psg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mart 9

Lale Devri Sona Erdi

Paris SG ne derece bir Lale Devri yaşadı emin değiliz. Milyarlarca eurolar harcadılar, çok büyük kadrolar kurdular ve bir Şampiyonlar Ligi finali dışında bir şey üretemediler. Oysa bekledikleri Şampiyonlar Ligi kupaları ile dolu şatafatlı yıllardı.

Haliyle başlık biraz iddialı... Fakat bizim işaret ettiğimiz bu sefer kulübün kendisi değil. Kulüp zaten bir Lale Devri yaşamadı, yaşamadığı gibi de her zaman kötü sonuçların faturasını teknik direktörlere kesti. Hatta final oynatan Thomas Tuchel bile ertesi sezonun yarısı gelmeden cezalandırıldı. 

Yani o tarafta işler özetle şöyle ilerliyordu: Dünyaca ünlü futbolcular büyük paralar kazanmak için Paris'e geliyor. Keyifle futbol oynuyorlar. Her defasında Şampiyonlar Ligi'nden eleniyorlar. Ve günün sonunda teknik direktörler kovuluyor. Oyuncular da para kazanamaya devam ettikleri yeni sezonlara başlıyorlar.

Bu sefer ikinci turda Bayern Münih'e elenince, sanki işler değişecek gibi. Zira hem Fransız medyasında hem de diğer ülkelerin basınında büyük bir revizyondan bahsediliyor. Tabi ki teknik direktör Christophe Galtier'nin bundan muaf olacağını sanmıyoruz. Fakat bu sefer bir teknik direktör giderken, yanında diğerlerini de götürecek.

Lionel Messi'nin akıbeti çok belirsiz. Üç ihtimal var önünde. Ya Paris'te kalıp, kurulacak yeni ve daha bir rekabetçi takımın ( o hangisi olacaksa artık) lideri olacak. Bence bu ihtimal güçlü ama eğer Arjantinli Dünya Kupası'nı kazanamasaydı işler değişirdi. Messi, Aralık ayı sayesinde bir kez daha vazgeçilmez konumunda. Fakat bu ihtimalin de eski Messi zamanları kadar yüksek olduğunu da iddia edemeyiz.

İkinci seçenek, Messi'nin "yeter ulan" diyerek Avrupa'nın başka bir rekabetçi Şampiyonlar Ligi takımına gitmesi. Bu ihtimal ne yazık ki düşük. Ancak Barcelona ihtimali ile yeni bir hikaye kazanabilir ve oraya yönelebilir. Diğer kulüplerin Messi için kesenin ağzını açacağını sanmıyoruz. Yine de futbol her zaman sürprizlere gebedir.

Bir diğer ihtimal de Messi'nin kariyerinin son dönemini eksantrik bir futbol liginde geçirmesi. Bu da yüksek ihtimallerden biri. ABD, Arjantin, hatta Brezilya ciddi adaylar...

Neymar ise topun ağzındaki ilk isim. Bayern rövanşında yoktu. Bu da artık bardak taşıran damla oldu. Kritik maçların çoğunda sakattı. Paris SG kariyeri, Barcelona'yı arattı. Barcelona, onun döneminde dört sezonda tam 19 Şampiyonlar Ligi eleme turu maçına çıktı. Neymar bu maçların hepsinde sahadaydı. PSG'de ise altı sezonda 13 eleme maçına çıktı. Kaçırdıkları da bir o kadar. Yani sahadaki varlığı yüzde 100'den yüzde 50'ye düştü. Üstelik adamı bu maçlar için transfer etmişsin ama en ihtiyaç duyduğun zamanda yok. Haliyle Neymar için yolu sonu gözükmüş gibi. Basının da kendisine eleştirisi yüksek dozda.

Fakat basının eleştirisi sadece Neymar ile sınırlı değil. Donnarumma'dan Verratti'ye herkes eleştiriliyor. Eski futbolcu Jerome Rothen bile Verratti için "Yollayın Pescara'ya rahat rahat sigarasını içsin" tadında bir cümle kullandı. Sergio Ramos, Bayern maçlarında takımın ayakta kalan isimlerindendi ama ondan da dertli olan çok kişi var.

Eleştirileri en düşük tondan alan kişi ise Kylian Mbappe. Fakat onun da Paris'te çok kalmayacağı kesin gibi. Ona Fransa'dan çok eleştiri gelmedi ama İspanya basını adresi gösterdi. Bence günün en güzel manşetiydi.

Marca, adı sık sık Real Madrid ile anılan oyuncu için bir kez daha manşet attı ve bu sefer Bayern - PSG maçını kullandı:

"Eğer Şampiyonlar Ligi'ni kazanmak istiyorsan, biliyorsun..."




Cuma, Ocak 20

Dev Buluşma


 



Dünya futbolu dün akşam dev buluşmaya kilitlendi.

Cristiano Ronaldo'nun Suudi Arabistan'a transferinden sonraki sahaya ilk çıkış gecesinde rakibi Lionel Messi oldu. Uzun bir aradan sonra tekrar karşı karşıya geldiler. Öyle bir karşılaşmaydı ki bu; bir süre önce Messi dünyanın zirvesine çıkarken Ronaldo mirasına adeta hakaret ederek Körfez'in yolunu tuttu. Ve ikili orada karşılaştı. Katar'da final oynarlar mı diye düşünürken, Arabistan'da dostluk maçına çıktılar.

Neyse ne; işin futbol kısmı kenarda dursun. Fakat esas olarak ben siyasi açıdan neyi kaçırdığımı merak ediyorum.

Uzun bir süre Katar ile Suudi Arabistan adeta kanlı bıçaklıydı. Hatta bizim hükümetimiz de tarafını seçmiş ve Katar ile dost olup, Arabistan tarafına cephe almıştı. Gerçi yakın geçmişte biz de Suudi Arabistan ile yakınlaştık ama ekonomisi sarsılan bir ülke olarak böyle temaslara ihtiyacımız vardı.

Katar ise böyle bir zorunluluk içinde olmasa gerek. Konunun Katar ile ne alakası var diyen olursa da hafif bir ışık yakalım.

Paris SG, malum Katarlı sahipleri olan bir kulüp. Yani Fransız liginde oynasa da onlar için bir Katar takımı demek mümkün. Bu tip organizasyon kararları boşuna alınmıyor. Üzerine uzun uzun düşünülüyor. Hatta ülkenin (yani Katar'ın) tüm katmanları ile temasa geçiliyor. Haliyle PSG'nin Suudi Arabistan'a giderek Suudi Arabistan karmasıyla maç yapması bana çok ilginç geliyor.

Yani Katar ile Suudi Arabistan'ın bir anda bu kadar yakınlaşması beni şaşırttı. Tam olarak ben nerede, neyi kaçırdım? Böyle bir şovun, organizasyonun tek nedeni iki dünya yıldızını karşı karşıya getirip maddi gelir elde etmek olamaz. Bu işin bir de siyasi boyutu olmalı.

Katar'da düzenlenen Dünya Kupası'nda Katar sıfır çekerken, Suudi Arabistan Lionel Messili Arjantin'i yenmişti. Suudi Arabistan, Katar'dan şovu çalmıştı. Belki onlar da gruptan elendi ama en azından Katar'da turnuvaya vurulan damga Suudilerin hoşuna gitmişti. Damganın kendisinden ziyade, adresin Katar olması ekstra memnun etmişti.

Ne oldu da iş buralara geldi çözemedim.

Sanırım 2007'de El Ittıhat - Fenerbahçe maçından sonra, Ortadoğu'da oynanan en önemli maçtı.

Messi ve Ronaldo için artık devir kapanıyor ama başka bir masada kartlar yeniden dağıtılıyor olabilir. Bakalım bu sefer bize ne düşecek?

Perşembe, Nisan 21

Islık Kalkanı

Önce ilkesel olarak duruşumuzu baştan hatırlatalım. Futbolcuları ıslıklamanın doğru bir tepki olduğunu düşünmüyorum. Özellikle de sezon devam ederken, hedefler uzakta da olsa bir köşede duruyorken alınacak gündelik sonuçlar ıslıkların nedeni olmamalı.

Fakat hayat böyle yürümüyor. Tribünler her zaman,  kötü olduğunu düşündüğü futbolcuya tepkisini en kolay şekilde ıslıklayarak verir. Üstelik fiziksel bir şiddet barındırmadığına göre, bu tepki ifade özgürlüğü kapsamında bile değerlendirilebilir.

Bu sezon ıslıklanmasına en çok şaşırılan futbolcu Lionel Messi'ydi. 

Yaz döneminde Barcelona'dan sürpriz bir şekilde PSG'ye transfer olan Arjantinli oyuncu, kariyerinde ilk defa konfor alanından çıkmıştı. Bu değişime nasıl adapte olacağı merak konusuydu. Sanırım pek de kolay olmadı...

Genelde Messi'nin standart sezonları için "Başka bir oyuncu bu rakamlara ulaşsa ağzımız açık kalır, ama Messi yapınca vasatmış gibi değerlendiriyoruz" denirdi. Haklılık payı olan bir yorum. Diğer yandan Fransa Ligi'nde oynadığı 20 maçta 3 gol atan bir yeni transfer (maliyetine girmeden sükseli herhangi bir transfer), Messi'den çok daha sert bir tepkiyle karşılaşırdı.

Messi özellikle Şubat -Mart aylarında PSG tribünlerinden büyük tepki gördü. Balkan ve Doğu Avrupalı sporculardan blogu okuyan varsa "büyük tepki" sıfatına şaşırabilir. Fakat yine de Messi için alışılmış bir durum değildi. Onun için yeni bir tecrübeydi. Aslında tüm dünya olan bitene şaşırmıştı. Başta Ronaldinho olmak üzere birçok futbol efsanesi, yapılanların ne kadar yanlış, hatta şımarıklık olduğunu belirtmişti. Mesela Ronaldinho, "Dünyanın en iyisini ıslıklayacaksan kimi alkışlayacaksın?" diye sormuştu.

Messi'yi ıslıklamak mı? O dünya tarihinin en iyisi, onu nasıl ıslıklarsınız?

Peki PSG taraftarları için bu önemli bir etiket mi? Son 10 yılda kulübün imajı ve tribünün demografik yapısı değişmiş olabilir. Parc des Princes tribünlerinde, ağırlıklı olarak dünyanın her yerinden kente gelen turistler ve Paris sosyetesinden insanlar oturabilir. Fakat yine de PSG'ye sadakatle bağlı olan bir kesim de vardır.

Bu grup için, Messi'nin dünyanın en iyi futbolcusu olması bir etken mi? Değil tabi ki. İlginç olan,dünya futbolunda yer edinmiş birçok insanın bu duyguyu anlamamış olmasıydı.

Bir PSG taraftarının Messi ile ilişkisi 2021 yazında başlar. Oyuncunun 17 yıllık Barcelona kariyeri, orada kazandığı kupalar ve attığı goller ona  hiçbir anlam ifade etmez. Beyaz bir sayfa açılmıştır. Gelen her oyuncu (Messi), geldiği kulüpte (PSG'de) başarılı olursa sevilir, başarılı olamazsa sevilmez.

Başarı kıstasını değerlendirmek tribünün görevi midir? Bu da apayrı bir tartışma konusu. Fakat yine de Messi'nin rakamları pek iyi değil. Şubat ayına kadar ligde sadece 1 gol atan, 2021 yılında sadece 4 asist yapabilen, Mart ayında Şampiyonlar Ligi'ndeki Real Madrid yenilgisini önleyemeyen, sezon içindeki lig maçlarının üçte birini kaçıran bir oyuncunun tepki görmesi normal değil mi?

Fenerbahçeli taraftarların Islam Slimani ile kurduğu bağın, PSG taraftarlarının Lionel Messi ile kurduğu bağla hiçbir farkı yoktur. Messi ve Slimanı arasındaki kariyer farkı hiçbir önem teşkil etmez. Golü atarsan baş tacısın, değilsen baş parmak aşağı iner.

Ronaldinho'nun sorusunu tam da burada cevaplayalım. Dünyanın en iyisini ıslıklıyorsan kimi alkışlarsın? Tabi ki takıma daha çok katkı vereni. PSG için Verratti veya bir başkasıdır belki. Fenerbahçe'de Roberto Carlos ıslıklanmadı ama vasat futbolunu oynarken taraftarlar en çok o sezon alt ligden gelen Gökhan Gönül'ü sevdi.

Böyle durumlarda geçmişteki başarılar sadece tek bir durumda kurtarıcı görevi görür. O da kulüp tarihinde bir yer edinmesi halinde devreye girer... Yani Messi, PSG ile birkaç güzel sezon geçirip, üzerine böyle bir sezon yaşasaydı muhakkak ona ve onun sezonuna bakış daha farklı olurdu. Fakat dünya futbolunu domine edip PSG'de vasatın altında kalırsa, onu tribün eleştirisinden kimse kurtaramaz.

Messi, yine küllerinden doğup ağırlığını koyabilir. Bu ihtimal her zaman var. Zaten bu yazıyı biraz geç yazmamın sebebi de buydu. Messi'nin ıslıklandığı günlerde yazmaktansa, ortalığın biraz daha durulduğu dönemi tercih ettim. Zira hedefim Messi eleştirisi değildi. Messi'nin dokunulmaz olduğunu düşünen zihniyete karşı bir yorum bizimkisi...

Bir yandan da; iyi ki Messi konfor alanını terk etme kararını verirken istikametini İtalya'ya çevirmemiş. Pek de ateşli olmayan PSG tribünlerinden gelen gürültülü ıslık sesleri bu kadar gündem oluyorsa, İtalya'da benzer performansla çok enteresan tartışmalara şahit olabilirdik.

Cuma, Ağustos 21

2020 Şampiyonu


Şu an dünyadaki birçok futbolseverin, Pazar günkü final için Bayern'i desteklediğinden eminim. Her ne kadar Bayern, yıllardır kendi ligini domine ederken ve çok büyük hakimiyet kurarken, güçlenen rakiplerinin en iyi oyuncularını transfer ettiği için antipatik gözükse de; yine de Bayern Münih'tir. En azından bir futbol kulübüdür. Peki diğerleri ne? Onlar son zamanda şirkete döndü.

Bayern de ekonomik kaygılar güden bir şirket değil mi? Evet ama onlar için halen sportif rekabet çok güçlü bir hedef.

Ayrıca bir de  bu sefer karşısında PSG var. Tez - antitez gibiler. Ortadoğu parasıyla zenginleşen, güçlenen ve yapay duran PSG, futbolseverlere hiçbir zaman sempatik gelmedi. Hatta başarısızlıkları birçok insanın hoşuna gitti. PSG ile alay etmek bir alışkanlığa döndü. Başarıları da (genelde yerel ligde) her zaman küçümsendi. Belki Pazar günü şampiyon olurlarsa, yine aynı akıbete uğrayacaklar.

Fakat benim tüm bunların dışında bir Bayern Münih şampiyonluğu isteğim var. Malum bu sene çok farklı şeyler yaşadık. Bu blogda da zaman zaman o konuları işledik. Bir ara, uzun süre futbol oynanmayacağını düşünüyorduk. Hatta bu senenin liglerinden, turnuvalarından vazgeçmiştik bile.

Oysa şu an Şampiyonlar Ligi şampiyonunun kim olacağını bekliyoruz. Tribünlerde seyirciler yok, format biraz değişik oldu, hatta bu nedenle bazı takımların yara aldı ve 'kader' değişti ama  yine de bu turnuva bitecek ve bir şampiyon belirlenecek. Ve finalde bir Alman ile bir Fransız olacak.

Fransızlar kendi liglerini bitirmediler. Hatta yeni sezon bu hafta sonu başlayacak. Kendi liglerini bitirmedikleri için adaletsiz sonuçlara imza attılar. Amiens fikstür avantajına rağmen küme düşürüldü, Şampiyonlar Ligi'nde yarı final oynayan Lyon Avrupa'nın dışında kaldı. Eğer dünya futbolunun akıbetini Fransızlar belirleseydi, şu an ortada final falan yoktu.

Kimse Almanlara da sormadı ama onlar cevabı verdi. Onlar adım attı ve o adımların devamında biz Şampiyonlar Ligi finalini beklemeye başladık. Onlar cesaret etti, planladı, inat etti ve futbola döndüler. Kendi liglerini bitirerek hem diğer ülkelere yol gösterdiler hem de UEFA'nın içini ve işini rahatlattılar. 

Ve Pazar akşamı bir Alman ve bir Fransız olacak. Avrupa futbolunda bu senenin şampiyonu zaten Almanya. O zaman Şampiyonlar Ligi şampiyonu sıfatı da bu sene bir Alman takımına gitmeli. Bundesliga'nın şampiyonuna yakışır.

Cuma, Mart 10

Oluverdi



Maç sona erdiğinde şaşkın bir şekilde televizyona bakmaya devam ediyordum. Barcelona'nın tur atlamasına şaşırmazdım. Ama, az önce izlediğim maçın 6-1'e nasıl geldiğini o an çözemiyordum. Ve aradan geçen iki günde de hâlâ çözemiyorum.

İlk maç sona erdiğinde şundan emindim; muazzam bir rövanş izleyecektik. 2010'daki muhteşem Barcelona - Inter maçı gibi bir klasik karşımızda olacaktı. Hatta şundan emindim; 90 dakikayı tek bir yarı sahada izleyecektik. Olurdu veya olmazdı ama son anlara kadar merakla bekleyecektik.

Barcelona'nın tur atlamasına inananların kafasında tek bir senaryo vardı. Maçın 4-0 bitmesi ve uzatmalara gitmesi... Benim senaryom ise daha farklıydı. Barcelona ilk 20 dakikada 2-0'ı yakalar, sonra tempoyu düşürür ve soyunma odasına 2-0 önde girer. Dönüşte yine bir gol daha atar. 3-0'dan sonra Paris SG kalesini abluka altına alır. Ondan sonra 77-81 arası gelen bir Cavani golü maçı bitirir.

Aslında bu senaryo gerçekleşti. İlk 20 dakikada olmasa da devre 2-0 sona erdi. Sonra 3-0 oldu. Cavani'nin golü beklediğimden daha erken geldi. Fakat 87'ye kadar bu senaryo ufak farklar haricinde tutmuş gibiydi.

Fakat son dört dakikada her şey değişti. Neymar değiştirdi. Neymar maç boyunca kötü oynadı ama Barcelona'nın ön sahadaki 7 oyuncusundan hangisi iyi oynadı ki? Bence sadece Rakitic. Ama maç almak için büyük bir topçuya 5 dakika yeter. Bir frikik, bir kritik penaltıda topun başına geçme cesareti ve muhteşem bir orta... Maç kazandırmak için daha ne olsun? Peki Neymar'ın büyük bir yıldız olarak saygı görmesi için daha ne olacak? Bu çocuk; tipi, saçı ve davranışlardan kaybediyor. Ronaldo da aynı sorunlardan dolayı uzun süre saygı görmedi. Ama en azından yannda Sir vardı ve bu sayede kendisini de geliştirdi. Neymar, Barcelona'ya geldiğinden beri elit bir teknik adamla çalışmadı. Fakat onu sevmeyenler; açıklamalarını saha dışından yapmaya devam ediyor. Olabilir; ama saha içinde hakkını vermek gerekir.

Luis Enrique sezon sonunda gider mi emin değilim. Bu geri dönüşten sonra onun kalması için büyük bir baskı başladı. Ama bence o büyük geri dönüşe rağmen, Barcelona çok da iyi oynamadı. Televizyon önündeki şaşkınlığım tam olarak bundandı. Ne doğru düzgün bir hücum organizasyonu vardı, ne topu düzgün bir şekilde gezdirebildiler. Uzun zamandır, öndeki üçlüyü geniş alanda oynatarak, geçişlerle gol bulmaya çalışmışlardı. 1.5 sene sonra belki de ilk defa yeniden eskisi gibi, dar alanda topa sahip olarak gol aramaya çalıştılar. Bizim aşina olduğumuz Barcelona ezberini uzun süredir yanıstmıyorlardı. Çarşamba akşamı gördük ki, onlar da o ezberlerini unutmuşlar. Luis Enrique'ye yazılırdı bu. Ama maç 6-1 bitti. O zaman yazılmaz. 

Peki nasıl 6-1 bitti? Çünkü karşılarında yok hükmündeki bir Paris SG vardı. Sıfırdan biraz fazla belki. Ama bu seviye için çok yetersiz. Böyle bir maça hiç hazırlanmamışlar gibi. Sanki, ben 11 kişi topun arkasına geçersem; 90 dakika boyunca 4 gol yemem demişlerdi. Ama savunma da o kadar kolay bir iş değil. Bir anda yapamazsınız. Ve en önemlisi mental olarak güçlü ve takım disiplinine sahip olmalısınız. Bu eksikler de kesinlikle Emery'e yazılacak.

Bu maça dair bir iki cümlenin blogda olması lazımdı. Ama tarihin en iyi geri dönüşlerinden biri mi? Bence bir tık altı. Çünkü ne olursa olsun, hakem maçın önüne geçti. Daha temiz bir maç olsa daha şık olurdu. Fakat bu da Paris SG'nin bahanesi olamaz. Kendilerine verilmeyen penaltı, en kritik hataydı. Ama 'o penaltıyı verse maç orada bitecekti' söylemi yersiz. Çünkü ortada Paris SG gol attıktan sonra oynanan bir yarım saat ve yenilen üç gol var. Demek ki 80 dakikalık bir sürede de aynı sıkıntılar yaşanabilirdi. Barcelona'ya verilen ikinci penaltı, Suarez'in Liverpool günlerinden, hatta Hollanda'dan beri klasikleşmiş ayıbı. Bu arada herkesin atladığı, henüz 5. dakikada gücü ve fiziğiyle oynayan Matuidi'nin ağır bir sarı kartla cezalandırılması oldu. PSG'nin maç boyunca yumuşak kalmasının önemli sebeplerindendir. 

Yenilgileri hakemlere bağlamak, bu oyunun en gereksiz bahanesi. Hakemler maçta etkili olabilir. Ama 100 yıldır bu oyun oynanıyor ve bu gerçekle yaşanıyor. Bunlar oluyor, olmaya devam edecek. Hakemin maçın önüne geçtiği bir gerçek, maçın kalitesini bir tık düşürmüş olduğunu da kabul etmek gerekir ama bu izlediğimiz 90 dakikayı yok saymayı gerektirmez. Bu düşünceyi savunmanın futbolla hemen ilişkisini kesmesi gerekir, çünkü bu oyunda aradığı şeyi hiç bir zaman bulamayacak. Veya video hakem sayesinde bulduğu şey de bu oyunun kendisi olmayacak. Saha içinde olanların, yıllardır futbol sahasında ter dökenlerin ve oyunun gerçek sahiplerinin bu konuda daha makul olduklarını düşünüyorum. En azından top oynadıkları ülkelerin, toplumların onlar üzerinde yarattığı baskılar ölçüsünde...

Her şeye rağmen, unutulmayacak bir maç oldu. Bundan 20 sene sonra bile Barcelona, geride olduğu bir maça çıktığında rakibinden daha özgüvenli olacak. Kuşakları, nesilleri etkileyecek bir karşılaşma oynandı. Barcelona'nın kazanma kültürüne büyük bir katkısı oldu. Fakat bu sene için değil! Barcelona, Paris SG'i 6-5 ile geçti ama ilk maçı 4-0 kazanan PSG, ikinci maçı 6-1 kazanan Barcelona'dan çok daha sağlam ve organizeydi. O PSG finale kadar gidebilirdi ama bu Barcelona'nın çeyrek finali bile geçebileceği muamma... 

Cuma, Ocak 16

Je Suis Jesus


 "2012-13 sezonunu kazanmadan önce Lyon'a karşı oynayacaktık. Carlo Ancelotti biraz gergindi. Zlatan ona yaklaşıp İsa'ya inanıp inanmadığını sordu. Ancelotti inandığını söyleyince Zlatan şöyle dedi:

İyi, demek ki bana inanıyorsun. O zaman rahatlayabilirsin!"

Marco Veratti / 4-4-2

Pazartesi, Nisan 22

Pazartesi, Şubat 25

Beckham Döndü



Beckham uzun bir aradan sonra Avrupa'daki ilk maçına çıktı. Yeni partneri Zlatan İbrahimoviç.