
Bu muhabbet nereden başladı bilmiyorum ama birkaç gündür internetteki tartışma konumuz; nefret. Galatasaraylılar, Fenerbahçe'den, Fenerbahçeliler Galatasaray'dan nefret eder mi, etmeli mi, etmemeli mi?
Kelimenin kökenine girip analiz yapmaya gerek yok. Nefret; sevmemekten daha ileri bir boyuttur. Bir şeyden nefret etmek bana göre kötü veya ayıp veya terbiyesizlik değildir. Herkes, birşeylerden nefret edebilir. Ama bu nefretin içinin dolu olması lazım.
Fenerbahçe bizim ezeli rakibimiz. Fenerbahçe'yi sevmiyorum. Bunu inkar edemem. Fenerbahçe olmazsa Galatasaray olmaz, cümlesini ise gerçekçi bulmuyorum. Zaten Fenerbahçe'nin olmama ihtimalinin olduğuna da hiç inanmıyorum.
Ortada bir rekabet var. Sevdiğiniz kişiyle rekabet edemezsiniz. Rekabetin doğası gereği, karşı taraf sevilmez. Peki nefret nerede?
Son dönemde çıkan bir başka laf. Buram buram fair-play kokuyor, ama bir o kadar da samimiyetsiz: "Ben Fenerbahçe'den (veya Galatasaray'ı) nefret ediyorum ama Fenerbahçeliler'i çok severim, çok arkadaşım var zaten, Fenerbahçeliler ile problemim yok."
Bunun sosyal hayattaki karşılığı, eşcinsellere veya Kürtlere veya gayrimüslümlere dair birşeyler geveledikten sonra, "benim eşcinsel (veya Kürt veya gayrimüslüm) arkadaşlarım da var" cümlesi aslında.
Sadede gelelim. Fenerbahçe ve Galatasaray bir spor kulübüdür. 100 yılı aşkın İstanbul'da yer alıyor. Gökten zembille inmediler.. Ben yokken onlar vardı. Farklı bir ailede, farklı bir zamanda farklı bir yerde doğsaydık Fenerliler Galatasaraylı, Galatasaraylılar Fenerli olabilirdi. Tamamen kaderin bir oyunuyla, uzak kaldığınız veya rekabet ettiğiniz bir spor kulübünden nefret etmenin; Selanik yerine İzmir'de doğmanız nedeniyle Yunanistan'dan nefret etmekten bir farkı yok.
Gelelim Fenerbahçeliler'e ve Galatasaraylılar'a. Hatta aslında ben Galatasaraylı olduğum için Fenerbahçeliler'e gelelim. Ben Fenerbahçeliler'den nefret ediyorum. Şüphesiz ki hepsinden değil. Bu blogu beraber açtığımız adam da Fenerbahçeli. Mahallemdeki çoğunluk da Fenerbahçeli. Ama ezeli rekabetin olgularından birinden nefret ediyorsam, bu Fenerbahçe değil, bazı Fenerbahçeliler'dir.
Ben 10 yaşındayken, üzerimde GS forması var diye üzerime araba süren Fenerbahçeli'den, sürekli Galatasaray'a laf atan Fenerbahçeli amigo spor yazarından, basketbol maçında bize hareket çeken ve akabinde olaylar çıktığı için bizim salondan atılmamıza neden olan Fenerbahçeli sporcudan, Kadıköy'de insanlık dışı şeyler yaşamıza neden olan Fenerbahçeli yöneticiden nefret ediyorum. Ve rekabetin sonucunda, ben onların mutsuz olmasını diliyorum, bazen benim isteğim gerçekleşiyor, bazen olmuyor.
Aynı şey karşı taraf için de geççerli. Aynı amigo yazarlar, aynı manyak ruh halindeki taraftarlar, aynı sporcular, aynı yöneticiler muhakkak bizde de var. Duyulan nefretin kaynğı bunlar, kulüplerin kendileri değil. Bu sayede birbirimizden nefret ediyoruz. Fakat kilit nokta burası; birbirimizden.
Fenerbahçeli arkadaşlarımızdan nefret etmiyoruz. Onların sevdiği Fenerbahçe'yi, Fenerbahçe kavramını onlar seviyor diye biz saygı duyuyoruz. Fenerbahçe; nefretin kaynağı olsaydı, bu adamlardan da nefret ederdik, sırf Fenerbahçe'yi sevdikleri için.
Sanırım çok içiçe girdi. Aslında sezon öncesi yazılacak bir yazı değil. Havalar da sıcak. Sözün özü bir kulüpten nefret etmek bana göre sağlıksız bir ruh halinin işaretidir. Çünkü duyulan nefret hafif pompalanmış, sebepsiz, samimiyetsiz duruyor.
Sana taş atandan değil, taştan nefret etmek gibi. Ben taşları sevmiyorum ama taştan nefret de etmiyorum. Ama bana taş atanın taş atma zevkinden mahrum kalmasını isterim.
Son cümlede bile saçmaladık herhalde, herkese bol rüzgarlı ağustoslar diliyorum.