Pazartesi, Ekim 19

Güney Afrika İçin Son 4


İrlanda Cumhuriyeti-Fransa
Portekiz-Bosna Hersek
Yunanistan-Ukrayna
Rusya-Slovenya

Eşleşmeler bunlar. Koyu renkler istediğim takımlar. Birbirleriyle eşleşmediler. Güzel oldu. Ama zor kura. İrlanda ve Bosna çok çalışacak. Trapattoni, Domench'in hakkında gelir de, Dzeko ve Vedad ne yapar bilemiyorum. İç savaşın çocukları inşallah C.R.'ya evinin yolunu tutturur. Maçlar 14 ve 18 Kasım'da oynanacak.

Türkiye Kupası Play-Off Turu


Kuralar bugün çekildi. Hemen kısa yorumlar yapalım eşleşmeler için.

Tokatspor-Ankaraspor: Ankaraspor'un akıbeti belli değil. Nasıl bir kadroyla çıkacak, hatta çıkacak mı bilmiyoruz. Tokatspor kendi liginde güçlü bir takım. Geçen senelerde de gruplara kalmıştı. Maç oynansa bile turu geçer diye düşünüyorum.

Ankaragücü - Karşıyaka: İki köklü takım, biri kupaya erken veda edecek. Ankaragücü ağır favori. Karşıyaka'nın ligi düşünerek maça asılacağını sanmıyorum. Maç İzmir'de oynansaydı denge sağlanabilirdi.

Kayserispor - Manisaspor: Kayserispor yener diye tahmin ediyorum.

Mersin İdman Yurdu - Antalyaspor: İki Akdeniz takımı. Mersin çok pzisyona giren ama forvetsizliği nedeniyle gol atamayan bir takım. Antalyaspor ise savunması yüzünden çok sıkıntı çeken bir takım. Gollü bir maç olur. Gününde bir Mersin İ.Y, Antalyaspor'u mağlup edebilir.

Güngören Bld. Spor - Bursaspor: Tartışmaya gerek yok.

B. Şehir Bld. Spor - Gençlerbirliği: Zor, ortada bir maç. Gençlerbirliği'nin kazanmasını istiyorum ama İBB kolay teslim olmaz.

Galatasaray - Bucaspor: Tahmini skorum nedense 5-2. Sami Yen'de Bucaspor'u izlemek keyifli olacak.

Diyarbakırspor - Tarsus İdman Yurdu: Diyarbakırspor ligin başındaki havasından uzak. Karışıklık devam ederse bir süprizle karşılaşabilir. Tarsus İdman Yurdu sakat takım. Ama normal şartlarda Diyarbakırspor geçer.

Kasımpaşa - Kayseri Erciyesspor: İki ligin de iki zayıf takımı. Kasımpaşa geçer.

Denizli Bld. Spor - Kastamonuspor: Denzili sezona istediği gibi başlamadı. Yavaş yavaş toparlanıyorlar, Kastamonuspor ise süpriz takım. Boluspor'u eleyerek geldiler. Ortada, dengeli bir mücadeler. Ev sahibi avantajıyla Denizli Bld.Spor önde.

Denizlispor - Gaziantepspor: Burada ise tam tersi. Denizlispor'un durumu iyi değil. Kura bugün çekildi, hafta sonunda yaşananlar Gaziantepspor'u öne çıkarıyor. Maç günü performansı olağanüstü olmazsa Gaziantepspor geçer

Konya Şekerspor - Adanaspor: Adanaspor çok rahat geçer. Konya Şekerspor'un tur atlaması için Adanaspor'un sahaya yedeklerle çıkması gerek. Kemal Kılç gibi hırslı bir hocanın bu yola başvuracağını sanmıyorum.

Orduspor - Belediye Vanspor: Orduspor havaya girdi, kupada yoluna devam edip gruplara kalır.

Giresunspor - Çaykur Rizespor : Kadro kalitesi olarak eşit sayılırlar. Hoca kalitesi olarak Giresunspor önde. Evsahibi ekip Giresunspor. Ama yine de Ç.Rizespor geçer. Takım havasını bulmuş durumda.

Altay - Samsunspor: Samsunspor son deplasman galibiyetini tam 1 sene önce aldı. Deplasmanda son yendiği takım da İzmir'de Altay'dı. Altay'ın yedekleri maçı belirler.

Yalovaspor - Eskişehirspor: Eskişehirspor devam

Thomas Doll

Hedef belirlemek kolay bir şeydir. Öncelikle buna hazır olmak gerekir. UEFA Kupası'na gidelim demek çok kolaydır. Benim için UEFA Kupası'na gitmekten çok, pas hatalarını düzeltmemiz veya takımı geliştirmek çok daha önemli.

Alkışlarla yaşayan site

alkislarlayasiyorum.com bir arakadaşımın tavsiyesiyle girdiğim ve o gün bugündür düzenli olarak takip etmeye başladığım bir site oldu. Sitede bulunan videolar gerçekten izlenmeye değer, televizyon dünyasından komik enstantaneler, eski Türk filmlerinden efsane replikler, efsane atari oyunları ve özellikle de sağ üst sayfada duran mini sözlükle mükemmel. Ve bence çok gerekli bir ihtiyacı da karşılıyor. Ne diyelim yapanın video ekleyenin eline sağlık...

Geçmiş zaman olur ki...

Aklım tamamen derbide olsa da biz de teknik direktör modasına uyup önümüzdeki maçı düşünüyoruz diyelim bakalım. Derbi öncesine denk geldiği için kimse pek sallamıyor ama Steaua Bukres maçı Fenerbahçe'nin kader maçlarından biri. Diğeri de yine aynı maçın Kadıköy'deki versiyonu olacak. Sheriff maçından sonra niyeyse "biz bu grubu yeriz" havası oluştu insanlarda. Ben pek öyle düşünmüyorum açıkçası. Gruba birinci torbadan dahil olan takımla, yani kağıt üzerindeki favoriyle kendi evinde oynayacağız. Yenildiğimiz takdirde ki bu oyunla ve kafaların pazar gününde olması sebebiyle yenilmemiz daha büyük ihtimal, Fenerbahçe gruptan çıkma şansını ateşe atacak. Çünkü Kadıköy'de yenemediğimiz takdirde direksiyon Steaua'da olacak...
***
İki takımın ilk eşleşmesi değil. Bundan 12 yıl önce UEFA Kupası 1. turunda eşleşmişti Fenerbahçe ve Steaua Bukreş. Foto ya 1996 ya 1997 sonbaharına ait. Her neyse biz eşleşmeye dönelim. 1996-97 sezonunu üçüncü bitiren Fenerbahçe bir sonraki yıl UEFA Kupası 1.turunda Steaua Bukres ile eşleşti. Deplasmandaki maçı o zamanlar daha Murdoch'un satın almadığı TGRT yayınlamıştı. Maçı da Ümit Aktan anlatmıştı. Maç 0-0 bitmişti. Boliç bu maçta saç-baş yoldurmuş, bir penaltı atışını da dışarı yollamıştı. Fenerbahçe'nin rahatlıkla kazanabileceği bir maçken berabere bitmişti ancak Kadıköy'de kesin turu geçeriz diyorduk. Kadıköy'deki rövanşta maçın ilk dakikalarında golü buldu Steaua Bukres. Bir de ilk yarının sonlarına doğru Rüştü'nün hatalı çıkışıyla yediğimiz abuk subuk bir gol vardı. İkinci yarıda Boliç'le 1 gol bulmuştuk ancak yetmemişti. Fenerbahçe bir sonraki yıl eşleştiği MTK ile yine deplasmanda etkili oynadığı bir maçta 0-0 berabere kalmış ve yine Kadıköy'de Rüştü'nün hediyesiyle turu geçememişti. Geçen sene MTK ile olan hesabını zorlanmadan gördü takım. Ancak Steaua maçlarının o kadar kolay olmayacağı aşikar.

Galatasaray 4-3 Trabzonspor


Dün maça gitmem son anda belli oldu. Trabzonspor maçlarının güzelliği ve Fenerbahçe maçından önce oynanan son lig maçı olması ve üstüne Fenerbahçe'nin yenilgisinin gelmesi maça gitmeyi kaçınılmaz kıldı.

Başka bir takımla oynasaydık ve başka bir zamanda oynasaydık gitmezdim. Trabzonspor maçları bir başka oluyor çünkü. 2003-04'te Frank De Boer, Fatih Tekke, Yattara, Orhan Ak, Abdullah Ercan özneli bir maç, 2004-05'te Sami Yen'de Symko ve Gökdeniz golleriyle şampiyonluğu kaptırdığımız maç, 2005-06'da şampiyonluk yolunun en önemli virajında, yağmurlu bir günde 4 gollü bir galibiyet (ve Tolga Zengin'e merhaba), 2006-07'de hakem sayesinde zora giren maçı Arda ve İliç'in çabalarıyla kazanmamız. Hepsi güzel (aslında bazen acıklı) ve unutulmaz bir 90 dakika yaşanmasına neden oldu.

Dün de öyle oldu. Maç o kadar zevkli ve heyecanlıydı ki, bu maçı uzun uzun yazmaya gerek yok. En azından analiz olarak. Hem de kazanan biz olduğumuz için, çok irdelemektense aylar-yıllar sonra unutulmaz maçlar adı altında yazılır. Tıpkı yıllar evvel 5-3 yenildiğimiz maç gibi. (Kevin Campbell)

Zaten maça geç girdiğim için kolay adapte olamadım. Amaç erkenden öne geçip Fenerbahçe özneli tezahüratlar yapmaktı. Kewell golü atınca ateşi yakmış oldu. Daddy Cool melodisiyle girilen Harry Kewell duraklama yapmadan "Fener Geliyoruz"a döndü.

Ardından bir de 2.gol. 3 gün arayla 2 gol atan bir Servet, ilk golün ortasını yapan Sabri. Herşey beklenenden daha güzeldi. Haliyle derbi de başlamıştı. Tayfun Cora'nın golü devreyi 2-1'e getirince kimsenin morali bozulmadı. Bir kaza golü olarak görüldü.

Maçın ilk yarısında Ayhan ve Colman savaşını izledim. İkisi de müthişti. Top kapma yarışına girdiler. Ayhan'a yardım edenler olunca bu mücadeleyi önde bitirdi ilk 45 dakikada. Colman ise yalnız kaldı. Keita beklenen atarları yapamasa da Sabri ile o tarafı iyi kullandılar. Kewell gole rağmen yine erken tükendi, Baros kavgasını yaptı hem savunmayla hem topla, Arda son haftalara nazaran daha etkilydi, Gökhan Zan zaman zaman korkuttu ama beklediğimden daha iyidi, Hakan Balta takımın en kötü adamıydı, Mustafa Sarp her zamanki gibiydi. Ama bunların hiçbiri önemli değildi. Çünkü "içimiz rahat etmiyordu."

İkinci yarı dengeler değişti. Ayhan'ın yardımcıları ve bıraz da Ayhan oyundan düştü. Üstelik Colman'a Serkan Balcı ve birazda Gabriç yardımcı oldu. Colman atınca 2-2 oldu. Colman ayrı bir yazı konusu. Bana göre 4 büyüklerdeki en iyi orta saha. Şimdi bu cümle de yanlış anlaşılacak. O yüzden "en beğendiğim orta saha" diyebilirim. Ben beğeniyorum birader, sorgulama beni..

Colman'ın golü 2-2'ye getirince akla hemen geçen sene geldi. Yine önde olduğumuz bir maçta 2-2'ye getiren Colman'dı ve hafta içi yine önemli bir Avrupa Kupası oynayacaktık.

Trabzonspor, Karadeniz inadı ile saldırmaya başladı ve bu anda maçın kırılma anı gerçekleşti. Serkan Balcı, müsait pozisyonda topu auta atınca, Trabzonspor'un geri dönüşü efsanevi bir boyuta taşınmadı.

Beşiktaş maçında olduğu gibi, yine inanılmaz bir gerginlikle baskıyı yerken, arka arkaya 2 gol bulduk. Ve o dakikada yine Kadıköy'e gittik. Colman 4-3 yapınca, maçı bitirmemiz gerektiğini farkettik.

Neyse ki talihsiz bir şaka yaşamadık. Zevkli, heyecanlı bir maçı kazandığımız için keyifle ayrıldık tribünden.

Maç bu, olay bu. Ben maçı beğendim. Çok hata yaptık. Doğru. Ama karşımızdaki takım da Trabzonspor. Madem iyi oynadığımız maçlarda puan kaybedince yerin dibine batırılıyor takım o zaman, böyle kazanınca da mutlu olmaya hakkımız var. Biz kazandık mutluyuz, gerisini Rijkaard hocamız düşünür zaten.

Galatasaray tribünü ise kötüydü. Fakat bunun için bahane uydurabiliriz. Trabzonspor'un bizi germesi, Fenerbahçe'nin kaybetmesi, haftaya derbi olması gibi nedenler güçlü bir tribün oluşmasına engel oldu. Ama en azından topçuya sataşan densizlerin bu maç çok fazla sahne almaması benim için teselli oldu.

Böyle keyifli ve güzel bir maç izlettikleri için iki takım topçusuna da, golü düşünen iki hocaya da, 3 puan kazandırdıkları için bir kez daha bizim topçulara teşekkür ederim. Ötesine gerek yok.

Pazar, Ekim 18

Gaziantepspor 2-1 Fenerbahçe

Bir deplasman maçı, hele ki bir gündüz deplasmanı, büyük takımlar için her zaman potansiyel puan kaybı riskini taşıyan maçlardır. Bu 8'de 8'e rağmen Fenerbahçe için de geçerliydi sonuçta. Elbet bir yerde kaybedecektik, burası Gaziantep oldu. Burası Antalya da olabilirdi, Kadıköy de olabilirdi. Pekala Belediye ve Manisa maçlarında da puan kaybedebilirdi Fenerbahçe. Olmadı, Daum'un yüklediği kondisyonla oyuncuların 90 dakika mücadele etmesi diyenler oldu son dakika golleri için, şans diyenler oldu, çeşitli yorumlar getirildi. Gerçek şu ki Fenerbahçe Gençlerbirliği maçına kadar oynadığı maçlarda fazla iyi oynamadan kazanmıştı. Galatasaray aynı anda kazandığı için Galatasarylılar'ın o çok eleştirdiği Rıdvan (rıdvan ne zibidi, babanın oğlu mu) "bir taraf dolu dolu oynayarak kazanıyor, diğeri şansının yardımıyla" demişti. Galatasaray üst üste iki hafta puan kaybedince Fenerbahçe bir anda yenilmez armada gibi oldu, o yere göğe sığdırılamayan uzay takımı yerin dibine sokuldu bu kez de... Neyse biz maça dönelim, demek istediğim iki takımın aldığı sonuçların diğerinin eleştirilmesinde veya övülmesinde büyük rol oynadığıdır.
***
Daum belli ki Kazım inadından vazgeçmeyecek. Yani bu inat artık, bu tercih için başka bir şey söz konusu değil. Şimdi Kutay kızacak, hatta es kaza bu bloga denk gelip Bilgin Gökberk bu yazıyı okusa "sen kimsin ki Daum'u eleştiriyorsun" diye düşünecek. Eleştiririm arkadaş. Kimse kusura bakmasın. Ben eğer maçtan hemen sonra %100 kabahatli olmasına rağmen çamurluğumu çizen kadına, "abla maç gitmiş, araba yansa ne olacak" diyip basıp gidiyorsam, Fenerbahçe'nin kazanması kaybetmesi benim hayatımı etkiliyorsa, bir mağlubiyetin ardından taciz telefonları alıyorsam (haftaya görüşürüz Selim efendi), moral motivasyonum etkileniyorsa, kaybettiğimiz bir maç sonrası hangi akla hizmet olarak Bekir İrtegün'ün oyuna alındığını sorgularım. Ya Daum bu, ligin kurdu, elbet vardır bildiği diyemem. Çünkü bu şekilde hiçbir teknik direktör eleştirilemez. Hoca eleştirilir ama kanatlara neden yayılamadık diye, ya da neden 1-0'ı korumaya çalıştık diye eleştirilir diyenlere de Daum bir demogog ustalığıyla "o dakikaya kadar ihtiyacımız yoktu" şeklinde yapıştırıverir cevabı ve susar kalırsınız.
***
Bir oyuncuyu kazanmak için ne kadar sabredilir bilmiyorum, sakat ya da cezalı olmadığı her maçta Kazım ilk 11 oynadı. İnanılır gibi değil bu. Attığı goller, girdiği pozisyonlar aldığı süreyle ters orantılı. Bu kadar süre alan bir oyuncudan daha iyi işler bekliyorsunuz, o formanın hakkını vermesini bekliyorsunuz. Kötü oynadığı zaman da doğal olarak oynatılmamasını bekliyorsunuz. Kaldı ki bir oyuncu kötü de oynasa hırsıyla, mücadelesiyle, arzusuyla taraftarın kalbini fetheder. Ama sahada olan biten de bu adamın umrunda değil.
***
Bir tarafta eski takımına karşı inanılmaz hırslı ve arzulu oynayan, rakibin bana göre en etkili ismi olan Olcan, diğer tarafta eski takımına karşı sağbek olarak oyuna girip altıpasın biraz dışından yaptığı ortayı taca yollayıp, son dakikadaki golün güzelliğine rağmen gol öncesi yapılan gereksiz faulün mimarı Bekir. Oyuncuların saha içindeki tercihlerini çok eleştirmem, o an o heyecanla insan adını bile unutabilir. Ama bu maç Bekir'in Fenerbahçe'deki geleceğini biraz etkileyecek sanırım. Ondan sağbek yaratmaya çalışan Daum'a da selam olsun tabi bu durum. Hangi akla hizmet oyuna alındığı ise tamamen muamma. 1-0'ı korumak için mi? Evet Gaziantep soldan etkili geliyordu ama bu durumun mimarı Gökhan'a hiç yardımcı olmayan Kazım olmasın sakın? Neyse biz küçük beynimizle dahiyi eleştirmeyelim, ayıp olur futbol ulemalarına. Twente maçında korunamayan skor Gaziantep'te de korunamadı. Orada korunmaya da çalışılmadı aslında, bir anda 2 gol birden yedi Fenerbahçe. Ama burada skoru korumaya çalıştık ve başaramadık. Daum yine bir demogog ustalığıyla, bu maçtan öğrenilecek çok şey var, hemen ayağa kalkmalıyız falan diyecektir tahmin etmek güç değil. Ama bence bugün Fenerbahçe tamamen teknik direktör hatasıyla kaybetti maçı. Kim ne derse desin. Dolayısıyla kendisinin öğreneceği şeyler var belki de. Teknik direktörün, sebebi ne olursa olsun oyunun kontrolünü rakibe veren sahadaki mevcut 11'e bu kadar süre tahammül etmesi, yaptığı değişikliklerin ne işe yaradığını geçtim, yarayacağının bile belli olmaması sonucunda 88'de kalkan tabela için "bu dakikadan sonra g.tüne sok Özer'i" diyen taraftara kızmasın kimse...

Takımı Kadıköy'e Uğurlama Haftası


MSN kullanmaya başladığımdan beri her Kadıköy öncesi Sami Yen'de oynanan maç için yazdığım iletidir bu. Peralta iyi bilir. Az muhabbetini etmedik. Ve işte o tabirin bu sene gerçekleştiği günler bu günler.

Öncelikle şunu söyleyelim. Daha önce pazar günü oynanan lig maçı için derdim bunu. Yani aslında takımı Kadıköy'e uğurlama maçıdır. Ama bu hafta Sami Yen'de iki maç oynayacağımız için bunu bir haftaya yaymak mümkün.

Ritüelleri, klasikleri, gelenekleri seviyorum. Bugün oynanan maçta da kendi içinde klasikler yaşanacak. Tezahüratlardan farkedilecek. Takım sahaya çıkınca, "ne kupa ister bu şen gönlüm" denir. Ardından takım tribünlere çağrılır, "söz verin söz verin gelin bize söz verin" denir. Sonra maç başlar. Maç 2 farka ulaşırsa, işte o zaman, o dakikada derbi başlar.

''Basın yalan yazıyor şampiyon olmayınca", mehter marşı melodili tezahürat (şimdi söylemeyelim argoları), ''Kadıköymüş ora", "Kadıköy'de hodri meydan" ve daha niceleri söylenecek.

Bazıları diyecek ki, Galatasaray taraftarı maçı bıraktı Fenerbahçe maçını düşünüyor. Ulan Galatasaray taraftarı zaten her zaman Fenerbahçe maçını düşünür.

Bu, takımı uğurlama olayı önemlidir. Tribünün bu maçı ne kadar çok istediğini anlaması lazım diye düşünürüm. Buradan, Sami Yen'den bu bilinçle çıkmaları gerektiğine inanırım.

Gerçi son yıllarda Kadıköy'den aldığımız tek beraberlikte, 2008'in kupa maçının öncesinde Sami Yen'de maç yoktu. Kura çekiminden 1 hafta sonra Fenerbahçe ile oynamıştık ve aradaki maç Ankaragücü deplasmanıydı. Haliyle takım Sami Yen'den, "söz verin" sözleriyle çıkmadı. Sonunda oradan berberlik geldi.

Olimpiyat'tan döndüğümüzden beri oynadığımız bu uğurlama lig maçlarının 2 tanesi dışında hepsi 2 farklı kazanıldı. Birinde İBB 2-0'dan 2-2 oldu, diğerinde Gençlerbirliği'ne 2-1 yenildik. Yani kazanılan maçlarda illa bir müddet Kadıköy içerikli tezahüratlar yapıldı.

Bunları yazıyorum gerçi ama aslında bu derbinin heyecanından. Derbiyi sevdiğimden. Yoksa iddialı olduğumdan falan değil. Bunlar olacak, olmalı. Bu şehirde yaşayıp 3 takımıdan birini tutan ve hayatının merkezine koyan herkes beni çok rahat anlar. Haftaya bir maç oynanacak, herkes o maçı konuşacak ama sadece ufak bir kesim yaşayacak.

Bazıları için tek amaç Facebook'ta video paylaşmak. Benim için değil. Benim için amaç rekabeti yaşatmak. Sokakta, tribünde, sağda solda. Yoksa yukardaki fotoda 6 Kasım pankartı olmazdı. Ben Fenerbahçe'ye bağırayım bu akşam, mahalledeki çocuklar da televizyondan duysun. Onlar da başka bir şey yapsın. Yaşayan, hisseden anlar bu duyguyu.

Zaten asıl önemli olan takımı Kadıköy'e uğurlamak değil, Kadıköy'den karşılamak. İşte o zaman yapılan tezahüratlar daha anlamlı oluyor ve son yıllarda kazanılmış şampiyonlukların miladı sayılıyor. Kadıköy'e herkes uğurlar, Kadıköy'den kimse karşılamaz. Fenerbahçe maçına herkes gitmek ister, önemli olan kasım soğunda Sivasspor maçına gelmek...

Cumartesi, Ekim 17

Veryansın


Nihat Genç'in, Serdar Akinan ile beraber yaptıkları Ne Var Ne Yok adlı programdan derlenen bir kitap. Programı her zaman izliyordum. Kitabı okurken, gözümün önüne sürekli bu progarm geldi. Okuyun, okutun diyebileceğim bir kitap.

Nihat Genç'i sevdiğimi buradan defalarca yazdım zaten. Bu sefer Serdar Akinan'a değinmek lazım aslında. Bütün program boyunca, "abi bu hafta şunlar şunlar oldu" diye başlaması ve "abi ağzına sağlık" diyerek bitirmesi dışında sesini çok az duyardık. Ama bu onun asist kralı olmasını engellemiyordu. Nihat Genç'i bir televizyon programına çıkarması bile yeterken, o bir de ince pasları ile Nihat Genç'in önünü açıyordu. Tabi sadece bu program değil, TV kanallarında ve gazetelerde yazdıklarıyla bizim de ufkumuz açtı. Sanırım, ilk göz önünde olduğu programlardan biri sayesinde, partneri Saba Tümer'in de önünü açtı. Saba Tümer'e dair aklımızda kalan iyi şeylerin çoğu o programdan dolayıdır.

Güzel bir programdı. Sanırım şu an Nihat Genç, Avrsaya TV'de bir program yapıyor. Ben izleyemiyorum. Serdar Akinan'ı da Twitter'dan takip ediyorum. Bir sayfiye yerinde kurtlarla, çakallarla uğraşıyor. İkisinin hayatında da değişen pek bir şey yok aslında.

Cuma, Ekim 16

1.Lig Yabancıları


Sezon başlayalı 8 hafta olmuş, yarın 9.hafta başlayacak biz bu yazıyı daha yeni yazıyoruz. Olsun. Hiç yazmamaktan iyidir.

Bilindiği gibi Süper Lig'in alt liginde geçen seneden beri takımlar yabancı futbolcu oynatabiliyor. 21 Yaş sınırı olan bu yabancılar, geçen sene çok dikkat çekti (bu sene sınır 23'e yükseldi). Gol kralı bir Brezilyalı Bruno oldu. Ordusporlu golcü çok kalmadı ve memleketine Adriano'nun yanına döndü. Kartalspor'un Azeri ve Kazak futbolcularını yabancıdan saymazsak, ki TFF saymıyor, 28 tane yabancı futbolcu oynuyor ligde. Hemen istatistikler verelim.

Ligde en çok Kamerunlu futbolcu var. Tam 8 tane Kamerunlu oynuyor. Onları 4 tane Brezilyalı takip ediyor. Geçen sene bu zamanlar 7 Brezilyalı'ya karşı 5 Kamerunlu vardı. Afrika Aslanları üstünlüğü eline geçirmiş durumda. Ligde yer alan diğer ülkeler şunlar:

3 tane Gana, 2 tane Fransa, 2 tane Arnavutluk, 1'er tane Bolivya, Senegal, Arjantin, Hırvatistan, Nijerya, Uganda, Liberya, Norveç, Gürcistan.

Ligin en yaşlı yabancısı 1982 doğumlu Ç.Rizesporlu, Brezilyalı Riberio. Kendisi zaten 3 yıldır burada oynuyor ve ligin en tecrübeli yabancısı sayılabilir. Süper Lig kariyeri de mevcut.

Ligin en genç yabancısı ise 1992 doğumlu Karşıyakalı Tonia Tisdell. Liberyalı, forvet mevkiinde görev yapıyor.

Kocaelispor ve Bucaspor'un yabancı futbolcusu yok.

Adanaspor'un iki Kamerunlusu Etame Mbilia ve Mark Kibong çok sempatik iki futbolcu. İki senedir burdalar ve taraftarın gözbebeği oldular. Fizikleri ve hızları şahane. Ara ara Kamerun milli takımına çağırılıyorlar. Mbilia, Eto'o tarzı bir golcü. Kibong ise fırtına sağ-sol açık.

Altaylı Tiago ve Molina da geçen sene burada olanlardan. Teknikleri çok iyi. Fakat sık sakatlanıyorlar. Tiago aynı zamanda çok fazla cezalı duruma düşüyor.

Boluspor'da Arnavut orta saha Gilman Lika yer alıyor. Golleri atıyor ama performansı henüz hala istenilen düzeyde değil. Daha önce Hacettepe'de oynamışlığı var.

Dardanelspor iki Fransız getirdi. Babacar Diallo ve Thomas Mendy. Mendy oyuna genelde sonradan giriyor. Diallo ise kadroda kendine yer bulmaya başladı.

Rizespor'un diğer yabancısı Diakhate, bana göre ligin mevkisinde en başarılı oyuncularından. Ön libero. Senegalli. Türkiye'ye geleli 1 sene oldu ama şimdiden 3 takım değiştirdi. Kartalspor ve Sakaryaspor'dan sonra şimdi de Rize'de.

Gaziantep BB Spor tek yabancılı takımlardan. Kamerunlu Roland Bebbey 1986 doğumlu.

Giresunspor bir Brezilyalı bir Bolivyalı'ya sahip. İkisi de lige iyi başladı sayılır. İkisi de forvet oynuyor. Fabiano Monteiro ve Ricardo Pedirel tam hazır olmasalar da ilerleyen haftalarda çok fazla can yakar.

Hacettepe'de Ganalı Daniel Addo ve Hırvat Ante Kulusiç yer alıyor. İkisi de geçen sezonlarda ülkemizde oynamıştı.

K.Karabükspor'da Nijeryalı Emanuel Emenike ve Ugandalı Hassan Wassva var. Emenike, taklalarıyla fenomen olmaya koşacak bir forvet. Hassan ise orta sahada oynuyor.

Karşıyaka'nın diğer yabancısı forvet Albert Mfongang. Kamerunlu, 1987 doğumlu futbolcuyu çıplak gözle izlemek istedim. 30.dakikada dili dışarı çıkmıştı. Bana umut vermedi.

Kartalsporlu Shaibu Yakubu Ganalı. O da geçmişte Ankara macerası yaşayan futbolculardan. Şu ana kadar 4 gol attı. Gol krallığında iddialı.

K.Erciyesspor'un iki Kamerunlu futbolcusu, Emanuel Njock ve Severin Bikoko aynı bölgede oynamalarına rağmen birbirlerinden çok farklı. İkisi de geçen sene buradaydı. Bikoko takımını ligde tutan isimlerin başında geldi ve bir çok takımdan transfer teklifi aldı. Njock ise çok az süre aldı. Fakat buna rağmen bu sene takımda kalmaya devam etti.

Konyaspor'un yabancılarını Süper Lig'den biliyoruz. Norveçli Branimir Poljak ve Brezilyalı Kaue Da Silva forvet olmamalarına rağmen attıkları gollerler dikkat çekiyor. Özellikle Da Silva frikik golleriyle takımına şimdiden birçok puan kazandırdı.

Mersin idman Yurdu'nun yabancıları Kamerunlu. Ghislain Aime Emo ve Raymond Ndong. İkisini de izlemek nasip olmadı daha.

Orduspor'un Ganalı oyuncusu Jerry Akaminko tam bir azman. Şaka tabi. Güçlü fiziği ve süratiyle dikkat çekiyor. Stoper, bek be ön libero oynuyor. Geçen sene de takımdaydı. Bu sene son sıraya demir atan takımın en başarılı ismi. Arnavut forvet Cevahir Sukaj ise kaçırdığı gollerle saç baş yolduruyor.

Samsunspor'un Gürcü forveti Çelidze ise takıma sezon başladıktan sonra katıldı. Takıma adapte sorunu devam ediyor.

Yabancılar bunlar. Yazı bu kadar. Sene sonu değerlendiririz bir daha bu isimleri.

Nostaljik Bir Rövanş U-20 Finali


U-20 Dünya Kupası'nın finali bu akşam oyananıyor. Finalistler Gana ve Brezilya. İki takımı da ara sıra göz ucuyla izledim. Güzel bir maç olmasını umuyumuyorum ve hemen 1993 yılının mart ayına gidiyorum.

İki takım da finale çıkınca aklıma 1993 yılında oynanan maç gelmişti. Televizyondan izlediğim bir Brezilya-Gana maçı hatırlıyordum. 2-1 yenmişti biri ama kimin yendiğini de hatırlamıyordum. Şimdi ufak bir araştırma yaptım ve bilgilere ulaştım. Aklımdaki herşey yerine oturdu.

Bir insan 1993 yılında, yani şimdiki gibi televizyonların her maçı vermediği zamanlarda, bir gençler dünya kupası finalini niye izler ve nasıl hatırlar?

Öncelikle şunu söylemek lazım, 1993 yılındaki maç muhteşemdi. En azından ben çocuk aklımla öyle hatırlıyorum. Yüksek tempolu bir maçtı. Heyecan doruklardaydı. Maçın unutulmazlığının nedeni buydu. Bir başka etken de turnuvanın Avustralya'da düzenleniyor olmasıydı. Türkiye'de gündüz vaktiydi bu maçı izlerken, maçtan sonra sokağa çıkıp top oynamıştım hatta. Ben de Gana takımını seçmiştim. Oysa Avustralya'da yerel saatle 19.00'da başladı maç. Saat farkını ilk fark edişim o gün olabilir. Dışarıda hava güneşli, televizyonda karanlık. Güney Yarımküre'nin varlığını da o gün öğrenmiş olabilirim. Zaten coğrafya ve yakın tarihle ilgili bildiklerimin yüzde 90'ını futbol sayesinde öğrendim. Maç izlememize vesile olan da sanırım maçın hakemiydi.

Bu turnuvanın final maçını Ahmet Çakar yönetmiş. Sanıyorum Türk televizyonları bu yüzden (o yıllarda 2 tane vardı zaten) Çakar'ı atlamadılar ve maçı yayınladılar.

Maçta Gana'yı tuttuğumu çok iyi hatırlıyorum. Ama bu maç öncesinden mi başladı yoksa sonradan, maç içinde mi oluştu emin değilim. Türk futbolseverlerin en sevdiği, sempatik bulduğu iki grup. Afrikalılar ve Brezilyalılar karşılaşıyor. Evde Brezilyaseverler vardı. Bense nedense Gana'yı tercih etmiştim. Sanırım favori Brezilya olduğu için olabilir. Favorileri tutmadığım için, BJK'nin şampiyonluklarına rağmen Galatasaraylı olmuştum. (Konudan uzaklaşmayalım 2 ay sonra hatırlayabildiğim ilk GS şampiyonluğu gelecekti zaten)

Gana maçın başında öne geçti, ikinci yarıda Brezilya beraberliği yakaladı, son dakikada ise kupayı kazandı. Gana'ya sempatim bu yüzden gelmiş olabilir. Mazlumun yanında olma isteği. Ve herhalde Brezilya'yı o günden sonra hiç sevememe nedenim, hem bu maçtır, hem de 1 yaz sonra ABD'de Baggio'yu üzüp aldıkları kupadır. Bizim bir üst kuşak için Almanya neyse, benim için de Brezilya o sanırım.

Bu maçta forma giyen isimlere de bakalım. Gana takımında daha sonra Ankaragücü'nde oynayacak olan futbolcular yer almış: Augustine Ahinful, Stephan Baidoo ve Nii Lamptay. Agustine attığı gollerle birçok İstanbul takımını şampiyonluk yolundan etti. Baidoo da enteresan bir adamdı. Lamptay, "yeni Pele" olarak ortaya çıkmış ama hiç başarılı olamamıştı, turnuvanın final maçında kaptanlık pazubandı kolundaymış. Ayrıca Kuffour ve Addo gibi isimler de kadrodaymış.

Brezilya'da ise kaptan Marcelinho. Kalede Dida, yedek kulübesinde Jardel var. Golleri Yan ve Gian atmıştı. Bu isimleri de hayal meyal hatırlıyorum. Güzel bir maçtı. İşte bugün o maçın rövanşını izleyeceğiz. Acaba Brezilya ve Gana'da 16 sene önce oynanan bu maçı hatırlayan kaç insan vardır?

FIFA, o turnuvanın parlayan yıldızları olarak şu isimleri gösteriyor: Kevin Muscat (AUS), Adriano (BRA), Dida (BRA), Marcelinho (BRA), Marc-Vivien Foe (CMR), Rigobert Song (CMR), Nick Barmby (ENG), Dietmar Hamann (GER), Carsten Jancker (GER), Carsten Ramelow (GER), Vladimir Beschatnykh (RUS), Fabian O'Neil (URU)

Bu arada o turnuvada Türk Milli Takımı da yer almıştı. 3 maçta 1 puan toplayarak elenmiştik. Kadroda Oktay Derelioğlu, Mustafa Kocabey, Seyfettin Kurtulmuş, Hasan Özer ve Türk futbolunun son 15 yılda olduğu her yerde olan Emre Aşık da vardı.

Blog mu Yazıyorsun Adsız Kardeş?


"İstanbul’a ayak basmadan kimse inanamamıştı Roberto Carlos’un transferine... Ama geldi, görkemli bir törenle Sarı-Lacivertli formayı sırtına geçirdi. Beklenen performansından uzaktı belki, ama yine de Fenerbahçe camiası onu karşılıksız sevdi ve baş tacı yaptı. Ancak sonra bir şeyler değişiverdi. Christoph Daum’un gelişiyle birlikte yedek kulübesine demir atmaya başlayan Brezilyalı yıldız, sık sık ayrılık sözleri etmeye başladı. Hem de öyle böyle değil... Bir gün çıktı “Eşim ülkemize dönmemizi istiyor” dedi... Ardından “Real Madrid’de bir sezon hiç para almadan oynarım” ifadesini kullandı... Ve son olarak Arjantin basınına verdiği demeçte de, San Lorenzo de Almagro kulübünden teklif aldığını ve bunu hemen kabul ettiğini söyledi. Ayakları susan yıldız, sürekli çenesini çalıştırır oldu. Tabii tüm bu açıklamalar, onu hâlâ sevmeye devam eden Sarı-Lacivertliler’i bir kez daha üzdü. Üstelik “San Lorenzo iyi düzeyde, çekici bir kulüp. Orada oynamak gurur verici, düşüncesi bile beni baştan çıkartıyor” sözü de ne oluyordu ki! Fenerbahçe’den bu bıkışın, Türkiye’den bu kaçış çabalarının nedeni neydi?"

Bu cümleleri bir blogger yazsa eyvallah deriz. Ama bu bir haber, yorum içeren bir yazı değil. Türkiye'nin en önde gelen gazetelerinden biri. Alışık olmadığımız bir dil. Kullanılan 3 noktalar (...), abartılı kelimeler (baş tacı, karşılıksız sevgiler), hesap soran ifadeler (sürekli çene çalıştırmak), tribüne oynamak (onu hala sevmeye devam eden), hesap sormalar (... sözü de ne oluyordu ki!).

Fenerbahçeli değilim ama bu hepimizin sorunu. Bu nedir allahaşkına? Sen haber vereceksin, insanların bilinç altını değiştirmeye çalışmayacaksın. Yorum yazacaksan, bir köşede yazarsın veya blog açarsın orada düşüncelerini koyarsın ortaya. RC, San Lorenzo'ya gitmek istedi de, eskiden de bunları demişti de, geç. Ne uzatıyorsun?

Ama biz bloggerlar olarak bunlara alışkın sayılırız. Haberin altında imza yok. Bloglara bırakılan Adsız yorumları yüzünden birçok blogger pes etti. Bu da onların ürünü sayılır. Aynı zihniyet. Kaçak dövüşme.

Habere gelirsek; San Lorenzo'da R.Carlos'u görmek hakikaten heyecan verici olur. Fenerbahçe için de daha hayırlı olur sanırım. Bir de BT'nin de dediği gibi yanlarında Samet olmayınca Brezilyalılar biraz farklı konuşuyor sanki.


Perşembe, Ekim 15

Danimarka

Kutay yazınca aklıma geldi. Hakkında, bir klasik olan, plajdan gelip şampiyon oldu geyikleri dönen takım... Çocuk kafamla hatırladığım ilk ciddi turnuvayı şampiyon kapatan Danimarka'nın bir futbolsever olarak kalbimde ayrı bir yeri, tuttuğum takıma Brondby'den Uche ile birlikte transfer olan Brian Steel Nielsen'in transferiyle oluştu. Nielsen sert şut çeken biriydi, sol ayaklıydı. Osieck döneminin parlak oyuncularından biriydi. 1993-1994 sezonunda Turan'ı, Kadıköy'de 5-0 yendiğimiz maçta frikikten de bir gol atmıştı. Daha sonra Högh'ün transferiyle Uche-Högh ikilisi Lugano-Edu ikilisine kadar her zaman her Fenerbahçeli'nin özlem duyduğu sevdiği ikili oldu. Jess Högh ayrıca Kadıköy'de ki Rapid maçında karambolde golü atan adam oldu. Saffet Akbaş'ın stoperde Uche'nin yanına geçtiği maçlarda Högh'ün Kemalettin'in yanında önlibero oynamışlığı da vardır hatta bunlardan biri 0-1'lik Manchester maçıdır. Bu arada hayatımda ilk gittiğim maç olan 1994-1995 sezonu açılış maçında Çanakkale Dardanel filelerini havalandıran, bir Güven Sazak transferi olan Frank Pingel'i de unutmayalım. Pingel'i tanıtan bir spor gazetesinde medeni hali için "bayan arkadaşıyla nikahsız yaşıyor" tabiri hala aklımdadır. Neyse yazı gene bambaşka yerlere gidiyor, toparlayalım.
***
Euro 1996'da grubumuzdalardı ve bizi de 3-0 yenmişlerdi. Gollerin ikisini Brian Laudrup atmıştı diğer golü hatırlayamadım. Danimarka'nın katılmasına çok sevindim. Gruptaki durumlarından haberim yoktu, Selim'e sordum garantilediler dedi. Laudrup kardeşler, Tofting, Högh, Schmeichel, Vilfort ve son günlerin en çok konuşulan adamı Fatih Terim'in Milan'a transfer ettiği Thomas Helveg... Bu isimleri unutmak mümkün değil. Daha sonra biraz Gravesen, biraz Tomasson... Bu kez cengaver Agger, leylek Bendtner ve çirkef Poulsen'le bakalım neler yapacaklar? Eğer haziran ayı boyunca peşinden koştuğumuz Christian Poulsen'i transfer etmiş olsaydık kuşkusuz daha anlamlı olacaktı. Ama Christianlar'dan Baroni olanı değil keşke Poulsen gelseymiş dedirtmek, böyle giderse Aurelio'yu bile unutturacak. Böyle de alakasız bitirelim bu yazıyı...

Bizim Hrant


Pankart konuşulur, tartışılır da, bu pankartı Türk televizyonlarında değil de Yahoo Sports'da görmemi hangi konu altında tartışacağız?

Biletler


Danimarka en son ne zaman Dünya Kupası'na gitti hatırlamıyorum. 1998'de vardı, sonrasını hatırlamıyorum. Olsa bile demek ki hiç renk katmamış, silik bir takım olarak kalmış. Ama Portekiz'i geçtip Play-Off'a yolladıkları için minnetarım.

İsviçre, 2006'da yenilmeden, ve hatta sanırım gol yemeden, turnuvadan elenmişti. Şimdi Afrika'da olacaklar.

Slovakya, tarihinde ilk kez Dünya Kupası görecek. Slovakya'yı yenemeyerek benim kuponumu yatıran Çekler'in gidememesine üzülmedim, Baros'un evde kalmasına üzüldüm.

Almanya, İspanya, İngiltere, İtalya, Hollanda normali gerçekleştirdiler.

Sırbistan, bence turnuvaların süpriz 3.sü sıfatına sahip olacak takımdır.

Play-Off eşleşmelerine göre bir daha konuşuruz, ama gitmesini istediğim 4 takım, Yunanistan, Bosna Hersek, İrlanda, Arshavin faktörüyle Rusya'dır.