Perşembe, Ağustos 1

40



Öncelikle uyarıyorum; benim gibi televizyonda denk gelirseniz sakın izlemeyin. 40, adını sıkça duyduğum, özellikle Ali Atay'ın şöhret basamaklarını tırmanmasından sonra geriye dönüp çokça izlenen bir filmdi. Fakat filmde küfürlerin yeri çok fazla. Benim için sorun değil ama televizyon dünyası bunları kaldıramıyor. Haliyle parasını verip aldığın bir film kanalında bile filmin yarısını duyamıyorsun.

Geçen gün Refet'in yazdığı yazıda hızlıca ve kısaca andığı ekolden, 33 tane farklı hayatın tesadüfen kesiştiği filmlerden biri diyebiliriz. Gerçi burada 33 değil, 3 hayat var ama filmin adı 33'e yakın; 40!

Bundan olsa gerek bana çok ilginç bir film gelmedi. Zaten sıkça karşımıza çıkan bir kurgu. Senaryoda  da tutarsızlıklar çok belirgindi O hayatların bir araya gelmesi için, çok fazla zorlanmış. Ayrıca İstanbul sokaklarının sinemada bu kadar hunharca kullanılması hoşuma gitmiyor. Sanki yönetmen ve senarist (burada ikisi de aynı / Emre Şahin) filmin tıkandığı anları anlıyor (ki zaten kesinlikle kendi ürettiği eseri anlıyordur) ve o anlarda hemen araya biraz İstanbul sokakları serpiyor. Güzel de oluyor yalan yok ama kurgu sarmayınca İstanbul filmin önüne geçiyor. Bir de artık sıkıldık. Özellikle Eşkiya'dan bu yana aynı taktik.

Ali Atay'ı pek beğenmem ama filmi kurtaracak kadar iyi bir performans sergilemiş. Deniz Çakır'ı pek beğenmem ve bu filmde de pek iyi iş çıkaramamış. Ugandalı oyuncu Ntare Guma Mbaho Mwine iyi iş çıkarmış ama onu da bir daha buralarda göremeyeceğiz sanırım.

İzlenmeyecek film değil ama Leyla ile Mecnun'daki Ali Atay hayranlığından yola çıkarak övgülere layık olacak bir film de değil.

Hiç yorum yok: