Cuma, Nisan 29

Benfica'ya Gözdağı

Söyle Guarin söyle, Benfica....

Denizaltı Bombacısı Falcao


- Falcao'yu beğenmeyenler vardı, hala var.

- Bence Hulk'tan daha iyi. En azından Hulk'tan daha çok seviyorum.

- Kolombiya ve Güney Amerika candır.

- Kolombiya demişken, Guarin'i unutmamak lazım.

- Villareal'in bu şekilde dağılması kötü oldu, 2-1'de tutsalar avantaj olurdu.

- Porto'yu bu sene yenebilen 2 takım var; Nacional M. ve Sevilla. Toplam oynadıkları maç sayısı:50

- Cazorla onu atsa..

- Mubarek Wakaso

- Geçen turlarda sanırım Braga maçında duymuştum, dün de Dragao'da söylendi: Horto Magiko

- Rövanş gününde tercihimiz; Braga-Benfica maçı olur.

- Guarin'in golü mahallede 8 sayılır. Kafa+bacak arası

-

Perşembe, Nisan 28

Papatya


video


Ahmet Yenilmez ile Bob Dylan'ı aynı eserde buluşturmak çok garip aslında. Birkaç cümlem var ama kendime saklıyorum, bir de gerek yok, ortada emek var. Hassas bir konu var. İlişmemek lazım. Yapmışlar, bize kalan neyse alırız yola devam ederiz.

and i hope that you die, and your death will come soon.
i'll follow your casket through the pale afternoon.
and i'll watch while you're lowered into your death bed,
then i'll stand over your grave till i'm sure that you're dead

İsviçre Maçı Olayları


Sene 1965

Seneye Artık


- Mourinho, Inter'in başında Barcelona'yı eledi ve kupayı aldı ama bunu 2.senesinde başarmıştı. İlk sene United'a elenmişti.

- Aslında 61.dakika şovu olmasaydı Real istediğini alabilirdi.

- Pepe'nin yaptığına kırmızı çok ağır oldu, oluru sarı karttı.

- Dün akşamdan sonra Barcelona takımını sevmem ve saygı duymam çok zor. Onların da umrunda değil gerçi.

- Her zorda kaldığında - ki bu sene içinde çok az oluyor- oyun dışı faaliyetlere başvurmak onları antipatik kılıyor.

- Hakemin etrafını saran Barcelona takım ruhu; hakemin etrafını saran 96 Galatasaray'ı Fatih Terim takımı. Bravo.

- Yerde yatarken yüzünü tutma istatistikleri; Barcelona %72 Real Madrid %28

- İleride tek başına pres yapıp takımına isyan eden Ronaldo'nun dramı.

- Messi'nin 2.golü de baya iyidi.

- İlker Yasin ve Ercan Taner'in yanlarına Rıdvan Dilmen'i alıp Barcelona'ya Türk milli takımı muamelesi yapması rahatsız edici.

- İlker Abi.

- İlk yarıda Ronaldo iki frikik kullandı, ikisinde de topu önünde duran 2 kişilik baraja vurdu. Aynısını Sabri yapsa..?

- Devre arasında neler yaşandığını hala bilmiyorum.

- Böyle bir maçta sadece 1 oyuncu değişiliği yapmak da pek olmadı.

Çarşamba, Nisan 27

Happy-Go-Lucky


İngilizler yapamıyor hacı. Olmuyor yani. IMDB notlarına çok önem vermem (önemli olan derse ilginiz) ama bu film IMDB'de bile 7.0 oy almış. O kadar vasat bir film, küsüratı bile yok. 6.9 değil, 7.3 değil. 7.0

İzlemek zordu. Küçük kız kardeş ilgi çekiciydi ama o da çok az süre aldı (Filmdeki karaktere basketbolcu muamelesi yapmak).

Netice olarak şunu söylüyorum; boş vaktiniz çoksa izleyin; fazla vakit ayıramıyorsanız hiç ilişmeyin, "festival filmi hafız, görelim" demeyin. Filmden tek güzel dialog var; o da çok güzel değil zaten, ama yazalım:

- Sen satanist misin?
- Tam tersi..
- Papa'sın yani, ehhehe
- O ikisi aynı.

Gol ve Sami Yen

Hala Giggs


- Başlık hem İspanyolca hem Türkçe okunabilir.

- United, belki de en rahat maçlarından birini oynadı. Sinir bozucu Neuer performansı olmasa daha rahat bitebilirdi.

- Maçın en iyisi Neuer.

- 10.dakikadan itibaren Neuer-United maçı izledik.

- United'ın Şampiyonlar Ligi deplasmanlarında sabırla bekleyip, 60.dakikadan sonra gol atması artık hiç şaşırtıcı değil.

- İngilizler'in futbol sahasında Almanlar'a üstünlük kurduğu nadir gecelerden biri.

- Raul izlemek isterdik ama göremedik. Schalke çok kötüydü.

- Cem Yılmaz, grubunun en iyi spikeri. Çok iyi değil ama en iyisi.

- "Giggs ilk golü atar" ın iddaa'da 12 ganyanı vardı, iyi para veriyordu.

Salı, Nisan 26

Tek Suçlu Sensin


2008-2009 sezonu daha bitmemişti. Hamburg tramvası spor haberleri çok fazla ilgimizi çekmiyordu. Ufak ufak "temasta", "bitiyor" kelimleri ile hazırlanan haberlerden sonra; Mustafa Sarp'ın Galatasaray'a geldiğini öğrendik. Ne çok üzüldük/sevindik, ne de çok şaşırdık.

O güne kadar kafamızda Mustafa Sarp ile ilgili 2 kare vardı. Biri efsane 2005-2006 sezonundan. Bir şubat akşamı Ankaraspor formasıyla Fenerbahçe'ye attığı ve o akşam Dereağzı Tesisleri'nde halı saha maçında olan bizlerin çıldırmasına yol açan gol. O gol en az adaşı Mustafa Keçeli'nin golü kadar önemlidir, keza sezon başında Fenerbahçe'nin rekor puanla şampiyon olacağını tahmin ettiğimiz Fenerbahçe'nin o sezon yaşadığı ilk yenilginin aktörü olmuştu. Sezonun kırılma anlarından biri.

Bir diğer kare ise bize gelmeden hemen öncesi. Yusuf Şimşek'in ara pasıyla topla buluşan Mustafa Sarp, sezonun hemen başında Galatasaray'ın yenilgi yaşamasına neden oluyordu.

Bu kareler, Mustafa'nın futbolculuğunu anlatmak için pek önemli değil. Onun ne tarz bir futbolcu olduğunu gollerle anlatmak yanlış olur. Zaten amacım "bakın bu golleri attı aslında iyi topçu" demek de değil. Türkiye Ligi'nde bazı futbolcular vardır. Kötü de olsa bilinir. Farklı görevleri vardır. Anadolu takımı topçusudur. Ara ara büyüklere gol atıp "vay anasını" dedirtir, sonra yine kaybolur.

Çok nadir bir şekilde büyük takımlara transfer olurlar. Ya eski hocası alır (biz de öyle oldu), ya o sezon kendini aşmıştır, ya da büyük takımlara çok sık gol atmışlığı vardır. Gelirler ama giderler. Mustafa Sarp Galatasaray'da haberini duyduğumuzda, daha önce gelip gidenleri hatırladık.

Arkadaşlarla konuşuyoruz 2009-2010 sezonu öncesinde. Klasik; transfer değerlendirmeleri, sezon beklentiler. Bir ara tartışma konumuz Mustafa Sarp'ın devre arası transfer döneminde hangi takıma bedelsiz verileceği oldu. Nedense "Gaziantepspor kesin alır"da karar kıldık. Mustafa Sarp bize göre, ocak ayında Galatasaray'da olmayacaktı.

Mustafa Sarp sezona başladı. Tobol maçında gol attı. Oynamaya devam etti. Oynatan Rijkaard olunca, herkes Mustafa'yı sevdi. Beşiktaş'a gol attı, kariyerine derbi golü de ekledi. Forma yırtılınca, bayraklaşmaya doğru gider gibi oldu. Sezonun ikinci yarısının hemen başında; zor geçen Gaziantepspor maçında da golünü attığında artık takımın değişilmeziydi. Oysa; o günlerde 2 maç süren Galatasaray kariyerinin sonuna gelip Gaziantepspor'a alacaklarına karşılık bonservisi verilerek gönderilmeliydi. Biz böyle tahmin ediyorduk. Çünkü Mustafa Sarp kötü topçuydu.

Fakat kötü topçu olmasına rağmen herkesi şaşırtmıştı. İstekliydi, çabalıyordu. En azından bizim beklediğimiz kadar kötü değildi, iyidi. Rijkaard da oynatıyordu, sorun yoktu. Mustafa Sarp'ta sezon başına 10 gol 20 asist beklentisinde olmayan bizler için şaşırtıcı bir durum yoktu. Fakat Galatasaray'a gelen her topçunun bu istatistiklere ulaşmak zorunda olduğunu düşünenler için Mustafa Sarp Galatasaray futbolcusu değildi.

Doğru olabilir. Mustafa Sarp Galatasaray için yetersiz bir futbolcu olabilir. Bunu hepimiz biliyorduk zaten. Fakat bir anda nasıl bu raddeye gelindi ve günah keçisi Mustafa Sarp oldu anlamak mümkün değil. Bu yazının yazılma nedeni Kayserispor maçında oyundan çıkarken ıslıklanmasıyla alakalı. Ama tek neden bu değil. İnternet ortamı başta olmak üzere her yerde Mustafa Sarp'ı takımın kötü gidişinin tek sorumlusu olarak gösterilmesi can sıkıyor.

Galatasaray kötü. Galatasaray futbolcuları yetersiz. Birçoğu beklentileri karşılayamadı. Bu isimler; aslında onlardan çok şey beklenilen isimler olmalıydı. Nedense o isimler tepki görmüyor; Mustafa Sarp ıslıklanıyor. Hem de bazı maçlarda oyuna girerken. "Mustafa ıslıklanmasın diğerleri ıslıklansın" demiyorum; kimse ıslıklanmasın. Veya hepsi aynı anda tepki görsün.

Bir grup sevmedi, ısınamadı diye, 10 gol atamadı diye, uzun saçlı diye, koyu esmer tenli diye Mustafa Sarp'ın bu kadar tepki görmesi rahatsız edici. Hoca satan, forma satan, takım satan ıslıklanmazken, Mustafa Sarp yetersiz diye ıslıklamak, onunla uğraşmak, bütün Galatasaray hatalarının baş aktörü saymak; taraftarlık duruşuna da sığmaz, vicdana da.

Mustafa Sarp'tan vazgeçecek olan teknik heyet ve yönetimlerdir. Tahminimizden 1.5 sene daha fazla takımda kaldı. İyi oynadı, kötü oynadı. Bunun değerlendirilmesi sezon sonunda yapılır. Ama son 2 senenin, hatta çürümenin başladığı son 4-5 senenin bütün sorumluluğunu zaten çok şey beklenmeyen bir futbolcunun üzerine atmak, haksızlıktır. Söylemek istediğim budur.

Cam Kent


"New York kocaman bir labirentti, öyle yürümekle bitip tükenecek gibi değildi; Quinn ne denli çok yürürse yürüsün, sokakları ve evinin çevresini ne çok tanırsa tanısın, içinde hep bir yitiklik duygusu bırakıyordu bu kent. Yalnızca kentte değil, kendi içinde de yitikti... Amaçsızca dolaşırken her yer birdi ve nerede olduğunun da bir önemi yoktu. Hiçbir yerde olmadığını duyumsadığı gezintileri en iyileriydi. Hem onun tek istediği de, sonuçta hiçbir yerde olmaktı. New York kendi çevresinde kurduğu hiçbir yer olmuştu..."

Galatasaray 81 - 73 Beşiktaş


Pazartesi günü; bir maç için tercih edilebilecek en kötü gün. Hem sporcular hem de taraftarlar için sıkıntı. TBL'nin elinde voleybol dışında kalan branşlara göre çok büyük bir avantaj var; 3 Büyükler. Bir sporun ilgi çekmesi için 3 Büyükler'in kendi aralarında oynadığı maçlara önem vermek gerekir. Federasyon; en sevdiği kulüpleri pazar günü oynatırken Galatasaray - Beşiktaş maçını pazartesiye bıraktı. Derbi; biraz da Judo Şampiyonası'na yenik düştü.

Maça öncesinde; Galatasaray'ın salonlara gelen kemik taraftarı dışında kimse olmayacağını düşünüyordum. Önümüzde iki senaryo var; ya dün maça olağandan fazla ilgi gösterildi ya da salondaki kemik kitle her geçen gün artıyor. Sanıyorum 6.000 kişiye yaklaşan bir tribün vardı. İç sahadaki iki derbisi de hafta içine denk gelen Galatasaray, bu dejavantajı hiç yaşamadı. Fenerbahçe maçı için gün farketmiyor da; bir Fenerbahçe mağlubiyeti sonrası pazartesi günü oynanan Beşiktaş maçı bu kadar doluyorsa; bu Beşiktaş maçı hafta sonu olsaydı ne olurdu?

Yerimiz saha içi. Arkamızda Galatasaray kız takımı; yanımızda Beşiktaş kız takımı. Basketbolcu kızların bu ülkede hakkı yeniyor. Voleybolcuların gölgesine kalıyorlar ama onlardan daha güzel ve en önemlisi daha şık giyiniyorlar. En basketbolcu gibi durmayan ufak görüntüsüyle Işıl Alben. Fotoğraf çektirmekten ve telefonuyla ilgilenmekten maçı pek izleyemiyor. Bahar Çağlar gibi bir kız kardeşim veya bir kızım olsun isterdim; Galatasaray'da spor yapan, güzel sessiz biri.

Esra Şencebe ve Yasemin Horasan'ın formaları farklı olsa da yerleri çok farklı. Esra'nın 2008 serisinde Caferağa'da 20 sayısı; Yasemin'in 2009 serisinde elenirken (Avrupa Kupası'ndan 1 ay sonra), hüngür hüngür ağlamasını hala hatırlarız.

Fakat bu güzelliklerle başlayan maç bir anda gerildi. Sebebi Turgay Demirel ve uşakları. Hakem kararlarına çok fazla tepki göstermem ama dün yapılanlar basit bir hakem kararı hatası değildi, bir faşizmdi. Demokratik tepkilerini küfürsüz ve hakaretsiz bir yolla pankart ve tezahüratlarla sunmak isteyen insanlar anında susturuldu. Caferağa'da Işıl'a edilen küfürleri duymayanlar, Turgay Demirel İstifa tezahüratını sporda şiddet unsuru saydılar. Fakat bir Galatasaray maçının ilk dakikalarında hemen anons yapma geleneğini uygulamak çok da şaşırtıcı değil.

Pazartesi sendoromuna uygun olarak karamsar ve durgun bir hava vardı maç öncesinde. Turgay Demirel'in koruyucu melekleri sayesinde tribün ateşlendi. Tribüne takım da ayak uydurdu. 2.periyodun ufak bir bölümü dışında ilk devre boyunca oyunun tek hakimi Galatasaray oldu. Ermal, ilk maçta olduğu gibi Beşiktaş pota altını çökertti. Ekstra katkıyı ise hiç beklemediğimiz biri; Caner Topaloğlu yaptı. Çok kritik anlarda arka arkaya 2 üç sayılık yolladı. Fenerbahçe maçının en iyi iki ismi Andriç ve Rancik bu sefer sessiz kaldı. Evren de aynı şekilde. Fakat yine de devreyi 10 sayı önde kapattık.

3.periyot ise felaketti. Alan savunmasına dönen Beşiktaş'a karşı sayı bulmakta çok zorlandık. Boş atışlar pota dövmeler yine başladı. Beşiktaş ise Serkan ve Ogilivy ile dengeyi yakaladı, hatta öne geçti.

Son periyotta bir çaba daha gösterdi Galatasaray takımı. Bu sefer Shumpert devreye girdi ve maçı koparttı.

Maç sonundaki sevinç güzeldi. Rancik üçlüyü çekti, Caner, tribünden hakettiği övgüyü aldı. Bazı tezahüratlar yapılmasa daha iyi olurdu. 25 Nisan; mutlu olduğumuz bir gün olarak 2010-2011 sezonunun artı hanesine yazıldı. Bu haneyi en fazla dolduran şube olan erkek basketbol takımına ne kadra övgü yazsak az kalır.

Maç bittikten sonra Play-Off hesapları yapmak; bir sonraki haftanın maçını (Edirne deplasmanı) konuşmak, fikstüre bakmak, olası eşleşmelerden rakip seçmek.. Özlemişiz bu heyecanı.

Pazartesi, Nisan 25

Oğlan Bizim Kız Bizim


İnsan niye böyle bir atkı yapar anlamak mümkün değil. Size ne Prens'ten, Kate'den. Bu Rangers tribünü de ilgin bir kalabalık.

İkisi de Yenildi


- Kartalspor için, geçen haftaki Akhisar galibiyetinden sonra bu maçtan 1 puan çıkartamak yeterli olacaktı.

- Altay için 1 puan "yetmez ama evet"ti. En azından Kartalspor'u 1 puanda tutmak iyidi.

- Maç bitince bu sonuç iki takım için de kötü oldu, çünkü beklenmeyen oldu; Akhisar Boluspor'u yendi.

- Diyarbakırspor'u saymazsak ligin altındaki 4 takım da bu hafta puan kazandı. İşler karıştı.

- İzmir Alsancak Stadı, İstanbul İnönü'den sonraki en güzel stad gibi. Yerinde görmek lazım.

- Murat Ünlü ve futbolumuzun gezginleri.

- Geçen hafta Mersin'de gol atan Mehmet Şen, bu hafta ıslıklanarak oyundan çıktı.

- Okay Yokuşlu'nun son hareketi çok gereksizdi, basiti denese Kartalspor düşmüştü.

- Gerçi Kartalspor kalesinde bir Kaya Tarakçı gerçeği var. Alınan 28 puanın 10'u, Kaya'ya ait.

- Yiğitcan çok başarılı bir stoper, halen daha 1.Lig'de olması çok büyük kayıp.

- Burak Çalık'ın yedek oturması enteresan.

- Mehmet Altıparmak'ın Kartalspor'a emekleri çoktur, hala Kartalspor tribünlerinde çok sevilir.

- Altay'ın iki maçı (ikisi de deplasman) kaldı, işi artık çok zor. Düşmeye en yakın takım Altay.

- Kartalspor'un 1 maçı, özellikle de kendi evinde Giresunspor'u yenmesi şart. Diğer maçlardan da sürpriz puanlar toplamalı.

Pazar, Nisan 24

Bizim Mahallede Yarış


Orta okul ve lise yıllarında, dersten sıkıldığımız anlarda defterlerin bir kenarına kendi çapımızda Formula 1 pistleri çizerdik. Türkiye'ye gelirse nasıl bir pistte yapılırdı? Herkes kafasında bir tarz belirlerken ben Monte Carlo tarzı bir pist hayali kuruyordum. Bağdat Caddesi ve Sahil Yolu'nda yapılan bir yarış. Küçüktük daha.

Formula 1 Türkiye'ye geldi. Artık hiç ilgimi çekmiyordu. Biz orta okuldayken seviyorduk ama artık hiç ilgi çekici değildi, heyacanı yoktu.

Lise yıllarından sevdiğimiz bir diğer spor dalı ise bisikletti. Ama hiç bir zaman bir bisiklet yarışı için etap, tur, parkur belirlemek aklımızdan geçmedi.

Formula 1 ile Türkiye arasındaki iplerin kopma noktasına geldiği bu günlerde, dünyanın belki de tek kıtalararası bisiklet turu Bağdat Caddesi'nden geçti. Caddebostan Migros'tan aşağıya doğru süzüldüler. Sahil Yolu'ndaki meşhur S virajından döndüler. Suadiye'de finişe girdiler. Güzel oldu. Gerçi ben uyuyordum o dakikalarda ama olsun.

Etabın son anları burada.

Galatasaray 1-1 Kayserispor


Geçen sezonun başında o büyük coşkuyla kombine alırken (kombine alma nedeni o büyük coşku değil tabi) maç kaçırmamayı hedefliyordum. Olmadı. Sami Yen'in son 10 senesinde ÖSS ve askerlik dışında kaçırdığım nadir maçlardan biri geçen sezona denk gelmişti. Ligin hemen başındaki Kayserispor maçı. O maç zamanında, o günlerde şimdikinden çok farklı hisler besliyorduk.

Kayserispor bir kez daha İstanbul'a geldiğinde her şey değişmişti. En basitinden artık Ali Sami Yen yoktu. Bambaşka bir stadyum vardı. Bambaşka bir takım. Bambaşka futbolcular. O gün Kayserispor'a Galatasaray'daki ilk golünü atan Elano artık takımda yoktu mesela. Şimdi ise Galatasaray'da ilk golünü atan stoper Gökhan Zan takımın en iyisi oluyordu.

Bu maça gitme niyetim yoktu. Takımın kötülüğü etken midir? Olabilir. Ama bu maç Ali Sami Yen'de olsaydı gitmeye günler öncesinden niyetlenirdim. Sinan'dan gelen telefonla boş bir kombine yakaladım. O anda başka bir işim olsa maça gitmezdim ama başka bir işim yoktu. Maça gitmenın tek amacı; zaman öldürmek.

Seyrantepe Arena Türk Telekom Kompleks Aslantepe; adı her neyse, oraya üçüncü gidişim. Hala yabancıyım. Hala garip geliyor. Hala belki Olimpiyat Stadı'nı değil ama o günleri anımsatıyor. Isınamıyorum. Hava da ısınmıyor, stad her anlamda soğuk kalıyor.

Maç 8'de başlıyor. Gündüz oynansa daha iyi değil miydi? Hadi gündüzden vazgeçtik, en azından normal cumartesi saatinde olsaydı, bari tek devreyi güneşle oynasaydık. O bile bize nasip olmuyor bu sene, o bile layık görülmüyor.

Günlerden 23 Nisan. En son ne zaman bir resmi bayram günü Galatasaray maçına gittim hatırlamıyorum. 19 Mayıs 2007'den sonra var mıydı? O 2 gün arasında neler yaşandı. Aradan 4 sene geçti. Çocuk bayramı olunca, çocuklar akın etmiş maça. Babalar ve çocukları. Maçtan daha cazip olan buydu. Eskiden babasıyla maça gelen çocukları kıskanırdım. Artık çocuğunu maça getiren babaları kıskanıyoruz. Bu stadyumda izlenecek tek şey babasından Galatasaray'ı öğrenmeye çalışan çocuklar. Bu stad ile bizim aramızda hiçbir bağ olmayacak ama dün üzerinde formasıyla babasıyla el ele tutuşarak maça gelen çocuk, bu stadı ileride çok fazla sahiplenecek. O güne kadar 10 sene beklemek gerekecek belki.

Maç golle başladı, golle devam etti. İkinci yarı o da kalmadı. Bir maçta hiç mi aksiyon olmaz. Tribünde kavga bile çıkmaz, topçular birbirine atarlanmaz. Hakem bile hata yapmaz. Anlatacak tek bir olay bile olmadı. Belki Mustafa Sarp'ın oyundan çıkarken ıslıklanması ama artık o da haber değeri tartışmıyor. Oyuna girerken ıslıklanan adam, oyundan çıkarken de ıslıklanır haliyle.

Dönüş yolu tam bir rezillik. Garip yollardan yüüyen ve yuvarlanan insanlar var. Olimpiyat Stadı çok uzak değil. Her zaman gelen otobüsler bu sefer az kişi var diye gelmemiş. Az kişiden kasıt 25.000 veya 30.000. Seks otobüsü olayıyla ilgili espiri yapabilirim şu an ama gerek yok.

Cumartesi akşamını böyle doldurduk. En sevindirici taraf; dönüş yolunda açılan fikstürdü. Ligin bitimine, bu iğrenç sezonun bitimine sadece 4 maç kaldı. Dayan Galatasaraylı.

Cumartesi, Nisan 23

Tour of Turkey 2011


Son yılların en güzel organizasyonu yarın başlıyor. Ege-Akdeniz görüntüleriyle dünyanın en güzel sporlarından biri. Artık ekrandan izlemek kesmiyor beni, oralarda olmak lazım. Hatta önce bir bisiklet almak lazım.

24 Nisan İstanbul Turu 114,1 km
25 Nisan Kuşadası - Turgutreis 178 km
26 Nisan Bodrum - Marmaris 166 km
27 Nisan Marmaris - Pamukkale 207 km
28 Nisan Denizli - Fethiye 218,6 km
29 Nisan Fethiye - Finike 184 km
30 Nisan Tekirova - Manavgat 138 km
1 Mayıs Side - Alanya 157,8 km

Cuma, Nisan 22

Tolunay'a Destek


Konuyla ilgili Serdar Ali Çeliker yazısı.

Fenerbahçe 83 - 80 Galatasaray


Bu sezon şu ana kadar oynanan iki derbi de hafta içi oynandı. Hafta sonu oynansaydı bu maçların atmosferleri farklı olabilirdi. İlk yarıdaki maç Galatasaray'ın yarattığı yeniden yapılanma heyecanıyla farklı bir havaya girebildi. Bu maç ise beklenen ilgiyi, en azından benim beklediğim ilgiyi görmedi.

Her Sinan Erdem maçı sonrası yazdığımızı yine yazalım. Sinan Erdem güzel bir salon. Buraya gelmek kolay, buraya gelmek hoş, burada maç izlemek keyif. Fakat ilk defa bu salonun negatif tarafını gördük. Derbi atmosferi sağlanmıyor. Bunu maça gelen Fenerbahçeliler'in profiline mi bağlamak lazım bilmiyorum ama Galatasaray'ın son 5-6 senedeki en rahat derbisi olduğunu söylemek gerekir. Oysa bu sene Euroleague'de gördüğümüz Fenerbahçe tribünü oldukça coşkuluydu. En iddiasız C.Zagreb maçında bile çok hoş bir ortam vardı. Bu derbinin böyle sönük olması tam olarak salonun baskısız olmasıyla açıklanamaz. Fenerbahçe basketbol takımından beklentilerin daha farklı olması da önemlidir. Böyle bir atmosferden galibiyet çıkaratamamak ise Galatasaray için ayağına gelmiş fırsatı geri çevirmek oldu. Keza bu ortam bir daha da olmaz.

Maç öncesi tahminimiz 'banko alt olur'du. Yıllardır gerek Örs ile gerek Tanjeviç ile gerekse bu sene Neven Hoca ile sertliği ön plana çıkaran ve artık bunu yıllar öncesinin Efes'i gibi kulüp ekolü haline getiren Fenerbahçe ile bu sene Oktay Mahmudi ile savunmadan öte adam öldürmeye çalışan Galatasaray takımı sahaya çıkıyor. Beklentinin böyle olması gayet doğaldı. Buna ilk maçtaki 56-67 skorunu ilave edince savunmaya daha sert yapan kazanır diyorduk. Öyle olmadı.

Fenerbahçe ilk devre biterken 45 sayı attı ki bu sezonun ilk zamanında oynanan maçta toplam attığının 11 eksiği. Bu kadar sakatın olduğu bir kadroya göre gayet iyi oynuyorlardı.

Galatasaray ise nasıl oyuna tutundu çözemedim. Gidişat Türkiye - Sırbistan maçına çok benziyordu (artık her maçı bu Sırp maçına benzeteceğiz gibi). Fakat Galatasaray'ın çok kötü oynadığı gerçeği umutlanmaya engel teşkil ediyordu. Tutku, Ermal ve Shumpert'tan her zaman gelen katkılar bu maç gelmedi. Andriç'in 19 sayısı normaldi ama Rancik'in 20 atması beklenmiyordu. İkisinin de 20 dakikadan az süre aldığını eklemek lazım. Andriç'in bu sene kupadaki Fenerbahçe derbisindeki, Rancik'in ise geçen sene İpekçi'deki (Cemal Nalga) maçtaki oyunu onların derbi oyuncusu olduklarını gösteriyor .

Diğer bir sürpriz isim de Evren Büker'di. Bu sezonun en iyi oyunlarından birini sergiledi. Shipp ve Johnson ise gerçekten çok kötüydü. Ship'in 3.periyot bitmeden 5 faul alması, Johnson'ın son top başta olmak üzere bir çok pozisyonda basiretinin bağlanması önemliydi.

Öte yandan takım olarak baktığımızda oyuncuların derbi heyecanından mı yoksa Oktay Mahmudi korkusundan mı bilemediğim bir şekilde özgüvensiz oynamaları üzücüydü. Hücumlarda pas-şut-içeri girme üç şıkkı arasında gidip gelen oyuncular, bir çok top kaybına zemin hazırladı. Oysa rakibe baktığımızda, Ukiç olsun, Tomas olsun Ömer Onan olsun Galatasaray potasına kamikaze havasıyla çok rahat ve korkusuzca girmekten çekinmediler.

Preldziç'ten daha çok çekiniyordum maç öncesi. O bu maç sönük kaldı. Fakat sönük kaldığı maçta bile çok önemli bir dış atışa imza attı. Tomas ve Ukiç ise fark yaratan isimler oldu. Sakatlıktan yeni çıkan Tomas beni şaşırttı. Bu maçın X FACTOR'ü (Yücel'e selam) Oğuz Savaş oldu. 14 sayı 11 ribaund önemliydi.

Galatasaray'ın aldığı ribaund kadar, hatta daha fazlası kadar Fenerbahçe'nin savunma ribaundu alması ibrenin Fenerbahçe'ye kaymasının önemli nedenlerinden. Galatasaray, rakibine özellikle hücum ribaundları aldırmasa çok farklı olurdu.

Sezonun en kötü oyunlarından biriydi Galatasaray adına. Buna rağmen son topa kaldı. Son 10 günde 3.defa son topta Fenerbahçe'ye kaybetmek (üstelik o son topları kendimiz kullanırken) üzüntü verici.

Bu maç sona erdikten sonra ortaya çıkan; Fenerbahçe'nin Play-Off'a kadar aktif dinlenme içinde olacağı, Galatasaray'ın ise saha içi efor kadar saha dışında da hesap kitapla da uğraşacağıdır. İyi geçen bir sezonun avantajlarını kullanamamak (seride dejavantajlı başlamak, saha avantajını kaybetmek) Play-Off'ta büyük sıkıntı yaratır.

Zaten bu maç biraz da Play-Off'da nereye kadar gidebileceğimizi hissedibilme maçıydı. Kötü oynarken bile kazanmaya bu kadar yaklaştığımızdan bu sorunun cevabını hala alamadık. Normal sezon bitince artılar-eksiler öne çıkınca daha net anlarız.


Çarşamba, Nisan 20

Bizim Çocuklar

Internacional taraftarı, topçularının adlarını pankart yapmış. Takımın isminden bağımsız hepsi Latin galiba.

Salı, Nisan 19

66 Manisa'da


Pankartta yazanlar ayrı bir tartişma konusu, haklıdır haksızdır, doğrudur, yanlıştır ama orada çok güzel bir mesaj, selam var. #10 değil #66 yazılmış. Güzel olmuş. 66 Arda'yı herkes seviyor.

Arma Forma ve Videokaset


- Galatasaray'da bu sene gündem bitmiyor. Ama ilk defa yaratılan gündem galibiyet getirdi.

- TRT'nin saçma işleri sevmediğim Arda'nın gözümdeki notunu 2'den 5'e çıkarmıştı, dün de Arda 5'ten 6'ya yükseltti. Yine yeniden Arda.

- Bu arada tribünün yeniden oluşan Arda sevgisi de şaşırtıcı. Diyarbakırspor maçında yaşananlar, daha sonrası. Bir anda ne değişti çok merak ediyorum.

- Erken goller rahatlattı ama takımın sorunu yine aynı; ikinci yarı dağılmaca.

- Insua Insua diye bekledik, hayal kırıklığına uğradık. Yine de Hakan Balta'ya tercih ederim.

- Sabri; aslan.

- Başlığa ilham veren filmin Galatasaray ile alakası yoktur. Ama güzel filmdir.

- Mustafa Sarp, Manisa yolunda Essien'i uçaktan atmış, maça çıkmadan önce de Diarra'yı soyunma odasına bağlamış. Son olarak da Bülent Ünder'e silah çekerek formayı kapmış.

- Hikmet Karaman bu hafta da spor programlarını gezsin, röportajlar versin.

- Dra Culio, yeni Stay With Us

- Arda, (yanlış hatırlamıyorsam) şampiyon yaptığı Sivasspor maçından sonra ilk defa bir lig maçında 2 gol birden attı. Gerçi o gün (4 Mayıs 2008) 3 gol atmıştı.

- Stat:19 Mayıs

Hakemler: Barış Şimşek, Serdar Diyadin, Bahtiyar Birinci

Manisaspor: İlker, Ferhat, Kalabane(Dk. 65 Kahe), Dixon, Eren(Dk. 25 Yiğit Gökoğlan), Isaac, Yiğit İncedemir, Mehmet, Iwanski(Dk. 34 Bekir), Simpson, Makukula

Galatasaray: Zapata, Sabri, Gökhan Zan, Servet, Insua, Aydın (Dk. 75 Cana), Ayhan, Mustafa, Culio, Arda (Dk. 90+2 Barış), Stancu

Goller: Dk. 59 Dixon, Dk. 66 Kahe, Dk. 14 ve 17 Arda, Dk. 60 Culio

Sarı kartlar:Kalabane, Yiğit İncedemir,Culio

Kartalspor 2 - 0 Akhisar Bld.


Bu maçın kritik bir maç olacağı sezonun ikinci yarısının başından beri belliydi. Ama 2 hafta önce alınan sonuçlar işleri daha da karıştırmıştı. Kartalspor, Gaziantep BB Spor'a yenilirken, Akhisar da aynı saatlerde Altay'ı mağlup ediyordu. Herkesin "düşer" gözüyle baktığı Manisa temsilcisi çok büyük avantaj yakalıyordu. Kartalspor'un o günden gözüken tek avantajı Akhisar ve Altay ile oynayacak olmasıydı.

Kartalspor kendi işini kendi halledecek. Akhisar için aynı şeyi demek mümkün değil. Çünkü maç yapmayacağı bir hafta olacak. O nedenle dünkü maçı kazanmak veya Kartalspor'u kazandırmamak onlar için çok önemliydi. Sezonun ortasında Denizlispor gibi şampiyonluk hedefleyen bir takımdan gelen Hamza Hamzaoğlu'nun en büyük artısı bu final maçlarını iyi sonuçlarla geçirmesiydi. Bu da maç öncesi Akhisar'ın en güvendiği konuydu. Kadrosuna bakınca bu maçları, bu tansiyonu yaşamış oyuncu pek göremiyoruz.

Kartalspor ise ilçenin, belediyenin, taraftarın desteğini almış. Sezon başında oluşan sonuçlar topçuların özgüvenini kaybetmesine neden olmuştu. Korukır hocanın gelişi takıma biraz olsun güven verse de tehlike hala ilçe sınırları içinde dolaşıyordu. Bunun getirisi bilet fiyatlarının 1 TL'ye kadar düşmesine oluyordu. Bu sayede maçtan yarım saat önce stadın önünde olan ben, bilet bulamıyordum.

Neyse ki yaptığım bir kurnazlıkla içeri girme şansını yakaladım. Girdiğim yer Potokol Tribünü'ydü Daha önce de stadın o noktasında maç izlemiştim ama ilk defa böyle bir atmosfer görüyordum. CHP'li belediyenin bütün ilçe teşkilatı oradaydı. Tabi partinin de. Kadın kolları, gençlik kolları.. hepsi kol kola maç izliyordu. Zor zamanda takıma sahip çıkmak mı yoksa başarı gelirse nemalanma fırsatını yakalamak mı bunu ilerleyen zamanlar gösterecek.

Maça Kartalspor çok istekli başladı. Bunu da 90 dakikaya yaydı zaten. Daha önceleri pozisyon bulmak için gol yemeyi bekleyen takım, bu maçta ilk 10 dakikada 2 gol fırsatı yakaladı, değerlendiremedi. Devre boyunca yakalanan önemli fırsatlar vardı. Ama Erhan'ın beceriksizlği, Savaş'ın bencillliği, Önder'in şanssızlığı gol görmemizi engelledi.

İkinci yarı yine aynı hızda başladı. Bu sefer gol geldi. Sahanın Kartalspor adına en kötüsü Savaş Esen, Kartalspor için sezonun en önemli golünü attı. Bu dakikadan sonra ev sahibi takım ataklarını kesti. Rakip de Kartalspor alanına yığıldı. Engin Korukır, ön tarafta güçlü - mücadeleci Önder'i, hızlı Savaş'ı ve top tutabilen Erhan'ı bırakıp, savunma ile orta sahanın arasını kısalttı. Oyuncu değişiklikleriyle de orta sahayı kalabalıklaştırmak istedi. Bunun için Tolga Çavdar'ı ve Süper Lig kariyeri bulunan Caner Celep'i oyuna aldı. Tolga'dan beklenen verim alındı ama devre arası transferi olan Caner yine hayal kırıklığı yarattı.

Bu baskın dakikalarda sahneye iki isim çıktı. Semih Kaya ve kaleci Kaya Tarakçı. Oysa Semih ilk yarıda gelişen nadir Akhisar atakları karşısında çok kötüydü. Kartalspor'un baskın oynadığı anlarda Semih Kaya savunmada büyük hatalar yapıyor. Geniş alan savunmacısı değil. Biraz sakarlık var. Çok da heyecanlı ve bu nedenle hata da yapıyor. Ama savunma daralınca Semih'ten uçan kaçan kurtulmuyor. Her topa vuuyor, her pozisyona başarılı hamleler yapıyor.

Kaleci Kaya ise, sezonun Kartalspor adına en iyisi. Bu sene çok iyi oynadığı kaçıncı maç artık. Kartalspor'u oyunda tutan kisi o oldu. Bu sayede Kartalspor son dakikalarda korkulu bir rüya görmedi. 84'te Erhan atınca fark 2 oldu ve maç iyice koptu.

Türk futbolunun eyyamcı hakemlerinden Bülent Yıldırım, bu dakikadan sonra yine sahneye çıktı ve Akhisar lehine bir penaltı verdi. Sezonun yıldızı Kaya, bu topu da kurtardı. Kartalspor, ihtiyacı olan puanları da kazanmış oldu.

Maç 2-0 olduktan sonra ve bitime dakikalar kalmışken sahaya yabancı maddeler atan Kartalspor tarafatarı kimseye zarar vermedi ama belki de kendi takımına zarar vermiş olacak. 2 hafta sonra Giresunspor maçında saha kapanırsa Kartalspor büyük sıkıntı çekecektir.

Akhisar'dan biraz bahsetmek lazım. Tanıdğımız oyuncular pek yok. Düşük bütçeyle düşük kaliteli bir kadro. Oyuncuların tipleri amatör küme topçuları gibi. Boş zamanında başka işlerle uğraşan ve boş zamanında futbol oynayan insanlar gibiler. Hatta futbol oynamayı çok seven işin keyfini yaşamak isteyen futbolcular gibiler. Ama bu sonuç onları keyiflendirmeyecek. Şu anda maç fazlasına rağmen Kartalspor'un 1, Güngören'in 2 puan gerisinde yer alıyorlar.

Kartalspor'un 1 iç saha maçı kaldı, 33.hafta Giresunspor maçı. Play-Off nerede yapılır henüz belli değil, o yüzden belki de bu sezon son Bank Asya maçımızı Kartal Stadı'nda izlemiş olabiliriz. Bakalım seneye Kartalspor hangi ligde olacak?

Pazartesi, Nisan 18

Sezon Bitti Yine Olmadı


Saha avantajını serinin başında elinde geçirmiştik. Yıllar sonra ilk defa elimizde oluyordu. Yine de olmadı. Daha ne olacak? Serinin ilk 3 maçını canlı izledim. Son maçı biraz totem biraz da Fenerbahçe'nin galibiyetini görmemek için izlemedim. Caferağa'da maçı uzatmaya götüren, cuma günü 3.5 periyot zorlayan bir takım vardı. Böyle olmazdı. Geçen sene ligde hiç maç kazanamamıştık oysa.

TKBL İspanya La Liga'ya benziyor. İki takım. Final belli. Böyle olunca rakibini kendi sahanda yenmek zorundasın. Başka çaresi yok. Olmadı. İnşallah seneye daha iyi takım kurulur. Black Mamba Augustus bu takımda kalır. İyi bir coach gelir, tribün dolar. O zaman şampiyonluk gelir. Yazıyı, Tribün Dergi'de bir kullanıcının yazdığı yazıyla bitirelim, bu da tribün-camia eleştirisi olsun:

"Sezon bittiğine göre konuşalım artık. Mesela Abdi İpekçi diye ağlayanları, tüm sezon sadece Fenerbahçe erkek basketbol maçında dolmuş, başka bir maçta dolmamış ve dolmayacak olan; buna rağmen yok 100 bin kişi geliyor ilk günden 7 milyon kişi bilet aldı diye saçma sapan gazler verip, her maçtan sonra salondaki adam sayısına 2 bin kişi ekleyenleri bir sahneye alalım ya. Yok hakemmiş de bilmem neymiş, ulan sen de oyna Caferağa gibi salonda (Ahmet Cömert olmadı Ayhan Şahenk) sen de al o son faulu. Aynı pozisyon bize olsa verebilirler miydi o faulu, imkanı yok. Ama hakem fenerli olduğu için mi, tabi ki hayır; salon beyninin tepesine bindiği için. O Ahmet Cömert'te rakibe göre 1/10 kaliteye sahip olduğumuz takımlarla 20 sayı farktan geri geldiğimiz günleri unutmayın, siz yok bench arkası, yok kombine, yok pembe koltuk zart zurt diye diye tıktınız bizi olimpiyatın basketbol modeline. Bir tane incredible comeback yapmışlığımız yok, olmaz da. Ama olur mu, 10 bin kişi geldi diye övünmemiz lazım, en kalabalık bayan basket maçı bıdı bıdı, boş kalabalıkla övünüyoruz. Hem bak bugün karaborsa yapıyorlardı 30 liradan 5 liralık bilete, bizim tribünün de işine gelir ne güzel."

Real Gol Attı


- Real Madrid, uzun süre sonra Barcelona'ya gol attı, puan aldı. En son gol attığında 6 yemişti.

- Maçı çeviren Mesut Özil.

- Maçın en iyilerinden biri Pepe'ydi. Maçtan sonra sanal ortamda Pepe'ye tepki vardı, nedenini bilmiyorum. Yapmıştır bir çirkinlik.

- Topu tribüne atan Messi.

- Mourinho'nun 5 stoperle sahaya çıkmasına Hıncal Uluç "korkak" demiş midir?

- Ercan Taner ve özellikle Rıdvan Dilmen sağolsun maçı Barcelona TV'den takip ettik.

- Maçı Kadıköy'de bir kafede izledik. Kızlar futbol izlemesin, veya takım tutmasın veya yabancı takım tutmasın. Türkiye'de bir Real-Barca maçında bu kadar küfür edilmemiştir.

- Di Maria çok kötüydü.

- 1-0'dan sonra yavaşlayan, hafif de rakibi küçümseyen Barcelona için 1-1 müstahak.

- Gecenin en güzel hareketi ne Messi'den ne Ronaldo'dan. Ultras Sur'un koreografisi.

- Messi'ye lazer tutanlar derbiye Türk sosu kattı. Bu hareketler Avrupa'da olmaz çünkü.

- Fenerbahçe - Gaziantepspor maçından sonra hoşuma giden bir maç oldu. Ama Real-Barca'dan insanlar daha iyisini beklerdi.

- Maç sonu televizyonda çeviri yapan hanım abla ne kadar kötüydü.

- Adebayor Real Madrid topçusu değil. Galiba.

Fenerbahçe 1-0 Gaziantepspor


Cumartesi sabahı evden çıktığımda tek amacım, ayağı burkulan Yücel'i otobüse bindirmek, bir toplantı için davet alan Yiğit'i Faruk Ilgaz Tesisleri'ne bırakıp eve dönmekti. 2 saat sonra tesislere ben de girdim. Tesislerden çıkınca, elimde iki tane Fenerium tribün bileti vardı. Bu blogun Fenerbahçeli kurucusu Uğur'u aradım ve 3 kişi maça girdik.

Maça gitmeyi beklemiyordum. Çok fazla ilgilenmiyorum. Fenerbahçe'nin biz olmadan dahil olduğu şampiyonluk yarışı ilgimi çekmiyor. Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemiyorum. Fenerbahçe'nin başarısız olmasından çok bazı Fenerbahçeliler'in mutsuz olmasını istiyorum. Bunu söylemekten/yazmaktan çekinmiyorum. İnsanları Fenerbahçeli ve Fenerbahçe düşmanı olarak ayıran kitlenin mutsuz olmasını istiyorum.

Nisan ayında bir takım şampiyonluk yarışında ise o stadda çok güzel atmosfer olur. Kadıköy bu teoriye uygun bir maç öncesi yaşadı. Stad güzeldi, doluydu. Fakat can sıkan şeyler yok değil. Bir stadyumda bu kadar sponsor olması rahatsız ediyor. Tribün yükünü Türk Telekom değil lise açık çekiyor, diğer tribünler çok az katkı sağlıyor. Hakem ıslıklamaya ve rakibi baskı altına almaya yüzde yüz katılan 52.000 kişi, Fenerbahçe diye bağırmayı "zoraki" olarak görüyor.

Aynı şeylerin çok yakında bizim stadyumda olacağını (hatta olmaya başladığını) biliyoruz. 90'lı yıllarda çocuk olmayı Burak Kut dinlemekten daha farklı hisseden biri olarak, Efsane Maraton'un bu halini görmek (Fenerbahçe düşmanı) iç acıtıcı.

Yapılan koreografiyi bulunduğumuz yerden net göremedik, maç sonunda güzel bir düşünce olduğunu anladık. Ama staf hoparlöründen kaldır-indir-çekme komutlarının verilmesi de negatif puan olarak geçti.

Maçın bu gün hala konuşulmasının nedeni Hüseyin Göçek. Hüseyin Göçek'ün kötü hakem olduğunu, basiretsiz bir hakem olduğunu, her Türk hakemi gibi eyyam kralı olduğunu ve her güzel maçı mahveden bir hakem olduğunu daha önceden biliyorduk. Kadıköy'de de kötü maçları, kötü kararları olmuştur. Mesela Lincoln'un frikiği, mesela geçen sene tam bu zamanlar Beşiktaş maçı.

O nedenle bu haftaki katliama şaşırmadım. Büyük takım taraftarı olarak kendi stadımda da böyle hakem kararları, böyle çirkin takımları çok gördüm. Artık şaşılacak bir şey yok. Güzel hava, güzel atmosfer ve ardından güzel futbol bekliyoruz. Fakat çirkin hocaların takımları ve basiretsiz hakemler keyifli maç isteğimizi alıyorlar.

Tek tek hakem kararlarını yazacak değilim. Kimin lehine daha çok kimin aleyhine daha çok yapıldığı artık önemli değil. Sıkılıyorum. Hakem Fenerbahçe aleyhine hatalı karar verince herkesin "sence faul muydu" diye sormasından da korkuyorum. Sanki faul desem "adamınız faul diyor" tepkisi alacağım. Objektif olması gereken hakemin kararlarını objektif olarak yorumlamak, konuşmak zorunda olmaktan hoşlanmıyorum. Onlar düzgün maç yönetsin ben düzgün maç izleyeyim. Futbolun katili hakemler işini doğru yapsa, biz de ilişmesek o konulara ne kadar güzel olacak.

Bir de İstanbul'a gelen Anadolu takımı problemi var. 11 kişi savunma. Sertlik. Gerçi ben Gaziantepspor'un Türkiye ortalamasından daha sert oynadığını düşünmüyorum. Hatta iki takımın eşit derecede sert oynadığını (Fenerbahçe'de Lugano takımın ortalamasını yükseltiyor) düşünüyorum. Buna rağmen 11 kişi savunma yapmak nedir? Savunma da bir sanattır. Bunu iyi yapabilen takımlar var, onları izlemek zevk verir. Ama Gaziantepspor, daha doğrusu Tolunay Kafkas takımları, bu sınıfa hiç bir zaman giremez. Aslında bir yandan da Fenerbahçe'nin kazanmasına sevindim. Eğer Gaziantepspor sahadan 1 puanla ayrılsaydı, "taktiksel başarı", "büyükler bunu örnek alsın" vs zıravaları söylenecekti. En azından o engellendi.

Gaziantepspor'un çok güzel kadrosu var, yetenekli futbolculara sahip. Olcan var, Cenk var, Sosa var, Popov var. Buna rağmen Olcan'ın direkten dönen şutunu hiç göremedik. Elyasa'yı Hüseyin'i izlemek istemiyorum. Gaziantepspor bu sene İstanbul'a, 3 Büyükler'e 5 kere geldi, hiçbirinde gol atamadı.

Çok karışık duygularla maçı bitirdim. Tolunay'dan daha çok üzülmüş olabilirim. Yanımda 90 dakika Alex'e küfreden Fenerbahçeli'den ben bile tiksindim. Şampiyonluk golü olabilecek bir son dakika golünden 3 dakika sonra "kümede kal Galatasaray" diye bağıran 20li yaşlarındaki boşluk, son hafta şampiyonluk kaybederek bir kez daha ağlasın istedim.

Bu lig, bu hakemler, bu teknik adamlar ve taraftarlık kültüründen, takım sevgisinden nasibini almamış insanlar zevkimizi piç ediyor. Umarım hepsi tez zamanda sahalardan ve tribünlerden uzaklaşır.

Pazar, Nisan 17

Fenerbahçe 80 - 68 Galatasaray

Şu an cumartesi gecesi saat 5.00. Yaklaşık10 saat sonra final serisinin 4.maçı oynanacak. Ya tamam ya devam maçı. Fenerbahçe şampiyon olabilir, Galatasaray seriyi uzatabilir.

Bunları zaten biliyorsunuz. Cuma günü oynanan maç hakkında herşey konuşuldu. O gün olanları yazmak gerekmiyor sanki. Ama çok kısa bir özet lazım olabilir. Maksat heyecanı bastırmak ve biraz da adet yerini bulsun.

Caferağa güzel salon. Sıcak. Basit. İlgi yüksek olunca güzel bir atmosfer oluyor. Işıl'a söylenenler artık çirkinlik boyutunu geçti sıradan oldu. Caferağa da Kadıköy semti ve orada küfür oluyor. Nevriye'nin tavrı çok şıktı.

Adnan Polat yine Caferağa'da. Kankası Aziz Yıldırım ile izledi maçı. Geçen sene yanında Haldun Üstünel vardı. Bu sene tanıdık yoktu veya ben görmedim. Kendi salonunda bu kadar rahat değildir gerçi. Zaten herşey Cumhurbaşkanlığı Finali'nde başladı. Stad açılışı krema oldu. Yine bir kız maçıydı aslında. Fenerli bir taraftarın "arkanızdayız başkanım yediler sizi" demesi komik mi acı mı bilemedim.

Augustus Black Mamba, Fowles kahraman ruh, Tamika lider, Hodges kurtarıcı. Yetmiyor. Gerisi gelmiyor.

Rakibe bakıyorsun Anete 2 üçlük atıyor, Matoviç coşuyor, Harakova esiyor. Ekstra katkılar. Acaba yarın aynısı olur mu? Final serisi 3.maçında Türkler 8 sayı atıyor Galatasaray'da. Fenerbahçe'de ise 5. Rakibin yerlilerini bizim yerliler geçiyor ama istediğimiz tam olarak bu değildi.

Maçın en kritik anlarında Fowles ve Augustus yedek. Nihan oynuyor, Gülşah top kullanıyor. Cem Akdağ vardı eskiden, ne güzeldi.

Daha yazacak çok şey var ama seri devam ediyor. Herşeye rağmen. 10 saat sonra bir daha konusulur. Bu sefer konuşmak için ya 3 gün olacak ya 3 ay.

Cuma, Nisan 15

Cenk'in Skibbe'ye Bakışı


Frankfurt'taki teknik direktörün bizim de yakından tanığımız Michael Skibbe'ydi değil mi?

Evet, ama onunla futbol anlamında çok iyi anlaştığımızı söyleyemeyeceğim. Bence bana hak ettiğim şansı vermedi. Takımın diğer dört forveti benden hem daha pahalı hem de daha kariyerli oyunculardı ve orada performansa dayalı bir forma dağıtımı yoktu. Zaten Eintracht Frankfurt'tan da bu yüzden ayrıldım.

Peki Skibbe senin Gaziantepspor'da attığın golleri gördükten sonra acaba ne düşünmüştür?

Biliyorsunuz Skibbe kısa süre önce gönderildi ve yerine Daum getirildi. Halil ağabeyden duyduğum, Skibbe benim için, "Cenk'in Gaziantepspor'da attığı gollere çok seviniyorum" demiş ama bu konuda ne kadar samimi olduğunu bilemem tabii..

Braga'nın Kupası


- Braga eskiden sürekli Uefa Kupası'na katılırdı, adını öyle duyurmuştu. Şimdi o kupada en iyi yerlere geldi.

- Üstelik Şampiyonlar Ligi'ne kaldığı sezonda. Sene başında Braga'sız Uefa Kupası tatsız olur diye makara yapmıştık, adamlar şimdi yarı finalde.

- Braga kadrosundan Hugo Viana dışında tanıdığımız adam yok, bundan sonra daha iyi irdeleriz.

- Dinamo Kiev iki maçta da kötü oynamadı, hatta belki de rakibinden daha iyi oynadı ama elendi.

- İlk maçta Kiev 10 kişi kalınca Braga avantajı kullandı, rövanşta Kiev bunu yapamadı.

- CNN Türk'ten maç izlemek ilginç bir deneyim.

- Geçen hafta naklen verilecek maç bu olmalı dedim, maç golsüz bitti. Diğerlerinde en az 4 gol oldu.

- İki maçta da yenilmeden elenmek çok acı olmalı.

- Avrupa Ligi, İberya Ligi'ne döndü.

Perşembe, Nisan 14

Türk'ün Türk Rakibi

Milli formamızı giyen U-17 futbolcusu Okay Yokuşlu. Altay'da oynuyor. İzmirli. Yanındaki Alman 10 numarası, sarı saçlı Schweinsteiger'i andıran futbolcu ise Levent Ayçiçek, Werder Bremen'de oynuyor.

Mart ayındaki maçta Almanlar bizi 2-0 yendi, 2.golü Levent attı. İlk golü de Samed Yeşil atmıştı.

Bu arada daha önce de yazmışımdır belki; Okay'ın adını bir kenara yazın.

Takva


Takva bir filmden önce bir oyunculuk dersidir. Bu dersin öğretmeni de Erkan Can'dır. Önce Erkan Can'a bir saygı duruşunda bulunacaksın ondan sonra film hakkında yazacaksın, konuşacaksın.

Erkan Can'ı bizim tanımamız Mahallenin Muhtarları ile oldu. Bir Maltepe dizisiydi Mahallenin Muhtarları. Çok cazip değildi. Erkan Can da bizim için sıradan bir ismdi. Yıllar içinde biz büyüdük, Erkan Can da yeni projelerde yer aldı. Gemide, Dar Alanda... hatta en son Athena klibi dahil. Her geçen sene daha çok sevdik, daha çok hayran kaldık. Bu filmin özelliği de biraz bu.

Erkan Can'ın hayat verdiği Muharrem karakteri, tarikatın kira gelirlerini toplamak için Maltepe'ye geliyordu. İşte o sahne çok acayip. Erkan Can'ın Maltepe'ye dönüşü. Temel olarak çıktığı mahalleye Muharrem olarak dönüşü. Eğer bir Erkan Can belgeseli yapılacaksa bu sahne konmalı oraya.

Filmin bu oyunculuk başarısına rağmen, başarısız, daha doğrusu yetersiz olduğunu da söylemem lazım. Kamera önündekiler ve kamera arakasındaki isimlerin toplamından daha iyi bir şey beklerdik. Muazzam bir şey çıkabilirdi. Filmin "yeni sinemacılar" tarafından yapıldığını bilince hayal kırıklığı artıyor. Bu ekip çok daha sağlam işlere imza atar, atıyor da. Bu film biraz sönük kalmış.

Tarikat işleyişini bilmem. Ama dindar insanları biliyorum, (benim dindar arkadaşlarım da var). Evet, çelişkiler yaşayanları var aralarında. Ama bu tarz nedenlerden dolayı yok. Hiçbiri tarikat olgusuna dahil değil gerçi ama onlar da ticaretin ve sosyal hayatın içinde. Hesap makinasına yanlış basmaktan doğan karışıklık; onların fikirlerini, felsefelerini sorgulayacak kadar öenmli bir olay değildir. Görülen rüyalar da kafaya takılmıyor, 5 dakika içinde unutuluyor.

Aslında filmin yakaldığı konu çok önemli bir konu. Bir nevi Türkiye'nin American History X'i belki de. Ama eksik kalan o kadar çok şey var ki, sonunda "vay anasını" diyemiyoruz. "Aslında böyle değil" dediğimiz yerler olunca filme olan güvenimiz de sarsılıyor.

Yine de yeni sinemacıların filmlerinin ortak özellikleri burada da var. Mekanlar yine başarılı, ince mesajlar, bir sahne üzerinden 5 farklı konu üzerinde düşünderbilme becerileri, erkeklerin ağırlıkta olduğu topluluklar...

Film muhakkak ki belli bir ortalamanın üzerinde ama Oscar ile telafuz edilecek kadar da başarılı değil bence.

Benim adamım Kosovalı çocuk. Hem gurbette olanı, hem de bir filmin az görünen karakterlerini daha çok severim. Engin Günaydın için Ekşi Sözlük'te eleştiriler var. Filmin yapım zamanı Avrupa Yakası ile Burhan Altıntop dönemlerine denk geliyor. O nedenle Burhan Altıntop sırıttı denmiş. Ben filmi 4 sene sonra izlediğim için karşımda çok iyi bir "şeytan" gördüm. O nedenle filmleri yapılır yapılmaz izlememek lazım. Bu nedenle 2000 sonrası filmleri izlemek konusunda aceleci değilim.

Güven Kıraç'a da eleştiriler var, zikir sahneleri için. Zikir sahneleri sanıyorum ki biraz mübalağlı istenmiş, o da onu vermiş. Zaten zikir sahneleri Güven Kıraç'ın rolünün küçük bir bölümü. Filmin devamında çok başarılı.

Bir oyunculuk sanatı olarak görmek mümkün. Senaryo da boşluklar olsa da alt metinler çok iyi. İyi film ama daha iyi olabilirdi. Ama mesela benim için bir Polis değil. (2000 sonrasından)

Raul 04

Bu fotoğrafları ve benzerlerini diğer bloglarda ve ulusal kanallarda, Facebook'da-Twitter'da görecekseniz. Görmeniz lazım. Biz de ekleyelim. Bir gün dönüp geçmişe baktığımızda karşımıza çıksın diye. 20 sene sonra çocuğumuz olursa (ve o zaman kadar blogspot yasaklanmazsa) bu fotoğrafları ona gösterelim diye.

Schalke taraftarı futbolda yaşanabilecek en büyük hazlardan birini yaşadı. Her takıma nasip olmaz. Raul, Real tribününün, Ultras Sur'un arasına bile girmemiş olabilir. Oysa o Real, kupaların efendisi.

Schalke 04 ise, geçen temmuza kadar Avrupa'nın bilinen ama eh biraz alt tarafın kulübüydü. Almanya'da bile kupa kazanmışlığı azdır. Şimdi yarı final. Daha da önemlisi, takımlarında Raul oynuyor.

Bir gün Sami Yen'de (baştan falsolu bir hayal) Inter'i yendiğimizi ve Şampiyonlar Ligi'nde yari finale yükseldiğimizi, maçın sonunda da Raul'un tribüne çıktığını düşünüyorum. Yarı finali siktir et, Vlazznia'yı yenelim Raul öyle çıksın tribüne, buna bile razıyım.

La Plata Deplasmanı

Futbol, tribün, güzel kızlar, Libertadores.. Hayalimsin Güney Amerika...

Cruzeiro, deplasmanda Estudiantes'i 3-0 mağlup etti, 6 maçta 16 puan toplayarak grubunu lider bitirdi. Sadece 1 gol yedi, 20 gol attı. Bu hanım kızımız da onların taraftarı, deplasmana Arjantin'e gelmiş. La Plata deplasmanı. İsmi bile güzel.

Çarşamba, Nisan 13

Labi Efendi


Championship Manager'da kendini hiç transfer ettin mi? Orada harikalar yarattığın söyleniyor...

Evet, birkaç kez kendimi aldım. Bu oyunu oynarken çok eğleniyorum. Hatta bazen hile de yapıyorum. Kendimi oradan oraya satıyorum, çeşitli mevkilerde deniyorum. Bazen bu Labi Efendi kendisini büyük futbolcu sayıp, önerdiğim kulüpleri beğenmiyor. "Hop!Kendine gel!" diyemiyorum. Ona ceza veriyorum. Sürekli didişiyoruz.

4-4-2 Nisan Sayısı

Galatasaray 84 - 69 Fenerbahçe


Pazar gününden eser yok. Metrobüs ve uğradığı duraklar işten çıkan insanlarla dolu. Oysa pazar sabahı, duraklardan Galatasaray atkılı-formalı insanlar biniyordu. Salonun önüne geldiğimizde de aynı şey geçerliydi. Avlu boştu. Salonun içinden ses gelmiyordu. Oysa pazar günü, yağmur nedeniyle avlu boş olsa da kapıların önü doluydu ve içerinin sesi dışarıdan bile duyuluyordu.

Biletleri almak zor olmadı. Gişeye bile girmedik. İçeri girdiğimizde duyulan ilk ses Arda Turan tezahüratları. Bir an Arda'nın maça geldiğini sandım. Tribüne çıktığımızda ise bizi karşılayan dev Arda Turan pankartı oldu. Bir şubenin en önemli maçında, başka bir şubenin oyuncusuna destek pankartı açmak belki güzeldi ama yersizdi. Oraya Işıl'ın, Augustus'un, Bahar'ın, Fowles'ın pankartını asmak gerekiyordu.

Maç öncesi "re re re ra ra ra" çektiren küçük kardeşimiz, salonu ayağa kaldırdı, 5 dakika sonrasında başlayacak maçı o an başlattı. Salon pazar gününün belki de yarısı kadar doluydu. Tahminim 3.500. Daha fazla da olabilir. Az bir rakam değil. Ama "12.000" parolasıyla çıkılan bir seride, 2 maçta toplam rakam 12.000 olmadı. Olmasın da, işte dün 3.500 kişiyle gereken destek verildi ve maç farklı şekilde kazanıldı. İnsanları anlamak mümkün. Salona gelmeyi sadece Fenerbahçe maçları için isteyebilirler. Basketbolu, hatta kızların oynadığı basketbolu sevmek zorunda değiller ve bunu sırf Galatasaray arması orada diye yapma mecburiyetleri ve vazifeleri yok. Fakat şunu not edelim; olur da seri 2-2 olursa ve son maç Abdi İpekçi'ye taşınırsa, kupanın bir ucunu tutarsak ve "Fenerbahçe'yi yenip şampiyon olma ihtimali" oluşursa salon dolmasın. 4.000 kişi yetiyormuş.

Maça yine kötü başladık. Neden böyle kötü başlıyoruz her defasında anlamak mümkün değil fakat çabuk toparladık. Hatta baya çabuk toparladık. 16-1'lik bir seri yakaladık. İlk devrede Augustus ve Bahar önemli katkılar sağladı. Fakat yine de, o kadar iyi oynamamıza rağmen Fenerbahçe yüklendi ve farkı eritmeyi başardı. Kenar yönetiminin mola zamanlamalarında ve oyuncu değişiklerinde geç kaldığını düşünüyorum. Devreyi 11 sayı önde kaparken şunu anladık; Fowles çok acayip bir basketbolcu.

İkinci yarı Fowles (25 sayı 10 ribaund) insan gibi basketbol oynamadı. Augustus Taranto maçını hatırlattı. Işıl Alben 2009'da sakatlandığı yarı final maçından sonraki en iyi Fenerbahçe maçını oynadı ama bu da gözümüzdeki, kalbimizdeki, aklımızdaki Işıl değil. Daha iyilerini bekliyoruz. Yine de en kritik anda attığı 2 3 sayılık atış, asistleri (6 asist), Birsel'i durudurması, top çalmaları çok çok önemliydi. İsabet bulduğu 3 sayılık atış onun için çok önemliydi, çünkü sakatlıktan döndükten sonra top kullanmaya korkmaya başladığını hissediyordum. Hakan Şükür gibi, belki dünkü isabetleri devamını getirecektir.

Bahar Çağlar, takımda en sevdiğim Türk sporcu, en sevdiğim 2.sporcu (Augustus'tan sonra). Dün yine iyidi. 9 sayıyla Işıl'dan daha fazla attı. Hodges, "genç Semih" gibi. 14 dakika oynadı 8 sayı attı. Işıl'a o bölgede yardım etti. Hatta sorumluluk aldı. Tamika'nın 13 sayısından daha öte olan liderliği. Takımın ablası.

Fenerbahçe'de Nevriye'nin sakatlığı en önemli avantajımız. Kendini bir türlü serinin içine sokamadı. Birsel bu maçta kayıptı. Angel'ı hala beğenmiyorum. 23 sayı attı yarısı serbest atıştan zaten. 2 sezon önce Caferağa'da seriyi veren Şaziye, Fenerbahçe'de kendi kimliğini buldu ve 2 kritik üçlükle katkısını sağladı. Harakova durgundu.

Yine de Fenerbahçe bireysel olarak bu kadar kötü gününde olmasına rağmen dönem dönem maça ortak olabildi. İşin tekniğinden çok anlamıyorum ama sanıyorum ki teknik ekibimiz zayıf kalıyor. Tek korkumuz da biraz orası.

Onun dışında hakemler, Hacettepe'nin diyetini bize ödetecekler gibi geliyor. Oyuncularımız buna izin vermeyecek gibi. Çok başarılı olan erkek basketbol şubemiz dahil, son zamanlarda böyle savaşan bir takım görmemiştik. Artık sarayın sultanları mı dersiniz dişi aslanlar mı bilmem ama bu kızları gerçekten seviyorum. Galatasaray'ın ruhunu sahaya yansıtan bir takım. İyisiyle kötüsüyle. Bunları yazdık, inşallah yanıltmazlar Caferağa'da.

Uzun süredir, yıllar boyunca tribünde Fenerbahçe galibiyeti görmüyordum. Bu sene önce erkeklerde, sonra kızlarda gördüm. İnşallah sonunda şampiyonluk da gelecek. Dün o kadar mutlu oldum ki, bu yazıda o maçta eksik bir şey kalsın istemem. Tekrar tekrar okuyorum öyle yayınlıyorum. Eksik bir şey kalırsa şampiyonluk gecesi ekleriz hepsini.

Yolun Sonu Kale

Fotoğrafın altına-üstüne bir sürü şey yazabiliriz. Ben başlıktaki cümleyi seçtim.

Virajların, kırılma anlarının yanında tutunacak dal; futbol.. der ve metaforun kralını yaparsın, bu da mümkün.

Veya ciddi ciddi böyle yerlerde yaşamak isteğini söylersin. Yol kenarında 3 direğin bulunduğu yerlere duyduğumuz özlem.

Ne denirse; şu bir gerçek. Hayat fena halde futbola benzer veya benzemez ama bu yola devam edebiliyorsak 3 direğin payı çok yüksektir.

Salı, Nisan 12

Naki


Deniz Naki garip bir adam. Türk asıllı olmasa bu kadar takip etmezdik veya yaptıkları aklımızda kalmazdı. Gerçi şurada özel olarak yaptığı bir şey yok. Takımı kaybetmiş, o da tribünün önünde ağlıyor. Tribün dünyanın en kendine has tribünlerinden biri St.Pauli, önündeki de bir Türk olunca dikkat çekiyor.

St.Pauli de oynamış diğer Türk, diğer Deniz, Deniz Barış olunca insan biraz düşünüyor. Birbirine zıt iki Deniz. Dikkatle izliyoruz Naki'yi. Tabi bu sene ligde kalamazlarsa izlememiz zorlaşır. Bu hafta Wolfsburg deplasmanı, final maçı gibi olacak.

Bir Hata Puanı Götürdü


- Hatayı kim yaptı tam bilmiyorum. Mehmet Uslu da olabilir, Özgür Yankaya da.

- Bu kadar kapanınca gol yemek kaçınılmazdı ama çok basit golle maçı kaybetmek ücüzü.

- Kaya yine çok iyidi, iyi başlayınca devamı geliyor.

- Rizespor bu futbolla ilk 2'ye kalamaz.

- Ümit Kayıhan'ın 1-0'dan sonra takımı geriye yaslaması pahalıya patlayabilirdi.

- Önder Çengel çok güçlü, mücadeleci oyuncu. Son vuruşları daha iyi yapabilse..

- Rize'de o saatte stadın boş olmasının nedeni ne olabilir? Trabzonspor maçı?

- Golü atan Mehmet Al eski Kartalsporlu.

- Haftaya Kartalspor, Akhisar ile kendi evinde final maçına çıkacak. Ya tamam ya devam.

- Bu takım küme düşerse en büyük sorumlu Ergün Penbe olur.

- Kartalspor ilk yarıda 12 puan topladı, ikinci yarıda şimdiye kadar 12 puan topladı.

- Ç.Rizespor'un Boluspor deplasmanı baya zor geçer.

- Galatasaray maçı yerine aynı saatte yayınlanan Kartalspor maçını izlemem önemli bir ayrıntı.

Pazartesi, Nisan 11

Galatasaray 74 - 77 Fenerbahçe


Sene başından beri bilinen, tahmin edilen kavramından daha öte, kesin olan bir eşleşmenin adıydı Galatasaray - Fenerbahçe final serisi. Farkı yaratan ve bizim içimizdeki heyecanı tavana yükselten ise saha avantajının elimize geçmesinden daha ötesiydi. Rakibe karşı oynanan ve kazanılan son 2 maçın takıma getirdiği hava, normal sezonu üst sırada bitirmekle birleşince bir anda şampiyonluk telafuz edilmeye başlanmıştı.

Futbol takımının kötülüğü, yönetimsel sıkıntılar, kaoslar, senaryolar can sıkarken, camianın diğer şubesinde, kızlardan böyle bir hediye gelince sığınacak bir dal olarak görmek kaçınılmazdı. Dün bir kız basketbol maçı için en az 6.000 kişi salondaydı, rakamlarla aram değil belki de daha fazlaydı. Bu Türkiye için bir rekor olabilir. Belki de bundan önceki rekor, 2 sene önceki Taranto maçıydı. Biletlerin 20 lira olduğu maçta Ayhan Şahenk full çekmiş ve 3500 kişi gelmişti. O 3500 kişi, salonun yapısı nedeniyle dünkü tribünden çok daha fazla fark yaratmış olabilir. O maçta 12 sayılık dejavantajı kapatıp kupayı kaldırmıştık.

Aslında bu sefer de 12 sayılık dejavantajı kapatabilecek sinerji sağlandı ama gereken 14'tü, olmadı. Maçın sonuna sonra geliriz ama şunu ekleyelim; Abdi İpekçi erkek ve kız takımı için dejavantajdır. Ayhan Şahenk iyi bir salondur.

İstanbul'un en sapa yerlerinden birinde saat 14.00 maçına yetişebilmek başlı başına bir yetenekken, bir de sağanak yağmura yakalanmak, işlerin kötü gideceğinin habercisi gibiydi.

İlk 2 dakikaya 9-2 başlamak gerçekten moral bozucuydu. Fenerbahçe maçlarına götü başlamak Galatasaray'ın kaderi. Neyse ki Bahar Çağlar ve Tamika devreye girdi. Maçta denge sağlandı. Öne geçmek için ise periyodun sonunu bekledik. Son hücumda atılan basketle tek farkla öne geçtik.

2.periyot da aynı şekilde geçti. Devreyi 1 sayı önde kapadık. Fakat rahatsız eden şeyler vardı. Bunlardan biri alınamayan ribaundlardı. Fenerbahçe bazı hücumlarda 3-4 ribaund alıyordu. Atışları isabetsiz olsa da top onlarda kalıyordu. Galatasaray hücumlarında da savunma ribaundlarını kaptırmadılar. İki takım arasındaki önemli farklardan biri bu oldu.

Diğeri de erken girilen faul problemi. Önce Agustus, sonra Bahar faul sorunu yaşadılar. Takımın diğer oyuncuları da sık sık faul yaptı. Bunda kolay faul çaldığını düşündüğümüz (en azından tribünde öyle hissediyoruz) hakemlerin katkısı büyüktü. Standardı sağlayamadılar gibi. Hakemler hakkında fazla yazmadan kapatalım konuyu ama umarız Taurasi olayının diyetini ödeme çabaları değildir bunlar.

2.yarı Fenerbahçe çok daha iyi oynadı. Galatasaray çok kötü bir 3.periyot oynadı. Yine de o kötü periyodu sadece 4 sayı geride kapattık. Periyot arası dönüş daha kötüydü. Fenerbahçe'nin farkı açmasına sahada hiç cevap veremedik. Daha kötüsü, kenar da sessiz kaldı, çare üretemedi.

Bir eleştiri de teknik heyete. Geçen sene Zafer Kalaycıoğlu'nun, ondan önce de Okan Çevik'in izlediği final serilerini hatırlattı. Her mağlubiyet sonrası zihnimde beliren "keşke Cem Akdağ olsaydı" ibaresini buraya yazmakta sakınca görümüyorum.

Mucizeye ihtiyacımız vardı son 2 saniyede. Buna inanan küçük bir kitle vardı. Hangi ara ne oldu da buraya geldi hala bilmiyorum. Maç bitmişti oysa.

Fenerbahçe'nin yandan sokacağı topu sokamadığı bir an vardı. Gülşah'ın 2 tane soktuğu dış atış vardı. Esmeral'ın girmeyen faulleri vardı. Ama tam olarak nerede ayağa kalktık hatırlamıyorum. Son 24 saniyeye, 1 sayı geride ve topa sahip şekilde gireceğimizi hiç tahmin etmiyordu. Fırsat ayağımıza geldi. Ayağa kalktık ve yürüyorduk. Ama en güvendiğimiz isim yürüme hatası yapınca maçı kaybettik. Çok basit bir hata. Çok basit bir olay. Her zaman kafamızda şu soru olacak. O topu potaya yollasak ne olurdu? Maçı ve belki de seriyi belirleyen, isabetsiz bir atış olsaydı bu kadar koymazdı.

Dün aslında güzel bir gündü. Bir kız basketbol maçı için bu kadar kişiyi toplamak önemli. Keşke rakip takım taraftarı da olsaydı. Gerçi sene başında Cumhurbaşkanlığı Finali'nde onun bokunu çıkardık ama yine de böyle olunca salonun bir tarafı boş kalıyor.

Işıl Alben için söylenecek yeni bir şey yok. Klasik bir Fenerbahçe maçı oynadı ve bu artık rahatsız etmeye başladı. En kötü olayı, karşısında Birsel gibi bir oyun kurucunun oynaması. Etkisiz kalan Işıl'ın karşısında 10 sayı 9 asist 8 ribaundlu Birsel'i görmek, o Birsel'in eskiden Galatasaray forumlarında yazdığını bilmek. Sağlık olsun.

Seri bitmedi. Belki de hayırlı oldu. Onlar bizi İpekçi'de yeniyorsa, biz de onları Caferağa'da yenebiliriz. Ligin ilk yarısında oynanan maçta Taurasi ve Taylor olmasına rağmen uzun süre önde götürmüş, maçı ufak hatalarla kaybetmiştik. Şimdi o hatalar yapılmasa, dünden geriye kalan ribaund eksikliği kapatılırsa Caferağa'dan galibiyetle dönülebilir ve bu saha avantajını yeniden Galatasaray'a getirebilir.

2008 Play-Off'larında Caferağa'da kazanarak başladığımız seride saha avantajını elimize geçirmiş ama İpekçi'de kaybetmiştik. Belki, o duyguyu yaşama sırası Fenerbahçe'dedir. Belki Panathianikos ve Siena gibi ilk maçı kaybedip seriyi kazanacağız. Belkiler çok, sporda her şey mümkün. 14 sayı geriden gelebilen bir takım her şeyi başarabilir.

Pazar, Nisan 10

Diego Ortalığı Karıştırdı


- Nasıl bir maç başlangıcıydı öyle. Önce Fener'in şampiyonluğu gitti, sonra geri geldi.

- Diego'nun ilk goldeki hatasını ömrüm boyunca unutmam herhalde. Bunu Diatta falan yapardı önceden.

- Bülent Uygun'un stoper tercihleri çok enteresan. Önce Bilica, şimdi Diego.

- Oyundan çıkma nedeni sakatlıkmış. O ağlamalar falan, tam Bülent Uygun halleri.

- Feci taktım Diego'ya. Bir de iyi stoper diyorlar. En son Bilica'ya da iyi diyorlardı.

- Maça dönelim; Fenerbahçe iyi takım.

- Zayıf tarafı çok ama kapatmasını iyi biliyorlar.

- Herkes Caner ve Alex diyor ama ben en çok Niang'ı beğendim.

- Eskişehirspor'da ise biraz Potuk, o kadar.

- Bu arada bence iki golde de, özellikle 2.golde Ivesa ağır saçmaladı.

- Baroni'yi izleyen Fenerbahçeli arkadaşlarımıza sabır diliyorum.

- Fenerbahçe'nin ikinci yarıda bu kadar kötü bir Eskişehirspor karsısında geriye yaslanması
pahalıya patlayabilirdi.

- Üstelik Karan falan oynuyor, tehlike daha fazla.

- Fenerbahçe'nin maç sonu otobüsle dönmesi ne güzel aslında. Değişiklik falan. Hoş ayrıntı.

- Cüneyt Çakır ilgimin alakamın olmadığı maçı izlerken bile beni geriyor.

- Fenerbahçe'nin son 3 haftada 7 puan toplaması büyük avantaj.

- Eskişehirspor taraftarını bugüne kadar hiç anlayamadım. 2-1 yeniliyorlar hala atkılar, bandolar..

- Ümit Karan yine röveşata denedi, Galatasaray'ın son 9 senesi gözlerimin önünden geçti.

- Dia ve Stoch gibi adamlar oynamıyor, Fenerbahçe kazanıyor. Kadro derinliği.

- Fener takım olmuş Güntekin.

- Eskişehirspor'da Tello vardı ona ne oldu?

Pop Star Barcelona

Justin Bieber'ı idmana çıkartan Real Madrid olsaydı neler yazılırdı, neler denirdi?

Aslında sadece yukarıdaki cümleyi yazmak yeterli olabilirdi ama biraz daha açalım. Sözde Real Madrid, pop ikonlarının kulübüdür, hatta şirkettir, belki de sirktir. Futbolcu değil popstar yetiştirir. Barcelona ise Nou Camp'ı La Masia'sı ve Cruyyf'u ile sadece futbol düşünen, futbolu seven bir spor kulübüdür. Sporun saf halini yaşatır topraklarında.

Bu fotoğraftaki Krkiç değil de Canales olsaydı şu an Real Madrid'in sirkliğinden girilir, Beckham'ın forma satışlarına kadar uzanılırdı. Şimdi, "Barcelona her alanda gençlere örnek oluyor ehehe"den daha fazlası yok. İmaj herşeydir, gerisi kolay unutulur.

Aslında en büyük zararı gören Krkiç, sebebi de bu fotoğraf. Yazıktır, günahtır. İnsan kendi futbolcusunu bu halde görmek istemez, Florya'dan ırak olsun, sevmediğim Servet bile bu kadar ezilmesin. Zaten Türkü Baba, böyle durmaz, yanında böyle duran biri olursa tokatlar bile. Krkiç, sanki bir Umut Sarıkaya karakteri gibi duruyor. Kaybetmiş, mahvomuş, ezilmiş, sinmiş.

Bieber'ın neden sevilmediğinin de en büyük örneği burada. O hal-tavır ne, o parmak ne? Sanki Justin Timberlake. Sokağa çıksa elinden çikolatasını alacağın adam, Barcelona topçusuna Amerikan filmlerine yapılan dublaj ağzıyla "adamım burada beni boşverin ona dikkat edin" der gibi hareket yapıyor.

Sen kimsin lan, diyeceğiz de Barcelona ile idmana çıktı, artık laf da söyletmezler. O artık "Katalan halkının haklı direnişine futbol topu aracılığıyla destek olan Barcelona FC ordusunun altyapısından çıkan, Total Futbol'u zihnine kazıyan bir futbol yeteneği"

Oysa, ona Viva Catalan desen Jennifier Lopez'in son şarkısı zanneder.