Pazartesi, Nisan 7

Derbi Aldatmacası




Bir derbi galibiyeti bu kadar rahatsız eder mi? Böyle bir sezon içinde oynanınca ediyor. Tarihi bir fırsatı harcadığımız sezon sonunda bir galibiyetle içimin rahat etmesi mümkün değilmiş.

Maçtan önce, "Oturup izleyeceğim, bakalım kim bizlerle aynı hisleri, istekleri paylaşıyormuş görelim" diyordum. Böyle diyen birinin galip bitirilen maç sonunda, "Tamam önümüze bakalım" demesi beklenirdi. Olmadı.

Sezon başından beri oynanan 5 derbi, 4 galibiyet... Dün de gördük ki, takım Fenerbahçe'den daha iyi. Bu kadar iyi bir durumdayken nasıl 10 puan geride olabiliyoruz? Hadi sezona kötü başladık diyelim ama o ikinci yarının başı, o dağılan Fenerbahçe'nin puan kayıpları karşısında umursamaz Galatasaray futbolcuları.. O Antalyaspor, Rizespor deplasmanları... Tamam Fenerbahçe de deplasmanda puan kaybetti de, hep kaybedebileceği yerlerde bıraktı puanları. Konya beraberliğine, Gaziantep beraberliğine bir şey diyemem. Ama Antalya be abi, Rize be abi...

Tekrardan oraya geri dönmeyelim diyorum ama Antalyaspor'u yenseydik fark 4'tü, ertesi hafta Beşiktaş galibiyeti fark 1, Fenerbahçe Elazığ'dan 1 puan alınca fark 2... İç sahada derbi oynayacaksın. Muhteşem bir avantaj. Rakipte baskı, sende özgüven.

Dün Volkan'ın, Bekir'in açıklamalarını dinleyince iyice üzüldüm. "Puan farkını 10'a indirdiler, tebrikler" diyor. Ya ben o 10 puanlık farkın herhangi bir yerinde olmayan adamım yine de çıldırıyorum, 10 puanlık farkı bizzat yiyen sahadaki futbolcu nasıl buna imkan verir. Aklım almıyor. 

Futbolculuk mesleğine saygım sonsuz. Birey olarak her futbolcunun iyi şartlarda top oynamasını, emeğinin karşılığını almasını ve niyetinin-yaşamının haddinden fazla sorgulanmamasını düşünüyorum. 

Ama böyle düşününce de artık taraftarlık işi zora giriyor. Zaten futbol gelişiyor, büyüyor. Adapte olmak zor. Aynı halatı çekenlerin camiasında artık herkesin farklı hedefleri ve kaygıları var. O nedenle 2012'deki Galatasaray veya bu seneki Fenerbahçe taraftarına keyif veriyor. Hedef tek olunca hissiyat da ortak oluyor. O nedenle benim burada yazdığım cümleler dışarıdan "kaos seviyor" olarak yorumlanıyor. Aslında olay kaos sevmek değil, o ortak duygu kaybolmasın diye başarısızlığa bile muhtaç kalıyor insan.

Son söz; dün maçtan sonra çalınan, taraftarı coşturan, Melo'ya Telles'e dans ettiren "Fener ağlama" tezahüratının kilit mısrası, "Şampiyonluk kupası..."...

Şampiyon olamadığın sezon bu tezahüratı söylemek ve söyletmek kısa mutluluk verir sadece ama hiç bir şeyi de unutturamıyor.

Hiç yorum yok: