Pazar, Mayıs 9

Dogs of Berlin


Bazen yerli dizilerimize çok fazla haksızlık ediyoruz.

Çeşit çeşit dizimiz olduğu için, yani ortada bir enflasyon olduğundan ortalamamız biraz düşük kalabilir. Fakat yerli dizilerin yersiz uzunluğunu bir kenara bırakırsak, ortalıkta çok kaliteli işlerin olduğunu ıskalamamak lazım.

Diğer yandan hayran kaldığımız Batı'da çok kötü işler olduğunu da görmezden geliyoruz. Batı kısmını biraz daraltalım. Zira ABD dizileri her zaman bir standartı yakalıyor. Konuyu sevmezsiniz, hikaye sarmaz ama işin profesyonelce yapıldığını izlediğiniz her dizide anlarsınız. Avrupa'da ise işler değişiyor.

İşin içine bir de Netflix girince kalite giderek düşüyor galiba. Çok fazla Netflix yapımı izlemedim ama denk gelenler üzdü. Oysa Netflix, çağımıza uygun platform. Birçok dizi, film, belgesel burada. Bu açıdan geniş bir havuz var. Fakat kendi yaptığı işlerde pek başarılı olduklarını düşünmüyorum.

Konuyu uzatmayalım. Netflix'in Dark'tan sonra çektiği ikinci Alman dizisi olan Dogs of Berlin, kağıt üzerinde yazan konusuyla çok şey vadediyordu. Ölü bulunan gurbetçi bir futbolcu (Mesut Özil benzerlikleri basında sıkça yer aldı), göçmen bir polis, onunla ortaklık yapmak zorunda kalan, pis işlere karışmış ve geçmişinde Nazi ocakları günleri olan bir başka polis, Arap klanı, Balkan mafyası....

Say say bitmez. Bunları ortaya atsan, senaryo yazmana gerek kalmadan insanları ekran başına oturtursun zaten. Sadece biraz özen gerekiyordu. Fakat o da ıskalanınca tatlar kaçtı.

Zaten hemen her zaman Netflix'ye yaşadığımız sıkıntılar burada da mevcut. Altyazılar, özensizliğin sembolü olarak gözümüzün önünde. Derdimiz yabancı dilden çeviride yaşanan sıkıntılar da değil üstelik. Bir kavramın veya kelimenin Türkçe'de nasıl kullandığını bilmeden yapılan çeviriler, izleyici ile alay etmekle eşdeğer. Üstelik insanın tüm hevesini kaçıracak cinsten.

Tabi bu, Türkiye masasının eksisi. Yapım ekibinin sıkıntıları daha da kötü. Nereden başlayacağımı da  bilemiyorum. 

Önce kötü futbol sahnelerine girelim. Tamam futbol maçı çekmek çok zor bir şeydir. Ve Zafere Kaçış dışında bunu başarabilen bir film de görmedik. Orada da sıkıntı yaşamamak için Pele'den Ardiles'e kadar kimi buldularsa oynattılar. Yani bu konuda her futbol filmini anlayabilirim, kolay kolay eleştirmem. Fakat bu kadar kötüsünü de görmemiştim. PES veya FIFA maçı koysaydınız daha iyiydi. En azından figüranlara falan para ödemezdiniz.

Benzer sıkıntı bir polisiye/gangster dizisinin kavga, dövüş, kovalamaca sahnelerinde de mevcut. Mesela Naziler ile Türkler arasındaki kavga... Bunu Türkiye'de çekseler alay konusu olurdu. Yani göçmen çetelerini ve faşist yapılanmayı konu alan bir dizi olarak burada da düzgün bir sahne çekmeyeceksiniz, ayağınıza sıkın veya harakiri yapın daha iyi.

Konu çok iyi, çok ilgi çekici ama sadece iki bölüm. Hadi üç olsun. Merak ettiren o konu, üçüncü bölümden sonra kendini unutturuyor. Ölü bulunan futbolcu veya mafyalar savaşından, kocasını aldatan kadını daha çok izlemeye başlıyoruz mesela. Karakterlerin hepsi de ayrı bir kökenden olduğu için her sahne bir politik mesaj veriyormuş gibi geliyor. Sanki senaryo ekibi toplantıda şöyle konuşmuş gibi:

- Biz dizide ne izlettirir?
+ Heyecan, macera...
- Tamam mafyaları koy.
+ Erkekler futbolu çok sever.
- Koy.
+ Seks de sattırır.
- Onu da koy.
+ Karakterler nasıl olsun?
- 72 milletten olsun işte.
+Nasıl harmanlayalım bunları?
- Harmana gerek yok, sırayla ver işte.

Ben de sağlıklı düşünen biri değilim. Takıntılarım var. Mesela bir diziye başladım mı, bitiririm. Hatta o yüzden çoğu zaman tüm sezonları tamamlanmış dizileri izlerim. Karakterler oturmuş, hikayede çok oynanmamış, övgüleri almış, 'bu olmuş' denilen güçlü yapımlara zaman harcamak için bu yolu seçerim.

Dogs of Berlin'in kağıt üzerinde yazan enfes konusu, bu kuralımı çiğnememe yol açtı. Hevesle izledim, hayal kırıklığına uğradım. Eğer sağlıklı biri olsaydım, üçüncü bölümde kapatırdım. Yine de sonuna kadar izledim. Hakkını vereyim, ilk iki bölümle beraber son iki bölüm de fena değildi ve en azından son virajda şarampole yuvarlanmakan kurtuldu. Fakat ne olursa olsun izlerken tek dileğim, ikinci sezonun gelmemesi yönündeydi. Zira gelse  mecburen onu da izleyecektim. Bundan sonra gelse de izlemem!

Hakkında birçok haber çıkmasına rağmen, "2020'de ikinci sezon gelecek" denmesine rağmen korktuğumuz olmadı. İkinci sezon gelmedi. Oysa beğeneni de çoktu. Lübnanlılar ile Türkleri ayıramayan, Lübnanlıları 6. bölüme kadar Türk sanan  çoğu arkadaşımız diziyi çok beğenmiş.

Fakat bu yapımcılar için yeterli olmamış herhalde. İkinci sezona onay çıkmamış. Bundan sonra da çıkmaz herhalde. Millet diziyi unuttu. Karakterler bile yaşlandı neredeyse.

Kötü bir tecrübeydi, neyse ki kısa sürdü. Biz Son Yaz'dan, Sadakatsiz'den devam...


Hiç yorum yok: