Cuma, Ocak 11

Gosford Park



İzlemesi çok zor film. Full konsantrasyon gerekiyor. Bunu filmin başından beri hissediyorsun. Bir sürü karakter. Ve bu karakterlerden hiçbiri diğerinden daha az önemli değil. Hepsi kilit karakter. Ve bir sürü, hızlı akan diyaloglar. Takibi zor.

O kadar kasınca, ekrana kilitlenince ister istemez filmin sonunda flaş bir aksiyon bekliyorsun. Hele işin içine cinayet girince, böyle Olağan Şüpheliler tadında bir sürpriz bekliyorsun. Sırf bu yüzden her gelişmeden sonra bir hinlik aramaktan asıl anlatılana odaklanamıyoruz. Bu bizim hatamız mı yoksa filmi yapanların oyunu mu ya da onların da istemeyeceği bir şey mi....

Tekrar oturup izler miyim onu da bilmiyorum. İlginç bir yapım olması saygı uyandırıyor. İzleyende bu kadar konsantrasyon yaratınca beklenti film içinde sürekli artıyor.  Ben en çok müziklerini beğendim.

İyi ki bir kaç yüzyıl önce Avrupa'da yaşamamışız. Ne sıkıcı hayatlar var, üstelik kurallar aşırı, sınırlar belli. Sırf protokol. 20.yüzyıla kadar Doğu, panayır gibiydi herhalde.

Tarihi Maç



Tarihte ilk kez; Babam Galatasaray'a üstünlük kurdu. 27 senede , hadi 20 sene olsun, ilk kez.

Tarihi bir maç oldu... Üstelik, kazananın taraf kazandığının farkında değil. Bu da ilginç nokta.

Salı, Ocak 8

Hedef Tekel



Bucaspor'da ligden düştüğümüzde takıma transfer yasağı geldi. O sezon çok zor geçti. PAF takımdaki bütün oyuncular A takıma çıktı. Çok küçüklerdi, tecrübesizlerdi. Bir tanesinin tek hayali para biriktirip Tekel bayii açmaktı. Bu adamlarla ilk altıya girdiğimize hala inanamıyorum.

Şu an Mersin İdman Yurdu'nda oynayan Serkan Yanık'ın yanıldığı bir nokta var, o takım ligi ilk 6'nın dışında bitirdi. Ama olsun, ligde kalmaları bile başarı sayılabilirdi. Üstelik Tekel açma hayali kuran oyuncularla kurulu bir kadroyla, bu başarı daha da önem kazanıyor.

Salih Uçan, Ömer Kahveci, Efe Halil, Civar Çetin, Aykut Çeviker, Melih Vardar, Zekeriya, Kamil Ahmet, Emre Güral... Serkan Yanık mesela 24 yaşında takımın abisi konumundaydı. İlginç bir sezondu. Aslında lige yükselmeye hak kazandıkları 2009-2010 sezonu daha ilginçti ama olsun.

Soru


Cevap: Yok

8 Ocak 2013, yaz kenara...

Pazartesi, Ocak 7

Naber







Ne haber


Galatasaray 83-52 Hacettepe




Yine cumartesi öğleden sonra... Olsun, kazandık ya gerisi önemli değil.

Daha önce oynadığımız Gaziantep, Tofaş, Mersin maçlarından pek de farkı olmayan bir maçtı. Tek fark, heyecanlandıran tek olay Arroyo'nın formayı giyip sahaya çıkması oldu. Önce yedekte başladı. Daha sonra Arroyo transferini etkileyen unsurlardan biri olan sakatlık krizi baş gösterdi ve Ender oyundan çıkmak zorunda kaldı. Böylece, belki de planlanan ve tahmin edilenden daha erken bir sürede Arroyo oyuna girdi.

Carlos, kondisyon konusunda sıkıntılı olduğunu, takıma da daha adapte olmadığını gösterse de attığı 13 sayıyla takımın en skorer iki isimden biri oldu. Diğeri de ilginç bir şekilde Jamont Gordon. Eğer ilk maçında, en durgun maçında 13 sayı atıyorsa, korkularımızın gerçekleşmeyeceğini düşünebiliriz.

Fakat kara bulut şeklinde takımın üzerinde dolaşan sakatlık belası bu maçta da yakamızı bırakmadı. Macvan zaten idmanda burnunu kırmıştı, bu sefer de önce Ender, sonra N'Dong sakatlandı. Özellikle N'Dong'un açılan kaşının dakikalarca kapatılamaması endişe vericiydi. Sanırım ikisi de Kazan maçında sahada olacak.

Başa baş giden bir ilk yarıdan sonra çok rahat bir üçüncü çeyrek oynadık. Hacettepe bu periyotta sadece 9 sayı üretirken, 7 sayıyı son 2 dakikada bulabildi. Oysa ilk yarıda üçlük yüzdesi bizi zorlayacaklarının göstergesi gibi duruyordu.

Erken açılan fark sayesine Can, Doğukan, Sertaç süre aldı. Can yapmaması gerekenleri yapıyor. Bunu kendini göstermek için yapıyor. Ama yine de zarar veren şeyler, Ergin Hocam onu oyundan alırken uyardı. Bakalım bir dahaki maçta neler yapacak.

Maçın en güzel hareketi Cenk'in Hawkins'e yaptığı ve 3 kişiyi çarşıya yolladığı asistti. En kötü hareket ise ilk yarıda Arroyo'nun her sayısında sonra çalan telefon melodisiydi. Bunu biz kendi aramızda yaparız, espirilerini Beşiktaşlıları kızdırmak için kullanırız veya kullanmayız ama kulübün resmiyete dökmesi, salonda kullanması basitlikten daha fazlası değil. Neyse ki tepkiler sonuç vermiş olsa gerek, ikinci yarıda bu rezillik yaşanmadı.

Çarşamba günü Kazan maçı inşallah kazanırız, inşallah orada oluruz....




Cumartesi, Ocak 5

Sınav


Boynunda Adanaspor atkısı olan bu arkadaş, Adanaspor-Konyaspor maçına test kitabıyla gelmiş. Sanıyorum, yaz aylarının başında sınava girecek. Maçın devre arasında test çözerek hem sınava hem Süper Lig'e hazırlanıyor.

Bu durumları iyi biliriz. Gerçi ben ÖSS senesi herşeye ara vermiştim; maça gitmeye de... Ama bilirim yani.

Bir bu arkadaş, bir de kasım ayında güneşli havayı görünce Caddebostan'a inip test çözen kız; ikisi de istediği bölümleri kazanır inşallah. Neyin peşinden gideceklerini biliyorlar...

Cuma, Ocak 4

Bornova Bornova





Film Kenan Evren'in, “Yarının teminatı olan evlatlarımızın Atatürk ilkeleri yerine yabancı ideolojilere yetişerek sonunda birer anarşist olmasını önleyecek tedbirler alınacaktır” ve Demet Akalın'ın “Saygıyla, korku eşdeğer yürüyor. Ben boşanalım dediğimde kocam bana iki tokat atsaydı, ben dururdum'' sözleri ile başlıyor.

İlk başta sırf bu yüzden filmde soğuk ve mesafeli başladım, mesaj kaygısı taşıdığını düşündüm. Öyle değilmiş. Derdi olan, derdini anlatan filmleri beğeniyorum. Bunu yaparken, bir tipi yerin dibine sokup başka bir zümreyi el üstünde tutan filmlerden soğuyorum. Bu film öyle değil. Herkes herkes kadar kötü, herkes herkes kadar iyi. 

Bu filmden önce Başka Semtin Çocukları'nı izledim. Mesela orada farklı bir şeyler vardı. "Başka semt" derken, bir belirsizlik havası yaratılıyordu, herhangi bir semt, başka semt olabilir izlenimi doğuyordu. Belirsiz bir ismi olmasına rağmen Gazi'ye özel hissiyatlarla yaratılan bir film olarak sayılabilirdi. 

Bornova Bornova ise çok rahatlıkla "Kartal Kartal" olabilirdi. Veya "Üsküdar Üsküdar" veya başkası. Sadece yönetmenin Bornovalı olmasından dolayı tercih Bornova olmuş. Konuşulan duvarda yazan Altay yazısı, çocuğun Atay'da top oynaması veya geliyoz, gidiyoz- çiğdem vs... Bunlar da Bornova olmasının getirileri.

Bu baya Türkiye'nin filmi. Daha da iyi olabilirdi, daha cesur olabilirdi. Ama derdini anlatmış mı, anlatmış. O zaman sorun yok. Ama mesela 30 dakikalık kısa film olsa çok daha vurucu olabilirmiş.

Tam emin değilim, işin tekniğinden anlamam, İzmir-Bornova değil Türkiye filmi dedik ama teknik olarak da çok Akdeniz tarzydı sanki, bunda da aslan payı Enrique Santiago Silguero'nun olabilir. Tanımıyorum, bilmiyorum... 

Film ödüller olmaya başladığında çok eleştiriyordu. Bu film nasıl ödül alır falan deniyordu. Ben de izlemediğim için soğumuştum biraz. Ödül alacak film miydi bilmiyorum, rakiplerine de bağlı biraz. Ama tekrar izlenebilecek film etkisi yarattı bende. En iyi ödül de bu hissi yaratmasıdır.

Bu arada film Evren ve Akalın'ın sözleri ile başlıyor, son sahne de gerektiği  kadar vurucu oluyor ama asıl son İnan Temelkuran'ın SİYAD ödül törenindeki sözüyle çıkıyor:

"12 Eylül bu ülkenin üzerine bir asfalt çekti, biz o asfaltı çatlatan otlardan biri olmak istedik. Zaten Türkler iyi asfalt yapamaz." 



Perşembe, Ocak 3

Meskun Mahalde Tezahürat Patlatan Çocuk




Abiler hep güzel konuşur, doğru söyler; hatırlayan bilir, burada da yer etsin


Yaşınız ilerledikçe kopacaksınız bugünün tribünlerinden. Eğreti duracak her şey. Başkalaşacak, yabancılaşacaksınız. Ama terketmeyecek sevda.

Stadlar değişecek, yönetimler karaktersizleşecek, logo değişecek, olmadı forma değişecek, ama siz aynı kadını sevmeye devam edeceksiniz.

Taraftarı olduğun takımdaki en yaşlı adam senden daha yaşlı olmayacak, hoca 2 kere gidip 3 kere gelmiş olacak, sen değişmeyeceksin, bir sene.

Eve beş parasız yürüyerek döneceksin bir maçtan 15'inde yada 45'inde; buna kimse senden daha fazla anlam yüklemeyecek.

Her nerede hangi ailede, hangi odada, hangi evde yaşıyorsan; hayatının bir döneminde senden başka kimse o takımı senin kadar sevmeyecek, net.

Sen o tribünlere aslında o takım sevmeye değil, seninle beraber aynı şekilde sevenler var mi diye kontrole gidiyorsun her hafta, itiraf et.

Sen kaybetmeyi bile seviyorsun; çünku sen sana göre aslında hep kaybediyorsun, takım kaybetmiş çok mu? Önemsiz, net.

30 yıldır maça gidiyorsun; gol olunca soluna dönup bir avukatla, sağına dönüp bir pazarcıyla kucaklaşmanın zevkini hiçbir yerde alamadın, net

Takım maç kaybedince dünyan kararır, bir tekel bayiine gidersin, en ucuzundan bir içki alıp, hıçkırarak ağlayıp içersin odanda, yaşın 20 net

Hiç düşündün mü? Sordun mu kendine? Sen acaba doğru takımı mı tutuyorsun? Değiştirsen millet ne der.. ah ne der...

Manitanla kavga ediyorsun, tribüne gidiyorsun. Takım kazansın eşitlensin istiyorsun. Biliyorsun ki o gün mağlubiyet gelir, çok net. Murphy!

Mutluluğun tarifi futbolda tek, kimse sevmez 5-0'ı. Mutluluk 0-2'dan dönen maç, 10 sıra aşağıda açılan kafa gözdür. Çok net!

Maçları arşivliyor, açıp açıp 10 yıl öncesini gece yarılarında izliyorsan; kombineni sat, sana futbol kalmadı, sana hayat yok, net.

20 yıldır aynı atkıyla maça gidiyorsan, o atkıyı en yakın arkadaşından daha çok gözetip kolluyorsan sen iflah olmazsın, net.

Nasıl "O takımlı olduğunu" hatırlamıyorsun ama nasıl "Daha onurlu" olduğun konusunda hep panelistsin, hep arızasın, net.

"Seviyorsan git konuş" diyorsunuz, 30 yıldır maça giden bir tanıdığınıza sorun bakalım, 30 yıldır konuşuyor o, anlamış mı karşı taraf???

Son bir şey: Meskun mahalde ansızın tezahürat patlatan çocuk, seni çok seviyoruz be kardeşim!









Şampiyonluk Trabzonspor'a Yakışır




Fenerbahçe 6 gün önce Trabzonspor'u yenmiş ve şampiyonluk yolında dev bir adım atmıştı. Sene 1996; şampiyonluk umudu kalmayan iki İstanbul takımı Beşiktaş ve Galatasaray birbirlerine rakip olurken, aynı zamanda da şampiyonluk yarışını takip ediyorlar. Sanıyorum ki 7 sene boyunca civarda gözükmeyen Fenerbahçe'nin şampiyon olup tekrar kendini göstermesini isteyen yoktu.

Bu hava pankartlara da yansımış. Maltepeli bir Beşiktaş taraftarı pankartını asmış tellere. Eskiden imzalı pankartları daha çok görürdük, şimdi daha çok UA-Çarşı-GFB yazıyor.

Fenerasyon deyimi de belki ilk kez bu sene ortaya çıkıyor. Daha eskisi varsa gösterin bilelim.

Öte yandan maç 2-1 sona eriyor, Souness, bayrağı diktikten hemen hemen 3 hafta sonra son derbisinde noktayı da koyuyor. Goller Evren ve Hakan'dan. Beşiktaş'ın tek golü Stefan Kuntz. O da bu maçla birlikte son kez siyah-beyazlı formayı giydi. Bundan 4-5 hafta sonra da Avrupa Şampiyonu takımın önemli bir parçası olacak.


Çarşamba, Ocak 2

Doğum Günün Kutlu Olsun


Bir eylül sabahı ölüm haberini aldım. Bundan önce de bir eylül sabahında ölüm haberi alıp yıkılmışlığımız var. Bundan önce de tanımadığım birçok insana çok ufak bir ortak nokta yakalayınca ayrı sevdim. 

Onunla da ortak noktamızı öğrenince ölümüne bir kez daha üzüldüm, çok başka üzüldüm, tanımıyorum, futbolculuğu sırasında bile çok hayranı değildim ama şimdi kardeşim gibi görüyorum, abim gibi. Çok başka hisler, belki de çok bencilce. 

Ama yine de; Doğum günün kutlu olsun Ediz Bahtiyaroğlu 

Bir Gencin Ölümü

Ara Transfer


İmzayı attı, basın önünde top sektirdi. Güzel olduğu kadar yetenekli de, forma satışı sayesinde masrafını çıkartır.  

35 Buçuk Hildebrand



Hoffenheim ile ünlenen bir ara Alman milli takımında da oynayan kaleci Timo Hildebrand, Facebook sayfasında sürekli fotoğraf paylaşan futbolculardan (mış). Bu fotoğraf biraz eski; bir genç takımı ziyaret ediyor Hildebrand. Çocuklarla takım fotoğrafı çektiriyor. Uzun boyu ve sarı saçıyla Hildebrand fark yaratan isim olsa da, "ayaktakiler soldan üçüncü" çocuk bizim daha çok dikkatimizi çekiyor.

Üzerindeki Karşıyaka tişörtüyle takımdaki diğer isimlerden hemen ayrılıyor.

Fotoğraf Burada

Salı, Ocak 1

Başka Semtin Çocukları




Filmin adını ilk duyduğumda, farklı semtlerin farklı çocuklarının çekişmesi sandım. Belki zengin mahalle-fakir mahalle çekişmesi olabilirdi. Ama öyle değilmiş. Başka olan çocuklar değil, semtmiş. Bizden farklı olan semtler. Bizim bildiğimiz, gördüğümüz ama yaşamadığımız semtler. Gazi mahallesi öyle bir yer işte.

Ama yine de bir Gazi Mahallesi filmi değil. Bence değil yani. Bence başka bir film, başka bir hikaye ve aslında irçok semtle ortak bir hikaye ama bu sefer bu Gazi'de geçiyor. Keşke hiç Gazi olduğu belirtilmeseydi veya Gazi'yi diğerlerinden ayıran özellikler daha çok ön plana çıksaydı. Her türlü, beklentiler, (belki de verilmek istenen beklenti olmasa da) karşılanmadı.

Neyse, sonuçta iyi film olduğuna inanıyorum. Ucu açık bırakılsa da; bazı vurgular çok klişe olsa da; hem oyunculuk hem de sadece "Ölmek için daha güzel bir yer vardır" cümlesi için bile izlenebilir. Eyşan Özhim'in karakteri, her mahallede var mıdır acaba?



Çimleri Yiyecek Topçu



(Takımı oluşturan oyuncular için) ilk seçimin futbolu seven kişilerden seçilen oyuncuların olması. Benim zamanımda olan takımı incelemeye alın, hepsi futbola tutkuyla bağlıydı. Antrenmanı sevmeyen dışarıda kaldı. Türkiye'de futbolcular öyle paralar kazanıyor ki, o para karşılığında çimleri bile yemeleri gerekir.

Hagi (4-4-2 Aralık sayısı)