Pazartesi, Mayıs 2

Un Village Presque Parfait

 


Türkiye'deki şehirli-köylü çatışmasını kızgınlıkla, öfkeyle, kavgayla izliyoruz. Uzun zamandır bu böyle... Bu uğurda yapılan komedi filmlerinde bile karakterlerin popülist söylemlere yenik düşerek tasvir edildiğini üzülerek görüyoruz. Sonuç olarak filmlere de çok fazla gülemiyoruz.

Başka bir ülkenin şehirli-köylü çatışmasının daha yumuşak olmasını kıskanınca yine üzüldük. Fakat en azından bu sefer ailecek sakince izlenecek hoş bir film yakalamış olduk.

Fransa'nın uzak bir köyünün tek geçim kaynağı olan fabrika, çevreyi kirlettiği için kapanır. Bu da köyde büyük bir ekonomik sıkıntıya yol açar. Çoğu kişi köyü terk eder, kalanlar da zorlukla yaşar. Ayakta kalabilmek için bir AB fonuna ihtiyaçları vardır. Bu fon için tek şart, köyde bir doktor bulundurma zorunluluğudur. Köye tesadüfen gelen bir doktoru, kalıcı doktor gibi sunmak için dört koldan sarılırlar. Hikaye böyle başlar.

Enteresan noktalar var. AB fonları ve AB standartları orada da çok tartışılan ve halkın pratikliğini zorlayan bir unsur olarak gösteriliyor. Bizim kokoreçten vazgeçmememiz gibi olmasa da bir doktor bulma zorunluluğu bile ufak bir köyü zorluyor ve bu memnuniyetsizlikle karşılanıyor.

Öte yandan çevreyi kirleten fabrikanın kapanmasına da ince eleştiriler var. Halkın ekonomik geçim kaynağının ellerinden alınmasına vurgu yapılıyor. Çevre kirliliği ise biraz "entel dantel işler" olarak sunuluyor sanki.

Yine de köylülerin genç Parisli hovarda doktor Lorant Deutsch'u ikna etme çabaları oldukça hoştur. Çok büyülü ve gürültülü kahkahalara neden olacak espriler yoktur. En güldüğüm espri, dişleri yamuk olan kızını Ribery'e benzeten babadan geldi. Fakat hikaye bir şekilde kendini izlettiriyor. Şans verilebilir.


Hiç yorum yok: