Pazar, Mart 18

Galatasaray 82-92 Antalya BŞB




Geçen sezon, takım daha bugünkü seviyesinde ve ruhunda değilken, değil CSKA-Olympaikos maçları, play-off final serisi bile yaşaşamışken bir Olin Edirne maçı oynamıştı. Arka arkaya kazanılan iki derbiden sonrasıydı. İnsanların içinde bir kıpırdanma olmuştu. Güneşli bir ocak günü, yanlış olmasın ama sanırım yine bir 13.00 maçında Abdi İpekçi iyi kötü dolmuştu.

O maçı kaybettik. Çok üzülmüştüm. Kaybedilen bir maçtan daha fazlasıydı. O maç kazanılsa, insanların İpekçi'ye ayak alışkanlığı olabilirdi. Fakat salona geldiklerinde, eski anıları, vasat bir takıma yaşanan maçğlubiyeti gördüler. Takım bizi kandırmış diye düşünüldü. Banvit yarı final serisine kadar o salon dolmadı. Yani, bugün youtube'dan izlenen ve iç geçirilen dolu tribünler efsanesinin geçmişi henüz 1 sene bile değil.

Antalya maçında boş tribün olacağını tahmin ediyordum. Maçın saati erken; üstelik Türkiye'nin yarısı cumartesi günü çalışıyor. Bütün bunlar bahane olabilir ama Florya olamaz. Aile, çekirdekçi vs sınıfların maça ilgi göstermemesi bahane olabilir. Ama bir tribün grubu, lider olan takımını yalnız bırakıyorsa orada durup düşünmek gerekiyor.

Galatasaray basketbol takımı Euroleague oynadı. Herkes coşkulu anlar yaşadı. Olympiakos'a yenilip 16 maçlık serüven sona erdiğinde günlerden perşembeydi. O gün tarihte hiç olmamış bir şekilde, insanlar basketbol takımı diye yanıp tutuşuyordu. Cuma günü takım Atatürk'e indiğinde 25 kişi vardı. Banvit maçında liderlik geldiğinde İstanbul'dan gelen 10 kişi yoktu. Antalya maçında tribün ortaokul çağındaki kız kardeşlerimize kaldı. Oysa bu takım, camianın bu mualameyi en az hakeden şubesi.

Fatih Söylemezoğlu ince ince doğradı sanki. Veya tribünden bana öyle geldi. İlk 5 dakika Antalya'da 3er 5er fauller çalıkdtan sonra, düdüklerin yönü değişti. Bunlar bizi durdurdu. O dakikalarda salonda hakemin üzerine çökecek tribün yoktu. Fark açıldıktan sonra iş işten geçmişti.

Diğer maçlarda, günlerde "Salonun boş olması güzel" derken aslında içindeki öz kitleden bahsediyorduk. O öz dedikşerimiz bugün yoktu. Neyse, sağlık olsun, kaçan bir galibiyet olsun.

Salona girdiğimizde bizi Ship karşıladı. Onun için açılan pankart, bir de skorboarddan Ship'in gülen yüzü. Tabi bir diğer sıkıntı da burada. Ship'in oynamadığı ilk maçta 10 küsür sayıdan fazla fark yemek özgüveni azaltabilir.

Feci bir yüzdeyle oynadı Antalya. Kendi oyuncumuz Melih Mahmutoğlu'nun 17 sayı atması ilginç oldu. Önüzmüdeki sene takıma dönerse ve bu ceza şutlarını atamazsa fena bozuşuruz. 92 sayının 90 tanesi 4 isimden geldi. En olmaz denilen şeyleri bile soktular. Saha dışından atsalar, o da girecekti.

Biz de Tutku'yu görmek sevindrici. 6 asistle başladı. Takımın uyku hali o sayı daha fazla olurdu. Yine felaket bir 3.periyot. 15-0 ile başladı Antalya. Skordaki fark da 10 zaten. Kendimize gelene kadar son periyot olmuştu, o da biraz geç oldu.

Antalya geçen sene sezonun son haftasında yine böyle bir maç oynamıştı bize karşı. Her attıkları girmişti. Antalyaspor'a futbol takımının da ayri bir alerjisi var. Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri bizi düşman oldu. Bu maç da son aylarda beni en çok üzen maç oldu.. İtiraf etmek gerekirse, hedef şaşırtan yenilgileri de özlemişim. Şampiyonluk heyecanı yaşarken hiç tahmin edilen yenilgi yaşamak. Heyecan içinde bir sezon. Galatasaray'ın yenilgisi bile güzel olabiliyor bazen.




Cumartesi, Mart 17

Reis?






İki sene önce bunu dedik. Hakan Balta gol attı. Geçen sene şunu dedik; tahmin tutmadı belki ama seriyi bozan da olmadı.

Kadıköy'de son 12 senede gol atan Galatasaray topçuların Almanya geçmişleri var. Ujfalusi ve Ceyhun Gülselam'dan gol beklemediğimize göre, geriye tek bir isim kalıyor.




Cuma, Mart 16

78.Dakika




- Pazartesi maç, cuma maç.

- Pazartesi kaçan penaltı, cuma kaçan penaltı.

- Ligin en çok gol atan adamı, ligin en çok penaltı kaçıran adamı.

- Alanzinho sözleşme imzaladı, iki maçmta iki gol attı. Genelde tam tersi oluyordu.

- Tum'un direkten dönen şutu, Tum'un golünden daha güzel.

- Ligde 31 hafta geçti hala Gençlerbirliği takımının savunmasında kim nerede oynuyor çözemedim? Özellikle Mehmet Sedef.

- Alanzinho'nun Türkiye'de Avni Aker'den sonra en çok gol attığı stad Ankara 19 Mayıs.

- Gençlerbirliği gol atınca çalan şarkı, GFB'nin Arena'ya gelişi için hazırlanan klibinde çalıyordu.

- Adrian hangi ara oynadı farkında değilim.

- Murat Duruer ve Ermin Zec'in daha çok oynamasını isterim.

Ego Sahibi Terim




"1998-99 sezonunun ilk yarısında Bülent ilk 11'de hiç yer bulamamıştı. Böyle olunca takımdan ayrılmak istedi. Ama kendimi onunla birlikte oynadığımda iyi hissediyordum. O sırada Fatih Hoca'dan Bülent'i tekrar oynatması için ricada bulundum. En iyi performansımı onunla sergiliyordum. Fatih hocanın bence çok önemli bir özelliği var. Futbolcularının görüşlerini dinliyor ve doğrusunu yapıyor."

Gheorghe Popescu (4-4-2 Mart Sayısı)

Ve siz; hayatında hiç Fatih Terim'i karşısında görmemiş, onunla konuşmamış, sadace 90 dakika boyunca mimiklerini izleyenler dersiniz ki; Fatih Terim'in egosu çok yüksektir ve kimseyi dinlemez.

Evet, siz Popescu'dan daha iyi bilirsiniz hocayı, ve hocadan daha iyi bilirsiniz futbolu.

Yerel Lig Sizi Bekler




- İlk yarı gol yemeseydi Beşiktaş, olurdu belki.

- Ya da yok, vazgeçtim olmazdı.

- Bir ara televizyon şeref tribününü gösterdi. Ercan Taner oradaki adamların adını sayamadı. Beşiktaş'ın başında kim var kimse bilmiyor. Çeyrek final büyük başarı.

- Carvalhal güzel insan ama kötü teknik direktör.

- Sırf Mustafa Pektemek tercihi (daha sonra edilmeyen tercih) için bunu diyebilirim ama tek neden o değil.

- Galatasaray taraftarına bok atarken adını kullandığı tribünün ıslıklarıyla sahadan çıkan Arda. Haz

- Metin Tekin ne güzel yorumcu, ne güzel insan. Bunu daha önceki maçlarda da yazmıştım sanırım.

- Cenk Gönen; İzmirli. Aynısından bizde de var, Ufuk Ceylan

- Beşiktaş tribünü çok kötü değildi bence. İyi de değildi tabi. Normaldi.

- Sahaya giren adamın da aynısından vardı bizde; Olimpiyat'taki PSV maçı.

- İbrahim Üzülmez de bu akşam iyi maç gezdi.

- O değil de A.Madrid istanbul'da Avrupa Kupası maçı oynayınca akla Caner Erkin geldi.



Perşembe, Mart 15

Banvit 64 - 73 Galatasaray




Salona girdiğimizde takımı ısınırken gördüğümde maçın gidişatını sezmiştim. Oyuncular, kendine güvenen ve rahat bir tarzdaydı. Hafta içi erteleme maçı ve nispeten gündüz maçı. Sanki, okuldan sonra maç yapan çocuklar gibiler. Sevdikleri sporu yapıyorlar. Salon, lise salonu gibi. Zaten salondakilerin ağırlığı da öğrencilerden oluşuyordu. Salonun atmosferi sahaya yansımıştı belki de.

Ondan sonra maç başladı ve maç öncesi tahminimde yanılmadım. Bir kalsik olarak üçüncü periyot dışında zorlandığımızı düşünmüyorum. Tabi şimdi Caner'in, Savoviç'in ekstra oyunundan, Jamon Gordon'un muazzam liderliğinden, Shumpert'ın ölüdürücü üçlüğünden doya doya bahsetmek isterdim. Ama değil. Karşılaşmanın o anı benim bittiğim andı.

"Keşke yenilseydik de Ship sakatlanmasaydı" diyemiyorum. Sakatlık denilen şey sporda oluyor. Sevdiğimiz basketbolcunun, sporcunun sakatlanması gerçekten çok üzücü. Ama işte maç yapıyoruz, maç yapıyorlar, emek sarfediliyor ve kazanmak güzel oluyor. Kazanmaktan vazgeçmek zor. Kazanmak güzel ama o maçı konuşmak zor artık.

Protokol tribününden deplasman tribününe geçen ve demirlerden sahanın içine atlayan Evren Büker'i gördükten sonra, maçın önemi kalmıyor belki ama takımın kazanması önem kazanıyor.

Ship sakatlandıktan sonra daha fazla forma şansı bulması muhtemel Evren'in, o an'dan hemen sonra bu hareketi yapması, Mahmuti'nin Ship'in elinden tutması ve diğerlerinin hareketi. Bu takımı bu yüzden seviyoruz, ve buı takım bu yüzden kazanıyor. O yüzdne bu takımın kazanması güzel ve önemli. Ve bu yüzden "keşke kaybetseydik" diyemiyorum. Hatta böyle bir olaydan sonra, böyle bir olaydan hemen sonra ayağa kalkıp, demoralize olmayan bir takımın daha iyi oynaması ve maçı kazanması oldukça güzel.

Ne rakip tribünde açılan Fenerbahçe atkıları, ne Bandırma emniyetinin "küçük bir sahil kasabasında yaşayalım" kafası, ne de İstanbul'un maça ilgisizliğini yazıyorum. Tribünün önemi yok bu maçta. Zaten Ship sakatlanırken üçlü çeken bir tribünü değerlendirmemek lazım. Ama Bandırmalı'nın açtığı "Bor işletmeleri satılamaz" pankartı ve ona verilen desteği atlamamak lazım.

Liderlik geldi Bandırma'da. Haftalardır kurduğum bir plandı Bandırma'ya gitmek. Maçın öneminin dışında benim içinde önemliydi. Bazı şeyleri kendime ispat edebilme açısından önemliydi. Ayrıca kendimi ödüllenirme yöntemimdi. Kendime verdiğim ödül; Banvit-Galatasaray maçına gidebilmek. Evet, garip adamız..

Gittik. Oradan lider dönmek daha da keyifli oldu.Yola çıkmak, yolda olmak güzel şey. Karar verme ve hareket etme kabiliyeti sıfıra yakın olan bir insan için önemli bir adım. İşin içinde Galatasaray olmasa bu kadar net, bu kadar erken karar veremezdim. Yolda olmak güzel. Galatasaray'ın peşinde olmak güzel. Mart ayı güzel. Deniz kenarında olan yerleşim yerleri güzel. Liderlik güzel.


Şehir Efsanesi


Şehir efsanesi dediyesek İstanbul şehir efsanesi sanırım. Ben bu sözü Florya'da asılı sanıyordum. Oysa Ankaragücü tesislerinde asılıymış. Demek ki o A2'den bozma A takımın sırrı buymuş. Maç kazanamasalar da çok şey kazandılar.


Çarşamba, Mart 14

Fuck-up



Şaban kardeşim "eline biranı al öyle oku, dikkat et" dedi.

Sert bir kitap geliyor sandım. Hiç beklediğim gibi olmadı. Yolda tarzı bir anlatım, Dövüş Kulübü tarzına özentilik. İkisinin kötü karışımı. Belki New York'ta yaşasak anlam verebilirdik.

Şaban haklıymış. Birasız hiç çekilmedi.

Kitaptan geriye kalan tek şeyi daha önce yazmıştım zaten. Tıks.

Şanlı Marsilya'nın Milano Zaferi




- Aksiyona meraklıyız. Maç 0-0'ken de güzel maçtı ama 2-1 olunca kıymeye bindi.

- Şu Ayew'e bir ısınamadım.

- Avrupa'dan bir takıma dileneleim diye kasıyoruz, o da vasat çıkıyor. Yine de çeyrek finalde şanlı Marsilya.

- İlk atkı ilk heyecan.

- Mandanda'ya ayrıca tebrikler.

- Geçen sezon Milito'ya bitti diyenler fena yanıldı. Büyük forvetsin Diego.

- Brandao da sezonluk işçi oldu. Bir Marsilya'da bir Brezilya'da

- Inter tur atlasa da üzülmezdim. İtalyan takımı sonuçta.

- Nagatomo= Sabri desem. İkisi de 55 numara giyen hevesli bekler. Japon, idol olarak benimsemiş bizim Sabri'yi.

- Andrea Poli kim ulan?

- Forlan'ın oyundan çıkışı çok tartışılır.

- Jeremy Morel kardeşimizi de beğendim.

- Deschamps abi bir mucize daha yaratsın bir Fransa takımına.

- Guiseppe Meazza veya San Siro. Her neyse, muhteşem stadyum.


8 Maddede Arda Turan Röportajı




Gün geçmiyor ki "beni rahat bırakın" Arda Turan, bir yerlerde röportaj vermesin. Yine bir röportaj, yine içtenlikle verilen cevaplar. Türk futbolunun sempatik çocuğu Arda Turan, yine ince gördü.

1-)

Soru: Özellikle Avrupa kulüplerinde, gerçi Türkiye’de de yabancı futbolcular sakatlandığında riske girmiyorlar. Burada da herhalde doktorlar ve teknik heyet dikkat ediyor değil mi?

Arda: Burada önce sağlık,çünkü fazla bir şey yaparsanız sakatken yani tam iyileşmeden sonra sıkıntı oluyor. Daha önceden ben bunları da yaşadım. O yüzden dikkat etmek lazım. Tam iyileşmeden oynamamak lazım. Tam iyileşene kadar bekliyorum bende.


Evet, kendisi daha önce bunları yaşadı. Zamanında sakat sakat oynayan futbolcuya aylar sonra neden böyle yaptın demek istemem de, sanki silah zoruyla oynattık. Zaten sakat sakat oynadığı milli maçlar yüzünden Galatasaray'da kaç maç kaçırdığını biliyoruz. Şimdi öyle bir laf ediyor ki, sanki burada zorla oynattık. Bir Fenerbahçe maçı var sakat sakat girdiği. Onda da 17 kameranın önünde ne triplere girdiğini biliyoruz. Bu arada sorunun gelişi de gole müsait; gerçi Türkiye’de de yabancı futbolcular sakatlandığında riske girmiyorlar.



2-)

Arda: Bir de bana ait olan bir hayatım var. Antrenmandan sonra gelip uyuyorum kalktıktan sonra hayat bana ait rahatsız eden kimse yok. Kimsenin hatırı, gönlü yok.

Buraya takıldım. Kimsenin hatırı, gönlü derken kimler olmasın. Bu kadar üstü kapalı olmasın. İsim versin. Emre Abi mi, Acun mu, sevgilisi mi, kim?


3-)

Arda: Ben giydiğim formanın sonuna kadar hakkını vermeye çalıştım. Hiçbir şeye ihanet etmedim, onun için elimden geldiğince en iyisini yapmaya çalıştım. Benim kimseye karşı bir kırgınlığım kızgınlığım yok, gönlüm ve vicdanım çok rahat. O yüzden Avrupa'da futbol oynamak çok güzel


Bak burası güzel. Hiçbir şeye ihanet etmedim diyor. Sonra sanki kendisi ihanete uğramış ama alttan almış gibi kırgınlığım yok diyor. Sonra yine kafası karışıyor. Vicdanım rahat diyor. Sonra da iyice karışan kafayla alakasız bir şekilde Avrupa'da futbol oynamak güzel diyor.

Ağustos ayında takımını bırakıp Avrupa'ya giden kaptan, ihanet etmedi, vicdanı rahat ve çok mutlu. Neyse ki biz, ondan daha mutluyuz.

4-)

Arda: Şimdi belki de Galatasaray için çok daha hayırlısı oldu benim gitmem. Çok daha iyi oynuyor, çok daha iyi gidiyor. Belki de, ben olsaydım böyle şeyler olmazdı. Hep iyi yönde olumlu yönde bakmak lazım. Ama Fatih Hoca'nın başarılı olacağına hep inanıyordum. Sezon başında da bir inancım vardı. Bu kaostan sadece fatih hoca çıkartabilirdi. O da yaptı zaten

Hah şunu bileydin. Senin gitmen daha hayırlı oynuyor. Galatasaray iyi falan oynamıyor. Sen takımdayken, 2009'da, 2010'da belki daha iyi oynuyordu. Ama başarılı olamıyordu. Sürekli hesaplaşamlara, takım içi çekişmeler. Bunlar ortadan kalktı ve takım iyi oynamasa da kazanıyor. Gerçek bu, itiraf et.

5-)

Soru: İlk ayrılık kararını ne zaman aldın?

Arda: Kendi taraftarımdan ilk küfür yediğim zaman gitmeyi kafama koymuştum

Merak ediyorum ilk küfür nedir? Sanki 15 kere küfür edilmiş ama o ilk küfür de kafasına koyuyor. "Sinema kapattı" yanlıştı belki ama küfür değildi. Eğer yine Antalya'daki 13 yaşındaki çocuğa bağlıyorsa yazıklar olsun. Tek küfürü, ilk küfür olarak değerlendiriyorsa iki kere yazıklar olsun. Kafasında koyduğu anda gitmeyip (2011 nisan falan herhalde), 1.5 sene sonra ağustos 2012'de gittiği için de 3 kere yazıklar olsun.

6-)

Soru: Maddiyatın etkisi oldu mu ayrılmanda?

Arda: Yok asla. ben zaten daha az kazanıyorum Galatasaray’da kazandığımdan. Ben kariyerimi düşünerek hareket ettim. Beni zaten bilen bilir. Yıllarca Galatasaray’da boş mukaveleye imza attım.

Şuna yorum yapmak bile yanlış ya neyse. Yeri gelir "Galatasaray'da çok çile çektik, paramızı alamadık ama çıktık oynadık" denir. İşte o alınamayan parayı A.Madrid bile vermiyor. Sevgiler...

7-)

Soru: Maçları takip edebiliyor musun peki?

Arda: Elimden geldiğince çok fazla takip edemiyorum ama sonradan özetlere falan denk gelirsem izliyorum. Daha çok bu aralar basketbolla, Euroleague ile alakalıyım.

Soru: Öyle mi ? Galatasaray da bir hayli iyiydi

Arda: Yenebilseydik Olympiakos’u orada iyi olacaktı.Ama buraya kadar gelmeleride büyük bir başarıydı.Oktay Mahmuti ve bütün takımı gönülden tebrik ediyorum.Bizi çok heyecanlandırdılar ve çok da mutlu ettiler. Bütün Türkiye’ye çok güzel atmosferler yaşattılar.Ben hiç hayatımda öyle salonlar görmedim, inanılmazdı yapılanlar Abdi İpekçi’de.O yüzden çok keyifliydi Galatasaray basketbol takımını izlemek.


İşte asıl kilit yer de burası. Bütün Türkiye'ye o güzel atmosferi Oktay Mahmuti yaşatmış. He ya, sete çıktı Mahmuti, Ender ile Ship koreografinin iplerini çekti, Shumpert ile Cevher bayrak sallayanın önde gideni. Galatasaray taraftarının adını anmamak için bu kadar kasması Arda'ya yakışmadı demiyorum çünkü pek şaşırtmadı.

8-)

Soru: Galatasaray taraftarına bir mesajın?

Arda: Takımlarını çok güzel destekliyorlar.İnşallah böyle devam ederler.

Soru: Türkiye’ye mesajın

Arda: Benden dualarını eksik etmesinler. Ben ülkemi temsil etmeye çalışıyorum en iyi şekilde.

İki mesaj arasındaki 7 fark?

Salı, Mart 13

Oylar Mustafa'ya / Çare Özdemir




Adamla daha ilk tanışma anımzıda Avrupa için hazırlık yapıyordu. Fotoğrafta vuvuzelayı üfleyen. Bizim ofise geldi, çalışmaya başlayacaktı. Ben de papazlardan biri olarak sorguya çektim, ne ayak bu diye. Tanışma, muhabbet çok güzel gidiyordu, tam ısınırken dedi ki "Dünya Kupası başlayınca ben gidiyorum zaten". Ulan geleli 20 dakika olmuş, ben yıllık izin 11 aydır bekliyorum adam 1 ayda gidiyor. Ayar oldum haliyle. Ama sonra hak verdim. Kendisi tam proje adamıymış. Bu seyahati hazırlamış, planlamış. Niyet edene Allah yolunu açıyor tabi. Gitti.

Dünya Kupası zamanı, Avrupa'yı gezdi. Afrika'nın nabızını Avrupa'dan tuttu. Yazısını yazdı, fotoğrafını çekti. Bize anılarını anlattı. Slovenya'da gece yarısı tren garında olanların sonu halla muallak geriçi.

Bunların hepsini öğrenci haliyle yaptı. Adam proje adamı, yapıyor işte. Çanakkale'den çıkmış, imkanı doğrultusunda geziyor. Bzi de arkasından bakıyoruz.

Şimdi yeni bir proje/yarışma bulmuş. Arjantin'i kovalıyor. Üstelik Arjantin ikimizin ortak hayali olmuş. Bir yarışmaya girdi, kazanırsa hayallerin ülkesine gidecek. Sizden ricam, girin oyunuzu basın. Adam Arjantin'e gitsin. Biz gidemiyoruz, bari o gitsin.

Buraya iki foto atar, 3 yazı yazar biz de nasipleniriz. Bana da atkı-forma getirecek ama onun sizinle alakası yok.

Oy verin, bir garibi sevindirin.

Oy için tıks

Ayrıntılar için tıks

Pazartesi, Mart 12

Sensiz olmaz

İşler mükemmel giderken transferiyle dengeleri bozan Cappie Pondexter kızamayacağımız bir insan kabul. Ama şova kaçmadan en az onun kadar işini yapan ve onun kadar Fenerbahçeli olan (bence öyle, galatasaray yok demek değil olay, mücadele yeterli) Zane Tamane iki Galatasaray maçıdır kadro dışı kalıyor. Dün Fowless şov yaptı resmen. Ligin hatta Avrupa'nın en iyi iki uzununa sahip Galatasaray'ı Nevlin ile yenemezsin. Matovic'in yanına Tamane gelmeli, gelmeli ki üstüste 4 tane hücum riboundu vermeyelim. Gazozuna bile olsa, branş farketmez, Galatasaray'a maç kaybetmek can sıkıcı. İki kupa kaybetmek hepten can sıkıcı. 29 Mart'tan korkum yok, kazanacağımıza inanıyorum, ancak final serisinde Penny Taylor ya da Cappie Pondexter'dan biri kenara gelmeli. İşleyen düzeni bozmamak adına Cappie gelsin. Ama Galatasaray maçlarında aşırı sinen Penny Taylor'u hoca kadrodan çıkarırsa niye çıkardı demem.

Prime Time Maçı





- Hem futbol, hem tribün her haliyle güzel bir maç izledik.

- Lig Tv'nin her iki yarıdaki maçı da saat 19.00'da vermesi ilginç.

- İlk maç da güzeldi. Ama bu daha güzeldi.

- Eskişehirspor'un Problem? pankartı ve meşalaleri efsane olur.

- Tabi görüntüler Lig Tv'yi rahatsız etmiş olabilir.

- Eskişehirspor tribününü ilk defa bu kadar iyi gördüm.

- Diego'nun serbest vuruş kullanması. Ve iyi kullanması.

- Kayacan beklediğimizden iyidi. En azından Ivesa'dan iyidi.

- İki şehir, iki takım, iki tribüne de mesafem var ama iyi ki varlar. Renk. Gerçi İstanbul'a küfür onların olmazsa olmazı ama olsun.

- Bursaspor'un çıkışı, yenilmezlik serisi dikkat çekici, ilk 4 olabilir

- Kamara'nın sakatlığı şanssızlık. Serdar Özbayraktar'a bu hafta torbadan forvet çıktı.

- Alper Potuk, gerçekleşmeyen transferlerden sonra formdan düşen futbolcu.

- Saha zemini çok kötü. Stadyumun tribünleri çok kötü. Eskişehir Atatürk Stadı, çok kötü.

- Eskişehir daha iyidi, kaçan golleri daha fazla. İki direk var zaten.

- Pinto fark yaratıyor.

Pazar, Mart 11

Yalandan Kupa


Tepki alacağımı biliyorum ama yazalım. En azından fotoğraf bulunsun, tarihe not düşülsün. Zaten Fatih Terim'in dediği gibi, hiç olmazsa tarihe bir kupa daha kazandırdılar.

Üst üste 3.Türkiye Kupası. Ligde şampiyonluk yok, Avrupa'da ne olacağı muallak. Caferağa veya İpekçi'de yaşanan felaketlerden sonra şehir dışında kazanılan birkaç kupa. Kupaları küçümsemek haddimiz değil ama tarihin en pahalı kadrosunu kesmez. Kesmemeli.

Daha önceleri bu kupalar, şube için çok anlamlıydı ama artık sadece müzeye eklemelik. 29 Mart kritik, daha da önemlisi play-off final serisi çok önemli.

Kupayı kaldıran ikili de en az güvendiğim ikili.

Galatasaray 2-0 Gençlerbirliği



Seyrantepe'ye gitmek istemiyorum. Ama gittiğim her maç, bir sonraki maça gidişimi kolaylaştırıyor. Ayak alışkanlığı oluyor. Ama isteyerek değil, görevmiş gibi. Sezon başında bisiklete binmeyi; değil maça gitmeye maçı izlemeye tercih etmiş biri olarak Aralık'tan beri maç kaçırmıyorum, bunun için özen gösteriyorum.

Kadıköy'den önceki son maç. Bu maçların anlamı var. En azından benim için. O yüzden yine gitmek için bahane bulduk. Kadıköy öncesi tezahüratları güzeldi.

Bazıları "ulan yine böyle dediniz ehehe" diyecektir ama bu başka birşey. Bu derbi öncesi iddialı olmak değil. Sadece derbinin; camianın en önemli maçlarından birinin, başladığını gösterir. İşarettir. Ne zaman Kadıköy'deki debiden önceki son iç saha maçında "içim rahat etmiyor" denir, işte o zaman GS-FB maçı başlar. Gelenektir, ritüeldir.

Bu sefer de dendi. Skor 2-0 oldu, o tezahüratlar başladı. Fakat sanki bir sönüklük hisettim. Acaba stadyum yapısından dolay mı? Yoksa insanlar derbi heyecanını kaybetmiş olamazlar. Öyle olsa niye metroda gelirken ve gideken herkes Fenerbahçe'ye küfretmeye çabalasın. Metroda başımız ağrıyana kadar gürülyü yapan kitle, içim rahat etmiyora haftaya kadıköyde'ye katılmıyor. Eskiden olsa, basın yalan yazıyor dendiği zaman kendi sesimi duyamazdım. Şimdi kendi sesimden baska ses duyamıyorum.

O yüzden gidesim gelmiyor. Eskisi gibi haz alamıyorum. Kendi stadımda adım atamıyorum. Koltuktan merdivene bir adım atsam, ofsaytta kalmış forvet gibi oluyorum, güvenlik bayrağını kaldırıyor.

Ama yine de gidiliyor. Çünkü bu takımın bir özel durumu var. Başka bir sinerji var arada. Maç sonunda tribün takımı çağırınca ilk gelenler yabancı futbolcular oluyorsa, o takımın maçına da gitmek gerekir.

Maç güzel değildi bence. Televizyondan izleyenler keyif almış. Ara sıra böyle terslikler oluyor. En sevindirici olanı sarı kart cezalısı çıkmaması. Sanırım sakatlık da yok. 2-0 kazandık, çok pozisyon vermedik. O zaman saha içini konusmak gereksiz. Zaten bu takımın en güzel tarafı; bizim maçı konuşmamızı engellemesi. Siz keyfinize bakın biz maçı kazanırız. Kazanıyorlar da. Şimdiden tarihin en sempatik takımlarından biri oldular. Haftaya efsane olma fırsatları var.