brezilya-Portekiz maçını 90 dakika hakkıyal izlememe rağmen bana bir şey bırakmamış oldu.

Sonuç olarak, el ele bir üst tura çıkanları tebrik ediyoruz, darısı başımıza.

Cuma, Haziran 25

Ole



Brezilya - Portekiz maçı öncesi, Figo'yu, Ronaldo'yu, Roberto Carlos'u özleyenler için. Blogun 2000.postuna özel bir hediye. Bugün Liedson ve Bastos ile idare edeceğiz.

14.Gün / Batılılaşma


Bugün gönlümüzden geçen bir Avrupa takımının elenmesi, daha doğrusu Şili'nin bir üst tura çıkması. Dileğimizin gerçekleştiğini varsayarsak, Uruguay, Meksika, Arjantin, Güney Kore, Gana, Japonya ve Paraguay gibi ülkelerin bir üst tura çıkması oldukça şaşırtıcı ve aslında güzel. Avrupa takımlarına her zaman sempati besledim, fakat bu çeşitlilik de güzel.

A Grubu'nda Fransa elendi. B Grubu'nda Avrupa Şampiyonu Yunanistan elendi. C Grubu'nda Slovenya elendi. D Grubu'nda Sırbistan elendi. E Grubu'nda Danimarak, Japonya'ya geçildi. F Grubu'nda İtalya, Slovakya'ya elendi belki ama Yeni Zelanda'ya da geçildi.

Dün gündüz oynanan maçlarda İtalya ilk yarıda baş ağrısı yarattı. İkinci yarıda Ankaragücü forveti Vittek İtalyan savunmasına 2 gol attı. Yaratıcı oyuncusu olmayan takımlar kaybolmaya mahkumdur. Pirlo, Del Piero, Totti, hatta Cassana, Miccoli. Sadece De Rossi ile olmuyor. Daha önceki turnuvalarda İtalya maçlarını izlemek için uğraşırdık. Bu sene erken bitti. Can sıkıcı. İtalya'da benim kadar renksiz ve sıkıcı.

Akşam oynanan maçları izleyen var mıdır? Bütün Türkiye Aşk-ı Memnu'ya kilitlendi. Bizim evde de durum öyle olunca maç izlemek yarınlara kaldı. Aşk-ı Memnu iyi bir romandır, önemli bir romandır. Kitapta Osmanlı'nın son dönemlerinde anlatılan Batılılaşma hamlelerine vurguıyapılır ve ahlaki yozlaşma gözler önüne serilir. Tartışmaya açıktır. Batı iyi midir, yoksa zararlı mıdır? "Batı'nın teknolojisini alalım ama ahlakını almayalım" var bir de.

Batı'dan olmayıp Batılı olmaya and içen ülkelerin başında gelir Japonya. Japon toplumunun yaşam tarzı uzakdoğu esintisi taşır sadece. Esinti dışında kalan herşey Batı'ya özgüdür. Futbolu ise hiç öyle değil. Tam bir uzakdoğu futbolu. Çocukken izlediğimiz Tsubasadan da izler taşıyor, dövüş sporlarında gösterdikleri atiklik ve çevikliği de taşıyorlar. Zico ve Brezilya etkisini de inkar edemeyiz.

Dünya Kupası'nda Avrupa'nın futbol ülkelerinin çöktüğüne tanıklık ediyoruz. Batı çöküyor mu, diğerleri mi Batı'ya yaklaşıyor ne oluyor?

Perşembe, Haziran 24

13.Gün / Heyecan


Dün belki de kupadaki 13 günün en heyecanlı anlarını yaşadık. Hem 17.00 seansında, hem de 21.30 seansında bir üst tura çıkacak takımları son dakikaya kadar bekledik. Ve bu heyecan bize daha büyük heyecan getirdi. İkinci turda bir İngiltere - Almanya finali.

İngiltere kendisi için gereken skoru ilk 11 başlayan yedek forvet Defoe'nun 23.dakikada attığı golle yakaladı. ABD, Cezayir'e 90 dakika boyunca gol atamayınca Slovenya yenilmesine rağmen bir üst tura çıkıyordu. ABD maçını sonradan izledim ve dünyaları kaçırdığını gördüm. O golün geleceği belliydi. Ulusal kahraman Donovan uzatma dakikalarında gol atarak bir kez daha halkının gözbebeği oldu.

ABD, Euro 2008'deki bize benziyor. 3 maç sonunda grup lideri oldular ama önde kaldıkları süre 270 dakikada sadece 1 dakikalık uzatma bölümü. İngiltere ise hiç yenik duruma düşmeden 2.oldu ve karşısında Almanya'yı buldu.

Gece maçlarında Almanya ve Sırbistan'ın ele ele 2.tura çıkacağını düşünüyorduk ama Almanya'ya yenilen Gana Afrika'nın 2.turda devam eden tek takımı oldu. 2010 model Sırbistan'ı, 1994 Kolombiya, 1998 İspanya, 2002 Portekiz ve 2006 Çek Cumhuriyeti ile eşleştirebilirz. Sürpriz takım olmasına kesin gözüyle bakılan takım, erken veda etti. Dün Yugoslav ekolünün kupadaki 2 temsilcisi de Balkanlar'a dönmek zorunda kaldı.

Avustralya averajla bir üst turu kaçıran takım oldu. Son maçta gösterdikleri mucadele, hırs bizim onları niye sevdiğimizin gösterisi. Lucas ve Harry'i sevme nedeni yeteneksiz takımı da sevmemize neden oldu. Almanya'dan az gol yeseydiler şimdi 2.tura çıkan takım olacaktı.

Çok heyecanlı bir gün oldu. Liglerin, sezonların son haftasında yaşanan o heyecanı bir takım taraftarı olmadan sakin kafayla ama yine de heyecan duyarak yaşadık.

Uzun süredir yaşamadığım heyecanı kısa bir süre de olsa dün yaşadım. Anlık oldu ama iyi oldu. Dünü anlatan en iyi kelime budur. Daha fazlasını diliyorum.