Perşembe, Kasım 10

Man of the Year


Şu afişe bakınca insanın izleyesi gelmiyor. Ama Robin Williams'dan öte bir Barry Levinson filmi. Levinson filmleri iyidir. Bonusu da Christopher Walken. Güzel filmmiş.

Çarşamba, Kasım 9

Furkan Aldı,Varda Verdi




- Maça bir başladık; 14-4

- NTV Spor şu tip sorunları yaşatmasa ne güzel olacak.

- Eski dost Ratko Varda. Çok enteresan maçları vardı TBL'de. Yine böyle 5 faul alıp takım yakardı.

- Yine bir anda fark kapandı.

- Furkan her geçen gün daha iyi oluyor. Bu maç efsane bir şey oldu.

- Şampırt'a top gelsin yeter.

- İhsan Büyülken'i izlemek artık keyif. Euroleague için yeterli bir yorumcu.

- Top kayıpları yapmasak ne güzel olacak ama o kadar iyi savunma yapıyoruz ki kaynıyor arada.

- Şu 3.periyotları biraz iyi oynasak.

- Bizim Jaka tam lider de, onların Jaka'sını gözüm tuttu. Potayı görmüyor gerçi.

- Shipp gizli kahraman. Zaten geçen sezon da hemen hemen her maç öyleydi.

- Jamon Gordon'a hala ısınamadım, çok istikrarsız.

- Bugünden sonra Karşıyaka'ya sempatim biraz daha arttı.

- Haftaya Barcelona maçında gülelim, eğlenelim.

Belçika Türkiye Olsun


Türkiye Belçika Ligi gibi Play-Off'a giderken, Belçika normal sezonda ligi bitirsin. Emin olsunlar, ligin son haftası çok daha zevkli olacaktır.

Sakaryalı



Anadolu takımlarının kendi aralarındaki kardeşlik muhabbetlerini 1-2 tanesi hariç samimi bulmam. Göztepe-Sakarya meselesi onlardan biraz ayrı durur. Kardeş ayağından öte, iyi anlaşan iki rakip gibiler. Son yıllarda yaşadıkları iniş-çıkışların benzerliği de onları birbirlerine daha da yakınlaştırdı.

Bu sene ikisi de beraber yükseldi Bank Asya'ya. Aslında beraber denemez. Göztepe doğrudan çıktı. Sakaryaspor, Play-Off'tan. İşte o Play-Off'un final maçında, Sakaryaspor, Bandırma'ya gol yağdırırken (ki Bandırma ile Göztepe arasındaki ilişki de ilginçtir), 1.Lig'e dakikal ar kalmışken, bütün Türkiye'nin gözü onların üzerindeyken Sakarya tribünü "Göz göz Göztepe" diye bağıryor. Vefa, saygı veya alışkanlık.

Bu hafta sonu Sakaryaspor ile Göztepe 1.Lig'de karşılaşıyor. Değişik bir atmosfer olacak.

Salı, Kasım 8

Yağmurda Maç

Dün maçı parça parça izledim. Vaktim olsaydı tamamen izlerdim. Bir futbol maçının keyifli olması için herşey vardı. Dolu tribünler, yağan yağmur, kayan futbolcular, yolunu şaşıran top, ıslanan taraftarlar. İster Barcelona'nın La Liga maçı olsun, ister Güngören-Orduspor maçı olsun (2009'un mayıs ayında sağanak altnda oynanan efsane maçlardan biri). Yağmurlu havada maç daha bir heyecanlı oluyor.

İzleyen adamın sahaya inip oynayası geliyor. Gerçi artık yavaş yavas stadyumların üstlerini kapatmaya çalşıyorlar. Yeni trend bu. Futbolun ruhunu biraz daha öldürmeye çalışacaklar. Çok da tın. Profesyon futbol darbe alır. İş güç olmasa, yağmur yağdığında biz çıkıp top oynarız o zevki tadarız.

Bazı maçlar insana (bana) adrenalin sargılatır, "ulan bizim takımın da böyle maçı olsa da tribinden izlesek" dedirtir, bazıları da "ulan keşke böyle bir maçı hala sahada bile olsa biz oynasaydık" dedirtir. Bilbao-Barcelona maçı ikinci seçeneğe uyanlardan..

Pazartesi, Kasım 7

Güzel Zamanlardı


Acaba hangi maç? Hayatın en güzel anlarından biri olduğu kesin. Kapalı'dasın, hava güneşli ve tahminen Galatasaray atak yapıyor. Bu anın ulaştırdığı hazzı dünyada çok az şey başarabilir.

Ne İçin?




Bayram günü. Bayramlarla aram çok iyi değildi. Çok eskiden hiç iyi değildi. Üniversiteye girdikten sonra daha iyi bayramlar oldu. Özellikle Ramazan Bayramları iyidi, güzeldi.

30 gün tutulan oruçtan sonra edilen ilk kahvaltı. Ailemizin beraber ettiği kahvaltı. Sevgi dolu mutlu bir yaşantımız olmasa da bayramlar güzeldi. Nerede o eski bayramlar dememe yetecek olan birkaç güzel bayram. Sabah, namazda mahalleliyle selamlaşmak, bayramlaşmak. Hatta bir gece öncesinde Dereağzı'nda yaptığımız klasik haline gelen ve artık unutulan halı saha maçları.. Hepsi iyidi.

Üniversite yıllarındaki bayramlar güzeldi. Sonra bir kaç bayram Bodrum'da geçti. Onlar da güzeldi. Mevsimin güzel olduğu zamanlara denk gelmesi önemliydi. Yazlıkçı da olsa o köyde evi olan, hepsinden öte hatırası olan herkes, o bayramlarda oradaydı. Çocukuğumu bilen insanlarla bayramlaşmak falan. Bunlar da güzeldi.

Ondan sonra, 3 sene, 6 bayram geçti. Sadece 1 tanesinde çalışmadım. Yavaş yavaşHolywood'un "çok çalıştığı için Noel'de evine gidemeyen taşralı genç" modeline doğru yaklaşıyorum. 23 sene beraber yaşadığım babamdan "bu bayram gelecek misin" sorusunu duymak ve "sanırım gelemeyeceğim" demek artık iç acıtıyor. İşin enteresan kısmı, eskiden böyle bir diyalog olsaydı, rahatsız olmazdım. Ama mesafenin uzaklığından mıdır, yoksa çevremizdeki arkadaşlarımızın evlenmesinden midir, ya da bizim aile kurmamıza daha uzun seneler olmasından mıdır, eski aileye bağlılık ve özlem daha çok arttı.

Gerçi artık bayramda uzakta olmak koymuyor. Alıştım. Ama bu sefer bir fark var. Bayram ile kardeşimin doğum günü aynı zamanda. Yarın (şu anda gece yarısı), yani bugün, onun doğum günü. Bu doğum gününde de onu telefonla arayacağım. O artık alıştı. Onun için mesele değil. Her sene "olsun seneye gelirsin" diyor. Seneye 17 yaşında olacak. Yuh diyor insan. Daha dün 11 yaşındaydi, bugün konustum, 15 yaşındaydı.

İşte böyle anlarda insan kendisini sorguluyor. Her türlü sıkıntıyı çekebilir, her türlü şeye sabredebilir ama ailesinin yanına gidemiyorsa, sevdiklerinin yanında olamıyorsa o zaman bir yerlerde problem var demektir. Bazı fedakarlıklar yapılıyor. Yapılması mesele değil ama bunu ne için yapıldığının hiç farkında değilim.

Sorgulamaların da, bu yazının da tıkanılan noktası burası işte. Bir yerde problem var. O problemi bulamıyorum. 17 yaşından 26 yaşına kadar sürekli bir arayış işindeyim.

"Ulan arayış içinde olan sensin, ne aradığını bilmniyorsun, bize ne" dersen haklısın. Fakat 20 yaşına kadar mahallede veya halı sahada maç yaparken "ulan iyi oynayalım da belki bir abi,amca bizi görür, yetenek diye keşfeder" diye yetişen bir grubuz. Bu da o hesap. Belki biri okur da, bize birşey der, birşeyleri keşfetmemizi sağlar diye buraya yazıyorum. Bir de yazmak gerçekten rahatlatıyor. Yazmasam içimde dert olacak, yazınca kusuyor gibi oluyorum, rahatlıyorum.

Yazıyı kısa kes. Yatma vakti. Yarın yine iş. En azından sevdiğim işi yapıyorum. Yeterli mi acaba? Ve değiyor mu? Ne için çalışıyorum? Doğrusunu mu yapıyorum? Bir de bu sorular daha ne kadar sorulacak?
***
Ama şarkı güzel. Boss iyidir. Şarkıda anlatılan hikaye, bı yazıdaki konuya uygun. Şarkıyı söyledikleri yer Arjantin, anlatılmayan hayallere uygun. River isimli şarkıyı söyleyebilecek en güzel yer belki de, River Plate stadı..

Pazar, Kasım 6

Gelb


Belki başka bloglarda veya sitelerde görmüşsünüzdür. En kötü televizyonda illa göreceksiniz. Görün. Güzel işle yapıyorlar. B.Dortmund tribünü, buradan saygıyla izlenen tribündür. Beyaz kuru kafa iyidir ama kuru kafa daha çok St.Pauli işidir. Gelb, Almanca sarı demek. Kuru kafadan öte sapsarı tribünler daha çok hoşuma giderdi.

Her Maç Böyle Olsun


- Ne güzel maç oldu. Böyle oynayın yenilseniz de olur.

- Keşke Eboue yerine Ayhan başlasaydı.

- Mahallemizin çocuğu Andre Moritz.

- Nurullah Sağlam takımlarına karşı bu kadar pozisyon bulmak zordur.

- Sercan git, git, git.. Sonra düş veya duran adama çarp.

- Bu sene Play-Off alev alev.

- Evimizin belası Mert Nobre. Sustu bugün.

- Fırat Aydınus Türkiye'nin en güvenilir hakemidir. Son bir senedir formsuzdu, dün yine eskisi gibiydi. Muhteşemdi.

- Yıllardır kaçırdığı golden, gördüğü karttan, yaptığı hatadan sonra çimi yumruklayan topçumuz yoktu, şimdi hepsi yapıyor. Helal olsun.

- Hakemin düdüğünden sonra vurulan top ile gol olmadı.

- N'Duka'nın kaçırdığı gol inanılmaz. Bu hafta her stadyumda enteresan işler oldu.

- Semih Kaya tarihin en şanssız oyuncularından. Şu maçı Ali Sami Yen'de oynasaydı, Kapalı'nın önünde topa kaysaydı...

- Merdivenleri boş stadyum garip kaçıyor.

- Riera olmuyor, olduramıyor.

-Muslera penaltıda uzadı. Moritz kötü de vurmadı üstelik. En son Uğur Boral kaçırmıştı bize karşı.

- 2 sene önce 0-0 biten Bursaspor maçına çok benziyor. O maçın içine eden Bünyamin Gezer'di. Bu maça renk katan Fırat Aydınus oldu.

- Maçtan sonra kalıp takımı alkışlamak herkesin görevi. Biletix'ten bilet alnca işiniz bitmiyor.


Riera

Abimin Riera için yorumu: "Sol kanadımızdaki Ayşegül".

Cumartesi, Kasım 5

Sivasspor 2-0 Fenerbahçe

Bu kadar silik olduğumuz bir maçı uzun zamandır seyretmemiştim. Maç içerisinde bazı pozisyonlarda çok sinirlensem de pazartesiyi bildiğim ve yaşadığım için bu takıma kızamıyorum. Maalesef sezonun en iyi maçını ve maksimumunu, Alex'i Kadıköy'de 5.dakikada atarak cesur olduğunu zanneden bir hakem yüzünden sıradan bir lig maçında verdik, bu sıkışık fikstürde 10 kişi iken 15 kişi gibi oynamak keşke Galatasaray maçına nasip olsaydı. Buna rağmen hoca fiziksel değil dedi, bir bildiği vardır. Mağlupken Selçuk'u oyuna aldı, Semih için 75 dakika bekledi, hiç haddim değil, ama dün hocanın da bence hataları vardı. Ama işte tek gerçek şu: Aykut Kocaman bundan sonraki tüm maçlarda sonsuz başarısızlıklar da yaşasa babamdan daha çok güveniyorum ona.
***
Ne bireysel hatadan ne başka etkenlerden, tam anlamıyla takım olarak kötü oynayıp kaybettiğimiz için mutluyum. 27 maçlık bir seri, İnönü'de bitmedi, japon bayrakları açılmadı, Telekom Arena'da bitmesi kabus olurdu, o da olmadı. Kadıköy'de Trabzon maçıyla bitseydi hırsımdan koltukları yerdim o da olmadı. Mağlubiyeti daha önce alabilecekken, Sivas'ta 1 puanı bile hiç hak etmeyerek aldık, çok huzurluyum. O yüzden hiç kafaya takılmayacak bir maç.
***
Herkese iyi bayramlar...

Vay Arkadaş

Galatasaray 2010-2011...

Burada yer bulsun, ara sıra dönüp bakarız..

Vay anasını , vay arkadaş. Her baktığımda garip oluyorum

Cuma, Kasım 4

Seri Sonu



- Grosicki ne bela topçu. Bir de spikerler Rosicky gibi telafuz etmeseler.

- Bir Caner vardı ne oldu bugün ona?

- Kadir en beğendiğim adam oldu.

- Günün asıl maçı Samsun'da oynanmış, onu kaçırdık.

- Kıvanç'ın bu kadar hırslı, mücadeleci top oynadığını 1.5 senedir görmemiştim.

- Pedriel her takıma lazım

- Sivasspor iyi oynadı

- Tarık Ongun ne sempatik gülüyor. Bilmesek inanacağız

- Sezer bir daha oynamak için Aytekin Durmaz'ı bekler.

- Bienvenu'dan olur diyordum ama sanırım olmayacak.

- Lig Tv spikersiz seçeneğini koysun artık. Bir güzeldi, iki tanesi hiç çekilmiyor.

- Rıza Çalımbay'ın kariyerinin en unutulmaz maçı olabilir.

Maç Öncesi


Galatasaray Frankfurt'u yenmiş, Fenerbahçe Olomuc'da hezimet yaşamış. Günlerden 4 Kasım. Uğur Tütüneker'in golünden sonra atılan davul şehir efsanesi olmuş, Engin İpekoğlu'nun arkasında havlayan polis köpkleri unutulmuş. Metin Aşık istifa eder gibi yapmış, onu unutturan da 4 gün sonraki derbi olmuştu.

O hafta derbi var. Eskiden gazetelerde derbi günü böyle fotolar çıkardı. Hücumcular veya savunmacılar, belki kaleciler beraber poz verirdi. Veya iki takımın kaptanı yan yana gelip tokalaşırdı. Güzel zamanlardı.

Fotoğraftaki Hakan Şükür'ün ilk sezonuydu. Benim de ilk Galatasaray forması aldığım sezon. Sırtında 9 yazması yeterdi, isme gerek yoktu, kime ait olduğu belliydi. Üzerinde Show Tv yazardı ve sapsarıydı.

Fotoğraftaki Mustafa Kocabey Aydınspor'a atarken berberdeydim. Berber, "Galatasaray maçlarında hep gel, uğurlu geldin" demişti. Bir daha gitmemiştim. Mustafa Kocabey Roma'ya gündüz maçında atarken okula gitmem yasaktı. Evde maç izlenecekti. İzledim, bir daha okula gitmemem gerekmedi. Elenmiştik.

Fotoğraftaki Okan'ın ayağa kırıldığına okuldan yeni gelmiştim. Okan'ın ayağı kırılırken ne hissetiysem herkes onu hissetti. Sonra Okan geri döndü herkes sevindi. Sonra Okan bir daha gitti. Bir daha döndü. O dönüşte hep bir burukluk oldu, kimse çok sevinmedi.

1992-93 sezonu özel bir sezondu. Şimdinin Fenerbahçe Başkanı (evet adam başkan gibi) Aykut Kocaman, o zaman golcüydü. Stumpf'u oyundan attırmış, Alman da onun elini sıkmıştı. O maçın rövanşı Kadıköy'de 4-1 bitmişti. Bu sefer 4 atan bizdik. Nedense gündüz maçıydı ve nedense televizyondan izlememiştim. Mayıs ayında şampiyon olurken yine Kurban Bayramı'ydı, 18 sene öncesiydi. Güzel zamanlardı.

Bu fotoğrafa anlam katan ve bugün hala Galatasaray ile yatıp kalkmamı sağlayan Karl-Heinz Feldkamp; sağol varol...

Uçan Kaleciler Maçı


- Maç ayrı, son dakika ayrı. Enteresan pozisyon

- Egemen'in gol atması sevindirici. Bir stoper kaç kez gol atar da bunu doğum gününe denk getirebilir.

- Şoykovski o golü atsaydı tribünde çok değişik şeyler olabilirdi.

- Bir son dakika golü daha olsaydı...

- 20 saniyede 3 top kurtaran Cenk Gönen.

- Ukrayna takımında Yusuf diye siyahi topçu var.

- Yusuf Şimşek yokken meydan onlara kalıyor.

- Quaresma eleştiriliyor. Sivas maçında baktım iyidi, dün ondan da iyidi.

- Almeida'nın atamadığı golün ortası mesela. Yuh artık be adam.

- Bir orta da ilk yarıda Simao'dan geldi. Quaresma nedense (Holosko'ya özendi herhalde) kafa denedi, ayak içi vursa banko goldü.

- Beşiktaş'ın son bir ay ataklarında ortak nokta: kenardan arka direğe yerden orta

- Veli iyi gidiyor.

- Bir ara ceza sahası içinde kaleye en çok şut çeken Sivok'tu herhalde.