Cuma, Nisan 30

Adanalı Volkan

Adanaspor sahaya çıkıyor. Öndeki isim Volkan Arslan. Sene 2002 olması lazım. Volkan Arslan o takımın en önemli futbolcularından biri. Necatili, Ali Asımlı, Altanlı, Murat Şahinli kadronun önemli isimlerinden biri oluyordu. Kısa bir Kocaelispor macerası sonrasında da kendini İstanbul'da Galatasaray'da buluyordu.

Galatasaray forması giydikten kısa bir süre sonra oynadığı Fenerbahçe maçında hem takımdaki yerini garantilemiş, hem de "pitbull" lakabını almıştı. O maçta Fenerbahçe'ye 2 gol atan Ümit Karan ile kurduğu dostluk onu önce gece hayatına sonra İstanbul dışına yol almasına neden olmuştu. Diyarbakırspor'a sıfırdan attığı gol yadigar kaldı.

Volkan, Anadolu turu yaptıktan sonra bu sezonun devre arasında Orduspor'a transfer oldu. Bu hafta, Orduspor ile Adanaspor karşılaşıyor. Volkan eski takımına karşı forma giyecek. Volkan'ın eski takımı Adanaspor, tıpkı Volkan'ın olduğu eski günlerdeki gibi Süper Lig'e çıkma arifesinde. Orduspor ise eski günlerini mumla arayan takımlardan.

Beşiktaş 90 - 100 Türk Telekom


Son söyleyeceğimizi ilk başta yazalım. Bu takım çok değil 3-4 sene önce Türk basketbolunda heyecan uyandıran bir takımdı. Şampiyonluk kovalıyor, final oynuyordu. Bunu yaparken ne Cola Turka vardı ne başka bir sponsor. Bu salon ağzına kadar dolardı. Bilet bulabilmek için maçtan 3 saat önce gelirdik Akatlar'a.

Uzatmadan maça geçelim. Bu sene Galatasaray basketbol takımına olan kırgınlığım nedeniyle (şok açıklama: kırgınım) TBL'ye çok uzak kaldım. İki takımı da bu sene hiç izlemedim. Fakat yıllardır tanıdığımız gibilerdi. İkisi de savunmayı bir kenara bırakmıştı. Geçen sene bir play-off maçında Ayhan Şahenk'te Galatasaray'dan 111 sayı yiyen Beşiktaş ( o maç 111-94 bitmişti), bu sefer kendi salonunda 100 sayıyı gördü. Atılan 90 sayı yeterli olmadı.

Kişisel olarak futbol maçında hücum oynanmasını tercih ederim. Basketbolda ise savunmayı iyi yapmak önemli. Dünkü maçta iki takım da kötü savunma yapınca özellikle ilk yarıda sıkıldım.

İkinci yarıda Türk Telekom farkı açtı. Üçüncü periyotun başında fark 14 sayıya kadar çıktı. Bu dakikadan sonra Beşiktaş maça ortak edecek basketleri bulmaya başladı. Periyotun ikinci yarısında 1 sayı yiyen siyah-beyazlılar 4.periyotu final periyodu haline getirdi.

Fakat Türk Telekom tam bir tecrübe takımı. Yavaş yavaş farkı açan Ankaralılar, 10 sayılık bir galibiyet aldı İstanbul'da. Bu da serinin 1-1 olması demek.

Biz Türk Telekom'da Dudley (Ersin Dağlı) ve Ricky Davis'den skor beklerken sahneye Lamayn Wilson çıktı. Çoğu ilk yarıda olmak üzere 33 sayı kaydetti. Dudley'i de yabana atmamak lazım, 23 sayı da ondan geldi. Türk Telekom bir zamanların Galatasaray'ı gibi. Zaten sezona da eski Galatasaraylı Murat Özyer ile başlamışlardı. Murat Özyer'in Galatasaray'ı ile bu maçtaki Türk Telekom'un ortak yönü skoru yabancılara yüklemeleriydi. 100 sayının sadece 16 'sı Türkler'den geldi. Tabi bunda süre de önemli. Bekir dışında çift haneli sürelere ulaşan yok. Evet sayılara değil, sürelere.

Beşiktaş'ı oyunda tutan isim ise Brad Newley oldu. Kendisi 25 yaşındaki bir Avustaralyalı. Harry Keweel ve Lucas Neill'den sonra bir başka "kanguru" sporcuyu daha izledim. Ve kesinlikle bu adamların inanılmaz bir altyapıları var. Üç muhteşem sporcu. Keweel'ın sol ayağı dışında çok estetik ve yetenekli değiller belki ama fundemental olarak farklarını ortaya koyuyorlar.

Siyah-beyazlı takımda hayal kırkılığına uğratan Cevher oldu. Bu sene hep böyle miydi bilmiyorum ama geçen seneki Cevher yoktu.

Burak Bıyıktay hakkındaki düşüncelerimi saklı tutuyorum, Beşiktaşlı basketbolseverler daha iyi değerlendirir. Seri 1-1 oldu, bir sonraki maç pazar günü Ankara'da.

Beşiktaş Bayan Takımı'nın bazı sporcularına yakın yerde oturduk. Bir kez daha Tuğba Taşçı'yı yakından görmek hoş oldu. Zaten ligin en güzel sporcusu ödüllerini kazanmış biri, biz yazsak ne olur.

Ricky Davis'in sadece 5 sayıda kalmasının nedeni de şu arkadaşlardır.

Perşembe, Nisan 29

Roma Masters


Romalı futbolcular Mexes, Riise ve Vucinic, Roma Master Tenis Turnuvası'nda oynanan Rafael Nadal - Philipp Kohlschreiber maçını izliyorlar.

Riise bu sene Roma'da yeniden doğdu, Mexes son kaybedilen Sampdoria maçının son dakikalarında ağlayarak tribünlerin kalbine kazındı, Vucinic her maç şov yapıyor.

Ama şampiyonluk gitmiş bunlar tenis maçı izliyor. Hafta sonu tezahürat olur mu; "kimisi tenis peşinde."

Savunma Sanatı


- Savunma futbolunu sevmemek normaldir. İnsanlar gol görmek ister. Ama bu futbolu sadece bir savunma futbolu olarak nitelendirip geçiştiremezsiniz.

- Unutulmaz maçların özellikleri vardır. Ya çokça hikayeleri olan insanları barındıran maçlardır. Ya bol gollü bol pozisyonlu bir maçtır. Ya da bir takım tek kale oynar ama rakip istediğini alır. O nedenle bu maç unutulmazdır.

- Lionel Messi'nin hala İtalyan takımlarına gol atamadığını hatırlatıyorum.

- Mourinho'nun çok büyük bir taktiksel dehasını görmediğimi itiraf ediyorum. Ama bir takımı böyle hazırlamak, 11 kişiyi bu konsantrasyon seviyesine çıkarabilmek büyük iş.

- Nou Camp son yılların en ateşli Nou Camp'ı belki de fakat yine de yetersiz.

- İnterli futbolcular savunma futbolu oynadılar. Ama tamamen zekalarını ve yüreklerini ortaya koydular. Çirkinleşmediler. Tekme atmadılar. Gentile havası yoktu.

- Bu maça zevksiz diyen önyargılıdır. Ben çok fazla zevk aldım. Barcelona'nın 90 dakika boyunca doldur-boşalt yapmaması da, İnter'in muhteşem savunması da alkışlık. O kademeler, o blokların dizilişi en az hücüm futbolu oynayan takımlar kadar zevk verdi. Ortada bir savunma sanatı vardı. Herkes yapamaz. Zaten 2 senedir kimse yapamadı.

- Güzel hareketler görmek, hızlı futbol izlemek isteyen Japonya Ligi'ni takip etsin. Burası Avrupa Şampiyonlar Ligi.

- Barcelonalı futbolcular 2 yılda çok haklı olarak büyük sempati kazandılar. Bir kilişe söz bir kez daha ortaya çıktı. Sempati kazanmak zor, antipatik olmak kolaydır. 2 yıldır çok çalışarak, didinerek bilek hakkıyla ulaştıkları sempatiden 90 dakikada uzaklaştılar. Kendini yere atanlar, numara yapanlar, ucuz oyunlara kaçan futbolcular yakışmadı.

- Hikmet Karaman ve İlker Yasin hakkında uzun uzun yazabiliriz. Ama sadece bir cümle ile geçiştirelim. Maç 0-0a kitlendiği anlarda, dakika 50'den sonra yavaş yavaş Barcelona'ya ve Guardiola'ya sataşmalarını yadırgadım. Hakem o golü verseydi, turu geçseydi Barca ne diyeceklerdi?

- Barcelona'nın verilmeyen golünü ben verirdim ama her hakemin kendi tarzı vardır. Bu arada Pique'nın golü de ofsayt sanırım.

- İlk maçı iç sahada oynamak mı daha avantajlı yoksa deplasmanda mı? Türkiye'de ilk maç deplasmanda oldu mu herkes büyük bir avnataj kazanıldığını düşünüyor. Fakat ben değişen futbolla beraber, daha doğrusu yakınlaşan seviyeler nedeniyle ilk maçın iç sahada oynamasının daha avantajlı olduğunu düşünüyorum. Bu sene Şampiyonlar Ligi'nde de bunu gördük.

- Pique'nın attığı golü Türkiye'de hangi santrfor atabilir? Belki Bobo?

- Motta'nın finalde oynama onurunu elinden alan Busquest'in bundan sonraki futbol hayatında kupa kazanmamasını diliyorum.

- Van Gaal- Mourinho finali gerçekten güzel olacak.

- İnter, Barcelona tarihinin Hamburg'u oldu.

- Şampiyonlar Ligi yarı final maçından önce güneşin batışını izlemek İspanya'da yaşamak için nedenlerden sadece biri.

- Finale çıkmadan "oda" muhabbeti yapan takım, finale çıkamaz. Kendimizden biliyoruz.

- Nou Camp'da maç sonu yaşananlar Kadıköy'de olmuyor. Fıskiyleri açmak nedir? Geçen sene 6 kupa kazanan takım bu kadar antipatik olmamalıydı bir gecede.

- Guardiola'yı tartışanlara: "6 kupayı unutma, vefasızlık yapma."

- Kurtarıcı olarak oyuna giren Jeffren Suarez , bana Cafercan'ı hatırlattı. 2 sene sonra Hercules'de falan oynar artık.

- Şampiyonlar Ligi'nde karşı karşıya oynayan 4.kardeşler olmuş Militolar. Diğer üçünü bilmiyorum, bilen varsa yardımcı olsun.

- Mourinho keşke santraya bayrak dikseydi. Ama dur lan, yapan vardı onu..)

- Euro 2000 'de oynanan İtalya - Hollanda maçına selam olsun.


Zico Ruhu

video

Maç Asya Şampiyonlar Ligi'nde oynandı. Japon takımı Kashima Anters, kendi sahasında Güney Kore takımı Chonbuk'u ağırladı. Maçı ev sahibi 2-1 kazandı.

Kashima'nın kuruluş yılı 1992. Kuruluduğu yıl takımın ilk transferi Brezilyalı efsane Zico oluyor. 2 sezon takımda forma giyiyor, daha sonra hocalık yapıyor. Bu maçın buraya taşınma nedeni de budur.

Kashima'nın 2.golüne dikkatle bakmak lazım. Muazzam bir gol. Uzakdoğu'nun kungfu hareketleriyle ile Brezilya'nın plaj futbolu güzelliğini tekniğini harmanlayan bir gol. 1.15'ten itibaren izlenebilir. 4 pasla gol atılıyor. Top yere düşmeden. Sanki Copacabana'da 11 aylık oynuyorlar. Golden önce ekranlara yansıyan pankart ise bu golün en güzel tanımı aslında: Spirit Of Zico.

Çarşamba, Nisan 28

Galatasaray 0-3 Fenerbahçe


İnsan takımının yenileceğini bildiği bir maça gider mi? Gidiyor işte. Ve işin daha da acı tarafı kendi takımındaki oyunculardan çok, ezeli rakibinin yıldılızlarına göz ucuyla bakmak için gidilmesi. Göz ucu derken yanlış anlaşılmasın, güzel oyunlarını görmek için gittik.

Maçı anlatacaka bir şey yok. Zaten voleybol bilgimiz o kadar kıt ki "Aylin Abla"nın lugatımıza kattığı "öldürün topu" repliği dışında pek bir şey de kullanamayız. Bizim takım zırt-pırt mola almasa maç 1 saatte bitecekti. 1 saati biraz aştı.

Tribünlerde liseli kardeşlerimiz vardı. Her iki takımın taraftarı da biraz baş ağrısına neden oldu. Aslında bir ara Fenerbahçe taraftarı küfretti. Salonun bir tarafına asılmış olan "taraftarı küfür eden takım hükmen yenik sayılabilir" ifadesi yürürlüğe geçebilir. Galatasaray Yönetimi, bayan voleybol takımının da haklarını korusun ve federasyona dilekçe yollasın. Biz de federasyon binasına yürüyelim, ama voleybol federasyonu nerede bilmiyoruz. Biri yol göstermeli.

Maça gitmek için 1.neden; Naz Aydemir. Naz'ın toplam oynadığı süre: 0 dakika. Ayıptır, günahtır. LA Galaxy, Beckham'ı oynatmasa taraftar parasını geri ister. Neyse ki ara ara ısınırken gözümüze çaptı Naz. Niye hiç süre almadığını anlamadım. Sanırım hocasıyla problemi var. Sene sonunda Galatasaray'a gelebilir. Yersen.

Kaptan Çiğdem Can soyunmadı bile. yaş olmuş 30 küsür, "bu şafaktan sonra ben mi oynıyım Play-Off yarı finalinde terto" havasında hocasının yanında oturdu. O da haklı. Gamova resmen haksız rekabet olmasın diye oyunu saha içinden ama kenarda izledi. Ara ara top kaldırdılar, o da öylesine vurdu. Öylesine vuruşları sayı oldu.

Cemal Nalga'lı Fenerbahçe maçını hükmen sayarsak, yerinde izlediğim son 8 Fenebahçe maçını da kaybettik. 8 maç önce Sami Yen'de golsüz berabere kalmıştık.

Son Fenerbahçe galibiyetini 2006 yılında Türkiye Kupası maçında yaşamıştım. O maçta da elenmiştik. 16 maçtır bir derbi galibiyeti yaşayamadık. Yaşadık da işte onda da hükmen yenildik. Bugüne kadar, futbol-basketbol-voleybol toplam 27 derbi izlemişiz, toplam 4 galibiyet almışız. Biri hükmen sayılmış, birinde devre bitmeden salondan çıkmışız, diğerinde yenmemize rağmen kupadan elenmişiz. O değil de Necati ne gol atmıştı 2005'te. 4.5 sene oldu ulan.

Son olarak reklam. Maçı beraber izlediğimiz 3 kişi; Zafer, Gürkan, İlker. Üzerlerine tıklayın.

Salı, Nisan 27

FA Cup 2010


Dünyanın en önemli futbol organizasyonlarından biri bu sene 15 Mayıs'ta sahibini bulacak. Bir klasik olarak finale efsane stadyum Wembley evsahipliği yapacak. Wembley'in çimlerine çıkma şerefine ulaşacak futbolcular Chelsea ve Portsmouth formalarını giyiyor.

Wembley, bu finallere ev sahipliği yapan stadyum olmasına bir dönem ara vermişti. 2001'den 2006'ya kadar oynanan 6 finale de Cardiff Milennium Stadı evsahipliği yapmıştı. İşin ilginç tarafı, finaller yeniden Wembley'de oynanmaya başladığından beri ya Chelsea ya Portsmouth kupayı kazandı. Son 3 final Wembley'de oynandı ve ikisini Chelsea, bir tanesini de Portsmouth kazandı.

Portsmouth, 5.defa FA Cup finali oynayacak. Daha önce oynadığı ilk 2 finali kaybeden Pompey, sonraki 2 finali kazandı. 2008'de Cardiff'i yenerek kazandıkları final ise onların 1939'dan sonra oynadıkları ilk finaldi. Daha önce kazandıkları finalde Wolwes'ı 4-1 yendiler. 1934'te Manchester City'e son dakika golüyle 2-1 mağlup oldular. İlk finallerinde ise Bolton'a 2-0 mağlup oldular.

Chelsea final tecrübesi daha fazla olan bir camia. Londra'nın zengin çocukları, daha önce 9 kez final oynadılar. 4 kez kaybetmelerine rağmen kupayı 5 kez müzelerine götürdüler. Son kupanın sahibi de onlar. Everton'ı yenik duruma düştükleri maçta Drogba ve Lampard'ın golleriyle 2-1 yendiler.

2007'de uzatmalara kalan finalde Drogba ile United'ı 1-0 mağlup ettiler. 2002'de ise Arsenal'in çifte zafer yaşamasına vesile oldular ve finalde kuzey Londra takımına 2-0 mağlup oldular. Son 10 senede 4 final oynayan ikinci takım olacak Chelsea. Diğer ise Arsenal.

Fa Cup finalleri 3 farklı yüzyılda oynanmış bir organizasyon. Eski, köklü ve geleneksel bir turnuva. Futbola lig statüsünün getirilmesinden çok daha önce oynanmaya başlayan, en iyiyi belirleme amaçlı bir eleme organizasyonu. Birçok takım uzun süre bu kupada final oynadı. Bugün adını sanını anmadığımız Royal Engineers takımı mesela finallerin ilk kaybedeni. Oxford, Old Etonians, Clapham Rovers gibi takımlar ilk zamanlarda final oynayan takımlar.

Bu sene 10.finalini oynayacak olan 1905 doğumlu Chelsea ise ilk finalini oynamak için 10 sene, ilk kupasını almak için 65 sene bekledi. İlk finalinde Old Trafford'da Sheffield United'a 3-0 mağlup oldular. İkinci finalde Tottenham'a 2-1 yenildiler.

1970 yılında ise Leeds United 58 sene sonra oynanan ilk tekrar finalinde mağlup ettiler. İlk maç Wembley'de 2-2 sona erince, ikinci maç teasdüf eseri Old Trafford'da, yani Chelsea'nin ilk finalini kaybettiği stadyumda oynandı. İlk maçta 2 defa yenik duruma düşen ve 84.dakikada mağlup duruma düşen "maviler", 86.dakiakada Ian Hutchinson'ın golüyle umutlarını Manchester'a taşıdı. Old Trafford'da da yenik duruma düşen Chelsea, önce bitime 12 dakika kala 23 yaşındaki Peter Osgood ile berberliği yakaladı ve maçı uzatmalara taşıdı. Uzatmalarda ise 24 yaşındaki savunmacı David Webb kupanın Londra'ya gelmesini sağladı.

Bu finalden sonra 24 sene boyunca Wembley göremedi Chelsea. 1994'de finalde Old Trafford'un gerçek sakinleri olan United bu sefer Londra'da karşılarına çıktı. 60 dakika boyunca golsüz devam eden maç, Cantona'nın 2, Mark Hughes ve Brian Mc Clair 'in golleriye 4-0 sona erdi.

Chelsea'nin Wembley'de ilk kupasını havaya kaldırması 1997 senesini buluyor. Çok iyi hatırladığım ve sanırım NTV'den izlediğimiz finalde, Juninho'nun, Ravenelli'nin, Emerson'un oynadığı Middlesborugh'u 2-0 yendiler. 2000 yılında Aston Villa'yı 1-0 yenerek bir kez daha kupaya uzandılar.

FA Cup'ı en fazla kazanan takım Manchester United. Tam 18 defa oynadıkları finalin 11 tanesinde kupayı kazandılar. Arsenal de 17 finalden 10 tanesini kazanarak sıralamada ikinci sırada yer alıyor. 8 defa kupa kazanan Tottenham'ın 3.sırada bulunmasının yanında bir başka özelliği sadece 1 defa finalde kaybetmesi. 1987 yılındaki dramatik finalde, Coventy ile karşılaşan Spurs, 2 kez öne geçmesine rağmen normal süreyi 2-2 noktalayıp, üzatmada yediği golle kupayı rakibine kaptırdı.

Kupanın en fazla final kaybedeni ise Everon. 13 defa final oynayan takım, biri geçen sezon olmak üzere tam 8 defa finalde kaybetti 5 kez ise kupayı müzesine götürdü.

Wembley'de oynanan ilk final olan Bolton - West Ham maçı tarihe en fazla seyircili final olarak geçti. 126.000 kişinin izlediği finali Bolton 2-0 kazandı.


Gösteri Peygamberi


"İsa çarmıha gerilmeseydi kimi kendine inandırabilirdi? Uyku hapları yutup,bir banyonun zemininde tek başına ölseydi, cennete gider miydi? Kendisinin kimsenin izlemediği, kimsenin ona işkence etmediği ve başında ağlayıp sızlamadığı bir kodeste can verseydi acaba bizi kurtarabilir miydi?

Çarmıha gerilme sırasında izleyici sayısı düşük olsaydı, olayı başka bir zamana ertelerler miydi diye düşünmeden edemiyorum.

İsa'nın neredeyse çıplak olmadığı bir haç görmedim. Hiç şişko bir İsa görmedim. Ya da vücudu kıllı bir İsa görmedim. Gördüğüm her haçta İsa, belinden yukarısı çıplak olarak bir kot markası veya erkek parfümü için modellik yapacak görünümde.

Eğer kimse izlemiyorsa, dışarıya çıkmanın bir anlamı yok. Pekala evde oturup otuzbir çekebilir veya haberleri izleyebilirsiniz. Eğer birinin video kasedi yoksa veya daha da önemlisi bütün dünyanın gözleri önünde canlı yayında geçmiyorsa hayatını, o kişi yaşamıyor demektir.

O kişinin, kimsenin kıçına takmadığı, ormanda devrilen ağaçtan bir farkı yoktur.

Birşeyler yapıyor olmanızın hiçbir önemi yok. Eğer yaptıklarınızı kimse fark etmiyorsa, hayatınız koca bir sıfırdan ibarettir. Boştur. Anlamsızdır.

Tanrı'nın yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. Sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. O özel kişiyle karşılaştığın ilk anda, onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin.

Sıradan insanlarla aynı problemlere sahipseniz, ağzınız aynı şekilde kokuyorsa ve saçlarınız karman çorman, parmaklarınızda şeytan tırnakları varsa, hiç kimse size tapmak istemez. Sıradan insanların sahip olamadığı şeylere sahip olmak zorundasınız. Onların başarısız olduğu alanlarda siz sonuna kadar gidebilmelisiniz. İnsanların olmaya korktukları şey olursanız, onların hayranlığını kazanırsınız.

İnsanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar. Hiç kimse sorunlarının çözülmesini istemiyor. Dramlarının, önemsiz meselelerinin, hikayelerinin çözümlenmesini, pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar. Çünkü geriye ne kalacağını biliyorlar. Büyük ve korkunç bir bilinmeyen.

İntihar etmekle şehit olmak arsındaki tek fark, basında çıkacak haberlerin miktarıdır.

Hayatın da porno filmlerin de sonu bellidir, tek fark hayat orgazmla başlar."

Pazartesi, Nisan 26

İzmir Takımı Rahat Sevmez


- İzmir insanı ne kadar rahatsa, İzmir takımları da o kadar rahatsız. Rahata ulaştılar mı birşeyler oluyor hepsine. Göztepe, Altay ve en çok Karşıyaka. Bucaspor da katıldı buna. Bucaspor, 2 hafta önce Süper Lig'e göz kırpmışken şimdi Adanaspor'u ensesinde hissediyor.

- İki maçta, iki iç saha maçında galibiyet alamamak Bucaspor'u zor durumda bıraktı.

- Gaziantep BB Spor, sevdiğim bir takım. Belki de Gaziantepliler dışında bu ülkede bu takımı seven tek kişi benim. Garip bir takım çünkü. İsimsiz topçularla oynuyorlar, kafalarına göre maç kazanıyorlar. Ve aslında iyi de oynuyorlar. Üst sıralarda yer alıp da bu takıma maç kaybetmeyen yok nerdeyse.

- Bucaspor gibi iyi organize olan bir takım ile Gaziantep BB Spor gibi iyi savunma yapan bir takım karşı karşıya gelince güzel maç oldu. Belliydi zaten.

- Bu maçta gol olmaması, Galatasaray - Bursaspor maçında gol olmaması kadar garipti. Ama asıl garip olan tıpkı 0-0 biten Galatasaray -Bursaspor maçının karşısında olan Kasımpaşa - Fenerbahçe maçında olduuğu gibi, aynı saatte başlayan Adanaspor - Kartalspor maçının da son anlarda gelen golle 1-0 bitmesiydi. Şu cümleyi baştan okumak lazım, tane tane, sakin sakin.

- Bucasporlu futbolcular İBB-Bursaspor maçındaki Bursasporlular gibiydi. Bir telaş, bir heyecan. Gaziantep Belediye de Belediye zaten.

- Konuk takımın iki oyuncusu Kenan ve Ramazan, sezonun ilk yarısında Bucaspor'da oynuyordu. Devre arasında takım değiştirdiler. Peki iyi karşılanmadılar. İkisi de oyundan çıktı. Çıkarken ıslıklandı.

- Bucaspor takımı aslında iyi oynadı ama o gol gelmedi işte. Zafer, Onur, Batdal çok gol kaçırdı. Gaziantep BB Spor ise sert oynadı. Topa sert. Çıkan bütün kartlar onlara çıktı.

- Stat: Yeni Buca

Hakemler: Özgür Yankaya, Neşet Merdin, Engin Erdem

Bucaspor: Atilla, İzzet, Mehmet Polat, Veli, Serkan, Zafer, Bekir(Dk. 90Yakup), Yılmaz, Sercan (Dk. 79 Türker), Yunus (Dk. 68 Onur), Mehmet Batdal

Gaziantep Büyükşehir Belediyespor: Bora, Osman, Cihan, Ferit, Ahmet, Gökhan (Dk. 46 Serkan), Mustafa, Kenan (Dk. 68 Mehmet), Eren, Ramazan (Dk. 82 Erhan), Serdar

Sarı kartlar: Cihan, Ferit, Ramazan, Serkan

Boşnak Mehmet


Takımın yedek kalecisi olmak zor bir şey. As kaleci beklenmedik anda sakatlanır veya kırmızı kart görür, bütün ihale yedek kaleciye kalır. Bazen 2007'de oynanan Antalyaspor maçıyla akıllara kazınan Murat Şahin gibileri çıkabilir ama her zaman öyle olmuyor işte.

İngiltere Ligi farklı skorlara alışık bir lig. Tottenham 9 atar, City 6 atar, acımazlar kimseye. Bu hafta sıra Chelsea'nin oldu. 7 tane attılar Stoke City'e. İlk 2 golü 34 yaşındaki Sorensen'e attılar. Geri kalan 5 golü ise 23 yaşındaki Boşnak kaleci Asmir Begoviç yemiş.

Kendisi bu sezon Portsmouth ve Ipswich Town takımlarında oynamış ama Stoke formasını ilk defa bu maçta giydi.

Oyuna girdikten kısa bir süre sonra Lampard'dan penaltı golü yedi. Kalou, bir daha Lampard, Sturrige ile devam etti. Son noktayı Malouda koydu. İlk maçında Chelsea'den 5 gol yedi.

Bu goller Begoviç'in bu sene Chelsea'den yediği ilk goller değildi. Daha önce de Portsmouth formasıyla 2 gol yedi. Biri yine bir Lampard penaltısı, diğeri Anelka.

Peki başlık niye Boşnak Mehmet diye soracak olanlara daha önce Chelsea'den 5 gol yiyen bir yedek kaleciyi hatırlatır ve yazıyı noktalarım.

Galatasaray 0-0 Bursaspor


Çok değişken bir sezonun, çok değişken bir günü olarak hatırlayacağız yıllar sonra 25 Nisan 2010 gününü. Sezon başında Fenerbahçe ile puan puana hatta puan rekoruyla gideriz diye düşünen bizler, nisan ayına geldiğimizde çok yanıldığımız anladık.

Biz lider olduk, Fenerbahçe geriye düştü, saçma sapan puanlar kaybedildi, Fenerbahçe 8'de 8 yaptı sonra 14-15 haftada sadece 20 puan topladı, Galatasaray maç yapmadığı hafta lider oldu, devre arasında şampiyon oldu, şimdi 3 hafta kala sezonu noktaladı. Araya Beşiktaş mı girer yoksa Trabzonspor mu diye düşünürken bir baktık Bursaspor almış başını ilerlemiş. Son 7 haftada sadece 3 deplasmanı var , onlar da İstanbul'da Ankara'da, maç kaybetmezler derken, her deplasmanda puan kaybedip liderliği bıraktılar. Böyle garip bir sezon, bu kadar çok gidip-gelen bir sezona böyle acayip bir gün yaşanırdı. Maçları aynı saatte başlatmayıp bize 75 dakika hayal kurduran TFF'nin ve LİG TV'nin de alacağı olsun.

Neye kandım bilmiyorum ama dün sabahtan beri aklıma 14 Mayıs 2006 geldi. 50 senede bir olabilecek bir olayın bir daha olmayacağını bilmeme rağmen. Denizlispor küme düşünce, Mustafa Keçeli Sami Yen'e gelince, Fenerbahçe'nin başında Daum olunca, hava güneşli olunca insan ister istemez düşünüyor. Sonuçta Bekir 76.dakikada golü atınca Bursaspor maçı bir anda başka bir maç haline geldi. Bu sezon gibi, koca bir gün de defalarca değişikliğe uğradı.

Maç hakkında yazmadan önce şunu yazalım. Maçlar , sadece son haftalarda değil, aynı saatte başlasın ve gündüz oynansın. Çok zor birşey değil. İtalyan, İngiliz, İspanyol, Alman bunu yapıyor. Hani futbolun elit tabakası, patronları ota boka "ama Avrupa'da bu yok ama Avrupa'da bu böyle " derler ya, Avrupa'da bu böyle işte. Örnek alacaksak, bir kere de böyle bir şeyi örnek alalım. İngiltere'de yerel saatte 12.45'te maç başlıyor.

Hafta boyunca "Galatasaray yatacak" diyerek sağda solda duyurular yapanları tebrik ediyorum. Bu skor onlara kapak olsun demiyorum, çünkü zaten Galatasaray çıkıp oynayacaktı., onlar da biliyordu Ama bu psikojik oyunu çok iyi oynadıkları bir gerçek. Ciddi anlamda tebrik ediyorum. Bursaspor ile oynanan sıradan bir maçı Galatasaray için sezonun en önemli maçı haline soktular.

Bir de bazı Galatasaraylılar var. Ciddi ciddi takımının yenilmesini isteyen taraftarlar. Bunlara en iyi cevabı Jesus Almeyda verdi zaten. Bir de şunu anlamıyorum. Bursaspor'a niye biz yenilelim. Bursaspor bizim için dost değil düşman değil. Bugün Bursaspor'a yenilsin isteyenler bundan sonra ne Lugano'ya ne Bilica'ya, ne Emre Belözoğlu'na laf edebilir. Bursaspor'un kendi dost-kardeş takımı var ve onlar bile yenilmemiş kendi evlerinde Bursaspor'a, biz niye yenilelim.

Bir de maçtan önce yaşanan polis saldırısı var. O dakikalarda ben orada bulunmuyordum ama orada olabilirdik de. Bir iki cümle yazmamız gerek. Galatasaray taraftarı polisten çok fazla çekiyor. Polis renk ayırmaz. Geçen sene sanırım yine bir Bursaspor maçı öncesi aynısı, hatta daha saçması Beşiktaş taraftarına denk gelmişti. Ama şu da bir gerçek, bu olaylar üzerine Galatasaray yönetiminin birşey yapması lazım. Gerçi dün joplanan insanların bulunduğu tribün daha önce pankartlar da açmıştı.

Maça gelelim artık. Numaralı'nın arkasındaki güneş ilk 15 dakika gözümüzü alıp bize güneş gözlükleriyle maçlara gelen İtalyan taraftarları hatırlattı. Bu dakikalarda takım iyi oynayınca iyice hayrete düştük. Takım bu sezon defalarca güzel oynadı ama şampiyonluk yarışındaki rakiplere karşı değildi. Karşımızda lig lideri var. Burada hakkını vermek lazım. Geçen sene hemen hemen bu zamanlarda Sivasspor ile oynamıştık (Arada 3 hafta fark var). Sivasspor ne tribününü doldurabilmiş ne de kendi ceza sahasından çıkabilmişti. O Sivasspor'un bizim 5.bitirdiğimiz bir sezonda şampiyonluk yarışı yapmış olması içimi acıtmıştı. Bugünkü Bursaspor Sivasspor'dan daha iyi. İlk yarıda bekleneni veremediklerini söylemek lazım. Belki heyecandan belki bizim istekli başlamamızdan. İkinci yarı daha kendine güvenen bir futbol ortaya koydular.

Volkan Şen, geçen sezon Sami Yen'de 2-1 yendiğimiz maçta çok daha iyi oynamıştı. Sercan ise o son vuruş yetersizliğiyle çok çile çeker, çok çile çektirir. Ozan İpek sağ ayağını geliştirmeli. Bursaspor'un en zayıf halkası ise sanırım bizim en sevdiğimiz Bursasporlu; Mustafa Keçeli.

Galatasaray için bu maç ve bundan sonraki maçlar artık önümüzdeki sezonun hazırlık maçları tadında. Yabancılar hala muallak. Baros ve Neill dışında kimin ne olacağı belli değil. Mehmet Topal'ın her hatası fiyatını düşürecek diye korkuyorum. Savunma kurgusu, tandem ve bekler nasıl olacak, bilmiyoruz, bekliyoruz. Caner'in kalmasını istemiyorum ama kimin geleceğine de cevap veremiyorum. Orta sahaya illa ki biri Afrikalı olmak üzere en az 2 futbolcu lazım. Forvet'e Baros'u yedekleyecek birileri lazım. Çok şey lazım. Bakalım neler olacak.

Geçen sene Sivasspor maçında oynadığımız güzel futbolla sezonu noktalayınca, seneye herşey farklı olur demiştik. Yine güzel bir futbolla bitiryoruz. Bu da bizi yanlış düşüncelere sevk edebilir.
Güzel maç oldu. Keyifli maç oldu. Şu maç nasıl golsüz geçer anlamak mümkün değil.

Bünyamin Gezer maçı berabere bitirmek mi istedi bilmiyorum ama artık yeter. Böyle hakemler artık maç yönetmesin. Şov yapan, trip yapan, öne çıkmaya çalışan, artist hakemler istemiyorum. Nasıl ki taraftarın futbolcu için "kötü oynasın ama kötü mücadele etmesin" isteği varsa, ben de artık "kötü hakem olsun ama kötü niyetli hakem artık olmasın" istiyorum. Bünyamin Gezer'in kötü niyetli olduğunu düşünüyorum. Bunun en büyük kanıtı da Zapo'ya gösterdiği kırmızı karttır. Harika giden bir maçı, artık öne çıkamama korkusundan mıdır, katletmeye çalıuştı. Maçın temposunu, kalitesini düşürdü. Hepsinden öte, tribündeki insanın aldığı keyfi azaltı.

Nedir bu marka değeri safsatası? İnsanların güzel futbol izleyip keyif alması ve bu orantıda para harcaması değil mi? Bilet alması, decoder alması değil midir? Hepsi için gerekli olan güzel futbol değil midir? Lig Tv seneye decoder satmak istiyorsa bu maçın 70 dakikasını bütün yaz vermeli, insanları cezbetmeli. Ama ne oluyor? Bir tane hakem çıkıyor maçın içine ediyor. Sen de TFF olarak bu hakemlere maç verebiliyorsun. Sahadaki oyunun hiçbir inandırıcılığı kalmıyor. Adam kendi çalıyor kendi oynuyor. Ondan sonra da insanlar niye maça gelmiyor niye decoder almıyor diye ağlıyorsun.

Aslında bir tribün birliği olsa ve ortak kararlar alınsa.... Bundan sonrası ütopyaya girer, başlamadan bitirelim.

Son paragrafta, futbol sevgisinin temelinde güzel maç izlemek, güzel zaman geçirmek yatıyor. Bunu belirtmek lazım. Dün maçın son dakikalarında herkes birilerine taşıyordu. Kimi hakeme, kimi Bursaspor'a, kimi Fenerbahçe'ye, kimi Ankaragücü'ne, kimi Aziz Yıldırım'a, kimi Sabri'ye, Jo'ya. Koltuklara tekme atanlar, önündeki cama vuranlar vs. Tam bu anda benden 10-15 yaş büyük bir abi yanıma geldi ve "çok güzel maç oldu, uzun zamandır böyle maç izlememiştim" dedi. Olay biraz bu. Umarım futbola sadece bu pencereden bakabildiğim günler gelecektir.

Bu arada, Sabri nasıl kornere attı abi onu?

Pazar, Nisan 25

Güzel Oyun Veya Gereken Puan?

- Maç başlamadan önce öyle bir İstiklal Marşı çaldı ki, utandım. Biraz daha özen gösterilsin bu işe veya hiç yapılmasın.

- İlk yarıda pozisyon yoktu. Gol yoktu. Ama aynı anda başlayan maçlarda da biri dışında 1'den fazla gol olmamıştı. Mevsim gerginliği sanırım.

- Hüseyin Kalpar'ın kontra atak futbolu Samsunspor'u bu sezon yukarılara taşıdı. Bu sezon en çok zorlandıkları maç bu oldu belki de. Çünkü karşılarında 10 kişilik bir Ziya Doğan savunması vardı. Boş alan bulamadılar.

- Turgut Doğan Şahin, bu ligde şu ödülü almalı: Yeteneklerine ihanet eden genç futbolcu.

- Samsunspor taraftarı kendini 70.dakikada duyurdu. Fazla maça dahil olmadılar.

- Ziya Doğan maçları can sıkıcı oluyor, dayanılmıyor. Ama istediğini de alıyor.

- Stat: 19 Mayıs

Hakemler: Mustafa Kamil Abitoğlu, Volkan Akçit, Cumhur Altay

Samsunspor: Ahmet Şahin, Adem, Kenan, Pavlik, Orhan, Murat, Turgay, Abdülaziz, Savaş (Dk. 90 Oğuzhan), Turgut, Oktay(Dk. 77 Sezer)

Konyaspor: Haluk, Ömer, Ahmet Görkem Görk, Mehmet Ayaz, Da Silva, Eser(Dk. 82 Tayfun), Erdal (Dk. 46 Yusuf), Mehmet Şen (Dk. 69 Ferdi), Zafer, Volkan, Ufukhan

Sarı Kartlar: Dk. 30 Ahmet Görkem Görk, Dk. 60 Ufukhan (Konyaspor)

Beşiktaş 2-2 Sivasspor


Geçen hafta Hüseyin Göçek son düdüğünü çaldığı andan itibaren iğrenç bir ortamın içinde bulduk kendimizi. Ne kadar kafayı futbolla sıyıran biri olsam da ve ara ara taraftarlığın verdiği gazla fanatikliğin sınırlarını zorlasam da bu kadar bayağı bir hafta benim gibi bu muhabbetlere aşina olan birini bile rahatsız etti.

Bir hafta boyunca; penaltı kaçıran futbolcuyu şike yapmakla suçlayanı okuduk, federasyon bahçesine küreklerle gidenleri gördük, onları helikopterle çekenler vardı, 2004'teki Samsunspor maçını hatırlatanları dinledik, "yatış hazırlıkları" adı altında hazırlanan görselleri izledik, bir bileti 120 lira yapanları bir kez daha hatırladık, derbiyi kaybeden tarafın isyanını dinlemek varken, en azından bıyık altından gülmek varken, üste çıkmaya çalışanları gördük. Ve tüm bunlar futbolla ilgili programlarda, internet sitelerinde, gazete sayfalarında ve haber bültenlerinde yorumlandı. Bir şeyler yalnış gitmiyor mu?

Tanıl Bora veya Fuat Akdağ gibi geçmişinde takım tutup daha sonra "takım tutma" halinden sıyrılanları anlayamazdım. Yavaş yavaş hak vermeye başlıyorum onlara. Takım tutmak benim için şu anda hala çok güzel birşey. Çok farklı bir duygu. Sevgi, aşk veya herhangi bir kelime. Neyle doldurursan doldur. İnsana enteresan şekilde haz veren bir duygu bir takıma bağlanmak. Fakar artık çoğu insan için takım tutmak, "sevmek"ten çıkıyor.

Takım tuyorsan, koşulsuz şartsız kollayacaksın. Herkesi, herşeyi. Rakiplere sataşacaksın. Hakkını kendi çapında yedirmeyeceksin. Kulüp başkanı kameralar önünde, sen mahallede, baban iş yerinde, kardeşin okulda farklı renklerle "çarpışacak". Takım tutuyorsan bunlar senin görevin olacak. Ne yazık ki, bu hoşuma gitmiyor ve beni soğutuyor.

Bugün Beşiktaş maçına bu korkularla gittim. Şampiyonluğu 1 maç önce kaybeden bir takım, 1 haftalık sinir harbinden sonra her türlü çılgınlığı yapabilirdi. Artık onun gösteri zamanıydı çünkü. Bütün bir haftanın yansıması olabilirdi. Benim amacım o saldırganlığa aldırış etmeyip sadece futbol izlemekti.

Bugün tribünün sesinin, tribünün isyanının, tribünün şarkısının televizyondakinden, gazetedekinden, kulüp binasındakinden ve hatta belki de sokaktakinden bile daha samimi pşduğunu anladım. Önemli olan da odur aslında.

Bugün inanılmaz küfür vardı. 45 dakika boyunca Aziz Yıldırım'a sövüldü.Küfür çirkin birşey mi? Belki. Ama bütün bir hafta boyunca küfür etmeyenler, bugün küfür edenlerden daha saygılı ve daha kibar değildi kuşkusuz.

Küfür argodor, argo da bir isyandır. Böyle başlayıp devam edebilirim ama bu başka konu. Böyle bir futbol ortamı yaratanların, bir zaman sonra küfür yemeleri kaçınılmaz sondur. Bunu yasayla kuralla engelleyemezsiniz. Anca 31 hafta engeller, 32.hafta daha aşırı bir tepkiyle karşılaşırsınız. Tıpkı 2007'deki derbide olduğu gibi, bazı şeyleri 7 sene engeller, en sonunda hiç görmediğiniz bir dışavurum ile karşılaşırsınız.

Mesela şöyle diyelim, geçen sene Bülent Uygun şampiyonluğa giderken ne kadar tepki görüyordu, şimdi aynı konumda olan Ertuğrul Sağlam'a duyulan tepki (varsa) ne kadar. Yani küfür eden velki ahlaki sınırları zorluyor olabilir ama küfür yiyenin hiç mi suçu olmaz? Hep mi bu küfredenler suçlu? Ve sadece tribün cemaati mi bu ülkede küfür ediyor?

Bugün, geçen hafta canı yanan bir tribün rahatladı. Herkese sövdü. Kan akmadı. Bence bu daha iyi birşey. Tribünlerdeki potansiyelli kullanabilen kitle daha tirajik şeyler yapabilir. Bu ülkede, en azından benim yaşadığım şehirde bu pek fazla olmuyor. Kanı kaynayan binlerce genci bir hareketle, bir lafla yönlendirmek mümkün. Futbol sahasının dışındaki bütün çirkinliklere rağmen ve bütün o çirkinliklere tribünün tepkisi sadece aşırı küfür oluyor. Aslında bugün küfürle rahatlayan öfkeli bir kalabalık vardı. Bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler.

Bütün bir hafta boyunca futboldan başka herşeyin konuşulmasına neden olan herkes payına düşeni aldı. Bazısı küfür yedi, bazına bela okundu. Mesela bela okumak; içinde küfür yoktur ama küfürden daha mı hoştur? Bunu da tartışabiliriz.

Futbol mu? Bu sefer de futbol konuşmayan biz olalım. Bir seferliğine. Küfür çirkin birşeyse şimdi de güzel şeyleri yazalım. Şampiyonluğu kaybeden takımı, şampiyonluğa giderken olduğu gibi meşalelerle karşıladı taraftarı. Penaltı kaçıran futbolcusuna aşırı bir sevgi patlamasında bulundu. Hocasına sahip çıktı. Takımı maç öncesinde de 2-2 biten maç sonunda da tribüne çağırdı. Gol kaçırma rekoruna giren Holosko'ya ahlar vahlar dışında tepki olmadı. Tribünün tepkisi de sevgisi de samimiydi.

Bu yazının bir yerinde Yücel'in adının geçmesi gerekiyordu. O da en sona denk geldi. Güzel, eğlenceli bir cumartesi akşamı oldu. Oturarak maç izledik, hatta izlemedik bile. 2-2 bitmiş. Zaten bçyle olması gerekmiyor mu? Keyifli, eğlenceli, kendini yormadan, fazla kaptırmadan. Yoksa bunun adı niye hobi, niye yaşam tarzı, niye sevgi?

Cumartesi, Nisan 24

Yılın Hayalkırıklığı: Boluspor


- Sezona şampiyonluk hedefiyle başlayan, 1 numaralı favori olarak gösterilen Boluspor, 32.hafta itibariyle resmen Play-Off'a bile katılamayacak noktaya geldi.

- Sezonu ligde kalma hedefiyle geçiren Orduspor, Boluspor ile aynı puana geldi. Boluspor'un ne kadar kötü bir sezon geçirdiğinin kanıtlarındandır.

- Hafta içi 4-5 futbolcuyla yollarını ayırmıştı Boluspor. O nedenle Orduspor'un kazanacağını tahmin ediyordum. Ama deplasmanda 4 gol atacağını düşünmedim.

- Orduspor bu maç başlayana kadar ligden düşmesi kesinleşen Kocaelispor'dan sonra ligin en az gol atan takımıydı. O takım bugün hem de deplasmanda 4 tane attı. Bu sezon hiç 4 gol birden atamamışlardı.

- Boluspor da 2 sene aradan sonra ligde 4 gol yedi. En son 4 golü atan takım Antalyaspor'du. Bu arada bu sezon kupada Kastamonuspor'a da 4-2 yenilmişlerdi.

- Boluspor 7 sene aradan sonra Bolu'da 4 gol birden yedi. En son Pendikspor'dan yedi 3 golden daha fazlasını.

- Kariyeri boyunca sadece 9 gol atan sağ bek Erdem, ilk defa bir maçta 2 gol birden attı. İşin ilginç kısmı Erdem'in kariyerinin bu özel maçında 90 dakika boyunca kendi taraftarı tarafından ıslıklanmış olmasıydı.

- Islıklanma nedeni maçı anlatan spiker Cem Yılmaz'ın dediği gibi değildir. Sadece maç içinde kaptırılan bir toptan daha ötesidir.

- Eski Bolusporlu Bilal, eski takımına golünü attı ve tribünlerden alkış aldı. Boşu boşuna gönderilen bir isimdi Bilal. Tıpkı Aytek ve Sertan gibi.

- Sahada Galatasaray altyapısından yetişen futbolcular vardı: Serdar Eylik, İrfan Başaran, Zafer Şakar. İbrahim Yavuz ve Fevzi Elmas gibi daha önce Galatasarayda oynamış isimler de...

- Serdar Eylik geçen hafta 3 tane gol kaçırmıştı. Bu hafta yine son bölgede saç baş yoldurdu. İlk 11 başladı, 70 dakika oyunda kaldı.

- Aslında atılan 6 gole rağmen keyifsiz ve temposuz bir maçtı.

- Boluspor'un iki golü de duran toptan geldi. (Frikik ve penaltı). Penaltı penaltı değildi. Nduka kendini attı.

- Nduka iyi futbolcu bu arada. Önümüzdeki sezona kalırsa iyi işler yapabilir.

- Stat: Atatürk

Hakemler: Mustafa Öğretmenoğlu, Mehmet Şahin Yılmaz, Hüseyin Fidan

Boluspor: Atacan, Erhan, Ömer, NDuka, Cemil (Dk. 6 Evren), Erdem, İbrahim (Dk. 62 Mehmet), Fatih, (Dk. 84 Gökhan), Gılman Lika, Zafer, Lokman

Orduspor: Fevzi, Fatih, Mehmet Ayaz, Bilal, (Dk. 85 Musa), Jerry Akaminko, Emre, Ahmet, Murat, Serdar(Dk. 72 Rıza), Erol, Emrullah (Dk. 58 İrfan)

Goller: Dk. 1 ve 83 Ahmet, Dk. 44 Fatih, Dk. 45 1 Bilal (Orduspor), Dk. 41 ve 72 (Penaltıdan) Erdem (Boluspor)

Sarı kartlar: Ömer, İbrahim (Boluspor), Emrullah, Fevzi (Orduspor)

Perşembe, Nisan 22

1-0'ın Avantajı Olur mu?


- Sanırım grup maçlarından sonra izlediğimiz en temposuz Şampiyonlar Ligi maçıydı.

- Ribery tam Türk futbolcusu tarzı bir kırmızı kart gördü.

- Rosetti tam Türk hakemi tarzı bir eyyam yaptı.

- Müller ve Gomes saç baş yoldurdu ama ikisini de seviyorum. Özellikle Gomes'in çalışkanlığı unutulmamalıdır.

- Ribery yüzünden Oliç erkenden oyundan çıkmak zorunda kaldı. İlk golü Oliç atar dedim, Fransız yüzünden kupon yattı. Bu Ribery'den çektiğimiz nedir, hem giderken kulübe para kazandırmadı, hem de bizim kuponları yatırıyor.

- Neyse ki Robben golünü attı. Onun gol atacağını biliyordum.

- İnter-Bayern finali daha cazip. Onu cazip kılan ise o finalin aslında Van Gaal-Mourinho finali olması.

- Dün 5 büyük ligdeki tribünlerin İtalya dışında kalan hepsinin yerlerde olduğunu yazmıştım. Önce Hazar ''Almanları küçümsediğimi" hatırlattı, sonra Münih taraftarı hem maç öncesinde hem maç içinde beni utandırdı.

- Ribery'nin kırmızı kartından sonra Bayern Münih 11 kişi oynamaya devam etti.

- Tur hala ortada. Lyon'un potansiyeli çok yüksek. Lisandro Fransa'da en büyük koz olacaktır.

- Tez: Münih Şampiyonlar Ligi şampiyonu olur ve Arjantin Dünya Kupası'nda finale çıkamazsa yılın futbolcusu Robben seçilir.

- 2 gündür Ertem Şener'siz ve Emre Tilev'siz maç izledik. Yaygara kopmadı. Gol olunca evde uyanan olmadı. Güzel şeyler bunlar.

- Rosetti'nin kart tutuşu Avrupa Futbolu'nun renklerinden biridir. Tıpkı Van Gaal'in not defteri gibi.

- Başlıkla bitirelim. 1-0 avantajlı bir skor gibi durmuyor. Ama ilk maçı iç sahada oynamak ve o maçı kazanmak önemlidir diye düşünüyorum. Şu dakikadan sonra Bayern Münih iyi konsantre olursa turu geçer. Yine de 1-0 yetersiz bir skor gibi duruyor.

Çarşamba, Nisan 21

Bitmeyen Maç


Bilica'nın kazdığı çukur hakkında 10 paragraf yazabilirim.

Yapılan köpekli balonlu hakkında 5 paragraf çıkar.

Atılan dirsekler de konuşulur.

Peki konuşmak mı lazım? Saat 20.45'te bitti derbi. Pazar günü. Bugün günlerden çarşamba. 2 tam gün geçti. Hala konuşacak birşey buluyoruz. Konuşacak evet. Tartışacak veya anlatacak da değil. Tartışma ortamı yok zaten. En çok bağıran olmanın telaşı var.

Gerçekten insanlar sıkılmıyor mu? Bundan 3-4 sene önce ben de böyleydim. Kadıköy'e giderdik ve dönerdik. Siz böylesiniz, biz böyleyiz, bak federasyon, bak hakemler. Değişen hiçbir şey yok. Şimdi 20 yaş civarında olanları anlamak mümkün o açıdan ama daha büyüklerin bu heyecanı gerçekten takdirlik.

İnsanların, hayatla o kadar mücadelesi varken, Bilica'nın hareketine takılmaları, Demirören'in mesajını konuşmaları şaşırtıcı değil mi? Yoksa sosyal hayatta kimsenin meselesi yok mu? Bu kadar yapay kavga meselesi için bu kadar gücü nereden buluyorlar?

Sorun MHK, TFF, LİG TV falan değil. Sorun biraz biz de. Alex'in golü konuşmadıktan sonra, Fenerbahçe tribününün "şampiyonluk geliyor" tezahüratının altını çizmedikten sonra, İbrahim Toraman'ın oynadığı iantçı-dirençli futboldan bahsetmedikten sonra insan soruyor kendi kendine: "Niye futbolla ilgileniyoruz.?"

Pazar günü maç bitti, evden çıkıp sokağa indik. Hayat devam ediyordu. Taç çizgisilerinin ötesinde nasıl birşey yoksa, hakem son düdüğü çaldıktan sonra herşey geriden kalır. Maç bitmiş, yıllar sonra bile anlatacak birkaç anımız olmuş. Bundan daha güzel birşey var mı? Kaybeden üzgün ve sinirli muhakkak, kazanan mutlu. Pazar akşamlarını anlarım yine de pazartesi hayat yeniden başlamaz mı? Kaybetmenin dünyanın sonu olarak lanse edildiği bir yerde ne yazık ki başlamıyor. Kaybetmek kötü birşey değildir oysa, kötü bir şey olduğu sanıldığı için herkes kaybedişlerine bahane arıyor.

Hakemin son düdüğüyle başlayan bir maç var ortada. Bugün federasyona dilekçeler yollanıyor. Gazeteler hala derbiden bahsediyor. Yeni haftanın hakemleri belli oldu ve tartışmalar başladı. Açıkçası 20.45'te başlayan bir maçın öznesi olmak istemedim. Çok yorucu, çok sıkıcı birşey olduğunu düşünmeye başlıyorum.

Ulusal medya ve televizyon kanallarına sürekli eleştiren alternatif medya lakaplı blogla ise bunu daha da ateşliyor. Maç biteli 3 gün olmuş hala Fenerbahçe'den niye nefret ettiğini yazanlar var. Beşiktaşlılar'ın üzülmesiyle kendini yüceltenlen var. Abi maç bitti ya. Yenilen var yenen var. Nefretten bahsetmek çok mu zevkli hakikaten? Yoksa soğukkanlı olamamak mıdır tek mesele?

Aslında bütün bu olayların kaynağı Bobo. Bütün hafta penaltı çalışan adamın öyle penaltı atmaması lazımdı. Koy topu bir adım geriye, Allah'a sığınarak vur işte. Maç olsun 1-1. Biz de bahsetmeyelim çukurdan, kanalizasyonda, boktan,pislikten, nefretten.

Ama dur ya, bir komplo teorisi daha vardı. Bobo da Brezilyalı arkadaşları için penaltıyı kaçırmıştı değil mi? Sevindirici aslında. Neyse ki hala rakip takımdaki arkadaşlarını düşünen vefalı biri varmış. Gerçi o da Brezilyalı, farklı olmaları , bizim gibi olmamaları doğal.

Bitirin artık şu maçı, oynanmayan süre çok uzadı.

Bu Kadar Olur


Bugün Ali Turan Galatasaray idmanına çıkmış. Ajansspor haberi bu fotoğrafla vermiş. Ali Turan'ın adı Galatasaray ile ilk anıldığı zaman bir arkadaşım şöyle demişti: ''İstanbul'a gelince anca idmanda top toplar."

Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Umarım yanıltır bizi. Bizi diyorum, çünkü ben de o arkadaşımla aynı fikirdeyim.

Yeniden Futbola Dönüş


- Çok keyif alarak bir Fenerbahçe - Beşiktaş maçı izlemiştim. Ama 90 dakikadan sonra futboldan soğudum 2 günde. Çukur kazanlar, dirsek atanlar, balon yapanlar, cinsel organını sallayanlar, şişe atanlar, mesaj çekenler. 2 gündür bunları konuşuyoruz. Sıkıldığım bir anda imdada yetişti İnter-Barcelona maçı. Yeniden futbola döndük.

- San Siro veya Guiseppe Meazza. Ne derseniz diyin, çok seviyorum o stadı. Dün tribünlerde çok iyidi. Avrupa'da futbol diyince akla gelen 5 ülkenin tribünleri yerlerde. İtalya hariç.

- Messi çok iyi futbolcu. Şu an dünyanın en iyisi. Ama büyük topçu olmak başka birşey. İleride Messi de büyük topçu olarak anılabilir. Büyük topçu ile iyi futbolcu arasındaki farkı özellikle eskiler iyi bilir.

- Dün sahada büyük topçuya örnek çoktu. Puyol, Xavi, Zanetti, Stankoviç....

- Maçın yıldızı 2 asist 1 gol ile oynayan Milito'dur. Goller dışında da çok iş yaptı, çok koştu.

- Maç Arjantin milli takımı seçmeleri gibiydi sanki.

- Bu maçta Mourinho'dan çok, 3 ciğerle oynayan İnterli futbolcular konuşulmalı.

- Messi'nin İtalyan takımlarına henüz gol atamadığını biliyor muydunuz?

- Milito'nun lakabı "aktör " olmalı. Bir bakıyorsun Al Pacino, bir bakıyorsun De Niro, bir bakıyorsun Rocky Balboa.

- Ertem Şener'in maçı anlatmaması ve Cem Yılmaz'ın anlatması maçın zevkini arttırdı muhakkak.

- İnter'in daha önce oynadığı 8 Avrupa Kupası finalinden önce sadece 1 kez bir İspanyol takımını elediğini not edelim.

- Cezalı Puyol yerine Milito oynar herhalde rövanşta. Şampiyonlar Ligi yarıfinalinde karşılaşan iki takımda iki kardeşin rakip olmasına rastlanmış mıdır?

Tombalacı Mehmet

Kurtlar Vadisi bitti geçmiş olsun, ha bir de şampiyonluk yarınlara kaldı, haberin olsun...

Salı, Nisan 20

Türkiye Kupası 2010


2009-2010 Türkiye Kupası Finali Şanlıurfa'da oynanacak. Finalistler Fenerbahçe ve Trabzonspor.

Final ilk defa Şanlıurfa'da oynanacak ve kupa 10 sene sonra tekrar Güneydoğu'da olacak. 2000 yılında 3 Mayıs'ta oynanan Galatasaray - Antalyaspor finali Diyarbakır'da oynanmış ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi finalle tanışmıştı. Türkiye Kupası finalleri o seneyle beraber tek maç üzerinden oynanmaya başlamıştı. Diyarbakır'da oynanan final maçında uzatmalar dahil 8 gol atılmış ve en gollü final maçı olarak tarihe geçmişti. Kupa finallerinin vazgeçilmez adresi İzmir kupa finaline bir süreliğine hasret kalacak.

Türkiye Kupası'nın en önemli özelliği, hatta belki de tek özelliği Fenerbahçe'nin 1983 yılından beri kupaya uzanamaması. Fenerbahçe yine finalde. Yine diyorum çünkü 27 senede 6 defa final oynadı ve hepsini kaybetti. Fenerbahçe'nin daha önce kazandığı 4 finalde de İstanbul dışındaki takımlarını yenmiş olması sarı-lacivertlilere bu final öncesinde umut veriyor. (2 defa Altay, Bursaspor ve Mersin İ.Y.). Fenerbahçe'nin kaybettiği 8 finalin 7'sinde rakibi, ezeli rakipleri Galatasaray ve Beşiktaş olurken, sadece birinde Anadolu'ya (2001'de Gençlerbirliği'ne) penaltılarla kaybetti. Fenerbahçe en fazla final kaybeden takım olarak final tarihine geçti.

İki takım daha önce finalde karşılaşmadı. Trabzonspor 12 final oynadı ve 7 kere kupaya uzandı. Son olarak 2003 ve 2004'te arka arkaya iki defa kupayı kazanan Karadeniz temsilcisi, 7 defa İstanbul takımlarıyla finalde karşılaştı. 4 tanesinden mağlubiyetle ayrılırken, 3 tanesinde kupayı müzesine götürdü.

Trabzonspor, Karadeniz'in kupayı kaldırmayı başarmış tek takımı ama final oynamış Kuzeyliler mevcut. 1981'de Ankaragücü'ne elenen Boluspor, 1988'de Sakaryaspor'a geçilen Samsunspor final heyecanı yaşayan takımlardan.

Türkiye Kupası, Süper Lig'den daha demokrat bir tarihe sahip. Bugüne kadar 19 farklı finalist ve 13 farklı şampiyon çıkardı. Bu 19 takımın 9 tanesi, yani neredeyse yarısı, bu sene alt liglerde mücadele ediyor.

Türkiye Kupası 4 kez penaltı atışları sonunda belirlendi. Bu sene final oynayacak iki takımda kupayı 1er kez penaltılarda kaybetme talihsizliği yaşadı.

Aşağıdaki videoda yer alan maç, bu senenin finalistlerinden Trabzonspor'un en unutulmaz kupa finali. 1992 Türkiye Kupası finialinde 3-0'lık mağlubiyetin rövanşında Bursaspor'u Avni Aker'de 5 golle geçiyor ve kupaya uzanıyor. Maç sonu Hamdi ve Bülent Karpat için şuraya bakmak yeterli.

video

Kim Attı Kral Attı

video

Hakan'a aşık olduğumuz, Hagi'ye taptığımız yıllardan. Hagi'ye hala tapıyoruz o ayrı.

20 Nisan 2000. 10 sene önce Leeds'den çıkarken. İkinciyi düzeltiyor, üçüncüde çakıyor. Yaşımız henüz 15.

Pazartesi, Nisan 19

Buca'ya Dost Kazığı


- Hemen bilmeyneler için başlığı açıklayalım; Bucaspor ve Mersin İdman Yurdu taraftarları, Anadolu'da sık karşılaştığımız "kardeş tribün" kavramına örnektir.

- Bucaspor, 2009 yılının başında açılan Buca Arena'da 3 defa yenildi, iki mağlubiyeti Mersin İdman Yurdu yaşattı. Zaten kurulan bu dostluk da o maçta güçlendi.

- Bucaspor, 10.saniyede gol attı. Daha önce Karabükspor maçında da erkenden gol atmış ve o maçta da yenilmişti.

- İzmir ekibi kazansa farkı 7'ye çıkaracaktı, büyük bir fırsat tepti. Adanaspor'a yaradı.

- Haftaya Mersin İdman Yurdu, Ç.Rizespor ile kendi sahasında karşılaşacak ve bu maça 1 puan önde başlayacak. Büyük avantaj.

- Mersin İdman Yurdu ligde kalırsa Ergün Penbe'nin heykelini dikebilir.

- Buca Arena'nın skorbordu çok enteresan. Çift haneli. Maç sonucu 02-03 olarak yazıyor mesela. Baya da büyük. Eski Highbury'nin skorbordunu hatırlatıyor. Onun gibi stadın köşe tarafında yer alıyor zaten.

- Maçın en iyisi bence 2 gol atan Nurullah Kaya'dır. Zaten bu sene Mersin İdman Yurdu takımında birşeyler için çabalayan biri varsa o da Nurullah'tır.

- Maçı anlatan Murat Ünlü'nün Nurullah'ı sürekli Nurettin diye anons etmesi.

- D Spor o kadar kötü bir yayın yapıyor ki, Mersin İdman Yurdu'nun 3.golünü göremedik canlı canlı. O esnada saçma bir orta sahasının tekrarını izliyorduk.

- Bucaspor, solak Erkan Taşkıran ile bek Serkan Yanık'ı çok aradı.

- Bucaspor çıksın istiyorum. Son 3 hafta, fark 4 puan. Hadi bakalım.

- Stat: Yeni Buca

Hakemler: Barış Şimşek, Muhammet Yumak, Samet Çavuş

Bucaspor: Cenk, İzzet, Mbemba, Veli, Murat Karakoç (Dk. 73 Türker), Onur (Dk. 57 Zafer), Yakup (Dk. 46 Bekir), Yılmaz, Sercan, Yunus, Mehmet Batdal

Mersin İdman Yurdu: Kerem, Ahmet, Mustafa (Dk. 85 Zafer), Fuat, Boum, Tuna (Dk. 77 Aytekin), Fatih Egedik, Sertaç, Nurullah, Fatih Şen (Dk. 82 Murat), Sami

Goller: Dk. 1 Sercan, Dk. 90 Türker, Dk. 13 ve 33 Nurullah, Dk. 74 Fatih Şen

Sarı Kartlar: Murat Karakoç, Veli, Bekir (Bucaspor), Sertaç, Boum, Fatih Egedik, Nurullah (Mersin İdmanyurdu)

Real Topçusu


Bir futbolcu için Real Madrid'de oynamak zirve noktasıdır bence. Ne kadar iyi olursan ol, özgeçmişinde Real yazmıyorsa, birşeyler eksik demektir. Real Madrid sempatizanı değilim ama Real'in futbolun en üst noktası olduğunu kabul ediyorum.

Son 10 yılda bile ismini dünya futboluna yazdıran kim varsa bu kulüpte oynadı. Gerçek Ronaldo, sahte Ronaldo, Figo, Zidane, Carlos, Beckham, Kaka.. Herhalde üst klasmanda olanlar arasından bir tek Messi için gerçekleşmedi Real günleri. Henüz.

Geçen sezon kulüp kendi kimliğinin dışına çıktı. İsimsiz genç futbolculara yöneldi. Barcelona ile özdeşleşen Hollandalı futbolcu avına çıktılar. Ama kimya uyuşmadı. Bu sene yine paralar saçıldı, kulüp kendi yapısına döndü.

Bir futbolcu hem en iyilerden biri olmalıdır, hem tarz olmalıdır, hem şöhretli olmalıdır. Sürekli konuşulmadır. Ve ondan sonra Real Madrid'e transfer olmalıdır. Eğer altyapıdan değilse tabi.

Fotoğraftaki futbolcuya bağlayacağım. Higuain müthiş bir sezon geçiriyor. Dün yine bir gol attı. Bir tane topun dibine girip kaçırdığı bir gol var ki gol kadar enfes. Çok iyi işler yapıyor. Golü atıyor. Ama sanki hala (ne yazık ki) Real Madrid futbolcusu gibi değil. Şahsen ben çok beğenerek izliyorum ama Real Madrid'in ona biçtiği rol bana nöbetçi golcülük gibi geliyor.

Biri kulübe dese ki, 2 futbolcu satacaksınız kimi söylersiniz, bir isim illa Higuain olur sanki. Yedek kalan Benzema'dan bile daha önce gözden çıkarılacak gibi duruyor. Belki de ben yanılıyorum yanlış hissediyorum. Ama şu da var, bu sene golleri sıralayan bir Real Madrid futbolcusu var ve kulüp bu futbolcuyu yıldız gibi pazarlamıyor, yıldız olarak lanse etmiyor. Üvey evlat muamelesi görüyor.

Bunun nedeni sanırım Higuain'in Real'e "Real Topçusu" olarak gelmemesi. Arjantinli dün 25 oldu, sessiz ve derinden atıyor gollerini. Yürü be Gonzalo. Ercan Taner'in Higuain çığlığını sevdiğim kadar sevdim bu çocuğu.

Roma'da Haftanın Adamları

Kaptan, Lazio galibiyetinden sonra böyle yapıyor ve geceye damgasını vuruyor. Rakip çıldırıyor, Curva Sud coşuyor. Şampiyonluk nağmeleri Roma Olimpiyat'ın güney tarafını inletirken, karşı taraftan ağıtlar yükseliyor.

İki gol atan Vucinic ise gecenin bir diğer adamı. Bir penaltı, bir serbest vuruş. Derbi zaferi geldi, şampiyonluk yolda..

Fenerbahçe 1-0 Beşiktaş

Öncelikle yaptığım enayiliği anlatarak maç yazısına başlamak istiyorum. Dün sabaha karşı işten çıkmadan önce tamamen tesadüf eseri olarak fazladan maç bileti olan bir çocukla muhabbet ettik. Bileti 50 liradan verebileceğini, 100 liraya başkasına satmayı düşündüğünü ama o kişiden ses çıkmadığını söyledi. Ben direk atlayarak tamam dedim. Tamam dedikten 1-2 dakika sonra aklıma iki kötü anı geldi. Birincisi Nisan 2007'den bir Beşiktaş maçı. Kombinesi olan bir arkadaş rahatsızlanmıştı, ve ondan bileti alarak maça gittim ben de. Bu bir kupa rövanşıydı, İnönü'de 1-0 kaybettiğimiz maçın ardından Tümer ile öne geçmiştik. Maç boyu akıl almaz goller kaçtı, uzatmalarda henüz o sene "Mert" olan Nobre skoru eşitledi. Toplasan Saraçoğlu'nda izlediğim 20 maçtan açık ara en moralimi bozan maçtı. Dokunsalar ağlayacaktım o gece...
***
Bir tanesi de geçen sene. Neşeyle Bursa'nın Galatasaray'ı yendiği maçı izleyip Kayseri maçını izlemek üzere yola koyulmuştuk. Püf nokta yine son dakikada ekstradan kombine bilet bulmamdı. Aghahowa'nın taklalarını izleyip dönmüştük... Bu iki olayı düşündüm bir an. Özellikle Beşiktaş maçı kafamı çok karıştırdı. Saçma bir totem olacaktı, her zaman maça gitme fırsatım olmuyor, üstelik sezonun en önemli derbisi, üstelik makul fiyata bir bilet... Gitmek için dünya kadar sebep var. Ben gitmemeyi seçtim.
***
İlk 11'leri görünce Beşiktaş'a siddinsene gol atamayız bugün diye geçirdim içimden. Kaş sağ bek, Toraman ön libero, sol kanadı çift bekle kapatmış Denizli, Almanları ortaya almış, top oynayabilecek biraz Tello, ileride yalnız Bobo. Bu oyun planında Beşiktaş'ın değil gol atması pozisyona girmesi bile imkansızdı, nitekim öyle de oldu. İkinci yarıda baskılı olduğu dönemde bile pozisyonu yok Beşiktaş'ın. Fenerbahçe'nin ne yapacağı nasıl oynayacağı belliydi, önemli olan Mustafa Denizli'nin hamlesiydi, bence kaybetti. Erken gelen gol, oyunu Beşiktaş'a çevirir diye düşünmedim açıkçası. Çünkü Beşiktaş'ın ileri gidecek hali yoktu. Yine Fenerbahçe atakları gelişti. Her derbi öncesi vamos diyerek bağrıma bastığım Guiza 12.dakikada boş kaleye atsaydı topu, maç orada biterdi. Yine Alex'in karşı karşıya kaçırdığı pozisyon akıllara zarar. Bir Galatasaray maçında değil normal gol pozisyonları, abuk subuk toplarımızın girdiğini düşünürsek, bence iki derbi arasındaki en büyük fark budur.
***
İkinci yarıda bir Yusuf, ya da Holosko bekliyordum. Uğur girdi oyuna. 45-55 arası ilk yarıdan farksız, yine Fenerbahçe'nin domine ettiği bir oyun. Ama o presin ve mücadelenin de 60'tan sonra Özer, Alex ve Emre'nin olduğu bir orta sahada sıkıntı yaratacağı belliydi. Uğur'un girmesiyle Beşiktaş'ın ayağı biraz düzeldi sadece. Topa daha çok sahip oldular, pozisyon üretmeleri için ise yeterli değildi bu değişiklik. Bu dakikalarda Lugano'nun Beşiktaş lehine penaltı olması gereken pozisyonunun verilmediğini söyleyelim. Sakin kalması gereken ve önde olan Fenerbahçe yanılmıyorsam Bobo'nun penaltı kaçırdığı pozisyon öncesinde 4'e 2 yakalandı. Bilica'nın deplasmandaki kupa Bursa rövanşı, içerideki Bursa maçı ve bu maçla birlikte ceza sahası içinde üçüncü kontrolsüz girişi. Tali yoldan anayola çıkan kamyon gibi. Gol yemeyen bu özverili ikiliyi yönetimin ve Daum'un bozacağını zannetmiyorum. O yüzden dün penaltı noktasındaki inşaat çalışması nedeniyle bu oyuncunun Fenerbahçe'ye yakışmadığını ve gönderilmesi gerektiğini düşünen Fenerbahçeliler çok ümitlenmesin. Ceza sahası dışında ise yaptığı gereksiz hareketler malum. Lille maçında yediğimiz gol öncesi yaptığı faul taç çizgisinin bir kaç metre içindeydi, ve inanılmaz gereksizdi. Sanırım cezalı duruma düştü ve haftaya oynamayacak. Bu saatten sonra kimin oynayacağı çok önemli değil.
***
Bobo atacağı köşeyi çok belli etti. Üstelik yavaş vurdu. Sevilla uzatmalarını saymazsak, ben maç içinde Volkan'ın değil penaltı kurtarmak, aynı köşeyi tahmin ettiğini bile hatırlamıyorum Fenerbahçe kariyerinde. Bu penaltı gol olsaydı, Mustafa Denizli Fenerbahçe'yi kolaylıkla mağlup edebilirdik demiş, ikinci yarıda kolay yenilen bir takım demiş Fenerbahçe için. Bu kadar kolay yenilen bir takım karşısına neden 8 tane savunma ağırlıklı oyuncuyla çıktığını da kendisi açıklar bir zahmet. Mehmet Demirkol Denizli'nin oyun stratejisi için doğru dedi, bir an için yanlış mı duydum diye düşündüm, tek yanlış adam adama markaj imiş. Buraya eyvallah, Saviola'nın peşine Ümit Özat'ı takmış adamdır Denizli, ama Beşiktaş'ın dünkü oyun planı için doğru demek çok ilginç. Üstelik Mehmet Demirkol diyor bunu. Eğer aynı fikirde olan bir Beşiktaşlı varsa, mağlubiyete üzülmeye hakkı yok.
***
İlk paragrafta bahsettiğim maçta maçın yıldızı Selçuk Dereli idi, sabah çıkıp Hüseyin Göçek'i eleştirdi canlı yayında, kendisini de biliyoruz. Dünkü maçta da Göçek maçın önüne geçti. Aradaki fark maçın 90 dakika sürmesiydi, yine de gitmediğime pişman değilim. Hatta utanmasam o sayede beraberlik golünü yemedik diyecem. Göçek kadar kadar tartışılması gereken bir başka adam da Serkan Gencerler, üç kırmızı kartı da o çıkarttırdı.
***
Bu hafta medyada gergin haberler çıkacak. Beşiktaş federasyondan şikayet edecek, Galatasaray Bursa'ya yatar diyenler olacak, 6 yıl önceki Trabzonspor maçını hatırlatan Galatasaraylılar cevap verecek bunlara. Bursaspor, son 4 haftada, deplasmandaki iki maçından birinde hükmen galip, diğer iki maçı içeride olmasına ve 1 puan da önde olmasına rağmen bu yolda avantajlı olan biziz.

Kadıköy Rules


- İngilizce başlık atmayı sevmem ama bu maç bunu gerektirdi.

- Kadıköy ayrı bir futbol dünyası. Bunu en iyi biz biliriz. Beşiktaş bir dönem oranın oyununu bozuyordu ama bu sefer bizim yaşadıklarımızı yaşadı sanki.

- Doğruya doğru Fenerbahçe Kadıköy'de istediği maçı alır. Sebep her maçı istememesi. Daha çok derbilerde istemesi.

- Bünyamin Gezer ve Hüseyin Göçek. Çok garip hakemler.

- Herkes kavga ederken Rüştü'nün olayları yatıştırmaya çalışması ve sarı kart görmesi hayatın ta kendisidir. İyilik yaparsan bir yerine kaçar.

- O tezahürat (izleyen bilir) son 10 sene boyunca Kadıköy'deki tribünün tavan yapmış halidir sanırım.

- Kilişe ama yine yazalım. Dünkü Beşiktaş, sarı-kırmızı forma giyseydi maç ilk yarıda 3-0 olurdu.

- Kadıköy'de penaltı kazanmak bulunmaz bir nimet. Beşiktaş'ı o anda kıskandım. O penaltıyı kaçırmak ise başlı başına bir saçmalık. Sayısal Loto'da 6 tutturup kuponu çöpe atmak gibi.

- Bilica'nın yaptığı olay fazla abartılıyor bence. Böyle kurnazlıklar olur. Aldatma vardır, kurallara terstir ama o kadardır. Gole giden rakibi düşürmenin biraz fazlasıdır.

- Buna rağmen Bilica'nın yaptığı Fenerbahçe'yi ilgilendirir. Kadıköy'de "ne olursa olsun kazanmak" felsefesi geçerlidi. O da buna uydu. Münferit bir olay olarak sayılacak nerdeyse.

- Bilica'dan daha çok Semih'e (bir kez daha) ayar oldum. Ufak hesap peşinde, küçük düşünen adam. Böyle bir karakter olabilir ve ona göre yaftalanır. Kimseyi, yargılamam. Oysa Semih'in hep temiz çocuk olarak adlandırılması beni rahatsız ediyor.

- Alex'in golü, 2006'da 4-0 biten maçta Appiah'ın bize attığı gole benzemiyor mu? Aynı kale, aynı hava.

- Sen haftaiçi senli benli mesaj çekersen, böyle bir hakem bulursun karşında. (highistanbul)

- Lugano'nun elle oynamasına verilmeyen penaltı atlanmasın.

- Bu maç için mi bilmiyorum İbrahim Kutluay bile köşe yazısı yazmış Vatan'da. Yorumsuz.

- Fenerbahçe taraftarının Bilica'yı sevmemesi bence normal. Rakip hücumcunun dünya tarihinin en komik kaçan golleri sıralamasına son sıradan da olsa girecek bir pozisyonda rakip takıma penaltı kazandırıyor. Gereksiz ve saçma. İstanbul takımının stoperi olmadığı gibi yabancı kontejanından gidiyor.

- Volkan'ın penaltıdan sonra koşturması da Bilica'nın hareketinden daha antipatiktir.

- Maç sonunda Fenerbahçeli taraftarların stadyumdan çıkmaması, daha doğrusu çıkarılmaması, benim düne dair sinirimi bozan tek şeydir. Stadyumda kalan herkesin telefonla konuştuğunu gördük. Sanırım Beşiktaşlı tanıdıklarını arayıp "nasıl goyduk olm ahauha" tarzı şeyler söylüyorlardı.

- Maçtan sonta Beşiktaş tribününe hareket çeken kadınları çeken Lig Tv'yi de kınıyorum. Boşu boşuna insanlara küfür yedirdi.

- Alex gol atar'a evi köyü satın oynayın dedim, oynayan olduysa ne mutlu, biz Lugano'ya oynadık o ayrı.

- Fenerbahçe eskiden psikolojik olarak 1-0 önde başlardı maçlara artık skor olarak önde başlıyor.

- Başlıkla sonu birleştirelim, hem kendi hayatıma da pay çıkarayım: Kadıköylüysen hayata 1-0 önde başlarsın.