slovenya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
slovenya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Eylül 18

Slovenya 93-85 Sırbistan


Bütün bir turnuva maç izlemeden final için salona gidenleri pek sevmem. Zamanında onlara çok fazla salladığıma eminim. Fakat artık biz de öyleyiz. Kulübe katıldık. O sene bu sene, o turnuva EuroBasket 2017’miş. 

Maça gidebileceğimi anladığımda biraz üzüldüm. Son yıllardaki en vasat Sırbistan ile yarı sürpriz adayı Slovenya arasındaki maç, isim olarak çok da ilgi çekici değildi. Son dönemini yaşayan oyunculara sahip İspanya gibi bir takıma denk gelmek ve o winner oyuncu grubuna veda etmek daha cazip duruyordu. Fakat işin sonunda taş gibi bir maça denk geldik. İspanya veya başkası da olsa; bu kadarını bulamayabilirdik.

Maç zaten güzeldi ama uzun süredir yarı yarıya bir atmosferde bu kadar etkili iki tribüne denk gelmemiştim. Sırplar zaten bu işi biliyorlar. Slovenya’dan ise iki günde onlarca uçak İstanbul’a gelmiş. Hatta çok sayıda taraftar gelememiş bile. Zaten Sırplardan daha kalabalık ve daha coşkuluydular. Takımlar tribünü etkiler. Sırbistan tribünü çok ateşli değildi ama tecrübesiyle maça müdahale etmesini biliyordu. Takımları da Bogdanovic dışında yetersiz isimlerden oluşuyordu ama bir şekilde finale kadar geldiler. Finalde de maçın sonuna kadar tutunmayı başardılar. Bu tamamen Sırbistan kültürü ile alakalı. Yetenekli bir kuşağa sahip olmasalar bile maç kazanmayı, turnuva götürmeyi, empoze etmeyi başarıyorlar. Zaten ekol buna deniyor. Milan Macvan, Vladimir Stimac gibi TBL’nin iyi ama Avrupa’nın vasat oyuncuları kıtanın en büyük maçında sahadaydı.

Slovenya ise daha başka bir takım. Tribündeki coşku sahaya, sahadaki istek tribüne yansıdı. Müthiş desteklediler takımlarını. Takım da buna karşılık verdi. Sırbistan’ın yapamadığı ve Slovenya’nın başardığı; sahaya ve oyuna duygu katabilmekti. Bunu her sayıdan sonra görmek mümkündü. Turnuvanın MVP’si Goran Dragic kadar hızlı çok oyuncu gördüm ama onun kadar hızlıyken dengesini kaybetmeyen hatırlamıyorum. Muhakkak vardır ama bizim basketbol repertuarımız o kadar geniş değil ve o yüzden Dragic’i başka yere koymak zorundayım artık. Luka Doncic’e son Euroleague sezonunda ayar olsam da Slovenler çok seviyor. Onun adını duyduklarında çıkardıkları ses; diğer oyuncuların iki katından bile fazla. Ona, Uzakdoğu’ya gelen Justin Bieber gibi ilgi gösteriyorlar. Bence yine de bu sevgiye yakışan bir oyun ortaya koyamadı. Muhteşem bir sayısı var ki, o da ne kadar yetenekli olduğunun kanıtı. Zaten maçın son bölümnünde sakatlandıktan sonra, ne kadar önemli bir olduğunu gösterdi. O dakikadan sonra Sırbistan oyunda dengeyi kurdu. Doncic, kafasında havlu, elleri başında maçı izlerken “Altın madalya gidiyor” izlenimi vermemeliydi belki ama o da henüz 17 yaşında!

Slovenya’nın büyük coşkusu ve muhteşem hücumlarına rağmen ne zaman skor tabelasına baksam beklemediğim farklar buldum. "Slovenya 20 fark atmıştır" derken bir bakıyordum ki Sırplar sadece 6-7 sayı gerideydi. Muhteşem bir inat! Hele bir de Doncic çıkınca ibre resmen Sırbistan’a döndü. Fakat son toplarda başarısız olan Bogdanovic, maçın ilk yarısındaki iyi oyununu gölgeleyerek Slovenya’yı şampiyonluğa taşıdı! Kenardaki Sasha Djordjevic, o dakikalarda sahada olacaktı işte. Müthiş karizmasıyla kenarda, eline top gelince bile insan bir heyecan yapıyor. Oyunculuğu döneminde böyle anlarda ceza kesmeyi çok severdi.

Fenerbahçeli Bogdanovic nedeniyle maç öncesi gönlüm Slovenya’daydı. Fakat Sırpların inadı ve Bogdanovic’in karakter koyması yavaş yavaş taraf değiştirmeme yol açtı. Fakat herhalde benim için en iyi senaryo oldu. Bogdanovic’in boş şutları şampiyonu belirledi. Aksi olsaydı, Bogdanovic güzellemelerine maruz kalacaktık. Avrupa Şampiyonası finalinde bile yerel rekabeti düşününce maçı da ara ara o gözle izledik. Fenerbahçe’nin geleni ile gidenini görünce, Bogdaovic ile Guduric arasındaki farkı anlayınca önümüzdeki sezonun Fenerbahçe için daha zor geçeceğini anlamış olduk.

Bu arada herhalde maçın en iyi oyuncularından biri Gaspar Vidmar’dı. Muhteşem bir savunma yaptı. Uzun TBL kariyerinde 10 dakikada aldığı 3-4 faullerle saç baş yoldurtan Vidmar, 27 dakika oynadığı bu maçı tek faulle tamamladı. O faul de maçın son periyodunda alındı. Çok önemli katkı yaptı. Vidmar, Türkiye’ye ilk ayak bastığında herkes “Bu çocuk gelecekte Avrupa şampiyonu olur” derdi ama geldiği nokta hiç de beklendiği gibi olmadı. Fakat eğrisi doğrusuna denk geldi. Vidmar, artık bir Avrupa şampiyonu.

Zaten herhalde dünya üzerindeki en güzel duygu, bir sporcu olup Avrupa, Dünya şampiyonu gibi apoletlere ulaşmaktır. Slovenyalı oyuncuların gözümün önünde yaşadığı duygular kıskandırdı. Dünyaya bir kere gelme hakkınız var ve henüz 20’li yaşlarınızda hayattaki en güzel şeyi yaşıyorsunuz. Uzun bir sezon, uzun bir geçmiş ve en yüksek mertebe. O an nasıl bir duygu patlaması veya his boşalması oluyordur çok merak ediyorum. Dünya üzerindeki milyarlarca insanın büyük bir kısmı bunu yaşamadan ölecek. Yapacak bir şey yok; yetenekli ve çalışan insanlar bunu başarıyor. O yüzden sporculara bu kadara hayranlık duyuluyor.


Önümüzdeki sezon daha çok basketbol maçına gideceğimi düşünüyordum. Bu maç da, başlangıç için iyi bir adım olabilirdi. Fakat Galatasaray’ın Sinan Erdem’i tercih etmesi beni biraz korkuttu. Zaten İpekçi gibi bir atmosfer olmayacağını biliyorum ama uzun metrobüs yolculuklarını; hem de tam Marmaray’ın hizmete girdiği dönemde yeniden yaşamak sezon içinde pes ettirebilir. Tabi oralara Ahmet Cömert için metrobüsün bile olmadığı dönemde gittiğimiz yıllar hala akıllarda. En azından Kazlıçeşme’nin boş ve ıssız sokaklarından daha iyi Ataköy’de olmak. Bir de buna benzer maçlar izleyeceksek, sorun yok demektir.


Perşembe, Haziran 14

Underground



Filmin ne kadar muhteşem olduğundan bahsetmeyeceğim. Gerek yok.

Seneler önce, çocuk yaştayken izlemiştim. Tabi ki o zaman filmin büyük bir kısmını anlamamıştım. Daha sonra bir kez daha izledim. Daha çok şey yerine oturdu ama soru işaretleri de arttı. Bu soru işaretlerinin kaynağı da yönetmen Emir Kusturica'dan, daha doğrusu ona muhalif olanlardan kaynaklanıyor.

Diğer filmlerini de bunu da çok seviyorum. Tarzı, anlatışı... Ama entellektüel birikimine güvendiğimiz adamları, kötü gözle bakıyor bu adama ve Underground'a. Yugoslavya tarihiyle ilgili sınırlı bilgimiz olduğu için karşı da gelemiyoruz.

Mesela, başroldeki silah satıcısı karakter, komünist parti üyesi. Onun yaptığı bütün ahlaksızlıklar, komünist partinin ürünü olarak gösteriliyor(muş). Komünistler, müslümanlar, boşnaklar, Hırvatlar; kısacası Sırp milliyetçisi olmayanlar genelde kötü ve zayıf karakterler olarak gösteriliyormuş. Oysa ben filmi izlerken sadece ahlaksız bir adam görmüştüm. Alt metin aramaya çok kasmamıştım. Fakat çok daha fazlası da varmış. Bunları görmek lazımmış. O kadar derin düşünemiyorum.

Üstelik bu filmin çekildiği yıllarda (1995), Kusturica, milliyetçi lider Seselj'i düelleoya davet etmiş bir adamdı. Yaşı da öyle genç falan değildi, 40 yaşındaydı. Bir başka Sırp lideri, bir törende yumruklamıştı. 2000'lerden sonra çok farklı söylemlere girdiği doğu ama bu film? O yıllar?

Yeraltında Yugoslavya'yı, Yugoslavya tabelasını arayan Ivan'ın "Nema Jugoslavia" (Yugoslavya artık yok)  cevabına verdiği tepkiye anlatılmayacak şekilde hislendim. Ne bir alt metin aradım, ne büyük resim. Birçok filmde anlatılmayacak bir hikaye var burada. Ailenden birinin ölümünü yaşayabilirsin, sevgilin terk eder aşk acısı yaşarsın, fakirliğin sınırlarında dolaşırsın. Bütün bireysel ve toplumsal sorunlar bir insana çok yakın ve hepsiyle filmlerde bir bağ kurabilirsin. "Bak, bu benim hikayem" dersin. Ama doğduğu ülkenin yok olduğunu görmek çok az kişiye rast gelir. Anlayamazsınız, anlayamıyoruz.

Kusturica'nın sosyal yaşantısında takındığı tavır eleştirilebilir. Keşke bazı insanlarla bir sofra kurup da oturup konuşsak, biz onu dinlesek, o bizi dinlese. Kusturica bu adamlardan biri. Böyle bir şey mümkün değil tabi. Elimizde sadece filmleri var. Bu filmlerde, Türkiye'ye çok benzeyen yapı, bir "kültür mozaiği" geyiği var. Karakterler arasında ahlaksız olan da var, ay görünce güneş sanan saf da var. Herkesin kimliği var, ve "neden onu değil de bunu seçtin" demek çok insafsızca sanki.

Ya da biz yine ayı görüp güneş diyoruz. Bilgi birikimimiz buna yetiyor.

Bir zamanlar bir ülke vardı diye başlayan ve meşhur o kopan toprak (Yugoslavya minyatürü) sahnesi ile biten bir filmde alt metin aramak filme, anlatılan ana fikire haksızlık sanki.