Salı, Ağustos 10

Basketbol Fikstürü


İlk hafta maçları 16-17 Ekim'de oynanacak, daha çok var. 2 ay var. Bu sene futboldan daha çok basketbol maçına gideceğimi tahmin ediyorum..

Banvit-Fenerbahçe
Efes Pilsen-Antalya Büyükşehir Belediyesi
Aliağa Petkim-Oyak Renault
Mersin Büyükşehir Belediyesi-Olin Edirne Gençlik
Bornova Belediyesi- Trabzonspor
Türk Telekom-Beşiktaş
Galatasaray -Erdemir
Tofaş-Pınar Karşıyaka

Galatasaray özelinden bakarsam;
İlk hafta Erdemirspor ile açılışı yaptıktan sonra, geçen sezon yıllar sonra ilk defa kazandığımız Karşıyaka deplasmanına gidiyoruz. Arada bir Tofaş maçı oynadıktan sonra Avni Aker'e olmasa da bir Trabzon yolculuğu var.

Efes ve Telekom maçları arasında bir Mersin maçı; ardından Banvit, Aliağa, Bornova, Oyak maçları. Ve sonra üst üste iki derbi.

Önce iç sahada Fenerbahçe maçı, ardından Akatlar'da Beşiktaş. Tıpkı geçen seneki gibi, yeni yılın ilk haftasında...

Son iki maç Edirne ve Antalya...

10 farklı şehir.. Güzel bir dağılım, zevkli olacak gibi gözüküyor.

Deco Fluminense'de


Volkan Şen, formayı sırtına geçirdikten sonra armayı öperek basına poz verdi. Dur ya, Deco bu, yanlış oldu.

Şaka bir yana, Brezilya Ligi, yıldızları toplamaya devam ediyor. Deco'nun dikine paslarını eski Fenerbahçeli Washington'a atacak.

Pazartesi, Ağustos 9

Realli Sami

Khedira'yı severim. İyidir, hoştur ama Real Madrid ayarında bir futbolcu olduğunu düşünmüyorum.

Sezon başının en güzel tarafı fazla iddialı konuşup sezona renk katmaktır. Ben de ilk iddialı cümlelerimden birini bu birleşme için kuruyorum, Khedira Euro 2012 günlerinde Real futbolcusu olmayacak. En fazla 2 sezon veriyorum o da Mourinho'nun güzel hatırı için.

Bu transferde en karlı kişi kuşkusuz Sami. Onun özgeçmişinde artık Real Madrid yazacak. Dünyanın tüm futbol kulüplerinin kapısı ona açık. Stuttgart ise 2.sırada. Galiba 15 milyona okutmuşlar Sami'yi. Ama Real Madrid'i biliyoruz, isteseler 20 milyona kadar çıkabilirlerdi, o nedenle Stuttgart aslında zarar etmiş sayılabilir. Real ise son sırada, ama...


Ama işte, Khedira, Messi'yi durdurursa, bütün sezon oynamayıp sadece derbide Messi'ye nefes aldırmasa, o zaman Real 1.sıraya çıkar.

Sezon başlasın göreceğiz, sezon bitsin bu yazıyı arşivden çıkaracağız.

2 Eylül

Türkiye'de galası yapılan ilk kısa film. 2006 yapımı. Dün ilk defa izledik. Türkiye'nin Vietnam Sendromu filmleri son yıllarda iyice arttı. O konu hakkında çok farklı birşey söylemiyor fakat
hiçbir şey söylememekten iyidir. Filmin internet sitesi şurası.

Apertura


Arjantin Apertura Ligi başladı.. River Plate taraftarları...

Fransız Hasan


Hasan Kabze ile Semih Şentürk 2006 yılında çok konuşulan iki isimdi. İkisi de takımlarında sürekli yedekti. Takıma daha fazla girmeleri gerektiği söyleniyordu. Oyun stillerinde farklar olsa da ikisinin de ortak özellikleri vardı.

Semih çok daha eskiden beri İstanbul'da olsa da aslında Kabze ondan yaş olarak daha büyüktür. Aralarında 1 sene var. Semih 83, Kabze 82 doğumlu... (Aslında Semih hala genç Semih sayılabilir, 27 yaşında. Onun 30 yaşında sananlar var ).

İkisi de İzmir'de futbola başladı. Semih İstanbul'da altyapı liglerinde gol atarken, Hasan Anadolu'da alt liglerde oynuyordu ki, ikilinin karakteri arasındaki en önemli farkı oluşturan etken budur bence. Semih ve altyapılarda yetişen futbolcular daha rahat bir kariyer hedefi çizerken, Anadolu'da kasap stoperlerden tekme yiyerek büyüyen futbolcular Rusya soğuğuna yol almaktan çekinmiyorlar.

Hasan Kabze, Beşiktaş maçında şampiyonluğu getirdikten 1 sene sonra takımdan yollandı. Fazla konuştuğu söyleniyordu. Bizim de gözümüzden kaçmıyordu. "Forma istiyorum" diyordu sık sık. Önünde Hakan, Necati, Karan gibi isimler olmasına rağmen.

Semih ise sürekli yedekti ve bundan rahatsız olmuyor gibi gözükmye çalışıyordu. Belki de gerçekten rahatsız olmuyordu. Oyuna girince golünü atıyor, sonra yine kulübede bekliyordu.

Hasan Kabze'nin güzel bir dönemi olmadı. Beşiktaş maçında ve 2006 yılında yaptığı birkaç son dakika sihiri sayesinde tribünlerin sevgilisi oldu o kadar. O sevgili olma kısmı da bir yere kadar, tribün seviyordu ama oynamasını da pek istemiyordu, uğultulardan anlaşılan buydu.

Semih de Hasan Kabze'de bence İstanbul topçusu değildi. Buna rağmen özellikle Semih, Fenerbahçe altyapısından gelmesini iyi kullandı. Camia çocuğu olarak uzun süre takımda kaldı. Hakkını yememek lazım; futbola 17 yaşında başlayan Hasan Kabze, Sami Yen çimlerinde kafası önde topla kavga eden bir forvet portresi çizerken, Semih üzerine birşeyler de koyuyordu.

Çok konuşan Hasan Rusya'ya transfer olunca gözden ırak oldu. Bu zaman zarfı Semih'in altın dönemi. Ligin gol kralı, Euro 2008'in yıldızı. Fakat Kabze kadar isyankar olamadıği için 2010 yılında hala Fenerbahçe'nin yedeği.

Hasan Kabze, kariyerinde çok büyük başarılar olmasa da, altın bir dönem olarak sadece Dolmabahçe'de oynadığı 25 dakika gösterilse de artık bir Fransız Ligue 1 topçusu. 3 sene önce "İstanbul'da topçusu değil" dediğim adam artık beni hem haklı hem haksız çıkartıyor.. O artık İstanbul'dan çok uzakta, Fransa Ligi topçusu.

Hasan, dün Montpellier formasıyla ilk maçına çıktı, umarım devamı gelir. Hasan'ın, Topal'ın temiz karakterleri onlara Avrupa sahalarında yardım etsin. Ey Galatasaraylı, sen de sadece Beşiktaş maçlarında bağırarak hatırlama, Hasan Kabze'yi hiç unutma...

Jarke


Cumartesi, Ağustos 7

Nefret


Bu muhabbet nereden başladı bilmiyorum ama birkaç gündür internetteki tartışma konumuz; nefret. Galatasaraylılar, Fenerbahçe'den, Fenerbahçeliler Galatasaray'dan nefret eder mi, etmeli mi, etmemeli mi?

Kelimenin kökenine girip analiz yapmaya gerek yok. Nefret; sevmemekten daha ileri bir boyuttur. Bir şeyden nefret etmek bana göre kötü veya ayıp veya terbiyesizlik değildir. Herkes, birşeylerden nefret edebilir. Ama bu nefretin içinin dolu olması lazım.

Fenerbahçe bizim ezeli rakibimiz. Fenerbahçe'yi sevmiyorum. Bunu inkar edemem. Fenerbahçe olmazsa Galatasaray olmaz, cümlesini ise gerçekçi bulmuyorum. Zaten Fenerbahçe'nin olmama ihtimalinin olduğuna da hiç inanmıyorum.

Ortada bir rekabet var. Sevdiğiniz kişiyle rekabet edemezsiniz. Rekabetin doğası gereği, karşı taraf sevilmez. Peki nefret nerede?

Son dönemde çıkan bir başka laf. Buram buram fair-play kokuyor, ama bir o kadar da samimiyetsiz: "Ben Fenerbahçe'den (veya Galatasaray'ı) nefret ediyorum ama Fenerbahçeliler'i çok severim, çok arkadaşım var zaten, Fenerbahçeliler ile problemim yok."

Bunun sosyal hayattaki karşılığı, eşcinsellere veya Kürtlere veya gayrimüslümlere dair birşeyler geveledikten sonra, "benim eşcinsel (veya Kürt veya gayrimüslüm) arkadaşlarım da var" cümlesi aslında.

Sadede gelelim. Fenerbahçe ve Galatasaray bir spor kulübüdür. 100 yılı aşkın İstanbul'da yer alıyor. Gökten zembille inmediler.. Ben yokken onlar vardı. Farklı bir ailede, farklı bir zamanda farklı bir yerde doğsaydık Fenerliler Galatasaraylı, Galatasaraylılar Fenerli olabilirdi. Tamamen kaderin bir oyunuyla, uzak kaldığınız veya rekabet ettiğiniz bir spor kulübünden nefret etmenin; Selanik yerine İzmir'de doğmanız nedeniyle Yunanistan'dan nefret etmekten bir farkı yok.

Gelelim Fenerbahçeliler'e ve Galatasaraylılar'a. Hatta aslında ben Galatasaraylı olduğum için Fenerbahçeliler'e gelelim. Ben Fenerbahçeliler'den nefret ediyorum. Şüphesiz ki hepsinden değil. Bu blogu beraber açtığımız adam da Fenerbahçeli. Mahallemdeki çoğunluk da Fenerbahçeli. Ama ezeli rekabetin olgularından birinden nefret ediyorsam, bu Fenerbahçe değil, bazı Fenerbahçeliler'dir.

Ben 10 yaşındayken, üzerimde GS forması var diye üzerime araba süren Fenerbahçeli'den, sürekli Galatasaray'a laf atan Fenerbahçeli amigo spor yazarından, basketbol maçında bize hareket çeken ve akabinde olaylar çıktığı için bizim salondan atılmamıza neden olan Fenerbahçeli sporcudan, Kadıköy'de insanlık dışı şeyler yaşamıza neden olan Fenerbahçeli yöneticiden nefret ediyorum. Ve rekabetin sonucunda, ben onların mutsuz olmasını diliyorum, bazen benim isteğim gerçekleşiyor, bazen olmuyor.

Aynı şey karşı taraf için de geççerli. Aynı amigo yazarlar, aynı manyak ruh halindeki taraftarlar, aynı sporcular, aynı yöneticiler muhakkak bizde de var. Duyulan nefretin kaynğı bunlar, kulüplerin kendileri değil. Bu sayede birbirimizden nefret ediyoruz. Fakat kilit nokta burası; birbirimizden.

Fenerbahçeli arkadaşlarımızdan nefret etmiyoruz. Onların sevdiği Fenerbahçe'yi, Fenerbahçe kavramını onlar seviyor diye biz saygı duyuyoruz. Fenerbahçe; nefretin kaynağı olsaydı, bu adamlardan da nefret ederdik, sırf Fenerbahçe'yi sevdikleri için.

Sanırım çok içiçe girdi. Aslında sezon öncesi yazılacak bir yazı değil. Havalar da sıcak. Sözün özü bir kulüpten nefret etmek bana göre sağlıksız bir ruh halinin işaretidir. Çünkü duyulan nefret hafif pompalanmış, sebepsiz, samimiyetsiz duruyor.
Sana taş atandan değil, taştan nefret etmek gibi. Ben taşları sevmiyorum ama taştan nefret de etmiyorum. Ama bana taş atanın taş atma zevkinden mahrum kalmasını isterim.

Son cümlede bile saçmaladık herhalde, herkese bol rüzgarlı ağustoslar diliyorum.

Cuma, Ağustos 6

1933 Berbat Bir Yıldı


Herkesin yaşayabildiği bir olayı, herkesin yazabileceği bir dille, herkesin okuyabileceği bir üslupla yazılan, herkesin 2 saatte okuyabileceği kitap. Resmen; yazmak kolaydır, zor olan basit yazmaktır dedirten, sonunda şapka çıkartan bir kitap.

Yazar olma hayali kuran Bandini ve beyzbolcu olma hayali kuran Molise. İkisi de bir kızı seviyor, iki kız da bunların olmuyor. İkisi de çulsuz, ikisi de sürekli hayal kuruyor.İkisini de sevdim. Çünkü ikisi de deniyor.

Romantik Futbol


- Avrupa Kupaları maçlarını deplasmanda daha iyi oynuyoruz. Bu bir gerçek.

- Dün çok iyi oynamadık. Bu da bir gerçek.

- Mustafa Sarp Xavi tarzı paslarıyla günah çıkarttı. Arka direkte yine Capone'a selam çaktı.

- Kral Harry Kewell, istediğine tükür..

- Prekazi; büyüklerimizin bize anlattığı gibi.

- Sezonun 2.maçını oynadık ve iki maçta da pembe forma giydik. Satışlar kötü gidiyor galiba.

- Belgrad'ın kırmızı kartı ağırdı.

- Sırp çocukları yine beğendim. Top oynamayı biliyorlar. Sadece kapasiteleri sınırlı.

- Rijkaard'ın dışa vurduğu heyecan, bizim içimizdeki heyecandır.

Perşembe, Ağustos 5

İsviçre'ye Türk Katkısı

İsviçre dün Türkiye sayesinde Avrupa Kupaları'nda iyi puan aldı. Young Boys'un Kadıköy deplasmanından aldığı galibiyete diğer ekleme İsviçre topraklarından geldi.

Basel, zayıf rakibi Debrecen'i 3 golle geçerken, ilk golü Türk futbolcu Çağdaş Atan attı. İyi ki de attı, kalır orada. Sonra hasbelkader Galatasaray ile yolu kesişir, hiç gerek yok.

Everton Everton'a Karşı


İlk yazılanEverton, bildiğimiz, tanıdığımız İngiliz Everton. Diğeri Şili'nin Everton Vina Del Mar takımı.. Kazanan İngiliz Everton oldu. Skorboardda yazan ilk yarı skoru. Maç 2-0 bitti. Şili takımı, geçen sezonu 11.sırada tamamladı. Ülkesinin vasat takımlarından. Ülkesinde 4 kez şampiyonluk yaşadı. Daha önce yapamadığı reklamı da dün gece yapmış oldu.

Bu arada isim benzerliğinin nedeni; İngiliz Everton takımının 1909 yılında yaptığı Güney Amerika gezisinden kaynaklanmakta. İngilzler'in futbolu yayma isteği, misyonerlik çabaları, sarı-mavi renkli takımın adını Everton yapmış. İade-i ziyaret dün gerçekleşti.

Acaba Ne Dediler?

"Sarı-lacivertli ekipte hedefteki isimlerin başında gelen milli oyuncu kız arkadaşı ile birlikte maçı seyrederken, rahat tavırlarıyla dikkat çekti. Kazım’a bazı taraftarların laf attığı gözlendi." Milliyet

Hepimiz tribün ortamını az çok biliyoruz. Neyin gözlendiği ve hangi cümlelerle laf atıldığını tahmin edebiliyoruz.


Gençler Yapabildi


- Young Boys'un adından yola çıkarak bir başlık atmamak olmazdı.

- Fenerbahçeli olmadığım için fazla işin detayına girmek istemiyorum. Ama Aykut Kocaman'ın varlığı rakip olarak beni rahatlatıyor.

- Fenerbahçeliler'in Aykut'un arkasında durmasını alkışlamak lazım. Fakat biz geçen sene Rijkaard'a destek çıkarken "fazla romantik" oluyorduk.

- Young Boys forvetleri biraz daha becerikli olsa fark ilk yarıda artabilirdi.

- Kazım kredisini tüketmiş olabilir ama Stoch'un gördüğü kırmızı karta gösterilen tepkide fark olmamalı. Daha doğrusu, tribün istediği futbolcuya istediği gibi tepki verebilir ama futbol yazanların eşit uzaklıkta olması lazım.

- Sağbek Bekir.

- Sayı doğrusunda boşluğu tamamlayın: Alper Akıcı - Can Arat - Yasin Çakmak - ?.... Cevap: İlhan Eker

- Dün Fenerbahçeliler metrobüse binerken anlık olarak " bugun bizim maç da var mı" diye düşündüm. Geçen seneden alışkanlık. İki takımın yine aynı günde maç yapacak olması tatlı bir heyecan yaratıyor.

- 14 sene sonra İstanbul'da Şampiyonlar Ligi maçı olmayacak. 2010'da sıkıntı var.

- Fenerbahçe'nin ve Galatasaray'ın en önemli transferlerini sezonun en önemli maçının olduğu hafta bitiremememiş olmaması ve bunu her sene yapması büyük bir skandaldır.

Salı, Ağustos 3

Okey Beklerken



Arda ile Adnan Sezgin zar atıyor, kapı almaya çalışıyor. Diğer tarafta Mustafa Sarp, Ayhan, Sabri, Serdar Özkan okey oynuyor. Arda masayı uzaktan izliyor. Biz de perşembe günü için okey bekliyoruz, kapıyı almayalım diye..