Pazartesi, Eylül 12

Benzerlik




"Kahramanmaraş'taki birliğinde nöbet tutarken başından vurularak öldürüldüğü iddia edilen Piyade Er Eren Özel'in ailesi, ''olay aydınlatılıncaya kadar, oğullarının tabutuna sarılı olan bayrağı kabul etmeyeceklerini'' bildirerek, Türk bayrağını 2. Ordu Komutanlığı Nizamiyesindeki askerlere teslim etti."
12 Eylül 2011

"Beşiktaş Kulübü, bugün yaptığı yönetim kurulu toplantısında, şike soruşturması aydınlanana kadar Türkiye Kupası'nın Türkiye Futbol Federasyonu'na iade edilmesine karar verildiğini açıkladı."
14 Temmuz 2011

Bu işin şakası olmaz. Kimse yanlış anlamasın. Hatta bana göre ilk olay çok daha önemlidir. Oralarda neler olduğunu bilmek acıyı çeken insanların hakkıdır. Ama ortada bir benzerlik olduğu da gerçek.

Başlangıç


- Olimpiyat Stadı'nda yenilen takıma kızmam, kızamam.

- O kadar transfer yap, takım yenile, sol bek yine Çağlar.

- Belediye'nin yabancıları iyi. Holmen'i biliyorduk zaten, Zayatte, Visca ve Webo da iyidi.

- Çağlar'ın arkasına adam kaçırdığı dakikalarda, Florya çıkışlı sol bek Anıl Karşıyaka'ya gol attı.

- Muslera son 3 sezonun en iyi yer tutan kalecisi olabilir.

- Kasımpaşa, Bursaspor, Trabzonspor. Oyuna giren isimlerin geçen sezon oynadığı takımlar.

- Sabri beke geçse, çatır çatır yardırsa...

- Melo, bu sene çok maç kaybettirir. Gereksiz bir kavga, anlamıs bir kırmızı kart. Olacak bunlar.

- 65'te oyuna giren Gökhan , 66'da hakeme itirazdan sarı kart görüyor. Tam bir 10 numara.

- Boz Baykuşlar yine güldürdü.

- Sezon başladı, ligi değil ama topçuları, hocaları, tribünleri falan özlemişiz.

Alışılmadık Başlangıç

Geçen sezon Kartal Stadı'nda gol görmek için 6 ay beklendi. Bu sezon 6 dakika dolmadan yazdı Önder Çengel.

Önder, geçen sezon devre arasında gelmişti. Geçen sezonun iç sahadaki ilk golünü yine o atmıştı.

Geçen sezon ilk iç saha galibiyeti Diyarbakırspor'a alınmıştı, o maçta tribünde değildim. Bu sefer de gitmedim ve Kartalspor kazandı.

Kartalspor, 3 sezon aradan sonra ilk defa, açılış maçını kazanarak sezona başladı. Hedef var.

Sıcak Denizler? Copacabana?


İki fotoğraf koyuyorum ki inandırıcı olsun, belge olsun.

İlk fotoğraf; iki takım plajda futbol oynuyor. Kumda. Sarılar Brezilya, kırmızılar Rusya.

İkinci fotoğraf Ruslar seviniyor, Brezilyalı şaşkın.

Plaj Futbolu Dünya Kupasını Rusya kazandı. 12-8 yendi Brezilya'yı. Hiç inandırıcı gelmiyor hala.

Biz plajda top oynamak için Brezilya'ya gitme hayalleri kuruyoruz, Ruslar sıcak denizler için Akdeniz hayali kuruyor. Biz Akdeniz'deyiz, plaj futbolu takımımız var mı yok mu onu bile bilmiyoruz.

Pazar, Eylül 11

Sizin Tüm Oyunlarınıza



Siz bu satırları okurken büyük ihtimalle Galatasaray sezonun ilk maçını oynamış, bitirmiş olacak. Fatih Terim, maçın skoruna göre; ya dibe çöken takımı toparlayan imparator olarak anılacak; ya da egoları yüzünden fiyasko ile sonuçlanacak bir birliktelik olarak tanımlanacak. Ve bunun hepsi, alınan sonuçtan çok daha öte, iç hesaplar yüzünden kurulacak cümleler olacak.

Dün bir gazetede bir haber vardı. Özetle şu deniyor. Fatih Terim, Florya'da bir doktorun çalışmasını istemiyor. Fakat sponsor firma onu görevlendirmek istiyor. Bunun için 20 milyon euroluk sponsorluk parasını koz veya santaj (nasıl adlandırılırsa) olarak kullanıyor.

Haberi yapanlar liseli. Yönetimde liseliler var, Terim'i sevmez. Haberi sızdıranlar onlar. Terim liseli değil. Galatasaray'da liseli olmayanlar var. Eski başkan liseli değildi mesela.

Haberi yapanlar, Terim'e üstü kapalı gider yapıyor. Biz salağız ya, anlamıyoruz neyin ne olduğunu. Bizim için anlatmaya çalışıyorlar olanı biteni. Onun inadı yüzünden Galatasaray, sponsordan gelecek parayı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyaymış.

Bir doktordan bahsediyoruz. Futbolcu değil. Veya başka biri. Doktor ulan bu. Evet sağlık önemli, doktorlarımız önemli. Ama hangi doktorun olduğu yaygara koparacak kadar önemli mi? Peki 20 milyon euro için sponsora eyvallah mı diyeceğiz? Önemli olan sponsorun istekleri mi?

Sponsor kim lan? Bizi mi yiyorsunuz. Daha 9 ay önce başbakanın karşısında sesi çıkmadı diye Adnan Polat'ı ezmediniz mi? Yerine Belçika'dan adam getirmediniz mi? Abinizi. Başbakana karşı duramadı diye bir adamı harca, sponsora eyvallah demiyor diye Terim'i insanların önüne at. Kulübün geliri hikayesiyle uyutmaya çalış. Başbakan > Sponsor değil midir?

Amacınızın Galatasaray'ın gelirleri olmadığını biliyoruz.

Amaç, Ada'da ucuz çay içmek.

Amaç, numaralı tribünden ucuza kombine-loca satın alıp, pahalı içkiler içerek maç izlemek.

Yok artık, yemeyiz bu oyunları. Yutmuyoruz. Belki amacınıza ulaşırsınız, çünkü söz hakkı ve güç sizde. Oyunlarınızı oynarsınız. Ama neyin ne olduğunu da biliyoruz.

Fatih Terim'i istemeyen yöneticiye saygım var ama bunun için abilerine kardeşlerine haber yaptıranlara da yapanlara da... Üstteki fotoğraf işte..

1.Lig Raporu




Dün 1.Lig'de oynanan üç maçı da izledim. Öyle üç maç oynandı ki, hepsini tek tek, ayrı ayrı yazmaya gerek duymadım. İlginçtir, günün ilk maçı, en sıkıcı geçmesi beklenen maçtı. Ama tam tersi oldu. En güzel maç İstanbul'da oynandı.

Akhisar, Güngören'i 1-0 yendi. Skor daha farklı da olabilir. Akhisar ilk 35 dakikada 2 penaltı kaçırdı. İlk penaltı biraz tartışmalı gibi. Akhisar, geçen sene yine bir İstanbul deplasmanında, Kartal'da da penaltı kaçırmıştı. Bu sefer Şehmuz ve Anıl fırsatları değerlendiremedi. Aynı zamanda sayısız pozisyonu değerlendiremediler.

Galibiyeti getiren tek gol Sani'den geldi. Sani, 1990 doğumlu, Nijeryalı. Oyuna ikinci yarı getirdi, ilk maçında gol attı. Güzel başlangıç. Akhisar iyi kadro kurmuş diyebiliriz ama yaş ortalaması 65 herhalde(!). Kalede Oğuz, savunmada Kürşat en çok tanınan isimler. Emrah Eren, Levent Kartop, Sertan Vardar, Şehmus Özer gibi eskiler de kadroda mevcut.

Geçen senenin pes etmeyen takımı Ahisar, bu seneye de iyi başladı. Daha da iddialı. Güngören ise bu sefer zor kurtulur gibi.

Günün ikinci maçı Konya'daydı. Geçen sene Süper Lig'den düşen iki takım, Konyaspor ve Kasımpaşa sezona birlikte başladılar. Geçen sene düşmeyi garantiledikleri maç da, İstanbul'da birbirlerine karşı oynadıkları ve yine berabere biten maçtı. Maçın favorisi benim için Kasımpaşa'ydı. Konyaspor, yaz döneminde transfer yapamamıştı. Oldukça genç bir kadroya sahaya çıktı. En tecrübeli isim stoper Erdinç Yavuz, ondan sonra da 92 doğumlu Ali Dere'dir herhalde. Buna rağmen Kasımpaşa, Konyaspor'a üstünlük kuramadı. Üstelik Konya 40 dakikayı, Hakan'ın kırmızı kart görmesiyle 10 kişi oynadı. Kasımpaşa'nın buradan 3 puanla dönmesi gerekiyordu. Teknik direktör Uğur Tütüneker, deplasmanda alınan bir puanın yeterli olduğunu söyledi. Bank Asya için yeterli olabilir aslında ama böyle yakalanmış rakipleri görünce, fırsatı değerlendirmek gerek.

Son maç İzmir'de. Bucaspor, 2 sezon önce Buca Arena'da Erciyesspor'u 4-0 yenerek Süper Lig'e yükseliyordu. Bucaspor tarihinin en güzel günüydü. Aynı zamanda Bucaspor'un oynadğı son 1.lig maçıydı. Bucaspor kısa bir aradan sonra yeniden 1.Lig'de. İlk maç yine Buca'da, yine rakip Eciyesspor. Ama maç 1.5 sene önceki gibi farklı skorla bitmedi. Bucaspor, Zafer'in frikik golüyle öne geçmesine rağmen, 77.dakikada Emrah'ın golüne engel olamadı ve 1 puanla ayrılmak zorunda kaldı. Oysa Bucaspor iyi top oynadı. Genç bir kadro var ama çok olgun top oynuyor bu çocuklar. Kamil Ahmet, Civar, Abdülkadir ve Jebrin bilinen isimler. Bir de yeni eklenenler var, Efa Halil ve Mehmet İncebacak sezona damga vurabilirler.

Bucaspor 2009-10 sezonunda yakaladığı sempatiyi, şu an Metris'te olan Bülent Uygun'a güvenerek yok etmişti. Yapılan 20 küsür transfer, Bucaspor için sonun başlangıcı olmuştı. Fakat, dün 2 sezon öncesinin Bucaspor takımını yine gördüm. Erciyesporla maçıyla biten sempati, yine bir Erciyesspor maçıyla tekrar oluşabilir.

Cumartesi, Eylül 10

Almanya'da Meşale


Ben paylaşmaktan sıkılmayacağım. Her zaman bu blogda bu karelerin yeri olacak.

Türkiye'de vandallık olarak görülen meşale, Almanya'da Hamburg tribününde. Medeniyet örneği olarak biz holiganların gözüne sokulan bir ülke Almanya. Onlar ise bizim gözümüze meşaleleri sokuyor.

Konuşmaya Devam




"Takımlar hedefsiz kalmasın diye nisanda ligler bitecek. Bir sonraki sezon eylülde başlayacak. 4 ay gibi bir sürede diğer futbolcular ne yapacak? Ligi 10. bitiren takımdan Milli Takım’a futbolcu seçilse, onu nasıl hazır tutacaksınız”

Şifo, bunu başka yerde değil, doğrudan Lig Tv'de söylüyor. O yüzden bu cümle daha da anlamlı oluyor. Futbolcuların ve teknik adamların "büyüklerimiz bilir" dediği zamanda daha da şık duruyor.

Duruş


Bir türlü olmayan dakikalar. Oyun, umut ettiğin gibi gitmiyor. Hatta belki de iyi başlamışsın, onun gazını alarak mutlu son hayalleri kurmuşsun ama bir anda rüzgar tersine dönmüş ki bu daha da rahatsız edici, daha büyük bir panik nedeni.

Salonun havası değişiyor. Yılların alıştırdığı başarısızlık duygusu tekrar geri geliyor. Boşuna mı umutlandık diyorsun. Biri birşey yapmalı. Olağanüstü birşeyler. Yoksa başarı, galibiyet yine bizden uzaklaşacak.

Biri gelmeli. Rakibi dağıtan bir oyun kurucu? Ribaundları toplayan, pota altında dövüşen kahraman pivot? Her attığı girmeye başlayan efsane şutör? Biri gelmeli artık, birşey yapmalı.

Coach geliyor, yere çömeliyor. Dünyanın en basit hareketini yapıyor. Olağanüstü yeteneklere sahip olmadan da yapabilirsin bunu.

Coach geliyor, yere çömeliyor. Ağzını açmadan ( gerçi az sonra molada açacak, salon susacak, oyuncular dinleyecek) çöküyor çizginin oraya. Ağzını açmıyor ama çok şey anlatıyor. "Merak etmeyin ben burdayım ve herşeyi görüyorum, halledeceğiz." diyor. Herkes rahatlıyor o anda. "Tamam, coach olaya el koyacak" deniyor.

Bu oturuş, bu duruş sayesinde haziran ayını gördük. 4 ayda özledik de.

İki gün üste üste Jasaitis ile Lakoviç'i izleyince aklıma geldi. İkisinin arası Oktay Mahmudi efsanesi, Oktay Mahmudi takımı, bu duruşun getirdiği; 20 yılın finali. Mahmudi'yi tartışıyorum bazen kendi içimde, fakat karizmasını tartışmak abes olur. Sadece takımını değil, tribünü bile etkileyen bir adam var burada.

Keşke hayatımda da böyle bir insan olsa. İşlerin ters döndüğü bir anda; "Merak etme, ben burdayım ve herşeyi görüyorum, halledeceğiz" demesine gerek kalmadan, sadece varlığıyla o güveni veren biri. Bizi (beni) 20 küsür aradan sonra finale çıkartacak biri.

Şampiyon Yap Bizi

Cuma, Eylül 9

Siftah Denizlispor'dan


- Aylar sonra izlediğim ilk resmi maç. Maç izlemeyi çok özlemedim ama Bank Asya 1.Lig'i özledim.

- Denizlispor'un Fildişili oyuncusu Gohou'ya dikkat edelim.

- 8 Şubat 2004'ten sonra izlediğim ilk Göztepe maçı, yine hüsran.

- 1 gol 1 asist. Bir Denizlispor efsanesi Fatih Yiğen.

- Can Erdem ortaya çıktı, topu taca attı.

- Tribünler ne güzeldi.

- Üzerinde daha çok yazacağız. İlk maç, sıkıntısız spiker. Güzel.

Perşembe, Eylül 8

Şovun Adamı Faik Işık


Gerçekten merak ederek soruyorum. Fenerbahçeliler, Faik Işık hakkında ne düşünüyor?Türkiye'nin en önemli kulübü, Türk futbolunun dahil olduğu en önemli yargı sürecinde Faik Işık tarafından savunuluyor. Tipi, giyimi, hali tavrı çok da önemli değil ama ekranlarda söylediklerine ve Twitter'da yazdıklarına bakınca durum vahim bir hal alıyor.

Gerçi kendisi Fenerbahçe'nin değil Aziz Yıldırım'ın avukatı. Belki de kurumu değil kişiyi savunduğu için bu kadar rahattır. Belki de izlemesi gereken tarz budur. Türkiye'de hukukun kendi içinde bazı hinlikleri, ufak oyunlar vardır. Bunları uyguluyordur belki. Davayı kazanırsa bir şey diyemeyiz. Yine de şu günden bakınca sıkıntılı, rahatsız edici bir durum var gibi gözüküyor.

Cahilliği, salvoları, atarları, giderleri... Belki de "tamam git be adam yeter ki sus" dedirtmek istiyordur. Normal zamanlarda, yenilgilerde, hüsranlarda Fenerbahçeli arkadaşlarımla dalga geçmeyi severim ama Faik Işık'ı görünce ve konu Faik Işık olunca onlar için gerçekten üzülüyorum. Kulüp başkanımı böyle bir adam savunsa söyleyeceğim herşey aleyhimde delil olarak kullanılabilir.

Çok ciddi olarak soruyorum. Fenerbahçeliler ne düşünüyor? Ve daha çok merak ettiğim, eğer Fenerbahçeliler de benim gibi düşünüyorsa, 104 yıllık kulübün yöneticileri, başkanı böyle bir adama nasıl güveniyor? Kulübün avukatlığını yapan Emin Bozkurt en azından taranmış saçları, şık kıyafetleri ve sakin yapısıyla daha pozitif bir imaj sergiliyor. Ama Faik Işık, gerçekten Fenerbahçe ile adı anılacak yeterlilikte mi? Böyle günlerde, Fenerbahçeli kan ağlarken, kendi şovunu yapması kimseyi rahatsız etmiyor mu?

Biz de Salağız


Yasa ile ilgili bütün kulüp başkanları ile aramızda müzakereler yaptık. Yasa çıkarken bütün kulüplerin haberi yoktu.

Cardozo'ya Hallendiler


Kaptan'ın Seyir Defteri


Kaptan diyorum. Çünkü o herşeyden önce Marsilya'nın kaptanıydı. Hayatımda hiç görmediğim Marsilya şehrini seviyorum (dön yolundan). Dünya üzerinde görmek istediğim, yaşamak istediğim 5 şehirden biridir. Haliyle o sevilen şehrin takımını da sevmek icap eder. Haliyle o şehirde yaşayıp, tribünden takımını destekleyen adamların sevdiği topçuyu da sevmek icap eder.

Mamadou Niang, Türkiye'ye, Fenerbahçe'ye gelmeseinden bağımsız olarak, önceden de sevdiğimiz bir futbolcuydu. Tıpkı Loric Cana gibi. Tesadüf; ikisi de sadece 1 sezon kaldı ve gitti.

Keşke daha çok izleyebilseydik. Bekleneni pek veremediği doğrudur. Ama iyi niyetinden de kimsenin şüphe etmediğine inanıyorum.

Bu arada ilginçtir; Fenerbahçe'ye son yıllarda gelen her forveti çok severdim ve Fenerbahçe bu isimlerin çoğundan beklenen verimi alamadı. Kezman, Anelka, Niang, hatta Guiza. Ve belki çok kısa sürmesinden dolayı bu listeye dahil edebileceğimiz Hooijdonk. Ne yazık ki Niang yıllar sonra "başarılı olamadı" denilerek hatırlanacak.


Niang'ın Türkiye'den gitmesinden daha acıklı olan, bu sevilen figürlerin Katar gibi ülkelere transfer olması. Yıllar boyunca Avrupalı tarafından küçümsenen bir lige sahip olan bir ülkeden yazı yazarken Katar'ı küçümsemek haksızlık belki de. Ama sonuçta Asya futbolu her zaman ilk 2 kıtanın altında kalacaktır. Niang'ın, uzaktan rekabet yoksunu gibi gözüken bu ülkeye yönelmesi bizim için üzüntü verici. O ise futbolun son döneminde iyi para azanacağı bir ülkeye transfer olduğu için mutlu.

Türkiye için ise, Katar'dan önceki son durak sıfatı bir kez daha tekrarlanmış oldu. Can sıkan bir transfer. Yaklaşık 1 sene önce Marsilya kaptanı ve Fransa Ligi gol kralı olan bu adam artık Katar'da. Keita'nın ortaları Niang'a..

Çarşamba, Eylül 7

Eski Kartal Yeni Türkiye


Hayatım biraz farklı gelişseydi futbolcu olabilirdim. Tabi bunun için hayatımdan önce, fiziğimin gelişmesi gerekiyordu. Çelimsiz bir solak olarak futbolcu olbilme ihtimalim çok zayıftı. Olamadım da. Ama eğer olsaydım, büyük oranda oynayacağım ilk takım Kartalspor olabilirdi.

Lisede okurken, ki benim lise dediğim aslında 7 yıllık bir ortaöğretim kurumu, çokça yalan, genelde şaka ama az da olsa gerçek ihtimalli olarak şöyle denirdi: İyi oynarsanız okul takımına girerseniz, Kartalspor sizi transfer eder futbolcu olursunuz.

Biz Kartal'da bşr okulda bu lafları işitirken, Kartal Stadı'nda yukarıdaki fotoğraf çekiliyor. Servet, Volkan, Egemen Kartalspor altyapısından A takıma geçip orada kalma mücadelesinde.

Hatta biz, lise yıllarının , (ki o zaman harbiden lise 1'deyiz) en unutulmaz şampiyonluk mücadelesi olan 2000-2001 sezonunun en kritik gününde, 6 Mayıs 2001'de Fenerbahçe-Galatasaray maçına kilitlenmişken, Kartalspor, aynı gün Sakarya deplasmanına çıkıyordu. (Bunu Kartalspor'un son 10 yılını araştırıken, 2001'den çok sonra fark etmiştim)

İşte o deplasman maçında kalede Volkan, tandemde Servet-Egemen vardı. 4-0 yenilmişti Kartalspor. Hatta o maçta Sakaryaspor'un ilk golünü de Tuncay Şanlı atmıştı.

İşte o günlerin gençleri şimdi milli takımda. Dün sahaya çıktılar aynı anda.

Biz futbolcu olamadık ama Kartalspor'u takip etmeye devam ediyoruz. Hatta bunu biraz mesleğin gerekliliği olarak yapıyoruz. Futbolcu olmak isteyen gencin 20'li yaşlarında yaptığı iş...

Ve yine Kartalspor. İlk iş günlerinde Kartalspor'un çok iyi bir kadrosu vardı. 2008-2009 sezonun ilk yarısında zirveye oynuyordu. Ama tam işe başladığım günlerde kadro dağılmaya başladı. O kadronun en sevilen ismi İskender Alın'dı. İBB'ye transferi şampiyonluğu satmak gibi birşeydi. İskender ve diğerleri Kartal'da kalsaydı sezon sonu en kötü Play-Off oynanırdı. İskender de şimdi milli takımda olabilirdi. Fakat onun da hayatı farklı gelişti, şimdi Metris'te kaç sayacağını bilmeden şafak sayıyor.