hırvatistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hırvatistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Kasım 24

İki Solak Bir Araya Gelmemeliydik


 

"Harika bir insandı ve onunla oynamış tek Hırvat futbolcu olmaktan gurur duyuyorum. Oyununu izlemek, onunla antrenman yapmak, aynı sahaya çıkmak, otobüse binmek, şakalaşmak... Hepsi bana keyif verirdi. Vücudunun herhangi bir yeriyle topu istop ettiren ve onuna istediğini yapabilen bir insandı.

Bir gün bana şöyle demişti: 'Davor, sağı solu izleme, koş! Ben topu senin önüne atacağım.'

Cidden, -sanırım Valencia maçıydı- sadece topu bana doğru itti... Aramızdaki büyünün güzel bir örneği; ben diğer partnerimle oynarken biraz egoist bir oyuncuydum ama Maradona ile oynarken öyle olmadım."

Davor Suker / Socrates Ekim 2021


Blogger notu: Videoda Valencia'ya atılan iki gol var. Birincisi 1.37'de başlıyor. Bence Suker'in bahsettiği gol o olabilir. Bir de  4.32'de başlayan gol var. İki gol de aynı maçtan. Maradona'nın asistleri ve Suker'in golleri.. Kırmızı formalı bir Valencia görmek de ilginç oldu.

Pazar, Temmuz 22

MVP


Ballon d'Or çok fazla ciddiye aldığım bir ödül değil. Fakat konjonktür bakış açımızı değiştirdi. 2008 yılıyla beraber ödülü devamlı Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi aldı. İkisi de dünya tarihinin en iyi futbolcuları arasına isimlerini yazdırmakta haklıydılar. Fakat bu ödül dominasyonunun da adil olduğunu söylemek güç. 2010'da Wesley Sneijder ve Anders Iniesta, 2013'te de Frank Ribery ödülü onlardan daha çok hak etmişlerdi. Fakat, bu haksızlık bazı cılız söylemler dışında çok da yankı bulmamıştı.

İşler bu sene değişebilir. Değişmeli. Luka Modric, kariyerinin en iyi yılını geçirmedi ama Temmuz ayı itibariyle bu sene ödüle en çok yaklaşan isim. Şampiyonlar Ligi finalini kazandı, Dünya Kupası finali oynadı, Dünya Kupası'nın en iyi oyuncusu seçildi. Üstelik son ikisini gerçekleştirdiğinde üzerinde Hırvatistan gibi kısıtlı bir takımın forması vardı.

Ronaldo ve Messi hakimiyetinin sona ereceği günlerin geleceğini biliyorduk. Fakat bu düzeni yıkacak ismin alttan gelen bir genç olacağını düşünüyordum. Ronaldo (1985) ve Messi (1987) kendi yaşıtlarının en iyisi olduklarını yıllar boyunca kanıtlamıştı. Onlar yaşlanacak, alttan da yetenekli başka gençler gelecekti. Tarih böyle değişimlerle yazıldı, insanlık bu tarz bayrak değişimleriyle büyüdü. Galiba beklediğimiz gibi olmayacak. Değişimi gençler değil, 30 yaş üzeri bir futbolcu gerçekleştirecek. Beni en çok heyecanlandıran nokta da burası.

Modric 1985 doğumlu ve yıllardır bu ikilinin gölgesinde kaldı. Daha geçtiğimiz günlerde, Ronaldo yeni takımı Juventus ile sözleşme imzalarken "Benim yaşımdaki oyuncular Katar'a veya Japonya'ya gitmeyi tercih ediyor. Bense Juventus'a geldim" demişti. İşte o yaşıtı olan futbolculardan biri Ronaldo'nun kariyeri boyunca oynayamadığı finalde sahaya çıktı. Üstelik takımın bir parçası olarak değil, takımın bizzat lideri olarak. Haliyle Modric'in on yılı aşan bir geleneği yıkması bu açıdan bile çok önemli. Ve biraz da destansı...

Muhteşem vücudu ve kas yığınları ile Ronaldo'ya karşı çelimsiz, sıska ve hatta biraz da çirkin bir oyuncu... Golyat'a karşı Davut... Dünya sever böyle hikayeleri.

Modric hiçbir zaman en sevdiğim futbolcular arasında olmadı. Severim ama özel olarak takip etmem. Fakat bu ödülü almasını çok isterim. Zaten hak ediyor. Fakat diğer yandan da 33 yaşında, sabırla bekleyerek ve her sene kendini biraz daha geliştirerek dünyanın zirvesine çıkılabileceğini göstermesi çok önemli, çok değerli...

Sene sonunda göreceğiz. 

Çarşamba, Aralık 23

Bir Zamanlar Bir Ülke Vardı





Kafasındaki kasketten dolayı suratı çok net belli olmayan adam büyük bir futbolcu....Daha doğrusu eski futbolcu. Alttaki stadyuma aldanmayın; bu futbolcu büyük topçu olma yolunda ilerlerken o stadyuma çok fazla çıkmadı ama ilk adımlarını da burada attı. İlk fotoğraftaki eski bina da futbolcunun doğup büyüdüğü ev...

Bosna tarafında doğan Sırp bir baba ile Hırvat bir annenin çocuğu olan Sinisa Mihajlovic eve döndü... Yaklaşık 25 sene  aradan sonra. Kurir Gazetesi, onu evine götürmüş. Yeni yıl hediyesi gibi bir şey herhalde. Burası Borovo şehri. Sırp futbolcu Mihajlovic'in büyüdüğü şehir. Şehir ise Hırvatistan'da. Zaten Mihajlovic de bir röportajında kendisini Sırp ama ülkesini Hırvatistan olarak gördüğünü söylemişti. 

Onun da Balkanlar'daki hemen herkes gibi karışık fikirleri ve duyguları var. Mihajlovic, savaştan sonra ilk kez buraya geliyor. 1988'e kadar şehrin takımında top oynadıktan sonra, Novi Sad'a ardından da Kızılyıldız'a yani Belgrad'a gidiyor.  Evine, mahallesine en son uğradığında tarihler 1991'i gösteriyor. Borovo, o zamanlar Yugoslavya'ya bağlıydı. 

Şimdilerde Milan'ın teknik direktörü olan Sinisa, ''Fotoğraflara bakarak anılarımı taze tutmak istedim. Harap bir şehir olarak hatırlamak istemezdim'' diyerek neden yıllardır şehrine dönmediğini açıklamaya çalışıyor. Gazetenin haberine göre, ziyareti esnasında zaman zaman gözünde yaşlar beliriyor.

Kusturica'nın Underground'ında evini arayan Ivan, BM görevlisine Yugoslavya'yı sorar. ''Yugoslavya yok'' cevabını alınca filmin en can alıcı anı oluşur. Bu Hırvatistan ziyareti de sanki o sahnenin devamı gibi olmuş.

Cuma, Haziran 13

Tövbeler Olsun




Dünya Kupası'na dair hiç motivasyonum yoktu. İzlemek istemiyordum. Zaten ofiste mesai oldukça izleyeceğim, yine nereden baksan yarısını takip etmek zorunda kalacağım. Fakat boş zamanımı Dünya Kupası'nı izleyerek geçirmeyi istemiyordum.

Nedenleri çok. Birincisi; Dünya Kupası overrated oldu. 2002'de Türkiye'nin olmasını bir kenara bırakırsak,  futbol olarak tatmin edebilen sadece 1998 oldu. Onun da değerini sonradan anladım. İzlerken çok keyifli gelmemişti. Gerçi, bu kupanın Brezilya'da oynanacak olması beni heyecanlandırıyordu ama o da bir yerden sonra kayboldu, yetersiz gelmeye başladı.

Bir diğer neden de sezon içinde çok fazla maç izliyor olmamız. Zaten 10 ay boyunca kafayı yiyoruz, bari iki ay dinlenelim.

Sağda solda bu görüşlerimi dile getirdim. Tabi ki çok dışlandım.

Perşembe günü... İzin günüm. Normalde İzi ile buluşacaktık ama vazgeçince kaldı. Sahilde biraz bisiklet, biraz top derken akşam eve döndüm. Yapacak bir şey yok. Çay demleyip maç izleyebilirim. O kadar da tavırlı değilim. Televizyonu açtım. Bozuk...

Olacak şey değil... Sabah çatır çatır çalışan alet bir anda bozuldu. Dünya Kupası'nın başlamasına 90 dakika kala... Resmen pişman oldum. Futbola şirk koştum ve kandil günü cezalandırıldım. Pişmandım. Tövbeler ettim. Televizyonu kapattım, tekrar açtım. Fişi çektim. Beyhude çabalar olduğunu biliyordum ama öyle elim kolum bağlı da oturamazdım. Türk işi yöntemlerle aklıma gelen her şeyi yaptım.

Derken bir mucize oldu... Bir anda, nedensiz bir şekilde televizyon düzeldi. Canavar gibi oldu. Maçı da izledik. Yoldan çıkıyorduk ama geri döndük. Değerini anladık.

Gerçi yine her maçı izlemem ama olsun... Bundan sonra sözlerime dikkat edeceğim...



Süper Başlangıç



Premier Lig'in temposuna, İtalya'nın taktiğine, La Liga'nın pas oyununa saygım sonsuz Ama ben bir Süper Lig dilencisiyim. Damarlarımda gezinen kaos futtbolu sevdasını yok edemezsiniz.

Futbolun zirvesinde de, en gelişmiş futbol organizasyonunda, Dünya Kupası'nda, taktik savaşlarının tam ortasında, ekollerin ve sistemlerin çarpışmasında benim gözüm yine Süper Lig'i arıyor.

Nedir Süper Lig? Kabaca bir özet, daha doğrusu bir örnek... 

Şampiyonluğa oynayan bir takım ile başaltılardan biri, favorinin stadyumunda karşılaşır. Favori maça tutuk başlar. Anadolu takımı rakibi erkenden ısırır. Şok bir golle de öne geçer. Böyle maçlarda erken atılan gol, golü atan zayıf takım için sıkıntı olur aslında. Çünkü rakip uykudan uyanır. Baskıyı kurar. Sağlı sollu gelmeye başlar. Bazen çok bilinçli olsa da, genelde her geçen dakikada kaosa doğru evrilir. Skor bozulmazsa son dakikalar doldur boşalta döner. Ondan öncesinde de yetenekli ayaların sürprizine ihtiyacı vardır.

Devre bitmeden 1-1 olursa çok iyi olur ev sahibi için. Soyunma odasına yenik girmemek önemli. Fakat ikinci yarının başında gol gelmezse sıkıntı artar. Dakikalar geçtikçe önce tribün sabırsızlanır, ardından oyuncular gerilir. Fakat inceden de golün geleceği bilinir. En azından sahip olunan kazanma alışkanlığı o duyguyu verir. Zaten rakip de o ilk dakikalardaki baskısını kuramaz. Yavaş yavaş geriye yaslanır. Beraberlik iyidir onlar için.

65'ten sonra inanılmaz bir baskı başlayacaktır. Sonuç getirir mi belli olmaz, ama bazen de hakem devreye girebilir. Tecrübeli oyuncular faulleri aldırabilir, tecrübesiz hakemler ani kararlar verebilir. Penaltı gol olursa maç bir daha dönmez. Ev sahibi ekip de son dakikalarda geriye yaslanır, skoru koruma beceresini göstermeye çalışır. O arada bir gol daha atıp iyiyce rahatlar. Bu tam bir Süper Lig maçıdır..

Dünya Kupası tam da böyle bir maçla başladı. Tamam belki "tam" değil. Ama olsun. Bu kadar zevk alacağımı tahmin etmiyordum. Çok keyifli oldu. Umarım turnuva böyle devam eder. Böyle maçlar olsun.


Perşembe, Haziran 14

Underground



Filmin ne kadar muhteşem olduğundan bahsetmeyeceğim. Gerek yok.

Seneler önce, çocuk yaştayken izlemiştim. Tabi ki o zaman filmin büyük bir kısmını anlamamıştım. Daha sonra bir kez daha izledim. Daha çok şey yerine oturdu ama soru işaretleri de arttı. Bu soru işaretlerinin kaynağı da yönetmen Emir Kusturica'dan, daha doğrusu ona muhalif olanlardan kaynaklanıyor.

Diğer filmlerini de bunu da çok seviyorum. Tarzı, anlatışı... Ama entellektüel birikimine güvendiğimiz adamları, kötü gözle bakıyor bu adama ve Underground'a. Yugoslavya tarihiyle ilgili sınırlı bilgimiz olduğu için karşı da gelemiyoruz.

Mesela, başroldeki silah satıcısı karakter, komünist parti üyesi. Onun yaptığı bütün ahlaksızlıklar, komünist partinin ürünü olarak gösteriliyor(muş). Komünistler, müslümanlar, boşnaklar, Hırvatlar; kısacası Sırp milliyetçisi olmayanlar genelde kötü ve zayıf karakterler olarak gösteriliyormuş. Oysa ben filmi izlerken sadece ahlaksız bir adam görmüştüm. Alt metin aramaya çok kasmamıştım. Fakat çok daha fazlası da varmış. Bunları görmek lazımmış. O kadar derin düşünemiyorum.

Üstelik bu filmin çekildiği yıllarda (1995), Kusturica, milliyetçi lider Seselj'i düelleoya davet etmiş bir adamdı. Yaşı da öyle genç falan değildi, 40 yaşındaydı. Bir başka Sırp lideri, bir törende yumruklamıştı. 2000'lerden sonra çok farklı söylemlere girdiği doğu ama bu film? O yıllar?

Yeraltında Yugoslavya'yı, Yugoslavya tabelasını arayan Ivan'ın "Nema Jugoslavia" (Yugoslavya artık yok)  cevabına verdiği tepkiye anlatılmayacak şekilde hislendim. Ne bir alt metin aradım, ne büyük resim. Birçok filmde anlatılmayacak bir hikaye var burada. Ailenden birinin ölümünü yaşayabilirsin, sevgilin terk eder aşk acısı yaşarsın, fakirliğin sınırlarında dolaşırsın. Bütün bireysel ve toplumsal sorunlar bir insana çok yakın ve hepsiyle filmlerde bir bağ kurabilirsin. "Bak, bu benim hikayem" dersin. Ama doğduğu ülkenin yok olduğunu görmek çok az kişiye rast gelir. Anlayamazsınız, anlayamıyoruz.

Kusturica'nın sosyal yaşantısında takındığı tavır eleştirilebilir. Keşke bazı insanlarla bir sofra kurup da oturup konuşsak, biz onu dinlesek, o bizi dinlese. Kusturica bu adamlardan biri. Böyle bir şey mümkün değil tabi. Elimizde sadece filmleri var. Bu filmlerde, Türkiye'ye çok benzeyen yapı, bir "kültür mozaiği" geyiği var. Karakterler arasında ahlaksız olan da var, ay görünce güneş sanan saf da var. Herkesin kimliği var, ve "neden onu değil de bunu seçtin" demek çok insafsızca sanki.

Ya da biz yine ayı görüp güneş diyoruz. Bilgi birikimimiz buna yetiyor.

Bir zamanlar bir ülke vardı diye başlayan ve meşhur o kopan toprak (Yugoslavya minyatürü) sahnesi ile biten bir filmde alt metin aramak filme, anlatılan ana fikire haksızlık sanki.


Cumartesi, Kasım 12

Hırvat Günü: 11.11.11




- Erken gol yiyen milli takımı izlemek çok sıkıcı.

- Oliç, Hamburg, Ali Sami Yen; üzücü hatıralar

- Ercan Taner'i değil de Rıdvan Dilmen'i dinlemek çok yorucu

- Dağ Başını Duman Almış'ı beğenmeyeneler var, ama bence değil. Ben seviyorum.

- Siyah takım elbisenin üstüne sportif bere takan güzel insan Biliç.

- Sıkıcı futbolun pan zehiri; yağan yağmur

- Volkan, Emre, ergen taraftar. Hepsi boş işler. Ama Volkan ile Emre daha boş.

- Gökhan Gönül son yılların en kötü sağ bek performansını izlettirdi.

- Ama biz gidince turnuvaya renk katacaktık? Neyse Hırvatlar katar artık, damalı forma, meşaleli tribünler, farklı teknik direktör

- Gordon Schildenfeld'in oynadığı savunmaya nasıl gol atılamaz. Büyük başarısızlık..

- Modriç'i gördün mü Gürcan Bilgiç? diye sorasım var.

- Maçın en iyisi bence Corluka

- Arda'nın maçın başında Biliç ile yaptığı, maçın sonunda Modriç'e yaptığı. Hepsi, Antalya'da ona küfreden 13 yaşndaki çocuk yüzünden.

Çarşamba, Aralık 15

Taşlama

PAOK taraftar otobüsü Zagreb'de taşlanmış. Balkan ülkeleri; her yerde aynı.. Güzel şeyler değil tabi.

Kısa bir özet: Hırvatlar katoliktir, Sırplar ve Yunanlılar ise Ortodoks. PAOK ile Partizan'ın ilişkileri iyidir, öte yandan Partizan'ın ezeli rakibi Kızılyıldız ile Olympiakos sever birbirini. Zagrebliler Sırpları hiç sevmez, haliyle Sırpları seven PAOK da sevilmez.
Dinamo Zagreb - PAOK maçı bugün saat 20.00'da başlayacak. Kazanan yoluna devam edecek, kaybeden elenecek.



Cuma, Ekim 1

Duman Altı


Meşaleler Avrupa'nın her yerinde yanarken niye burada yasaklanır? Yer; dünden bir Split, tribün; her zaman Hajduk

Cumartesi, Eylül 4

Hırvatlar Dönüyor, Sırplar Devam


- İstanbul'da arka arkaya Hırvat ve Sırp marşları çaldı. Balkan atmosferini hissettik.

- Yorumcu olarak Caner Eler'i tercih ederdim. Bayülken bizim maçlar için, Caner Eler bu tip hikayeli maçlar için ideal aslında.

- İhsan Bayülken'e baktığımız zaman...

- Sırp takımında da Partizanlı'dan çok Olympiakoslu var nerdeyse.

- Teodosiç saçı sakalı hayat felsefesi olmalı. Hiçbir düzgünlüğü yok. Salmış adam, rahat..

- İlk periyottan sonra maç üst biter dedim ama alt bitti. Sınır 155,5'tu.

- Tribünler boştu. En azından biz ekran başında öyle gördük. Dolu ve ateşli tribünler beklerdik.

- Nenad Kristiç Trabzonlu olabilir.

- Popoviç'in yaptıkları bizi şaşırtmadı.
- Son 2 sdakikada maç 3-4 defa gitti geldi.

Salı, Nisan 6

Hajduk'un Kalbi


Yurtdışında olup burada olmayan olaylardan biri, taraftarların her sezon sonu kendi takımlarındaki futbolculara ödül vermesidir. Biz de pek rastlanmaz ama özellikle İngiltere'de gelenektir.

Hırvatistan'ın Hajduk Split taraftarları da böyle bir uygulama yapıyorlarmış. Ödülün adı "Hajduk'un Kalbi".Bizi ilgilendiren kısmı, bu ödülü alanlardan birinin şu an Karadeniz sahillerinde, yani Trabzonspor'da futbol oynuyor olması. Gabriç 2008 yılında bu ödülü kazanmış. Gabriç'i enteresan kılan ise bu ödülü yıllar önce aynı takımda kalecilik yapan babası tarafından da kazanılması.

Bu arada bir zamanlar Gençlerbirliği'nde oynayan Josip Skoko da bu ödüle nail olmuş. Bu ödülü kazanan futbolcular;

1993-94 Ante Mise
1994-95 Nenad Pralija
1995-96 Nenad Pralija
1996-97 Tonji Gabriç
1997-98 Josip Skoko
1998-99 Darko Miladin
1999-00 Stipe Pletikosta
2000-01 Ivan Bosnjak
2001-02 Stipe Pletikosta
2002-03 Darijo Srna
2003-04 Dean Racunica
2004-05 Vladimir Baliç
2005-06 Kötü Sonuçlar Nedeniyle Kimseye Verilmedi
2006-07 Mirko Hrgoviç
2007-08 Drago Gabriç