Pazartesi, Kasım 2

Dostluk Bozan Kupa!



O dönem bütün bir hafta gündemi takip edenler için, o meşhur 12 Mayıs 2012 gününde kazanan takımın kupa kaldırması gayet olağandı. Planlanan buydu. Beklenmeyen ise kupayı kaldıran takımın Galatasaray olmasıydı herhalde. 12 yıllık yenilmezlik serisi sayesinde bir kulübün yaşam damarı haline gelen 'Galatasaray ile hayata tutunmak sevdası' son bir senede yaşanan her şeyi silmeye yeterdi. Buna ilave olarak alakasız bir play-off sistemi ile unutulmayacak bir final ve gereksiz bir ikinci şans ortaya çıkmıştı. Tahmin edilen; bu saçma sistemin son maçında Fenerbahçe, Galatasaray'ı son yılların geleneğine uygun bir biçimde yenecekti ve sezonun bitiminden 6 maç sonra kupayı kaldırarak dosta düşmana 'Fenebahçe büyüklüğünü' havaya kalkan kupa üzerinden gösterecekti. Tam bu noktada duralım ve günümüze dönelim. Merak edilmesin; 12 Mayıs'a geri döneceğiz.

Aziz Yıldırım, kendi kongre üyelerini, taraftarlarını ve medyasını etkilemek için eskiden daha güçlü yöntemler kullanırdı. Artık bu konuda çok yetersiz. Fakat başardığı bir şey var. Hitap ettiği kitle, ağızdan çıkan her şeyi kabulleniyor. Muhakkak bu yolda vazgeçenler, inancını yitirenler, aydınlananlar oldu. Fakat geriye kalan güruh sayıca az olsa da; gerçekten olabilecek en saf kitle olarak alkış tutmaya devam ediyor.

İçindeki Galatasaray nefretini hiçbir şekilde saklamayan, konu sarı-kırmızı olunca zaman zaman sözlerine ket vursa da gözlerinden ateş saçılmasını engellemeyen Yıldırım, artık kelimelerini özenle seçmeye bile gerek duymuyor ve tebaasına direkt hedefi gösteriyor. Bu arada bu konuda Yıldırım'ı tek başına ele almak haksızlık olur. Mahmut Uslu, Murat Özaydınlı gibi isimler de bu konuda başkanlarını yalnız bırakmıyor. Neyse ki gazetecileri Twitter üzerinden tehdit yağdırmaktan çekinmeyen 'Troyka', hasbelkader denk gelip de bu yazıyı okursa hiç rahatsız olmaz, bizi de rahatsız etmez. Çünkü onlar için 'Galatasaray'dan nefret ediyorlar' denmesi rahatsız edici bir tartışma konusu değil. Tam tersi bir övgü ve gurur vesilesi.

Aziz Yıldırım, Divan Kurulu toplantısında tam olarak şöyle diyor:

Biz hapisteyken burada play-off oynandı. Şampiyon oldular, tebrik ediyoruz. Üzgün ve yönetimi olmayan insanlara, mücadele ettiği bir dönemde, inat için bir zevki tatmak için orada o rezilliği yaşatmamak gerekir. Bunlar o rezilliği yaşattılar. Ben hiçbir zaman unutmam. Onlar orada saygı göstereceklerdi, kupayı da almayacaklardı. O zaman ebedi dostumuz olacaklardı ama şimdi dost değiliz.

Maalesef, gücü eline alanın keyfine göre oynadığı hukuğu referans alarak, 'Siz o gün neden hapisteydiniz' diye soramıyoruz artık. Aslında yine de o oyuncak olan kanunlara rağmen en azından bir süre boyunca o soruyu sorabildik. Fakat spor mahkemesi denilen kavram bu soruyu sorma imkanını bile çok gördü. Fakat yine de 50 yılı deviren Süper Lig tarihini inceleyen en alakasız adam da bizle aynı soruyu hala sorabilir: ''O play-off neden oynandı?"

Bu soruya yine öznesi 'kumpas' olan uzun cevaplar hazırlanabilir. Artık sıkıldığımız için dinleyecek halimiz yok, o nedenle sormuyoruz. Fakat şu şampiyonluk kutlaması muhabbetini yeniden hatırlayalım.

O maçtan yaklaşık 11 ay önce, Abdi İpekçi'de Galatasaray tribünü polisle çatışırken 'İlla kupa alacağız' diyen Fenerbahçe yönetimi, 'Ama bize biber gazı sıktılar' demeden önce biraz hafıza tazeleyelim.

Evet Galatasaray'ın şampiyon olma ihtimali yüksekti. Bu nedenle kupanın Kadıköy'de Galatasaray'a verilmesi sembolik anlamları nedeniyle Kadıköy ahalisinde sıkıntı yaratabilirdi. Fakat o günden hemen hemen bir sene önce Abdi İpekçi'de basketbol şampiyonluğunun kupasını kaldırırken aynı kaygılar beslenmemişti. Galatasaray tribünü polisle husumet içindeyken Fenerbahçe yönetimi kupa almak için uygun ortamın hazırlanmasını bekliyordu.

Bu kupa törenleri uzun süredir sıkıntı oluyordu. TFF de ister istemez kararsız kaldı. Fenerbahçe kazanırsa sıkıntı yok, Galatasaray kazanınca da stadyum boşalır kupa bir şekilde verilirdi. O nedenle TFF, maçtan iki üç gün önce yaptığı açıklamada kupanın maçın hemen ardından verileceğini duyurdu.

Kimseden itiraz gelmedi. Galatasaray'dan zaten gelmesi beklenmezdi. Fenerbahçe ise bir gün sonra resmi siteden şu açıklamayı yaptı:


Bugün bazı gazetelerde, stadyumumuzda Galatasaray ile oynayacağımız Süper Final son maçının ardından yapılacak kupa töreni ile ilgili Türkiye Futbol Federasyonu'na başvuruda bulunduğumuz; Şampiyonluk Kupası'nın Kadıköy'de takdim edilmesine önlem almaya çalıştığımız haberleri yer almaktadır.

Haberlerde bahsi geçenin aksine, Türkiye Futbol Federasyonu'na herhangi bir başvuruda bulunmadığımız gibi Federasyonun vereceği her karara saygı ile yaklaşacağımızın da bilinmesini isteriz.



Hal böyle olunca maçın başlangıcına kadar, hatta maçın sonuna kadar kimse kupanın nerede verileceğini düşünmedi. Kararlar verilmişti ve kimse karşı çıkmamıştı.

Maçın hemen ardından stadyum karıştı. Fakat bu gerginliğin ne Galatasaray ile ne de saha içiyle alakası vardı. Galatasaray'ı bağlayan bir durum söz konusu olmadığına göre, şiddet olayları birçok kupa töreninde yaşandığına göre, ortam sakinleşince kupa töreni yapılabilirdi. Hem zaten bu olaylar da çok önemli değil. En azından Aziz Yıldırım için. Çünkü onun için asıl önemli olan; 'bu şiddet ortamında o kupa niye verildi' değil. Asıl önemli olan ve sorduğu şu: 

'Biz içerideyken o kupa töreni niye yapıldı'

Kendi yaptığı stadyumda Galatasaray'ın kupa kazanması oldukça rahatsız edici bir durum. Fakat olayın aslında anlatıldığı gibi "Bir anda kupayı istediler'' şeklinde değil.

İnsan Türk futboluyla zaman geçirdikçe, çok kesin fikirlere sahip olamıyor. Bildiğimiz bir şey varsa o da bilmediğimiz çok şey olduğu. Türkiye'de sahada oynanan bir futbol var. Ondan keyif alıyoruz. Fakat bir de başka bir maç var. Saha dışında, kapalı kapılar ardında. O nedenler herhangi bir taraf seçemiyoruz. Herhangi bir fikri savunmıyoruz. Ertes gün savunduğumuz fikir bizi hayal kırıklığına uğratabilir.

Ama bu konuda kolay kolay yanılacağımı sanmıyorum. "Onlar orada saygı gösterecekti" Abdi İpekçi'de kupa alanlar için yersiz bir çıkış. Aslında Aziz Yıldırım görev süresi boyunca bu cümleyi kullanmak istiyordu; ''Galatasaray ile dost değiliz'' demek istiyordu. Fakat buna uygun bir ortam yoktu. 3 Temmuz süreci buna zemini hazırladı. Son mahkeme de tamamlanınca ilk ciddi konuşmasında bunu dile getirdi. Kadıköy'de kupa kalkması falan işin sosu. Aslında çok da önemli değil Şaşırtıcı değil. Üzücü olan, sinir bozan, buna inanan, buradan yola çıkan birçok insanın olması.

Play-off olmayacaktı, Galatasaray'da Kadıköy'de 9 puan farkla şampiyon olacaktı, ertesi hafta kupasını alacaktı. Bu da olabilirdi. Fakat play-off'u isteyen, son maçta kupa kaldırılmasını kabul eden ve en sonunda 'Ayıp oldu' diyen hep aynı. Bu işte hiç mi çelişki yok?

Hiç yorum yok: