sevilla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevilla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Temmuz 19

San

"O turnuva için Sevilla ile bir sözleşme imzaladım. Fakat Sevilla başkanı bana, 'Maradona ayrı bir konu. Onunla ayrı bir anlaşma yapmalısın' dedi. Sevilla'nın La Coruna'da oynadığı maçın ardına gelen bir randevu ayarlandı ve deniz kenarında güzel bir restorana gittik. Güneş batarken Atlantik Okyanusu'na bakan bir kulüpte oturduk. Sonra lobiye geçtik ve Maradona ile sözleşme imzaladık.

Maç öncesi Maradona'ya ilave yüz bin dolar ödemem gerekiyordu. Benim gelirlerimden bir tanesi de televizyon haklarıydı ama Galatasaraylılığımdan dolayı sesimi çıkartamadım. Bir diğer gelirim de bilet satışlarıydı. O zamanlar bilet satışlarında Biletix gibi bir sistem yoktu. Kapıda maç öncesi satılıyor, nakit olarak hasılat alınıyordu. Soğuk bir akşam olduğu için maça istediğim kadar ilgi olmamıştı ve gişelerde 30 bin dolara denk gelecek bir para toplanmıştı. Bu arada (iptal olan) Michael Jackson konseri nakit akışımı ve para durumumu çok kötü etkilemişti. Finansal anlamda zor bir süreç yaşıyordum. Herhangi bir yerden yetmiş bin dolar daha bulmam gerekiyordu. Maç Türkiye ve İspanya'da naklen yayınlanacaktı. Sevilla ısınıyor ama Maradona'nın menajeri beni devamlı sıkıştırıyordu. Adamın derdi paraydı. Sonra aşağıdan haber geldi: "Maradona içeri girdi, maça çıkmıyor!"

Yayın başlayacak ama hâlâ Maradona yoktu; çünkü parayı hemen istiyordu. Faizle para aldığım bir arkadaşım vardı., onu aradım. Hilton'un kumarhanesinden para getireceğini söyledi. Bu arada maç başlamıyordu, çünkü Arjantinli sahaya çıkmıyordu. Sinyal sorunu diye bir şey uydurdum, maçı geç başlattık. Para da bu sırada geldi ve menajerine verdik."


Ahmet San'ın yeni çıkan ve hayatını anlattığı kitabını okudum en son. İnanılmaz bir hayat hikayesi var. Yüzlerce ünlünün adı geçiyor. Tabi ki 93 yazı başrolde. Fakat dahası da var.

Yine de kitap için anı yüklü dememiz kolay değil. Daha çok kişisel gelişim kitabı gibi. Gençlere öğütler  merkezde. Biz bu tip anıları, ülke tarihine geçen olayların arka planlarında yaşananları merak etmiştik. Keşke daha sihirli bir dokusu olsaydı. Yine de kitap hevesle okunuyor. Muhakkak eğlence ve organizasyon sektörünün içinde yer almak isteyenler temin etmeli.

Bu arada Ronaldo & Galatasaray transferi de gerçekten direkten dönmüş galiba....

Çarşamba, Kasım 24

İki Solak Bir Araya Gelmemeliydik


 

"Harika bir insandı ve onunla oynamış tek Hırvat futbolcu olmaktan gurur duyuyorum. Oyununu izlemek, onunla antrenman yapmak, aynı sahaya çıkmak, otobüse binmek, şakalaşmak... Hepsi bana keyif verirdi. Vücudunun herhangi bir yeriyle topu istop ettiren ve onuna istediğini yapabilen bir insandı.

Bir gün bana şöyle demişti: 'Davor, sağı solu izleme, koş! Ben topu senin önüne atacağım.'

Cidden, -sanırım Valencia maçıydı- sadece topu bana doğru itti... Aramızdaki büyünün güzel bir örneği; ben diğer partnerimle oynarken biraz egoist bir oyuncuydum ama Maradona ile oynarken öyle olmadım."

Davor Suker / Socrates Ekim 2021


Blogger notu: Videoda Valencia'ya atılan iki gol var. Birincisi 1.37'de başlıyor. Bence Suker'in bahsettiği gol o olabilir. Bir de  4.32'de başlayan gol var. İki gol de aynı maçtan. Maradona'nın asistleri ve Suker'in golleri.. Kırmızı formalı bir Valencia görmek de ilginç oldu.

Pazartesi, Mayıs 10

Her Şeyin Başladığı Gün


Sevilla'nın resmi Twitter hesabı, geçtiğimiz yıllarda bugünü "Hayatımızın değiştiği gün" diyerek andı.

Onlar adına kesinlikle doğru. Hatta belki de bizim için de öyle. Yani bir Sevilla taraftarı değiliz. Hayatımız da değişmedi belki ama Sevilla algımızın değişmesine neden olan gündü. Hatta o gün ve Sevilla sayesinde Avrupa Ligi'ne bakışımız bile değişmiş olabilir.

2006 yılında Eindhoven'da oynanan finalde Sevilla ile Middlesbrough karşılaşmıştı. Dört gün sonra Süper Lig'de şampiyon belli olacaktı. O Çarşamba günü Abbas Güçlü, Genç Bakış programınını da ligdeki şampiyonluk yarışına ayırmıştı. Maltepe Üniversitesi'nden yapılan canlı yayında ben de öğrencilerin arasındaydım. Rasim Ozan Kütahyalı gibi bir videomuz yok. Zaten programın konuklarının kim olduğunu da hiç hatırlamıyorum. Hatta atmosferdeki harala gürele beni rahatsız etmişti. Sıkılıp, okulda gezdiğimi hatırlıyorum. Bir devlet okulu öğrencisi olarak, özel okul yurtlarındaki yaşamı görünce de çok kıskanmıştım. En sonunda bir yerde televizyon bulup bu finali izlemiştim.

Bir Latin Avrupa futbolu sevdalısı olarak gönlüm Sevilla'dan yanaydı. Premier Lig tutkunları da vasat Middlesbrough'un peşinden gitmişti.

Aslında Middlesbrough'un iyi bir forvet hattı vardı. Mark Viduka, Jimmy Floyd Hasselbaink ve Massimo Maccarone... Fakat kadro biraz yaşlıydı. Sevilla ise fırlama gençlerden oluşan fırtına bir takımdı. Dani Alves, rahmetli Puerta, Adriano, Jesus Navas, Luis Fabiano, Kanoute...

O sezon grupta Beşiktaş'ı televizyon yayının olmadığı maçta 3-0 yenen Sevilla, finalde de Middlesbrough'yu 4-0 mağlup etti. Son 10 dakika inanılmazdı. Enzo Maresca, yanlış hatırlamıyorsam oyuna sonradan girip resital yapmıştı. Sevilla harika bir takımdı. Çok güzel oynamışlardır. Fakat kupayı daha önce kazanan başka harika takımlar vardı. Finallerde farklı skorları da çok görmüştük. Sevilla'nın olayı o final değildi, devamıydı.

Ertesi sene Glasgow'da İspanyol finali oynandı. Sevilla, penaltılarda Espanyol'u yendi.

Sonra bir ara. 2014'te Torino'da yine penaltılarla Benfica...

2015'te Varşova'da 3-2'lik skorla Dnipro...

2016'da Basel'de 3-1'lik skorla Liverpool...

2020'de Köln'de 3-2'lik skorla Inter...

Adamlar, Avrupa Ligi'nin fahri başkanı oldular. Tam da Avrupa Ligi'nin ülkemizde küçümsendiği bir dönemdi. Bir İspanyol takımı, yetenekli oyuncular transfer eden ve yetenekli oyuncular yetiştiren mütevazı bir İspanyol takımı, Avrupa Ligi'nde başarılı oluyor. Şampiyonlar Ligi'nde fazlasını yapamıyor ama gücünü doğru yere kanalize etmeyi başarıyor.

Sevilla tüm bu seriyi oluştururken yolun ortasında Türkiye şampiyonuna da elendi. Şimdi bir Türkiye şampiyonunun Sevilla'yı yenmesi mantıklı durmuyor.

Yani aslında bundan 15 sene önce, bizim takımlarımızın yenebildiği bir takım; biz kendi ligimizdeki şampiyonluk yarışı için muhabbetler ederken Avrupa Ligi kazanmıştı. Ve orada kalmadı, devam etti, adını daha da büyüttü, müzesini daha da doldurdu.

Ve işte her şey, bir 10 Mayıs günü başladı...


Pazartesi, Ağustos 24

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #6


Tek maçtan yatan kuponların dramatik olması için iki ayrı senaryoya ihtiyaç vardır. Ya en düşük oranlı, yani en güvenilir maçtan yatılacak ya da en son maçtan... Eğer en son maç ise, o maçın sonucunun bir son dakika golüyle değişmesi işe iki kat acı katacaktır.

Serimizin altıncı kuponunda son dakika golü yok. Fakat bir son maç var. Üstelik oynadığımız ve güvendiğimiz takım öne de geçiyor. O maça geleceğiz. Önce diğerleri...

Cuma gününe Romanya ile başladık. Yaklaşık üç haftalık aranın ardından sonra yeni sezona başlayan Romanya'da açılışı Arges ile Botosani yaptı. Botosani'yi biliyorduk ama Arges'in adını ilk defa duyduk. Programda öyle görünce bize yabancı geldi. Meğer eski meşhur kulüplerden Arges Piteşti'ymiş. Uzun zamandır bu seviyede yoktu. Bir ara üçüncü lige kadar düşmüştü. 11 sezon aradan sonra en üst lige geri dönmüş. Hoşgelmiş. Pandemi, kulübe yarmış, kulübün talihini değiştirmiş. Mart ayında liderin 12 puan gerisindeydiler ama takım sayısı arttırılınca lige çıktılar. Bu bilgiler önemli; zira tercihimizi belirleyen faktörlerdi. Geçen sezonu dördüncü sırada bitiren Botosani ile Mart ayından beri maç yapamayan, alt ligden gelmiş bir takımı tartıya koyduğumuzda ağır basan netti. Gerçi maçın son anları bize biraz stres yaşatsa da Botosani deplasmanda 3-2 kazanmasını bildi. 1.75 oran cepte...

Saat 20.00 seansında iki maçımız vardı. Biri Beyaz Rusya'dan, diğeri yeni başlayan bir diğer ligden; Fransa'dan. Beyaz Rusya'da Dinamo Brest - Belshina maçına KG Var tercihimizi yaptık. 53. dakikada işlem tamamlandı. Öte yandan Belshina'nın son dönemdeki çıkışı takdir edilesi. İlerleyen maçlarda bu takımı göz ardı etmemek lazım.

Fransa Ligi'nin açılış maçı ise sanıyorum herkesin beklediği gibi bitti. Bordeux ile Nantes ikilisini programda görenler "Sabaha kadar oynasalar gol olmaz" demiştir. Oranlar da buna işaret ediyordu. Ben biraz daha güvenli olanı tercih ettim ve direkt beraberlik oynadım. Genelde beraberliğin oranı 3.00 olur. Eğer çok dengeli bir maç ise 2.70'e kadar düşebilir.  Fakat bu sefer beraberliğe nazaran oldukça düşük bir oran vardı. 2.55! Yine de fena bir oran değildi. Sadece iki isabetli şutun çekildiği maçta beraberliği de yakaladık ve akşam keyif ve umutla Avrupa Ligi finali için ekranın karşısına kurulduk.

Tercihimi Inter'den yana kullanmıştım. Hatta "Lukaku gol atar" ile Inter galibiyeti arasında çok gidip geldim. Fakat açıkçası maçta çok fazla gol olmayacağını düşünerek Inter galibiyetini tercih ettim. Eğer Inter öne geçerse, canlıdan Sevilla yenilmez tercihine oynayıp kazanmayı garantileyecektim. Daha maçın 5. dakikasında hem  Inter öne geçti, hem de Lukaku gol attı. Gol erken gelince rehavete girdik. "Sevilla yenilmez" seçeneğinin oranının ilerleyen dakikalarda daha da artacağını düşünerek risk aldık. Ne de olsa bir Conte takımı golü bulduktan hemen sonra savunmasında açık verip gol yemezdi! Ama maalesef yedi. 12'de 1-1 oldu, 33'te Sevilla öne geçti. İlk yarı 2-2 bitince biraz rahatladım ama açıkçası maçın Inter'e gelmeyeceğine ikna olmuş gibiydim. Sevilla daha iyi oynadı. Inter çok zorlandı. Gerçi ikinci yarıda Gagliardini ve Lukaku'nun kaçırdığı pozisyonlar çok netti. Sevilla o kadar net pozisyona giremedi. Yine de topu gezdiren, topu kontrol eden ve hatta sahaya iyi yayılan hep Sevilla'ydı. 

Gerçi Diego Carlos'un şutu da auta gidecekti ama Lukaku sağolsun, ayağını uzattı ve kupayı Sevilla'ya gönderdi. Bizim de, yaklaşık 13 oranlı bir kuponumuz daha çöpe gitti. 

Bu arada ilk yarıdaki pozisyonda Diego Carlos'un eli topa gidiyordu... Sağlık olsun.





Cumartesi, Ağustos 22

Yeni Bir Oyuncu


En iyi zamanlarında Jesus Navas hayranı değildim. Gerçi en iyi zaman ne zaman ki? Bence bu zaman işte...

Fakat kabul etmek gerekir ki, Navas'ın gençliğinde seveni, hayranı çok daha fazlaydı. Çok estetik, çok yetenekliydi. Çalım atamayacağı savunmacı yok gibiydi. Topla dans ediyor gibiydi. Youtube videoları varsa (illa vardır ama ben izlemedim) kesinlikle çok keyiflidir. Otur izle. Fakat maça gelince... Hep bir eksiklik. 

Tabi en üst seviye için bu yorumlarımız. Yoksa yıllarca La Liga'da oynamak, araya bir Manchester City sıkıştırmak, kariyeri boyunca milli takım eklemek boş işler değil. İyi oyuncuydu. Çok iyi olabilirdi ama o iyide  kaldı. Bir hücum oyuncusuna göre skor katkısı hep düşük kaldı. Sezon içinde 5-6 golden fazlasını atamadı. Asist sayıları da çok yukarıya çıkmadı. Her defasında bir çalım daha fazlasını isteyince topu kaleye yollamak hep ikinci planda kaldı. İşte yukarıda bahsettiğimiz eksiklik oydu. Kendisi iyiydi ama büyük resme bakınca takıma katkısı kısıtlıydı.

City dönüşü Sevilla'da kariyeri kısa sürede sona erecek sanmıştım. Hızlıca düşüşe başlayacağını düşünmüştüm. Fakat yanıldım. Ama o da beni yanıltmak için başka bir yol denedi. Artık bambaşka bir oyuncu. O artık bir sağ bek. 

Sadece bir pozisyon değişimi değil elbette. Oyuna bakışı, oyun anlayışı, sahadaki duruşu; her şeyi değişti. Bazı iyi hücum oyuncularının yaş aldıkça savunmaya geçtiğini çok gördük. Fakat o oyuncuların hemen hepsinin oyun karakterleri de değişim için uygundu. Mesela ben Navas'ın bek olacağını tahmin etmezdim. Onun rakip kaleden uzaklaşacağını, maç içinde daha az topla oynamayı kabul edeceğini düşünemezdim. Bunu onaylatmak için çok önemli bir ikna kabiliyeti gerekiyor. Kariyeri boyunca topla vedalaşamayan ve o yüzden çıtasını yukarıya çıkaramayan bir oyuncudan bu fedakarlığı yapmasını istemek ve ona kabul ettirmek çok önemi bir iş. Tabi ki sadece teknik direktörlerin ikna gücüyle alakalı değildir, aynı zamanda Navas'ın da bunu istemesi gerekiyordu.

Navas 34 yaşında, 35'e girmek üzere. 1985 doğumlu. 2004-2005-2006 yıllarında ilk defa sahne almaya başlamıştı. O dönem Galatasaray'ın sağ kanadında da 1984 Aralık doğumlu Sabri oynuyordu. Renkli gözlü, genç, iki sağ kanat oyuncusu arasında benzerlik yakalamak istiyorduk. Fakat işler beklediğimiz gibi olmadı. Biri Premier Lig'e kadar giderken, diğeri Türkiye'de sıkıştı kaldı. Gerçi Navas City'e transfer olunca, Türkiye'de "Sevilla Navas'ın boşluğunu doldurmak için Sabri'yi istiyor" haberleri çıkmıştı ama inandırıcı değildi. Zaten o yıllarda Sabri çoktan bir sağ beke evrilmişti bile. 

Her ne kadar Sabri hakkında yapılan tartışmalarda azınlıkta kalsak da, Sabri'den de daha farklı bir kariyer beklemiştik. Burada Sabri tartışmaları yapılırken, Navas İspanya futbolunun altın döneminde yer aldı. Sayısız kupa kazandı. Sevilla'nın UEFA hanedanlığı onunla başladı. İspanya'nın kupa kazanan 2010 ve 2012 kadrolarında yer aldı. Biz Sabri'den Navas olmasını bekledik, olmadı. Yıllar geçti; bu sefer Navas, Sabri oldu. İyi de oldu. Onu izlemek ilk defa bu kadar büyük keyif veriyor... Üstelik eskisinden daha çok asist yapıyor. Ve o yaşta halen milli takıma seçilmeye devam ediyor.

Pazartesi, Mart 14

Fabi Giderken

Avrupa'da gol vuruşu en iyi forvetlerden biri; Türkiye'de Fenerbahçe'nin transfer listesinin vazgeçilmezi olarak bilinen Luis Fabiano Avrupa'ya veda etti, artık ülkesinde oynayacak.

Sevilla için kötü bir durum. Ama Brezilya Ligi giderek daha cazip bir alıyor. Futbolu bırakan Ronaldo'dan doğan açığı Fabiano kapatacak.


Çarşamba, Mayıs 19

Copa del Rey 2010


Real Madrid Madrid'deki Şampiyonlar Ligi finalinde yok, Barcelona ise 40 yıl sonra kendi şehrinde oynanacak olan kupa finalinde yok. Nou Camp'a gelen takım, bu sezon İspanya'nın Avrupa Kupası kazanan tek takımı A.Madrid. Rakibi ise Sevilla.

İspanya'da finale ev sahipliği yapan yerler bizdeki gibi, belirsiz. Ne Almanya gibi Berlin klasiği, ne İngiltere gibi Wembley efsanesi var. Barcelona finale şehir olarak en son 2004'te ev sahipliği yapmıştı. Madrid'in Real'i rakibi Zaragoza'ya uzatmalarda Luciano Galletti'nin attığı golle yenilmişti.

Nou Camp'da oynanan son final için ise 40 sene öncesine gitmemiz gerekiyor. Barcelona'nın stadında kupayı kaldıran Real Madrid oluyordu. Valencia'yı 3-1 yenerek şampiyonluğa ulaşmış Real.

A.Madrid'in kupa hasreti 15 seneye yaklaşıyor. 1996 yılındaki finalde , Zaragoza'nın La Romareda Stadı'nda Barcelona'yı Pantiç'in uzatmadaki golüyle 1-0 yenen A.Madrid, o günden sonra 2 kere final oynasa da (1999 ve 2000) kupaya uzanamadı. A.Madrid 17 kere final oynadı, 9 kere şampiyon oldu, 8 kere finalde kaybetti.

Sevilla ise kupaya en son 2007 yılında Madrid'de ulaştı. 59 sene aradan sonra kazanılan finalde rakip Getafe'ydi. Kanoute'nin golü kupayı Endülüs topraklarına getirdi.

Sevilla bugüne kadar 4 kez kupaya ulaştı, 2 kere finalde kaybetti. Oynadığı 6 finalini 5'ini Madrid'de oynaması pek büyük bir tesadüf değil. Çünkü finallere ev sahipliği yapma rekoru Madrid şehrinde. Sevilla Madrid dışındaki tek finalini tıpkı bu akşam oynayacağı gibi Barcelona'da oynadı, rakibi Racing Ferrol'u 6-2 mağlup ederek final tarihinin en gollü maçını oynadı.

Kupayı en çok kazanan takım Barcelona. Katalan takımı 25 kez kuapaya ulaştı ama en çok finali Bask takımı A.Bilbao oynadı. 23 kupa alan A.Bilbao 36 kez final oynadı. İki takım en son geçen sene finalde karşılaşmış, dünyadaki tüm kupaları süpüren Barcelona, Bilbao'ya da kupa kazanma fırsatı vermemişti.

Kupayı 10'dan fazla kazanan bir diğer takım da Real Madrid. Real, 17 kez kupa kazandı ama 19 finalden de eli boş döndü. Real Madrid, 1993'ten beri kupayı kazanamıyor ve o günden beri finale sadece 1 kere yükselebildi.

A.Madrid bu akşam kupayı kazanırsa kupa sayısı çift basamaklı sayılara ulaşacak 4.takım olacak.

Kupa sahibini 5 kez penaltılarda, 3 kez uzatmalarda buldu. 108 senelik kupa tarihi için oldukça az bir rakam.

Çarşamba, Ocak 6

Kimdi O?


"Kimdi o? Capel miydi? Futbolcu, yani sporcu olup da adam olamamış olan. Kalk lan ayağa! Adam gibi oyna! Bas çalımı, geç geçeceksen adamını! İkide bir soytarıca, onursuzca kendini yere atıp, kıvranma ya da kıvırma!"

Tamer Bağlan, 2008'deki Sevilla maçı sonrası böyle yazıyordu Sevilla'nın kanat oyuncusu Capel için. O zaman çok gençti Capel. Hala genç sayılır. Dün, ayağa kalkmış adam gibi oynamış. 2009 yılının en iyi takımını devirmiş. 1 gol atmış, bir de penaltı yaptırmış. Şimdi Guardiola sorar, "kimdi o?" diye. Capel ne zaman karşıma çıksa, aklıma da Tamer Bağlan geliyor. Bu durumu değiştirmek çok zor.

Bu arada Sevilla'da Puerta olayı daha tazeliğini koruyor ama kalp sıkıntısı bitmiyor. Sergio Sanchez, kalbindeki sorun nedeniyle hastanade tedavi altında. Gollerden sonraki, hareketlerin anlamı o.