Çarşamba, Şubat 9

Gurur Yazdı


"Bir ara forvet oynadım, sonra fiziğimden dolayı kaleci yapmak istediler. Sonunda stoperde karar kıldık... Geçtiğimiz sezon üç gol attım. Bu sezon da bir golüm var. Hepsini kafayla attım. Duran toplarda öne çıkıyorum. Zaten Karşıyaka'nın duran top organizasyonlarında böyle bir görevim var ve attığım goller de çalışılmış pozisyonların ürünü."

Tam Saha Ocak Sayısı'nda böyle demişti Saffet Gurur Yazar. Karşıyaka'nın 1987 doğumlu stoperi, A2 milli takıma seçilerek ilk defa milli olmuştu. İlk oynadığı milli maçta da dün Belarus'a golünü atmış. Güzel bir başlangıç. Gurur'un bu sene ligde attığı tek golü İstanbul'da Kartalspor'a karşı attığını hatırlatalım.

Gurur'un adı Ersan sakatlanınca Beşiktaş ile anılmıştı. Beşiktaş için (şu an) fiziksel olarak yetersiz olduğunu düşünüyorum. Uzun boyuna rağmen çok güçlü değil. Güçlenebilir. Zaten, o da bu eksikliğinin farkında. Tam Saha'ya "Hocalarım olun, arkadaşlarım olsun, hepsi fiziksel açıdan biraz daha kuvvetlenmem gerektiğini söylüyor. Bu sanırım altyapıdan gelen bir eksiklik. Çünkü o düzeyde fiziksel gelişmeyi çok sıkı tutmuyorlar. Çoğu takımın altyapısında fitnesse girilmiyor. Daha çok mental ve teknik özelikler ön plana çıkıyor. Bu nedenle fiziksel olarak kendimi biraz daha geliştirmem gerekiyor." demişti.

Aynı röportajda Ersan Adem için sorulan tuzak soruya da (gelecekte milli takımdaki rakiplerinden birisi olabilir mi?) "bakarsanız partner oluruz." diye cevap vermişti Gurur. Ersan'ın Gurur'un çok önünde olduğunu belirtmek gereksiz olur. Ersan fiziksel olarak da oyun bilgisi olarak da Gurur'un önünde. Fakat Gurur'u da merakla bekliyoruz. Ersan - Gurur tandemi de çok hoş bir hikaye olur.

Karşıyaka'nın altyapısından İstanbul'a giden son futbolcu Rıdvan'ın 1991 doğumlu. Gurur ile aynı yaştaki Arda'nın Galatasaray'da kaptan. Gurur kısa zamanda, 1-2 sene içinde hızla gelişirse bu yazıyı da arşivden çıkarıp, "biz demiştik" deriz. Gurur'a güveniyorum, takipteyiz.

80'ler



Ben 1980'leri hatırlamıyorum. 1990'da aklımız başımıza geldi ama 1980'leri çok dinledik. Fazla sevmem. Güzel olan tek şey belki de tribünlermiş. Videonun Fenerbahçe maçından olması veya Sami Yen'den olması önemli değil. İtiraf etmek gerekir ki o zamanlar Fenerbahçe tribünün iyi olduğu yıllar(mış) ama konu o değil. Konu bu 5 dakikalık videoda 80'lere ait her şeyi görebilirisiniz:

Gündüz maçları, arabesk ve özellikle Tatlıses şarkıları, amatör kayıtlar, 48.saniyede Cavcav Yok diyen abi, saha içindeki görevliler, kale arkasındaki tahta bank, Efes Pilsen reklamı, kafalardaki karton şapkalar, sepette satılan simitler, Numaralı'nın gölgesi, Banker Kastelli reklamı ve en önemlisi salkım saçak tribünler.

Yeniköy Kasabı


Türkiye'de yabancı hocalar el üstünde tutuluyor, Türk çocuklarına şans verilmiyor oysa bak Avrupa'ya kendi hocasını nasıl kolluyor.

Salı, Şubat 8

Biz Seni Göremedik


"Türkiye Kupası finali oynayacaktık ve üç gün önce Ankaragücü'ne 1-0 yenilmiştik. Yemek yediğimiz sırada yanımızda iki yaşlı teyze vardı. Birisi "Burakcım sen Ankaragücü maçında oynadın mı?" diye sordu. "Oynadım" deyince, "Haa, biz seni göremedik de" cevabını verdi."

Tam Saha Ocak 2011 Sayısı

99


"Kewell sahada zar atsa, yine de onu izlenmek için gidilir stada... "
Ayhan Yılmaz

Pazartesi, Şubat 7

Blue vs Red


Kesin birçok yerde görmüşsünüzdür. Hatta, bu maçtan önce böyle bir fotoğrafın çekileceği az çok belliydi. Herkes bu anı bekliyordu. Ve bu kare çıktı. Sonuç olarak, İngiltere futbolunun en önemli fotoğraflarından biridir. Gerçi sonuç diyoruz ama sonucu tam bilmiyoruz, bu derenin altından çok su akar.

Taraftarları ne kadar sinirlendirse de, ne kadar "endüstriyel futbol günahı" olarak adlandırılsa da, bu tip olaylar daha önce de vardı. Sebepler değişikti veya daha az oluyordu ama oluyordu. Daha da olacaktır, hazır olun.

Yabancı Stadın Yabancı Yıldızları


- Hagi öyle bir kadro çıkardı ki, 10 dakika boyunca kimin nerede oynadığını bulmaya çalıştık.

- Sonra gol oldu zaten, uğraşmadık.

- Hagi'nin yaptığı birçok şeyi anlamıyorum ama Hagi, Zapata'yı alsa forvete koysa sorgulamam. Ne yapsa haklıdır.

- Ümit Karanlı, Bülent Uygunlu, Batuhanlı bir rakip. Aslında maça gidilirmiş.

- Culio'yu sevdim.

- Cana can'dır.

- Mustafa Sarp, kabul ediyorum iyi topçu değil. Fakat kendisini seviyorum. İnşallah üzmez bizi. Arada kayıyor başka yerlere sanki. Belki de arabulucu. Galatasaray işte, neleri düşünüyoruz.

- Hagi'nin Ümit Karan'ın sırtına vurması. (En son böyle vurduktan günler sonra Ankaraspor'a yollamıştı).

- Eskişehirspor'da attığı gole en çok sevinen, golü sayılmayan Batuhan oldu.

- Kazım'ın 2 asisti. Özellikle son goldeki.

- Milan Baros (King), golle ve sarı kartla döndü.

- Lorik Cana TT Arena'da gol atan ilk karakterli futbolcu olarak tarihe geçti.

- NTV Spor'da stadyum çıkışı otobüslere doluşmuş Galatasaraylılar'ı görünce, kötü hatıralar gözümde canlandı (2003-2004 sezonu).

- Ümit Karan'ın golü, devamında sevinmemesi bizi 2006'ya götürdü.

- 3-0'da, 3-1'de, 3-2'de, 4-2'de suratı, mimikleri aynı olan Bülent Uygun.

- Neden Tello girince Eskişehirspor 2 gol attı denmiyor da Sarp girince 2 gol yendi deniyor.

- Kewell gol atınca ilk Balta'ya, Baros Sarp'a, Cana Sabri'ye sarılıyor.

- Pele, İstanbul'da.

Kartalspor 1-1 Tavşanlı Linyitspor


Şubat ayından güneşli bir pazar günü. Kartalspor, son iç saha golünü attığında, güneşli bir mayıs ayıydı. 9 ay 10 gün geçmiş aradan ve Kartalspor, artık galibiyet ve puandan önce gol bekliyor.

Kartalspor devre arasında çok değişti. En başta teknik adam değişikliği yaşandı. 6 ay, takımı pısırık bir şekilde oynatan Ergün Penbe, 2011'in Kartalspor'unda yok. Yerine Engin Korukır getirildi. Engin Hoca ilk yarıda Diyarbakırspor'u çalıştırıyordu. Sıkıntılı bir camiadan sıkıntılı bir başka camiaya gidiyor, yanında bir kaç futbolcu getiriyor. Bunlardan biri Önder Çengel, Kartalspor'da sezonun en kritik gollerinden birine imza atıyor.

Tavşanlı Linyit'e geçelim. Çok enteresan takım. Lige yeni yükselmiş bir takım. Ve şu an hedef Süper Lig. Taraftarları 20 dakikada bir "bu takım bu sene Süper Lig'e çıkacak diyor." İnanmışlar. Kütahya şehrinin en başarılı takımı, bir ilçe takımı. Bank Asya 1.Lig'in kaşarları diye tabir edebileceğimiz o yaşlı futbolcular yok. Bir Mehmet Akyüz var, bu sezonun yıldızı. Sakaryalı. Hakan Şükür'ü andırıyor. Ama daha atik, daha teknik. Zlatan tarzında diyenler var ama ondan daha zayıf. Yine de golünü attı. (Alacağın olsun Maçkolik, golü Emrah Dağ atmış, biz de öyle görmüştük, süpheye düştük) Ve Hakan Şükür'de de, Zlatan'da da ve belki diğer futbolcularda olmayan, ya da olan ama Mehmet'te daha çok olan, bir özellik Mehmet'in kanında var. Futbol oynamayı seviyor. Onu hissettiriyor. Belki de Tavşanlı'da oynamayı seviyordur çünkü Tavşanlı tribünü onu baya seviyor. Sevmekten öte tapıyor.

Tavşanlı'da en çok beğendiğim futbolcu ise stoper Tanju oldu. Daha önce Karabükspor 2.Lig'den yükseldiği sezon kırmızı-lacivertli takımda oynuyordu ama yedek kalınca Alanyaspor'a gitmişti. Karabük'te o dönem stoperde Bülent Bal oynuyordu. Takımın herşeyi ve lideriydi. Tanju'da biraz Bülent Bal tarzı var. Ama onun kadar gol atamıyor sanırım.

Tavşanlı'nın en büyük artısı fiziksel olarak kuvvetli bir takım olması. Kartalspor sezonun ilk yarısında her anlamda çok zayıf bir takımdı. O takım, şu an şampiyonluk mücadelesi veren Samsunspor, Karşıyaka, Rizespor gibi takımları konuk etti. Hiç bir maçını kazanamadı, gol bile atamadı ama hiç bir rakibine bu kadar da ezilmemişti. Dün fiziksel olarak rakibine karşı direnemeyen bir Kartalspor vardı.

Oysa yeni Kartalspor'da artılar daha fazla. Daha fazla topla oynuyor, daha fazla pozisyona giriyor, daha çok koşuyor. Ama biraz argo tabirle "kız gibi oynuyorlar."Dün yaşanan sıkıntının kaynağı buydu. Ne zaman, maç 11'e10 oynanmaya başladı, işte o zaman Kartalspor sahada istediklerini yapabildi.

Tavşanlı'nın forveti Hasan Ali'nin oyundan atılması ise tam bir saçmalık. Topla giderken ayağı kaydı ve düştü, hakem aldatma gerekçesiyle olsa gerek sarı kart verdi. 2.sarı kartı olduğu için kırmızı oldu. Maçın devamında, hakem (Erbay Aldemir) iyice şaşırdı. Kartalspor'un penaltısını vermedi. Faul dediği bir pozisyonun aynısına devem dedi, yarı sahada ofsayta yakalanan futbolcular oldu.

Kartalspor son dakikalarda çok gol kaçırdı. Erhan Şentürk kahraman olmaya çalıştı pas vermedi, kale önünde topa dokunanlar oldu, dokunamayanlar oldu, eski Kartalsporlu Oğuz Dağlaroğlu köşelerden çıkardı Beklenen gol ise 90.dakikada geldi. Aylardır beklenen gol için 90.dakika beklendi. Yeni transfer Önder Çengel attı, Kartalspor ilk iç saha golünü attı. Puan geldi.

Saat 19.00'da Önder'in, Engin Korukır'ın eski takımı Diyarbakırspor Altay'dan sürpriz 1 puan alınca hafta Kartalspor'a yaradı. Akhisar mağlup oldu, Giresunspor maç yapmadan geçti.

Bu gol ve beraberlik takımı rahatlatacaktır. Dün, stadyum kalabalıktı. Güneşi fırsat bilen Kartal halkı maça gelmişti. O insanların "bir daha gelmem" demesini engellemek adına da kritik bir goldü.

Bu arada eklemek lazım Kartalspor adına maçın en iyisi, Mehmet Akyüz'e fazla hareket alanı vermeyen Semih Kaya'ydı.

Cumartesi, Şubat 5

Hocasız Denizlispor Kazandı


- Geçen hafta Hamza Hamzaoğlu takımdan ayrıldı, bu hafta Rize deplasmanından 3 puan çıkardılar.

- En son Kasım'ın 7'sinde maç kazanan bir takım için ilaç gibi 3 puan.

- Rizespor ise son 5 maçtaki 4.mağlubiyetini aldı.

- Çanlar Ümit Kayıhan için çalıyor.

- Ceyhun Eriş, Ahmet Cebe, Adem Sarı, Emin Aladağ. Bu lig için fazla bir takım.

- Rizesporlu Mesut Yılmaz.

- Ahmet Cebe kendini iyi attı.

- Adu, maça çıkmadı henüz ama Rize'yi ilk görüşte anlamıştır.

- Stat: Yeni Rize Stadı

Hakemler: Yunus Yıldırım, Ömer Faruk Yeşil, Cevdet Kömürcüoğlu

Çaykur Rizespor: Ramazan, Volkan, Mesut, Sezer, Ercan, Koray, Semavi (Dk. 64 Mithat), Mutlu, Sertan(Dk. 80 Erkan ), İlyas, Gökhan (Dk. 55 Mahmut )

Denizlispor: Evren, Yasin, Ahmet Burak, Emin, Ceyhun(Dk. 85 Serdar ), Levent, Emrah, Ahmet Cebe, Musa Nizam, Fatih Ceylan (Dk. 74 Braga), Adem (Dk. 90 Ahmet Çağıran)

Gol: Dk. 56 Adem (Penaltıdan) (Denizlispor)

Sarı Kartlar: Dk. 18 Mesut, Dk. 74 Sertan, Dk. 84 İlyas (Ç.Rizespor), Dk. 90 Adem Sarı (Denizlispor)

Kırmızı Kart: Dk. 58 Ramazan (Çaykur Rizespor)

Galatasaray 51 - 73 Fenerbahçe


Günlerdir beklediğimiz heyecanı yaşayamadık. 1 dakika bile.

Avrupa Kupası'nda ezeli rakibimize olmak, bizi haftalar boyunca heyecanlandırdı. Yenilsek, elensek bile onlarla bu organizasyonda maç yapmak keyifli olacaktı. Olmadı.

Maçın ilk dakikasından itibaren inanılmaz bir fark ortaya çıktı. Maçın en ufak anında bile "olur mu" diyemedik. Sebepleri çok.

Yerli kadro farkını hep yazdık. Güvenilen yıldızların güvensizliğini gördük. Potaya şut atmaya korkan basketbolcularımızı izledik.

Şöyle düşünün, rakibinizden 20 sayı fark yiyorsunuz. Hücumda şans yok girmiyor, savunmada başarılı değilsiniz, mücadele edecek özgüven de yok. Hepsine eyvallah. Ama bir basit mantıkla, 20 sayı fark yiyen takımın oyuncusu rakibine faul yapmaz mı? Elini kaldırıken rakibine çarpmaz mı? Galatasaray'da bugün 4 faul alan oyuncu yoktu. (Belki son anlarda biri olmuştur). Faul yapmak bile istemedi takım ve bizi hayal kırıklığına uğrattı.

Bu takım Cem Akdağ ile güzel günler yaşadı. En güzel günde Akdağ kadronun başında yoktu. Yerine başkası tercih edildi. Sonrasında ezeli rakibin hocası için yapılmayan kalmadı. Bu sayede hem ezeli rakibe, en güçlü rakibe daha iyi hoca getirme fırsatı verildi. Hem de o hocanın bir faydası görülmedi. Şu anda da coach konusunda sıkıntı var.

Yönetim, yalnız bırakmış. Caferağa'ya küfür yemeye giden başkan, kendi sahasındaki maça gelmemiş.

Taraftar 4.000 kişi belki. Salı günü Caferağa'ya gelenlerin 4 katı. Ama salonun yarısından fazlası boş. Çünkü salon soğuk, salon deplasman gibi. "Ayhan Şahenk güzeldi" günün en çok kullanılan cümlelerinden.

Tribün inanılmaz bir potansiyel. Maç boyunca susmuyor. 20 küsür sayı yerken bile. Ama öyle işler yapıyor ki, potansiyele yazık oluyor dedirtiyor.

Sonuç olarak, ah vah bile diyemeden 22 sayı farkla eleniyoruz. İlk maçta da 19 sayı fark vardı. Toplam 41 sayı sadece bu iki maçın, bu iki takımın farkı değil. İki camia arasında bu gün oluşan fark.

Mesela, bu farkı en çok, maçı Fenerbahçe TV'den izlemek zorunda kalan tüm Galatasaraylılar hissetmiştir.

Cuma, Şubat 4

Inter'de Rönesans


İnter çok sevdiğim takımlardan biri değil. Ama bu sene Leonardo gelince kaynım kaynamaya başladı. Bunun sebebi hocalarıdır, Leonardo'yu severim. Zaten bu satırları daha önce de yazdım.

Dün, son sıradaki Bari ile karşılaştılar. 70 dakika golsüz geçildi, maç 0-3 sona erdi. Pazzini yine gol attı. Milan ile Lazio golsüz berabere kaldı, Napoli yenildi, Roma 2 puan kaybetti. Juventus zaten artık rakip değil. Sonuç olarak bu hafta içi İnter, 12 puan kazandı diyebiliriz. Ve artık yarışın içinde. Benitez'den sonra Leonardo gelince takım toparlandı.

Son 1 ayda güzel maçlar yaşadılar. Napoli'yi yendiler, Catania deplasmanında son 15 dakikada kazandılar, geçen hafta sonu Palermo'yu 2-0 geriden gelip mağlup ettiler, dün de sabırla beklenen gollerle 3 puana ulaştılar. Şu an 1 maç eksik ve lider Milan ile fark 7 puana indi.

Bu hafta İnter'in rakibi Roma. Milan ise Geno deplasmanında. Kırmızı-siyahlılar puan kaybederse Inter büyük avantaj elde edecek ve Leonardo ile Inter, sezon içindeki hedeflerini belirleyecek kazanırlarsa 3 puandan fazlasını kazanacakları bir maça çıkacak.

İtalya Ligi bu sezon muazzam.

Perşembe, Şubat 3

Fikstürün Azizliği


Gaziantep BB Spor, BA 1.Lig'in en sağlam takımlarından biri, hatta belki de en sağlamı. Az bütçeyle, kısıtlı kadroyla iyi işler yapıyor. Belki şampiyonluğa oynayamadılar (belki de oynamadılar) ama hiçbir zaman da küme düşme korkusu yaşamadılar.

Her zaman, o ligin yüksek bütçeli şehir takımlarına kök söktürdüler. 2 sezondur Play-Off oynayan Karşıyaka'ya 2007'nin kasımından beri (7 maç) yenilmediler. Ç.Rizespor, Süper Lig'den düştüğünden beri Gaziantep'i yenemiyor (5 maç). Örnekler çoğaltılabilir.

Böyle bir takım mavi-beyazlı ekip. Ligdeki bu başarısını, bu sene kupayla süsledi. Türkiye Kupası'nda son 8 takım arasına kaldı ve bunu başaran tek alt lig takımı oldu. Üstelik en zor gruplardan birinde, BJK ve Trabzonspor'un olduğu grupta başardı. İkisine de yenilmedi.

Dün ise, grupta 1-0 yendiği Beşiktaş'a 5-0 mağlup oldu. Tekrar bir sürpriz yapması zordu ama 5-0 biten maçtan sonra Gaziantep BB Spor'un zayıf bir takım olduğu izlenimi ortaya çıktı. Hakkını vermek lazım.

Güneydoğu ekibi, geçen çarşamba Manisaspor deplasmanındaydı. Mutlak kazanması gereken bir maçı son dakikalarda gelen golle kazandı. Süper Lig takımını yendi, tur atladı. Hafta sonu lig maçı için Denizli deplasmanındaydı. Onları da mağlup ettiler. Ligin en güçlü takımını yendiler, Hamza Hamzaoğlu istifa etmek zorunda kaldı.

1 haftadaki 3.deplasman için de dün İnönü'ye çıktılar. Haliyle dayanamadılar. Fark açıldı. Skor yanıltmasın, Gaziantep BB Spor iyi bir takımdır.

Güzel top oynamazlar ama BA için gerekeni yaparlar. Kadro biraz daha zengin olsa üst tarafı zorlayabilirdi, bu sene onu da gerçekleştiriyor. Genelde 7-12 sıraları arasında gezen takım, bu sezon ilk 6 içine girip çıkıyor. Sezon sonu Play-Off oynarken görebiliriz.

Devler Elendi


Dün Yunanistan Kupası'nda iki ünlü, iki dev takım elendi. Olympiakos, PAOK'a 1-1'in rövanşında 1-0 yenilerek (Salpingidis) elendi. AEK ise Panathinakos'a yenildi ama elendi. Güzel maç olmuş, görüntüler yukarıda.

Kısaca aktaralım. İlk maçı deplasmanda 2-0 kazandı AEK. Rövanşa da iyi başladı. 1-0 öne geçti, toplamda 3-0 oldu yani. Sonra PAO 3 gol birden atarak, deplasmandaki gol farkıyla tura yaklaştı.

Maç 7 dakika uzadı, 7.35'te AEK tur atladı. 21 yaşındaki yedek Pavlis 40 metreden attı. 90+3'te Leto'nun kaçırdığı gol maçın kırılma anı.

Çarşamba, Şubat 2

Burak Yılmaz - Beşiktaş Niye Olmadı?


Burak Yılmaz ocak ayında Tam Saha'ya röportaj vermiş. Orada Beşiktaş yıllarına (daha doğrusu aylarına) dair birşeyler söylemiş. Benden biraz beyin fırtınası, biraz komplo teorisi, gerisi sizden. Önce Burak ne demiş onu yazalım.

"Bir kere o sırada sadece 20 yaşındaydım ve futbolu yalnızca yeteneklerimle oynamaya çalışıyordum. Beşiktaş'a gitmemi de bir hata olarak değerlendirmiyorum çünkü pişman değilim. Fenerbahçe'de, Manisaspor'da, Eskişehirspor'da oynadığım için de kendimle gurur duyuyorum. Ama tabii ki yapmış olduğum hatalar var. Beşiktaş'a küçük bir şehirden ve bir 2. Lig takımından gittim. 20 yaşındaki genç bir futbolcunun üstesinden gelmesi gereken pek çok zorluk vardı. Medya ilgisi, taraftar baskısı gibi. Ben bunların üstesinden gelemedim. Aslında ilk dönemde işler iyi gitmişti. 43 maç oynadım, goller attım. Fakat medyanın bu kadar güçlü ve etkili olduğunu bilmiyordum. Açıkçası futbol dünyasını hiç bilmiyordum. Futbolun sadece sahada oynanmadığı, belirleyici olanın sadece sahadaki performansınız olmadığını gördüm. İkili ilişkilerin ön plana çıktığını gördüm. Kamuoyuyla ilişkilerin önemini gördüm. Medyayla, taraftarla ilişkilerin ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Bunların hepsinin bir bütün olduğuna inanıyorum."

Koyu renkli yerler daha da önemli. İkili ilişkiler, kamuoyuyla ilişkiler önemli diyor. Burak'ı o sene Tigana baya oynatmıştı, Burak 43 maç diyor zaten. İstanbul'a forvet-forvet arkası olarak gelmesine rağmen Tigana ondan sağ açık olarak faydalanmıştı. Ben, o sezon Burak'ı Süper Lig'de ilk sezonunu geçiren 20 yaşındaki bir futbolcuya göre oldukça beğenmiştim (3 büyüklere 2.Lig'den gelen futbolcuların şu anda hala tutunamadığını hatırlatalım; Musa, Batdal, Rıdvan hatta ilk 11 adamı olamayan Ersan). Tigana da Burak'ı beğenmiş olacak ki sezon boyunca ondan vazgeçmedi.

Fakat hatırladığımız bir başka şey, Burak uzun süre eleştirilmişti. Basında vardı eleştiriler, tribünde de vardı. Tribün, o seneye Burak'tan daha kötü başlayan Baki'ye bile daha büyük sevgi gösteriyordu mesela.

Son olarak; Tigana gidince Burak da Beşiktaş'ta kalmadı. Burak, Holosko'ya karşılık verilmişti (artı para), şu an Burak lider takımın en golcü futbolcusu, Holosko ise Beşiktaş'tan gönderildi. Gerçi şu an Burak'ın oynadığı yerde Quaresma var, belki de Avrupa'da mevkisinin en yetenekli 10 futbolcusundan biri. Zaten Beşiktaş tribünleri o dönem 7 numaralı formayı giyen Burak'tan ciddi anlamda Q7 ve CR7 performansı bekliyordu.

Burak'ın demeçlerine geri dönelim. Kamuoyu ile, basın ile, tribün ile iyi geçinmek. Galatasaraylı olarak basınla iyi geçinen topçunun bir takımda nasıl uzun süre kalabildiğini en iyi bilenlerdeniz. Yazının bundan sonrası komplo teorisi.

Arif Erdem'i kesen santrfor, Hakan Şükür'ün gazetelerde-kanallarda çalışanlar üzerindeki etkisi yüzünden sıkıntı yaşardı mesela. Veya Arda'dan daha yetenekli orta saha hele yabancıysa çok çekmiştir son 3 yılda. Burası komplo teorisi, bundan sonrası beyin fırtınası.

Burak Yılmaz oynuyor diye forma şansı bulamayan futbolcu var mıdır, varsa kimdir mesela? Burak, sağ kanatta oynamıştı. Burak oynamasaydı, o mevkide oynayacak adamlardan biri Ali Güneş'tir. Ali Güneş'in menejeri kimdi çok net hatırlamıyorum ama sanırım şu meşhur menejerlerden biriydi. Ali Güneş'in Beşiktaş günlerinden akılda kalan 2 şey vardır. Biri 4-3'lük Kadıköy galibiyetinden sonra Star'da "Anelka bizi maymun etti ehehe" diye konuşması, ikincisi de Tigana ile yaşadığı savaş.

İkinci futbolcu Mehmet Yozgatlı. Bir başka sağ kanat. O niye Beşiktaş'a geldi hala bilmiyorum, anlamıyorum. O da az işle çok iyi kariyer yapan futbolculardan biridir. Kariyerinde 1 sezon top oynadı; onda da Fenerbahçe'ye transfer oldu. Burak Yılmaz Beşiktaş'tan giderken Mehmet Yozgatlı hala takımdaydı ama yine oynayamadı.

Burak Yılmaz var diye, Tigana'nın can düşmanı Sinan Engin'in manevi oğlu Serdar Özkan da bir sezon daha kiralık olarak yollanmıştı, sanıyorum o sezon Serdar'ın Samsunspor sezonuydu.

Olay bu. Yazının konusu muallak. Ama bir ana fikir çıkaralım. Galatasaray ve Beşiktaş arka arakaya 2 sezon boyunca devrim yapma imkanı yarattı kendine. Ama iki camia da bunu istemedi. 2007'de Tigana, 2008'de Kalli devrim şehitleri olarak futbol tarihimize yazılabilir.

Tigana'nın başını ağrıtan konulardan biri de Burak Yılmaz oldu. Aragones'in Fenerbahçe'si dışında gittiği her takımda vasatın yukarısına çıkmıştı, buna Beşiktaş da dahildi. Fakat Beşiktaş'ta biraz Tigana'yı harcamak öne sürülen bir yem oldu.

Sonuç olarak şu an herkes mutlu. Burak Yılmaz lider takımın en golcüsü, İnönü kapalısının önünde Quaresma oynuyor, Tigana ülkesinin en iyi takımlarından birini çalıştırıyor, Yıldırım Demirören de hala başkan. Bu yazı da sebepsiz ve sonuçsuz bir yazı olarak yerini alabilir.

Salı, Şubat 1

Aynı Maç


- Pek farklı birşey yok, yine Fenerbahçe kazandı.

- Farkı yaratan yerli oyuncular.

- Seri bitmeden coach ve oyuncular hakkında iyi-kötü bir şey yazmayalım.

- İzlediğimiz maç tarihi bir maçtı. İki takım Avrupa'da karşılaştı. Değerini bilelim.

- Fenerbahçe taraftarından küfür yemek Adnan Polat'ın hoşuna gidiyor, Galatasaray taraftarı hık dese ağlıyor.

- Maçı FB TV'nin spikerlerinden dinlemek değil, kendi kulübümün beni FB TV'ye mahkum etmesi dokunuyor.

- Birsel Vardarlı, büyük basketbolcu.

- Klasik bir deyimle, biten bir maç değil sadece bir maçın ilk yarısı.

- İnşallah cuma günü salondayız.

- Salon: Caferağa

Hakemler: Branislav Mrdak (Sırbistan), Dragan Kralj(Bosna Hersek), Evgeny Vetrov (Rusya)

Fenerbahçe: Birsel 11, Esmeral 8, McCoughtry 13, Matovic14, Nevriye 24, Horakova, Jekabsone 7, Nevlin, Sutton-Brown

Galatasaray Medical Park: Işıl, Tuğba 6, Bahar 4, Augustus19, Fowles 6, Hodges 7, Melisa 2, Gülşah 4, Nihan 2, Petronyte 8

1. Periyot: 20-18
Devre: 36-33
3. Periyot: 58-42