Salı, Nisan 26

Galatasaray 81 - 73 Beşiktaş


Pazartesi günü; bir maç için tercih edilebilecek en kötü gün. Hem sporcular hem de taraftarlar için sıkıntı. TBL'nin elinde voleybol dışında kalan branşlara göre çok büyük bir avantaj var; 3 Büyükler. Bir sporun ilgi çekmesi için 3 Büyükler'in kendi aralarında oynadığı maçlara önem vermek gerekir. Federasyon; en sevdiği kulüpleri pazar günü oynatırken Galatasaray - Beşiktaş maçını pazartesiye bıraktı. Derbi; biraz da Judo Şampiyonası'na yenik düştü.

Maça öncesinde; Galatasaray'ın salonlara gelen kemik taraftarı dışında kimse olmayacağını düşünüyordum. Önümüzde iki senaryo var; ya dün maça olağandan fazla ilgi gösterildi ya da salondaki kemik kitle her geçen gün artıyor. Sanıyorum 6.000 kişiye yaklaşan bir tribün vardı. İç sahadaki iki derbisi de hafta içine denk gelen Galatasaray, bu dejavantajı hiç yaşamadı. Fenerbahçe maçı için gün farketmiyor da; bir Fenerbahçe mağlubiyeti sonrası pazartesi günü oynanan Beşiktaş maçı bu kadar doluyorsa; bu Beşiktaş maçı hafta sonu olsaydı ne olurdu?

Yerimiz saha içi. Arkamızda Galatasaray kız takımı; yanımızda Beşiktaş kız takımı. Basketbolcu kızların bu ülkede hakkı yeniyor. Voleybolcuların gölgesine kalıyorlar ama onlardan daha güzel ve en önemlisi daha şık giyiniyorlar. En basketbolcu gibi durmayan ufak görüntüsüyle Işıl Alben. Fotoğraf çektirmekten ve telefonuyla ilgilenmekten maçı pek izleyemiyor. Bahar Çağlar gibi bir kız kardeşim veya bir kızım olsun isterdim; Galatasaray'da spor yapan, güzel sessiz biri.

Esra Şencebe ve Yasemin Horasan'ın formaları farklı olsa da yerleri çok farklı. Esra'nın 2008 serisinde Caferağa'da 20 sayısı; Yasemin'in 2009 serisinde elenirken (Avrupa Kupası'ndan 1 ay sonra), hüngür hüngür ağlamasını hala hatırlarız.

Fakat bu güzelliklerle başlayan maç bir anda gerildi. Sebebi Turgay Demirel ve uşakları. Hakem kararlarına çok fazla tepki göstermem ama dün yapılanlar basit bir hakem kararı hatası değildi, bir faşizmdi. Demokratik tepkilerini küfürsüz ve hakaretsiz bir yolla pankart ve tezahüratlarla sunmak isteyen insanlar anında susturuldu. Caferağa'da Işıl'a edilen küfürleri duymayanlar, Turgay Demirel İstifa tezahüratını sporda şiddet unsuru saydılar. Fakat bir Galatasaray maçının ilk dakikalarında hemen anons yapma geleneğini uygulamak çok da şaşırtıcı değil.

Pazartesi sendoromuna uygun olarak karamsar ve durgun bir hava vardı maç öncesinde. Turgay Demirel'in koruyucu melekleri sayesinde tribün ateşlendi. Tribüne takım da ayak uydurdu. 2.periyodun ufak bir bölümü dışında ilk devre boyunca oyunun tek hakimi Galatasaray oldu. Ermal, ilk maçta olduğu gibi Beşiktaş pota altını çökertti. Ekstra katkıyı ise hiç beklemediğimiz biri; Caner Topaloğlu yaptı. Çok kritik anlarda arka arkaya 2 üç sayılık yolladı. Fenerbahçe maçının en iyi iki ismi Andriç ve Rancik bu sefer sessiz kaldı. Evren de aynı şekilde. Fakat yine de devreyi 10 sayı önde kapattık.

3.periyot ise felaketti. Alan savunmasına dönen Beşiktaş'a karşı sayı bulmakta çok zorlandık. Boş atışlar pota dövmeler yine başladı. Beşiktaş ise Serkan ve Ogilivy ile dengeyi yakaladı, hatta öne geçti.

Son periyotta bir çaba daha gösterdi Galatasaray takımı. Bu sefer Shumpert devreye girdi ve maçı koparttı.

Maç sonundaki sevinç güzeldi. Rancik üçlüyü çekti, Caner, tribünden hakettiği övgüyü aldı. Bazı tezahüratlar yapılmasa daha iyi olurdu. 25 Nisan; mutlu olduğumuz bir gün olarak 2010-2011 sezonunun artı hanesine yazıldı. Bu haneyi en fazla dolduran şube olan erkek basketbol takımına ne kadra övgü yazsak az kalır.

Maç bittikten sonra Play-Off hesapları yapmak; bir sonraki haftanın maçını (Edirne deplasmanı) konuşmak, fikstüre bakmak, olası eşleşmelerden rakip seçmek.. Özlemişiz bu heyecanı.

1 yorum:

aykut dedi ki...

Başkan esmerden bahsetmemişsin yazı eksik kalmış. Bir de devre arası ikram olarak yalnızca çubuk kraker sunmak pek hoş değil. Cefakar taraftar çok daha fazlasını hakediyor :))

Not:
"cimbombom'un erkekleri vip'lerde destan yazdı".