PAOK taraftar otobüsü Zagreb'de taşlanmış. Balkan ülkeleri; her yerde aynı.. Güzel şeyler değil tabi.Çarşamba, Aralık 15
Taşlama
PAOK taraftar otobüsü Zagreb'de taşlanmış. Balkan ülkeleri; her yerde aynı.. Güzel şeyler değil tabi.
Etiketler:
avrupa futbolu,
avrupa kupaları,
dinamo zagreb,
hırvatistan,
paok,
tribün,
yunanistan
9 ve 99

Ronaldo & Kovaceviç.. 2003 yılını hatırlayanlar için 2 isim. O zamanlar La Liga daha güzeldi, baş altı takımları figüran değildi.
Etiketler:
avrupa futbolu,
ronaldo
Marmara Derbisi

Kısa kısa geçelim. Maçın başlamasına 3 saat kaldı. Günün, belki de haftanın en önemli maçı; Kocaelispor - Sakaryaspor.
Gönül isterdi ki yıllardır beklediğimiz bu maç hafta sonu oynansın ve civar illerden biri olarak biz de gidelim ve yerine izleyelim. Ama olmadı. Maç bir hafta içi gününe, çarşambaya denk geldi. Belki güvenlik sebebiyle bilerek getirildi. Biz de internetten takip edeceğiz. En azından Sakaryaspor taraftarı içeri girilebilecek. Maçla ilgili en büyük temmeni de burada başlıyor. Olaysız ve vukuatsız olsun. Kimse üzülmesin, kimsenin kanı dökülmesin ve en ufak bir malzeme verilmesin.
İki komşu şehir 13 Ocak 2008'den beri karşılaşmıyor. 2008'deki maç Taner Gülleri ve Mustafa Pektemek'in karşılıklı golleriyle 1-1 berabere sonuçlanmıştı. Sakaryaspor bir önceki sezon Süper Lig'deydi. Kocaelispor ise 5 senedir Süper Lig kovalıyordu. Sakaryaspor kağıt üstünde daha iyi, daha güçlü ve tecrübeli bir kadroya sahipti. Ama sezon sonunda gülen Kocaelispor oluyordu ve doğrudan Süper Lig'e çıkıyordu. Sakaryaspor ise aylar boyunca önde götürdüğü ligi son haftalarda yaşadığı puan kayıpları nedeniyle ilk 2 dışında bitirmiş, İstanbul'da oynanan Play-Off'da ise Boluspor'a elenmişti.
2 senede gelinen nokta acıtıcı. Süper Lig'e çıkmak için son haftalara kadar mücadele eden iki takım, son iki senede toplam 3 defa küme düştü ve TFF 2.Lig'de buluştular.
Kocaelispor Süper Lig'e ve Bank Asya 1.Lig'e arka arkaya sezonlarla veda ederken, iki takımın son 2 sezondaki en büyük başarısı Sakaryaspor'un geçen sezon TFF 2.Lig'den düşmemesi oldu.
İki takımın son durumları umut verici. Güzel hikayeler var. Sezonun ilerleyen bölümlerinde anlatırız Çünkü 2 sene önce Sakaryaspor için ve geçen sene Kocaelispor için bu tarz yazılar yazmamıza rağmen iki takım da küme düşmüştü. Bu sefer totem olsun. Fakat Kocaelispor'un haftalardır kaybetmediğini ekleyelim.
İki takım 1999'dan beri Süper Lig'de karşılaşmıyor. 1999 Şubatı'nda oynanan maçı konuk Sakaryaspor Nikolovski'nin golüyle 1-0 kazanmıştı. Kocaelispor ise rakibini 5 maçtır yenemiyor. En son 2003'te Yaşar Aydın'ın tek golüyle Sakaryaspor'u 1-0 mağlup etmişti. Yaşar Aydın Kocaelispor'da uzun seneler kalamadı. Golü attığı sezon en iyi sezonuydu ve 20 yaşındaydı. Bu seneki Kocaelispor kadrosunda bu tarife uyan futbolcu sayısı oldukça fazla. Yani Kocaeli deoğmlu genç futbolcular. Golleri atanlar Marmara derbisinin tarihine adını yazdıracak.
Etiketler:
anadolu futbolu,
Derbi,
kocaelispor,
sakaryaspor
Salı, Aralık 14
Misafirler Liderlik Getirdi


Dün oynanan United - Arsenal maçında bazı misafirler vardı. 2010 yılına damga vuran olaylardan biri olan Şili'deki maden kazasının birer kahraman haline dönüşen tanıkları dün İngiltere'deydi. Şilili 26 madenci günü Sir Bobby Charlton'ın rehberliğinde United'ı tanıyarak geçirdi, akşamında ise bir başka Sir; Alex Ferguson'ın takımını izledi. Geçtiğimiz aylarda şeytana pabucunu ters giydiren Şilili madenciler, dün kırmızı şeytanlara uğur getirmiş olacaklar ki, United Arsenal'i yenerek Premier Lig'de liderliğe yükseldi. Bu arada dün gece Amerika'dan bir ziyaretçi daha vardı. Fakat o güneyden değil kuzeyden geldi. Old Trafford'un eski ev sahiplerinden Beckham, dünkü maçı yakın arkadaşı, tertibi, Garry Neville ile beraber izledi.
Etiketler:
avrupa futbolu,
david beckham,
ingiltere,
manchester united,
şili
Pazartesi, Aralık 13
Bir Bahis Hikayesi

Hep Yiğit yazacak değil ya, biz de yazalım. Daha önce de yazmışlığım var zaten.
Dün sabah 2 kupon yaptım. Eve geldim, Sinan aradı. "Aga sana 3 maç söylüyorum yanına da bir tane sen ekle ortak kupon yapalım." dedi. Gittim oynadım. Sinan'ın dedikleri; Gaziantep-Kayseri 2-3 gol, Sivasspor ve Trabzonspor'du. Ben de 1 maç aradım. Günün aslında bana göre en banko maçı A.Bilbao maçıydı. Fakat Bilbao'yu sabahki kuponlara yazmıştım. 2 farklı kuponda aynı maç olmasını sevmiyorum. O nedenle Denizlispor'u ekledim.
Maçlar başladı. Önce Sivasspor yendi. Sonra Trabzonspor. Gaziantepspor 2-0 kazandı. Son maç benim maçıydı. Sinan "Denizlispor tutmazsa öldürürüm seni" diyor. Bense Denizlispor'a baya güveniyorum. 4 maçtır kazanamıyorlardı, bu hafta sıra galibiyette diye düşünüyordum.
Öne de geçtiler. Sokakta NTV Spor açık olan yerlerde altyazılardan kontrol ediyorum sürekli. Denizlispor önde. 5 dakika sonra bakıyorum, Denizlispor önde. En son bir bayiye girdim. Saat 9'u baya geçmiş. Denizlispor maçı çoktan bitmiş olması lazım. Eğer yendiyse bir kupon daha yapayım dedim. Fazla param yok, yattıysak bir kupon daha yapmak istemezdim.
Bayide hala Denizlispor maçı 1-0 gözüküyor. Maçın bitmesi gerekiyor. Sanırım bitti ama o sarı kutuyu eklemediler henüz diye düşündüm. Bir kupon daha yaptım.
Yemek falan yedim. Mutluyum, kupon tutmuş ya. Duşumu aldım. Yeni kupon ne durumda diye, Maçkolik'e baktım. Denizlispor son dakikada yemiş. Son dakikada yatan kaçıncı kupon bu?
Yemek falan yedim. Mutluyum, kupon tutmuş ya. Duşumu aldım. Yeni kupon ne durumda diye, Maçkolik'e baktım. Denizlispor son dakikada yemiş. Son dakikada yatan kaçıncı kupon bu?
Diğer kupon başladı. İlk maç Barcelona maçı. 4-6 gol dedik. Dakika 85 skor 3-0. İlk maçtan yatıyoruz. Krkiç girdi, maç 5 oldu. İlk maç tuttu.
Aynı saatte başlayan bir diğer maç. Bordeux-Rennes maçı. Beraberlik dedim. Golsüz devam ediyor. Bir son dakika golü üzer beni. Üstelik o saatlerde Juventus bir son dakika golüyle kazanmış. Bu hafta ne kadar çok son dakika golü oldu. Niang bile son dakikada attı, maç üst oldu. Korkuyorum. Neyse, kaza olmadı.
Son 2 maç. Benfica handikaplı, Estudiantes handikaplı. Benfica 1-0 önde. Gol gelmiyor. Benfica kazanırın oranı 1.4, handikap 2.5, üst 1.8. Kupona yazarken aynen şöyle düşündüm. "Ulan 1.4 oranı olan bir maçın handikap olma ihtimalı yüzde 60 falandır, neden bu kadar yüksek, yazalım ulan o zaman." Handikap olmuyor bir türlü. Bloga yazı yazmaya başlıyorum. Bir bakayım diyorum. Benfica maçı sona ermiş. 2-0. Son dakikada Aimar atmış.
Son maça kaldık. Estudiantes handikap dedik. Aynı saatte Velez maçı da var. Estudiantes kazanırsa şampiyon. Bu sene iki takımda sık sık 2-0 kazandı. Handikap olur kesin diyorum. Velez deplasmanda olduğu için beni biraz korkuttu, Estudiantes ise geçen gün River'a 4 tane atmış, kendi evinde kesin handikapı yapar, şampiyonluğu kutlar diyorum.
Ama tersi oluyor. Velez erkenden 2-0 yapıyor. Estudiantes maçı 0-0. Değil handikap, maçı kazanamıyorlar. Şampiyonluk gidecek. Dakika 65 gözüküyor. Bloga tekrar dönüyorum. Yazı yazmaya devam. 35 dakika sonra maç bitecek.
Yazı bitiyor, skora bakıyorum. Estudiantes şampiyon. 2-0 kazanıyorlar. Son gol son dakikada. Kupon tutuyor. Son dakikada giden bir kupon, son dakikalarda atılan 3 gol 3 maçla gelen diğer kupon. İlaç olur. Güzel oldu.
Şampiyon Estudiantes
Etiketler:
arjantin,
estudiantes,
futbol,
güney amerika
Takım
Bugüne kadar bu ülkede çok üçlü çekildi. Çok futbolcu üçlü çektirdi. Ama bir takımın hep beraber taraftara üçlü çektirmesi...? Muhakkak takım ve tribünün maç sonu karşılıklı tezahüratları, kaynaşmaları sinerjileri olmuştur. Ama itiraf edelim, açıkçası dünkü gibisini görmedim. İzleyin.
Taraftarın geniş katılımı ve futbolcuların tempoyu düşürüp tekrar yükseltmeleri güzel olmuş. Bunlar teknik konular, bir de işin ruh kısmı var. Bu üçlü'de ruh var.
Almanya'dan gelen Ceyhun da var, Hırvat Cale de. Golcü Umut da var, stoper Giray da. Belçika Ligi'nden Colman ve alt liglerde yetişen Engin Baytar. Bir Galatasaraylı olarak kıskandığım görüntüler. Uzun süredir böyle kenetlenen bir takımı Sami Yen'de görmedik. Maç sonu Kapalı'ya takımı çağırsak bu kadar topçu gelmiyor. Çoğu önemli işleri nedeniyle sahayı terk eder hemen. Zaten şu gol sevinci bile her şeyi anlatıyor.
Etiketler:
futbol,
trabzonspor,
tribün
Pazar, Aralık 12
Galatasaray 0-2 Gençlerbirliği

Başlıkla alakasız bir yazı. Sadece gittiğim maç olduğu için skoru yazıyorum. Yoksa dün akşama ait çok başka başlıklar çıkardı.
Maça gitmeyeceğimi bütün hafta boyunca her arkadaşıma söyledim. Aklımda yoktu. Kendimi, kimsenin gelmeyeceği Şekerspor maçına hazırlamıştım. Hafta içi haber çıkıyor. Şekerspor maçında tören olacakmış. İnsan evini yıkarken tören yapar mı? Bizim büyüklerimiz yapıyor. Yapay bir gece olacak. Olsun, yine de kupa maçıdır kimseler gelmez. Cumartesi işteyim. Az sonra işten çıkıp evime gideceğim. Sabah evden çıkarken eve dönecek şekilde hazırlandım. Bu soğuk ve yağışlı havada üzerimde kazak yok, ayağımda bot yok. Sami Yen için uğursuz olan Marsilya atkım var sadece. İşten çıkmayı beklerken Aykut arıyor. Daha doğrusu msn'de konuşuyoruz.
Beni 15 dakika içinde maça gitmeye ikna ediyor. "Hava soğuk, paramız az, takım kötü, tam gidilecek maç". Maçın kendisi 3.planda, Sami Yen'e veda 2.planda.
Birinden kapalı bileti buluyoruz. Sokak'ta son kez takılma. Son kez. Kapalı'ya son kez giriş. Ortanın solundayız. Sahayı gören en iyi tribün. Muhteşem akustik. "Mimar Sinan gelse aynısını yapamaz." Tanıdık yüzler, adını bilmediğimiz her hafta gördüğümüz insanlar. Son kez görüyoruz.
Tribünlerde coşacaksın başlıyoruz. Yıkıl. İstiklal Marşı arası. Ardından bir daha. 14 senelik bu çile. Maç başlıyor. Gol yiyoruz. Anlıyoruz, bu maç da o maçlardan. Ardından 2-0. Şaşkınlık var. Sinir bozuluyor. Islıklamalar da oluyor. Oluyor bir şeyler. Normal, lig devam ediyor.
Devre arası başlıyor. Derste kar yağar ve tenefüste az önce bomboş olan bahçede çocuklar kartopu oynamaya başlar ya o hesap. Herkes koltuk kırıyor. İnanılmaz bir ses çıkıyor. Herkesin amacı eve evinden bir parça götürmek. Koltuklar kırılırken "seni yıkacak dozerin"... Bunu bile anlayamayanlar var hala. Koltuklar niye kırıldı, yakışmadı diyenler. acaba "Evinizi yıkıyoruz" diyen belediyenin dozerine taş atan adama da "yakışmadı" diyorlar mıdır?
İkinci yarı başlıyor. Artık maç önemli değil. Eski besteler, eski günler. Hakanlar, Jardeller. 1999 yılında tribünde değildim yaşım 14'tü. Hiç Kapalı'da "hanginiz oynadı yarı finali" diye bağırmak nasip olmamıştı. Bağırıyoruz 10 senelik gecikmeden sonra. Sanki haftaya Leeds maçı var. Milan'ı yenmişiz zaten "işte böyle her sene böyle". Hasan Kabze'den Taffarel'e, Ali Şen'den Leeds'e herkes anılıyor.
Hala kaçan gole üzülen, pas hatasına sinirlenen var. Bırak abi artık maçı. O sırada sol'dan isyan sesleri. Yönetim istifa. Tepki büyük. Olmalıydı. Çok da yerinde oluyor. "Herkes gider biz kalırız" diyenler çıkıyor. Eskiden onlar çıkarken, peşlerinden herkes gelirdi. Şimdi çıktıkları fark edilmiyor bile.
Arda oyuna giriyor. Ne bir alkış ne bir tezahürat. Uzaktan cılız bir şut çekiyor. "Emre abi'nin anasını sikiyim" diye bağırıyorlar. Ondan sonra tekrar Adnan Polat'a isyan. "Şirketler birleşti, siktirin gidin." "GS Bonus oley" sesleri. Ne olursa olsun Başkan'a "siktir" denmez ama duygusal yoğunluk çok fazla. Üstü örtülür.
Sami Yen hakkını sizlere helal etmiyor. Aykut diyor ki "ana avrat sövselerdi daha iyiydi". Maç bitiyor. O koltuk kırma seansı bir daha başlıyor. Bu sefer kimse gülmüyor. Gözü yaşlı olanların sayısı daha fazla.
Geçen sene Antalyaspor maçını son maç sanmıştım. Salak bir Yalın şarkısı girmişti maçtan sonra. Bu sefer hiçbir şey girmedi. Girselerdi küfürün kralını yerlerdi zaten. O koltuk kırma seansı.. Günün maç sonu şarkısı, anlatabilmek mümkün değil. Yaşlı sarhoş bir adamdan, genç kıza kadar herkes koltuk arıyor kendine. Koltuk sevdası.
Çıkmakta zorlanıyoruz. Stad boşalıyor. Yeni Açık'ta, EskiAçık'ta ve Kapalı'da toplasan 20 kişi kalmış. Galatasaray çatısı altında son kez fotoğraf çekiyoruz. 5-6 kere son kez bakalım diyoruz. Çevik Kuvvet giriyor. Onlar bile anlıyor halimizi. Daha önce defalarca kavga çıkartmışlar bu tribünde; bu sefer izliyorlar. Oturup hüngür hüngür ağlayan adama bakıyoruz. Biz de ağlayacak gibi oluyoruz.
Koridora girince bir daha hüzün. Tribünü bıraktık bunun daha koridoru var. Oradan çıkmamız da bir 10 dakika sürüyor. Ve çıkıyoruz. Son kez. Bitti. İğrenç Mecidiyeköy sokaklarına çıkınca soğuk ve rüzgar çarpıyor. İçeride de vardı soğuk ama bu kadar koymamıştı. Artık burada sıcak bir evimiz yok. Soğuk daha fazla zorluyor.
Gençlerbirliği takımını, özellikle Oktay Delibalta'yı beğendim.(20 dakika izledik)
Etiketler:
futbol,
Galatasaray,
tribün
Yeni Açık Üst

Dün bu fotoğraf maçın 80.dakikasında çekildi. Yeni Açık Üst, skor 2-0 ve hala yerinde. Stadın tek ıslanan ve en çok üşüyen yeri.
Hepimiz (20 yaş üzeri), tribüne oradan başladık. Yeni Açık Üst baca dedin mi duracaksın, o günleri saygıyla anacaksın. Gerçi Olimpiyat dönüşünden sonra ve Eski Açık'ın hareketlenmesinden sonra kuvvetini yitirdi. Gelen kitle değişti ama ruh hala aynı ruh.
Yeni Açık Üst'e gelenler biraz cahil taraftardır. Daha doğrusu tribün kültürü bilinci pek yoktur. Ayda yılda bir maça gelenlerdir. Futbolcu ıslıklama (yeni yeni girdi Sami Yen'e) genelde orada başlar. Takımı Fotomaç'tan ve Facebook'dan takip ederler. O yüzden Sabri'nin 1.5 senedir çıkışını görmezler, hala alay ederler. Arda'yı Rıdvan Dilmen dinledikleri için hala büyük topçu olarak bilirler. Rakip yarı sahanın herhangi bir noktasında topla buluşan her topçuya "vur" diye bağırılar. İyi bir tribün değildir yani. Maça etkisi eskisi gibi değildir, eskiden maç çeviren tribündü, son yıllarda takımı düşüren bir tribün oldu.
Ama; çıkarsızdır, hesapsızdır, rantsızdır. Takıma sinirlenir, öfkelenir, memnuniyetsizdir. Beklentileri yüksektir. Fakat bu beklentilerin hepsi maneviyatla, Galatasaray'a duyduğu sevgiyle ilgilidir. Çoğu cebindeki son parayla girer maça. Ne üniversiteli kızlara hava atmayı düşünürler, ne Facebook'a video eklemeyi. Karaborsa bilmezler, rant bilmezler, deplasman da bilmezler. Bazen 85'te çıkarlar, son otobüse yetişmek için. Fakat dün 90 dakika kaldırlar. Islandılar, terk etmediler. Tribün kültürünü bilmiyorlar ama sonuna kadar Galatasaraylılar. Kötü günde, son günde, karın altında, soğuğun ortasında 90 dakika bitene kadar orada kaldılar.
Ali Sami Yen'i ilk gitmeye başladığımız günlerde, 13-14 yaşında Yeni Açık'tan, bacanın oradan, Kapalı'yı izlerdik. Son maçta, stadımızdaki son günde roller değişti. Dün, Kapalı'dan, Yeni Açık'ı izledik.
Etiketler:
Galatasaray,
tribün
120.Maç - Otobüsteki Kız
Son anda fikrimiz değişti ve maça gittik. İyi oldu. Maç hakkında, maçta yaşananları yarın yazarız. Bugünün, bu gecenin konusu daha farklı. Bugün hayatımda resmen birşeyler sona erdi. Tam olarak neyin sona erdiğini bilmiyorum. Çocukluğum ve gençliğim olabilir. Ama benim gibi hisseden 45 yaşında adamlar da var. Onların yitirdiği sadece gençliği veya hayatının belli bir dönemi değil. Çok daha başka şeyler var.
Aidiyet duygusu yüksek olan insanlar takım tutarlar. Veya tam tersi; takım tutan insanların aidiyet duygusu yüksek olur. Takımları kimlikleri olur. Kimlik önemli. Kimliği önemli olanın adresi de önemli olur. İnsan kimliğini nasıl değiştiremezse adresini de değiştiremez, değiştirmek istemez. Hep o adreste arasınlar onu. Onu hep orada bilsinler. Adres değişikliği koyar adama. Doğup büyüdüğüm evden 17 yaşında taşınırken de hissettim bunları, şimdi de.
120 maça gitmişim Ali Sami Yen'de. Neyse ki annemin küçük yaşta alıştırdığı, aklıma soktuğu bir gelenek var. Gittiğim maçları bir deftere (şu an 2.deftere başladık) yazıyorum. Hal böyle olunca Ali Sami Yen Stadı'na kaç kere girdiğimi biliyorum. 120. Askerlik, ÖSS ve Olimpiyat olmasa sayı daha fazla olurdu, önemli değil.
Altta yazdığım yazı; sabah yazdım. Son maçın bize özel olmasını istedim. İçime sindi. Belki Şekerspor maçında böyle olmayacak, biraz yapaylık olacak. Daha şimdiden karaborsada 80 liraya pazarlığı başlamış. Gerek yok böyle şeylere. Arandığı zaman orada bulunanlara gitmeliydi. Bugün öyle oldu. Bugün hava Ali Sami Yen'e veda etmek için yeterince soğuktu. Tribündekiler de sevabıyla günahıyla aynıydı, samimiydi.
5.paragrafa başlıyorum hala birşey anlatamadım. Anlatamam zaten. Anlatmamı beklemeyin. Yenilmek bile hoş oldu aslında. Bu gece kendimi tamemen kötü hissetmem gerekiyordu. Yalancı bir galibiyet hüznümü azaltırdı. Aslan gibi, kalbimin yüzde yüzüyle üzülüyorum şu an ve bu çok hoşuma gidiyor. Skora ve maça üzülüyorsam da Allah bin kere belamı versin. Herşeyiyle içime sinen bir geceydi..
Eski tezahüratlar, eski anılar, kırılan koltuklar, koltuklar kırılırken çıkan ses, koltuğunu 4-5 yaşındaki çocuğa veren baba, stadyuma son bakışlar, stada bakıp hüngür hüngür ağlayanlar, Perezler, İliçler, Jardeller...
Bundan sonra hayatım aynı olmayacak. Kolay değil ve bunu kimse kolay kolay anlayamaz. Bir takım sevmeyi bile zor anlıyorlar. Bir stadı sevmeyi anlamaya çalışmak daha da zor. Gerçi orası bir stad değil. Onlar için Ali Sami Yen bir stadyumdur, futbol da 22 kişinin bir topun peşinden koşması.
Kapalı'dan çıkıyorum. Staddan en son çıkan 20 kişiden biriyim sanırım. Bomboş. Koltuk bile yok. Son bakışlar. Artık hayatımda yeni bir dönem başlıyor. Hissediyorum bunu. 120 defa çıktığım kapıdan bir daha çıkmayacağımı fark ediyorum.
Otobüse biniyorum, kızın biri yanımda oturuyor. Güzel bir kız sanki ama pek de normal değil. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hatstanesi'ni soruyor. Sorduğu adres de tuhaf, bakışları da. Ama gülümsüyor. Gülümseyeenlere kanarız. Takım tutan adamın en iyi yaptığı iş ota boka kanmaktır. Sorduğu hastane, ben 17 yaşındayken; doğup büyüdüğüm evden geçtiğimiz evin sokağında. Bir nevi hayatımın ilk Seyrantepe'sinin sokağında. Tuhaf oluyorum. Kız güzel gibi. Gülümsüyor bir de. Zaten kızlar genelde böyledir, birşey isterken gülümserler. Bizim gibileri de kandırmak kolaydır. Bazen bir gülümseme bazen bir galibiyet. Kız iniyor. Şu an beni hatırlamıyordur bile. Zaten bu otobüs anımı yazmamın nedeni birşey olacağından veya birşey olduğundan değil. Bazen hayatıma böyle birileri giriyor. En olmadık anda, kısacık bir sürede giriyorlar. Onlar sadece "yollar kesişti" sanıyor. Ben ise bir iki bağlantı kurup kusursuz bir an yaşaşadığımı sanıyorum. Hoşuma gidiyor. Bu an'ı da buraya siz öğrenin diye değil ben unutmıyım diye yazıyorum. Hala, okuyanlara birşey anlatmadım, hala kendime anlatıyorum.
"120. ve son defa evimden çıkarken bindiğim otobüste 17 sene sonra girdiğim ilk evin sokağını soran kız" olarak tarihe geçti ve haberi yok. Ve en güzeli de, kızın güzel olması değil; kızın biraz anormal olması. Belki bu yazıyı okusa en iyi o anlardı. Çünkü ben ve benim gibiler de normal değil.
Normal insanlar bir stad için gecenin bu vaktinden bu kadar satır yazmaz. Ne biz normaliz, ne de ben bir stad için yazı yazdım. Hayatımın bir kısmını yazdım sadece. Bundan sonra o kısmı yok. Boşluğu dolduracak yeni şeyler aramalıyız. Bu belki "otobüsteki kız" olur. Yeter ki normal bir şey olmasın.
Etiketler:
doğaçlamalar,
Galatasaray
Cumartesi, Aralık 11
Son Lig Maçı

Bugün maça gitmiyorum. Soğuktan dolayı değil. İçimden gelmedi. Ali Sami Yen Stadı ile vedalaşma hakkımı Şekerspor maçında kullanmak istiyorum. Gerçi Şekerspor maçı için benim başka planlarım vardı ama sanırım törenler falan olacakmış.
Oysa ben isterdim ki; Şekerspor maçında hava inanılmaz soğuk olsun, Hagi maçtan önce "yarın as kadroyu oynatmıyorum" desin, bilet fiyatları ucuz olsun, tahminen 5.000 kişi olsun, hadi son maçtır diye 10.000 kişi olsun. Yani klasik; "alt lig takımıyla oynanan önemsiz kupa maçı" havasında olsun. Çünkü o maça gelecekler olanlar, büyük ihtimalle yıllar boyunca çok nadir maç kaçırmışlardır. Son maça gelme hakkını zaten elde etmişlerdir. Üstelik o duygusal havayı... Neyse, öyle işte..
Herkes Galatasaraylı'dır, herkesin Galatasaraylılığı aynıdır, farklı şekilleri olsa da. Ama Ali Sami Yen Stadı bazıları için daha farklı anlamlar taşıyor. Konserlerle, gösteri maçlarıyla ona veda etmek bana ters geliyor.
Bu arada bu hafta Gençlerbirliği maçına herkes bilet aldı, biletler erken tükendi, oysa şimdi sabahtan beri sürekli "fazla bilet var" haberleri geliyor. Cayanlar çok, herkes mi Şekerspor maçına bileniyor yoksa?
Şekerspor 1998 yılında bizim önümüzü açtığı dakikalarda Ali Sami Yen'de İstanbulspor maçında olanlar, o maçı ücretsiz izlesin (Ben o maçta mahallenin Fenerbahçeli bakkalı Selahhattin Abi ile kapışıyordum).
****
Edit: Son anda karar değişti, maça gidiyoruz. Kararımı değiştiren nedenler, kararımı değiştiren arkadaşın; "paramız yok", "hava çok soğuk", "takım kötü zaten" demesi. Tam gidilecek maç veda 2.planda.. Kapalı'ya girersek daha şık olur.
Etiketler:
futbol,
Galatasaray,
tribün
Cuma, Aralık 10
Cezadan Yırttım

Bizim yeni evimiz Saraçoğlu'na çok yakın. Yürüsek 2 dakika sürmez. Bir gece Fenerbahçeli 3-5 çocukla evin önünde kavga etsek, Fenerbahçe de ceza alır mı acaba?
Dünyanın en saçma, en adaletsiz cezalarından biri. Olay çıkaran, şişe atan, bıçak çeken onlarca kişi gözaltına alınıp serbest bırakılıyor. Sezon başından kombinesini alan, olaylara karışmayan, maça gelen taraftar, bundan sonraki 2 maça giremiyor. Olayla alakası olmayan, olay sayesinde herhangi bir avantaj elde etmeyen (rakibi baskı altına almak gibi) futbolcular, fazladan deplasmana gidiyor. Herşey ne kadar güzel ya, cezalar falan..
O gün ben de Dolmabahçe'de değildim, olaylara karışmadım bana niye ceza vermediler, hayret...
Aylak Adam

Ne diyelim şimdi? Bu romanı sevmemek mümkün. Seveni çok. Romanın karakteri C.'yi sevebilmek ise zor. Roman, zorlayıcı bir roman. Nedeni tamamen konusuyla alakalı. Yoksa yazımı, dili güzel.
Karşı çıktığım, beğenmediğim, uyuşmadığım noktaları var. Fakat bu kitap 50 sene önce yazılmış. 51 sene hatta. Bu roman 50 gün önce, 2010'da yazılsa kitleleri sürüklerdi (sürükler miydi?). Zaten 50 sene içinde 19 baskı yapmış, en çok satanı 2001'deki olmuş.
Kitabın içindeki hikayeyi eleştirebiliriz, yazı dilini de tartışabiliriz, karakterleri, anlatılan eski İstanbul'u (Beyoğlu-Karaköy-Suadiye), C.'nin topluma, insanlara olaylara yorumunu. Herşey eleştirilebilir. Şahsen beni sarmayan yerleri çok fazla. En azından bir adamın, bir kadının peşinde olması (tanımadığı bir kadın olsa da) beni cezbetmedi. Ama kitap sadece bu hikayeden ibaret değil ve ne olursa olsun kitabın 50 sene önce yazıldığını düşününce orada bir durmak gerekiyor.
Yusuf Atılgan gerçekten garip bir adammış. Bu adamın az sayıda eser üretmesi bizim kaybımız. Dün kitabı bitirdim, "eh fena değil" dedim biraz şımarıkça. Bugün 50 seneyi farkettim. Babam 5 yaşındayken yazılmış, ben 25'te okudum. Bir roman, bir eser için önemli olan da bu değil mi?
Suadiye, Caddebostan'da geçen bir roman olması sevgimi biraz daha arttırdı.
Bu arada okuduğum kitabı arkadaşımız Davut'tan aldım. Okurken kitabın başına bazı talihsizlikler geldi. Tam olarak ne olduğunu o da bilmiyor. Dün kitabı bitince Davut'un askerde gideceği yer belli oldu, kendisi artık 12 ay komando. Dönene kadar unutur zaten kitabı. Unutmasa da kitabın başına gelenler çok koymaz sanıyorum. Şimdilik bu kadar.
Perşembe, Aralık 9
Kemal Kılıç ve Osman Bozkurt Tercihi

Bu sene Karşıyaka maçı izlemeyi çok istiyorum. Kartalspor maçı dışında henüz nasip olmadı. Sezon başladıktan sonra takımın başına geçen Kemal Kılıç'ın tutkulu ve heyecanlı bir futbol oynattığını ve bunun Karşıyaka'ya fayda sağlayacağını, takımın ruhuna uyum sağlayacağını düşünmüştüm. Konuştuğum Karşıyakalı arkadaşlarım ise Kemal Kılıç'tan pek memnun değil. Takımı yanlış tertiplerle sahaya çıkarttığını düşünüyorlar.
Aslında haklılık payları var; skorlar da onu gösteriyor. Karşıyaka'nın sahaya çıkan kadrosu gerekeni yapamıyor ama oyunun ilerleyen bölümlerinde maç İzmir ekibinin lehine dönüyor. Karşıyaka'nın son 8 maçına bakalım. Boluspor maçında ilk golü Karşıyaka yiyor maç 1-1 sona eriyor. Bir hafta sonra Adanaspor 2-0 yapıyor, Karşıyaka 10 kişi kalıyor, maç son 5 dakikada 2-2 oluyor. Tavşanlı maçında geri dönüş olmuyor, 2-0 kazanıyor ligin yeni ekibi. Samsunspor maçında 2-0 öne geçen Karşıyaka, 2-2'yi yakalayan Samsunspor. Ama son sözü söyleyen yine Karşıyaka oluyor. Diyarbakırspor maçında geri dönüş olmuyor ama 3 puanı Karşıyaka'ya getiren tek gol ikinci yarıda geliyor. Giresunspor maçının ilk yarısı 1-0 Giresunspır lehine sona eriyor, maçı kazanan 2-1 ile Karşıyaka. Lider Denizlispor ile Muğla'da oynanan maçta 2-0'ı yakalayan Denizlispor, maç 2-2 bitiyor. Bu hafta Erciyesspor maçında da Karşıyaka yenik duruma düşüyor ama 1 puanı kurtarıyor.
Karşıyaka camiasına uygun bir profil aslında. Sürekli sıkıntı, sürekli stres. Bu galibiyetler güzeldir. Ben severim. Takımı ilerleyen haftalar için motive eder. Mesele Denizlispor gibi bir takıma karşı geri dönebilmek; daha önceki maçların etkisinden kaynaklanmış olabilir. İlerleyen dönemde de takım geri düşünce güvenini kaybetmeyecektir. Burada daha kapsamlı analiz yapmak mümkün değil, dediğim gibi Karşıyaka'yı yeterli kadar izlemedik henüz.
Bu arada son haftalarda takım içinde sürpriz bir isim çıktı. Karşıyaka yıllardır forvet sıkıntısı çeken bir ekip oldu. Eser Yağmur, Yunus Altun, Emrah Bozkurt gibi bir çok takımda gol atan isimler, Karşıyaka'da istedikleri gol sayılarına ulaşamadılar. Bu sene daha verimli bir hücum hattı var. Okan Öztürk geçen seneden beri takıma çok şey katıyor. 2 sezonu Altay'da geçiren Tiago ise bu sene Karşıyaka'ya tek başına birçok maç kazandırdı. Bu ikilinin arkasından gelen sürpriz isim ise Osman Bozkurt.
Osman sezon başında transfer edilen isimlerden. 3 hafta önce oynanan Giresunspor maçına kadar sadece 2 maçta oynadı. O iki maçta da oyuna sonradan girdi ve 49 dakika sahada kaldı. Giresunspor maçı ise onun için dönüm maçı oldu. O maçta oyuna devre arasında dahil olan Osman, attığı 2 golle maçı döndürdü. İki hafta önce lider Denizlispor'u da boş geçmedi. Geçen hafta Erciyesspor maçında gelen 1 puanın altında onun golü vardı. Yani son 3 haftada 4 gol ve 7 puan. Osman Bozkurt 1984 doğumlu gurbetçi bir futbolcu. Bu sene Türkiye'de ilk defa oynuyor. Sanırım ufak bir uyum sorunu yaşadı ve yeni yeni takıma alışıyor. Hatta alışmanın biraz ötesinede geçmiş durumda.
Bu hafta Karşıyaka, Orduspor ile oynayacak. Karşıyaka'nın Orduspor'a pek şansı tutmuyor. Karşılaştıkları son maçta Karşıyaka sadece 2 gol atabildi. Son golü Reha Kapsallı sezonda stoper Fuat Eraslan attı. Bu haftaki maç öncesi hem böyle istatistiksel sıkıntılar varken hem de kadroda sıkıntılar yaşanıyor. Takımın 2 forvetinden Okan Öztürk sakat, Tiago sarı kart cezalısı. Yani yük Osman Bozkurt'un üzerinde. Bakalım gol serisini devam ettirebilecek mi? 5 maçtır yenilgi yüzü görmeyen Karşıyaka için de aynı soru geçerli. Maç pazartesi günü saat 19.00'da Alsancak Stadı'nda oynanacak.
Etiketler:
anadolu futbolu,
izmir,
karşıyaka
Üşüyoruz Reis

Shaktar Donetsk taraftarları. Aralık'ın ortasında bu adamlar nasıl böyle durabiliyor. Ne içiyorlarsa aynısından ben de istiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







