Çarşamba, Şubat 29

Fenerbahçe 71 - 65 Beşiktaş




Maçı Peralta daha iyi yazar ama biz de üstünden geçelim biraz.

TKBL'nin, basketbolcu kızların ve Caferağa'nın ne kadar underrated olduğunun gösteren bir maç izledik. Küme düşme hattındaki bir takım, Avrupa Ligi'nde namağlup olan rakibine karşı hem de deplasmanda çok iyi mücadele ediyor. Sert oynuyor, yılmıyor. Maçı bence, bir anlık konsantrasyon kaybıyla kaybediyor. Ve bir de devreye giren taraftarla.

Fenerbahçe tribünü bugün iyidi. Çıkan olayları yazmadan haklarını verelim. Bu bir kadın basketbol maçı ve gelecek taraftar sayısı belli. Böyle bir maçı ilerleyen senelerde Ataşehir'de oynayacak olmak Fenerbahçe'nin büyük bir kaybı oluyor. Salonun üçte birinin aktif olduğu bir atmosferde bile fark yaratabilmek büyük bir avantaj. Maçın kırılma anı olan 3.periyotta sazı alan Fenerbahçe tribünüydü.

Söz tribünden açılmışken oradan devam edelim, maça sonra dönelim. Fenerbahçe tribünü maça konfeti atark başladı. Hakem, bu konfetiler için 2 kere anons yapmış ama salonda biz duymadık. Duyan birine henüz rastlamadım. Konfetiye anons yapmak büyük saçmalık. Geçen sene TBL'de Gaatasaray-Beşiktaş maçında açılan pankarta anonsa yapıldıktan sonra şaşırmıyoruz. Basketbol hakemleri gerçekten büyük eyyamcıdır ve güce taparlar. Şov yaparlar.

Mesela genel olarak futbol hakemlerini sevmem ama onların yetersiz olduğunu düşünürüm. Hakemlik yetenekleri kısıtlı oldukları için yanlış kararları çoktur. Fakat basketbolda işler öyle ilerlemiyor.

Fenerbahçelilerin konfetileri, hakemler kadar konfeti atmayan Fenerbahçeliler'i de gerdi. İki grup arasında ilk gerginlik burada başladı. Bir de efsane Legend grubu var. Fenerbahçeliler daha iyi anlatır. Cemil Turan salona geldikten sonra Cemil Turan'a birkaç tezahürat, ondan sonra hemen Aziz Yıldırım tezahüratları. GFB, buna Fenerbahçe diye cevap verdi. Maçın ortasında da buna benzer bir durum oldu. GFB o tezahüratlara da Angel diye bağırarak cevap verdi.

Asıl geginlik ise maç sonu oldu. 1 dakika 9 saniye kala Beşiktaş'a edilen küfürlerden sonra hakemler anons yaptırdı ve içeri girdi. Maçın başında Galatasaray'a edilen küfürleri duymayan hakemlerin 1 dakika 9 saniye kala bunu yapması tamamen şovdur.

Aynı hakemler, Matoviç'in Beşiktaş benchine fırlattığı topu görüp, teknik faul çalamadı, bu da onların ne kadar korkak olduğunun göstergesidir. Orada çalınacak teknik faul maçın kaderini değiştirebilirirdi.

Hakemlerin sahada olmadığı anda ise Fenerbahçe tribünleri arasında ikinci bir gerginlik oldu. Bunları yazmaktan ben sıkıldım. Her gergin basketbol maçında olabilecek şeyler.

Sonuç olarak Fenebahçe tribünü iyidi ama çok fazla sıkıntısı var. Kendi içinde bu sorunları çözer ama, bu sorunların gelişimi son 7-8 senenin ürünü. Çözülemiyor.

Maça gelelim. Beşiktaş beni çok şaşıttı. Beklediğimden iyi oynadı. Özellikle Yasemin'i iyi beslediler.Vandersloot takımı iyi yönlendirdi, iyi taşıdı. Ama ceza şutu kesecek biri olmadığı için sonunu getiremediler. Esra, Galatasaray'daki son 2 yılında oldugu gibi yine potayı dövdü. Tuğba potaya bakmaz bile. Nihan sanırım 5te 1 attı. Farkı biraz da bu belirledi.

Fenerbahçe taraftarının desteğinin yanı sıra tecrübesiyle maçı kazandı. Kadro zengin. Matoviç yine derbi topunu oynadı. Taylor ve Angel zaten muhteşem. Bunlar da yetiyor. Ama genel olarak takımda sıkıntı var. Mesela Birsel'in sezon başından beri bu kadar durgun olması ilginç. Şampiyona sonrası sendromu mu acaba? Bugün Birsel+Esmeral+Nevriye toplam 10 sayı attı Tam Galatasaray'ın yerlileri tarzı. Enteresan olan bir başka nokta da, maç boyunca sadece 4 tane üç saylık şut girişimi olması. Bu da bana ilginç geldi. Oysa çok temiz şutörlere sahip bir takım Fenerbahçe.

Yine de kazanmasını bildiler. Kazanan haklıdır. Son iki maça giriyoruz normal sezonda. Fenerbahçe ve Galatasaray ayn galibiyet sayısına sahipler. Fenerbahçe'nin saha avantajını kaybetmesi zor gözüküyor. Ama yenilgileri Kaski, Optimum ve Mersin'e karşı olunca ister istemez acaba diyoruz. Oysa bu iki haftada en zor maçı Gaatasaray, Botaş deplasmanında oynayacak. Umudum bu maçtaydı, onu da Fener kazanınca, Galatasaray için şampiyonluk iyice zora girmiş oldu artık.

Antakya, Optimum, Tarsus, Beşiktaş dörtlüsünün ligde kalma yarışı da çok ilginç olacak. Bana Tarsus gider gibi geliyor. Fikstür Beşiktaş'ın yanında ama daha da önemlisi bugün Fenerbahçe karşsındaki takım, 2 maçını da kazanır.

Salı, Şubat 28

Requiem for a Dream




Herkesin, çoğunluğun beğendiği filmleri beğenmeyince endimden utanıyorum. Özgüven eksikliği işte. Ya herhalde benim salaklığım, ben anlamadım. Zaten genelde öyle oluyor, öyle diyorlar yani.

- Abi Donnie Darko iyi güzel de, sanki abarttığınız gibi değil, biraz traş ya
+ Anlamamışsın oğlum sen, bir daha izle

Hay amına koyayım sanki David Lynch filmi (Anlaşılmıyorsa Lynch filmidir). Hadi Donnie Darko da olağanüstü, bilimkurguya kaçan sekanslar (Galatasaray'ın basketbol maçları) vardı ama Requiem'de (halk arasında böyle bilinir) böyle birşey de yok. Zaten Darko daha iyidi.

Sene olmuş 2012, ben ilk defa izliyorum. Bende de hata var belki. Lisede izleseydim "vay amk" der, ergenlik gençlik gazıyla tapardım.

Bakın biz birçok şeye bağımlıyız, çok çile çekiyoruz. Üstelik sistemin dayatmaları vs... Yap öyle bir film, genç nüfüs izlesin, bayılsın. Herkes bağımlı zaten birşeylere de, sonuç? Filmin başında anasının televizyonunu çalarken film daha iyi ilerliyordu...

Bir de utanmadan Trainspotting ile kıyaslıyorlar. Trainspotting'in ana konu dışındaki dialogları bile yeter.

Neyse, ufak espiriler sıkıştırarak "sen bu film hakkında ne biçim konuşuyorsun deyyus" yorumlarının önüne geçtim. Filmin güzel taraflarını da yazalım tam olsun. Müzik zaten filmin notunu baya yükseltmiş. Gaza geliyorsun. Bir de Jennifer Connelly iyimiş bu filmde. İlk defa ağlak suratı yerine giderli haliyle gezinirken gördüm.

Ve son mesaj asker kardeşime. Bu film de senin kutundan çıktı. Hala bu filmle ekmek kovalıyorsan yazık sana, yok ekmek değil harbi sevdiğin için arşive kattınsa 2 kere yazık sana.. Şafak söyle de serinleyelim..


Somali'den Çıkan Premier Lig Dilosu




Pazartesi, Şubat 27

Havalara Uçuran Maç




- Son yıllarda kaçırdığım nadir Bşiktaş derbilerinden biri.

- Elmander

- Şu takımı Sami Yen'de izlemek isterdim.

- Gol sevinçleri.

- Toraman'dan yine gol yedik.

- Maçın kırılma anı tabi ki Almeida

- Riera'nın topu gol olsaydı kırılma anı da olmazdı.

- Riera ve Aydın ne kadar etkili oldu. Aydın'dan olacak galiba.

- Terim, Hakan Balta'yı beğenmiş ama bence çok kötüydü. Vardır hocanın gördüğü.

- Quaresma'nın son ortası muhteşemdi. Aynısının benzerini Lincoln Fener'e şut olarak yollamış, top direkten dönmüştü.

- Son golde aslan payı Cenk'in.

- Golde net bir şekilde faul yok.

- Melo kırmızı görmeliydi.

- Yine de Aydınus'a güvenimiz tam.

- Johan Kabze

- Koreografi müthiş.

- Semih Kaya için sevindim. İhale ona kalacaktı.

- Engin Baytar'da istikrara dair hiçbir şey yok. Adam bir hafta zirve bir hafta dip.

- Emre Çolak eski günlerine geri dönüyor. Gazı sona erdi galiba. Hoca da farkında.

- Engin'in Sivokla yaşadığı pozisyon Engin için eksi.

- Eboue-Carvalhal müthiş.

- Fernandes olsaydı?

- Maç fotoğrafları o kadar güzel ki, hangisini buraya koyacağımı şaşırdım.

- Veli çok iyi oynadı.

Kartalspor 3-2 Konyaspor




Bu maçı kesinlikle analiz edemem. Sanırım maçtan bu kadar kopuk olduğum başka bir maç yoktu. O zaman niye gittik? Hem de böyle güzel bir havada.

Uğur diyor ki telefonda, abi bu güzel havada biz başka bir şey yapmayıp bu maça gidiyorsak şapkayı önümüze koyalım. Haklı ama eksik. Gittğimiz son maçta, Kasımpaşa maçında götümüz donyordu. Hangisi saçma, kim saçma?

Güneşli Pazartesiler filminde maç izleyen ve "Salva mı attı, kim attı" diyen adamalardan farkımız, onlardan çok az daha genciz ve stadyumun içindeyiz.

Açma-poğaça alıp stadyuma giriyoruz. Bilet parası 1 lira. İçeride çay alıyoruz o da 1 lira. Piknik yapar gibi. Karşı taraftan güneş vuruyor. Maç başlar başlamaz gol oluyor. Kartalspor için böyle başlangıçlar görmeyeli uzun zaman olmuştu. İlk yarı arkası geliyor. Burak, ikiyi atıyor. Okan'ın düşürülmesiyle kazanılan penaltıyı Mehmet Uslu iki kez gole çeviriyor. 3-0, yarım saat içinde fark oluyor.

Burada hemen akla şu soru geliyor, geçen sene kaçan o kadar penaltıdan birini niye Mehmet Uslu kullanmazdı? Geçmişi unutalım ve geçelim.

Bu arada bizim muhabbetimiz şekilden şekile giriyor. Aziz Yıldırım'dan Diana Taurasi'ye, Selçuk İnan transferinden milli takım kadrosuna. Arada ufak tefek dedikodu tarzı muhabbetler ve gelecek kaygısı denilen zımbırtı. Kartal Stadı, hayatın tam ortası.

İlk yarı bitmeden golü yiyor takım. Ben Ali Dere attı sandım, yazıyı yazarken öğrendim Mehmet Uslu kendi kalesine atmış. Maçın ikinci yarısında Mehmet Uslu bu sefer çok net bir şekilde kendi kalesine atıyor. İki tane kendi kalesine gol, skor 3-2. Kartalspor'un huyudur bu. Neyse ki korkulan olmuyor, kazanıyor takım maçı.

İki haftada 6 puan. Haftaya da Sakaryaspor maçı. Kolay demeyelim ama Kartalspor'un dişine göre. Play-off potasına girmek için, havaya girmek için ideal bir maç. Üstelik yine iç sahada. Konyaspor gibi savunmasıyla nam salmış bir takıma 3 gol atmak, yıllar içinde kaybolan özgüvenin yeniden ortaya çıkması adına önemli bir adım.

Burak Akdiş için bir parantez. İnanılmaz, müthiş... Kendisi hala, bu ligin en iyi oyuncularından biri. Koşar, mücadele eder, topu alır, saklar, golünü atar. Tek sorunu vardır, o da sorun çıkarmasıdır. Kartalspor'da yapacağını sanmıyorum. Doğup büyüdüğü yer. Onun da bekelntileri ona göredir zaten. Takımın çehresini değiştirdi 2 ayda.

Timuçin gibi bir transferin de katkısını da unutmamak lazım. Bugün oyanamayan Erman Ergin de takıma katkı yapacak. Ofansif açıdan verimli olabilecek bir takım çıktı ortaya. Nokta transferler tanımına uygun.

Aslında belirttiğim gibi çok yazmamamak lazım. Kendimizi vererek izlediğimiz bir maç olmadı. Saha içinde yaşananlardan akılda kalacak şeyler sınırlı. Konyaspor'un yine stadyumda izlediğim Kasımpaşa maçından sonra ilk defa 3 gol yemesi de benim onlar için uğursuz olduğumun gstergesi. Gerçi 2010'da Süper Lig'e çıkarken iki maçlarında ben de vardım. Bu sene İstanbul onlara yaramadı.

Bir de not edelim, belki okuyan olur. Allah aşkına Türkiye'de sadece Kartal'da uygulanan "önce konuk takım taraftarı çıkar" uygulaması artık son bulsun. Yarım saat içierde fazladan bekliyoruz. İşimize gücümüze geç kalıyoruz. Eğer devam edecekse bu uygulama, ya maçlara gelmeyelim ya da deplasman tarafına girelim.

Zaten bundan sonra gitmek için niyetleneceğim iki maç var, biri Karşıyaka diğeri de Göztepe maçı. Bakalım o maçlarda takımın iddiası ne boyutta olur?


Pazar, Şubat 26

Gidiyorlar

Ankaragücü gidiyor. Taraftarı da gidiyor. Formalite maçları oynayacak bundan sonra. Seneye Bank Asya 1.Ligi güzel olacak.

Küme düşeceği maça, deplasmana, giden adamlara saygılar....

Eskişehirspor 2-1 Fenerbahçe

Fenerbahçe kötü oynuyor, hem de haftalardır...Ligin ikinci yarısında iyi oynadığı bölümler o kadar az ki hemen hatırlıyorum mesela; G.Antep maçının 2.yarısında 20 dakikalık bir bölüm, Manisa maçının ilk yarısı hadi tamamı diyelim, Kayseri maçının Navarro hata yapana kadar olan bölümü, Mersin maçının ilk yarısı ve Sivas maçında toplasak 10-15 dakikalık bir bölüm. Beşiktaş maçında falan da gayet rezalet top oynadık. 11 tane 90 dakikada aklıma gelenler bunlar, eksiği fazlası olabilir.
Bir sürü sebep söylenebilir, ben temelde yönetim kurulunun dava mahkeme derken futbol takımıyla hiç ilgilenmediğini, takımın havasının bir türlü değişememesi. Sivassspor maçından sonra başlayan kaybediyoruz paniğinin hiç mi hiç önemli olmadığını, ispatlayacak hiçbirşeyleri olmadığını ve sadece mücadele etmeleri gerektiğini onlara hatırlatacak birileri lazım. Çünkü hafta içinde bu sene başka, bu sene şampiyon olalım 3 sene olmayalım, emek falan diyip de dünkü gibi yürüdüğün zaman samimi olmuyor. Yönetimin bu otorite boşluğu davadan yabancı oyunculara göre normal olarak çok daha fazla etkilenen yabancı oyuncular üzerinde görülüyor. Aykut Kocaman haftalar öncesinde bunu görmüş yerliler de yabancılar kadar sorumluluk almalı demişti Galatasaray maçından sonra. Hocanın burada yapabileceği ne vardır bilmiyorum. Blogdan reçete yazacak halimiz yok. Ama dün düşündüklerimle gördüklerim arasında ciddi farklar var dedi, o zaman yanlış şeyler düşünüyor demektir. Hoca başımın tacı ama bu takım bizi üzüyor, önlemini alacak yegane insan da o. Bu hayatta babam bile beni hayal kırıklığına uğratabilir ama Aykut Kocaman uğratırsa çok üzülürüm.
Biraz bireysel performanslara değinmezsem olmaz, geldiğinden beri hiç beğenmediğim, hayatımda gördüğüm en yeteneksiz solak olan, etrafında dönerken geniş açı çizen, adımları kısa, kademe anlayışı zayıf, etliye sütlüye karışmaması bizim memlekette "abi adam disiplinli" yalanıyla süslenen, haftalardır kötü değil çok kötü oynayan Ziegler, sahada adeta gezen, hiç sorumluluk almayan, hiç mücadele etmeyen, bir tane bile ikili mücadeleye girmeyen, özgüveni sıfır olan ve sağ kanatta oynasın abi orta sahaya yardım eder muhabbetinin arkasına sığınamayacak olan M.Topuz, sene başından beri kayıp Semih, sakatlığı varsa geçene kadar oynatılmasın, öbür türlü çekilmiyor dediğim Gökhan, fazlaca eleştirmek insafsızlık olur ama stoperde top tekniği arayan Barcelonalı kardeşlerimizi epeyce hayal kırıklığına uğratan Serdar... Bu liste daha uzar gider belki, kötü oynansa cidden hiç sıkıntı değil, deniyoruz olmuyor deriz, ama biz hiçbirşey oynamıyoruz. Artık tek ümidim, Galatasaray'ın bugün takılması ve Trabzon hariç (o maç tribünlerin gazını alıp cevap veremezsek fark yeriz) A.Gücü deplasmanının kalması. Yoksa misal geçen sene son haftalardaki fikstür gibi bir fikstürümüz olsa playoffa kadar puan farkı 15-20 olur. Her neyse yeterince üzgün ve kızgın olduğum için konuyu uzatamıyorum, ama Çağlayan'da gece 2'de biber gazı ve tazzikli su yiyen insanlar daha iyisini görmeyi hakediyor.

Cumartesi, Şubat 25

Saha İçi


Cezalı Oktay Mahmuti. İpekçi'nin saha içi koltukları.

Tahliye Öncesi Maç




- Günün, sıkıcı gündemin tek güzelliği, iki Anadolu takımının maçı.

- Ne kadar kötü bir takım olsa da top oynamaya çaışan Kayserispor ve iyi bir takım olan Orduspor.

- Orduspor'un kaçırdığı golü izlemek lazım, golden daha güzel. İki top üst direkten dönüyor.

- Ordu tribünlerinin cuma günü maçına ilgi göstermesi güzel.

- Culio bu maçta iyidi. Ordusporlular niye beğenmedi anlamıyorum.

- Amrabat-Troisi-Kujovic / Culio-Stancu. Tek gol, onu da atan stoper Yalçın.

- Orduspor son 6 iç saha maçında yenilmedi.

- Berkay Dabanlı, bu sezon ilk Süper Lig maçını oynadı. 1990 doğumlu.

- Müzmin sakat Eren Güngör.

- Ordusporlular bu sefer de 10.yıl marşı söyledi.

- Kayserispor'u küme düşme hattında görmek ilginç oldu.

- Cuper sandığımızdan daha büyük hocaymış.


Cuma, Şubat 24

Gereksiz Gerginlik




Aralık ayında kuralar çekilirken biri çıkıp, 'Galatasaray elenecek, diğer iki takım tur atlayacak" dese, üzülmezdim. Hatta "Galatasaray son maçta elenecek, Fener son sekize kalacak" dese yine sorun etmezdim. Takım son maça kadar mücadele edecekse, o heyecanı yaşayacaksak ne güzel.

O heyecanı yaşadık. Ama gelinen noktada gereksiz bir gerginlik yaşıyoruz.

Oynanan 5 maçı özetlersek; yaşanan 5 haftayı hatırlarsak; Galatasaray'ın çıkamaması ve üzerine bir de Fenerbahçe'nin çıkması garip olacak. İhtimallerden biri. Üstelik, Gaatasaray'ın yenilmesi Fenerbahçe'nin yenmesi, Panathinaikos'un yenmesi şaşılacak bir sonuç olmayacak.

Boşuna gerildik yine. Ne gerek vardı? Maç izleyp kafa dağıtıyorduk. Alt tarafı basketbol. Takım oynamış, içeride 3 maçını almış, sana ne diğer ihtimallerden, diğer maçlardan. Öyle değil işte. Bu rekabeti yaşayan hisseder bunu.

Euroleague'de son 8'e kalmayı bir kenara koy artık. Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti bambaşka birşey. Şu an bunu yaşıyoruz. İki takımın birbiriyle maç yapmadan bile nasıl rekabet edebileceğinin göstergesi. Yeter ki ortada bir hedef olsun.

Sani Euroleague'de Olympiakos deplasmanına gitmiyoruz. Süper Lig'deyiz, son hafta Bursa deplasmanındayız, Fenerbahçe ise Samsun ile oynayacak. Neyse ki maçlar aynı saatte başlamıyor. Aynı günde bile değil. Fenerbahçe çarşamba oynayacak. Bizim maçımız perşembe. Maçlardan sonra Şansal Büyüka, Maraton yapsa yeridir.


18 Ayda Dağılan Takım




- Geçen sezonun ağustos ayında Anfield'da Trabzon'un oynadığı futbol. Artık yok.

- Geçen sezonun ağustos ayında Anfield'da oynayan Trabzon'a tüm Türkiye'nin duyduğu sempati. Artık yok.

- Geçen sezonun ağustos ayında Anfield'da oynayan Trabzon'un kalesini koruyan Onur Kıvrak'ın Avrupa'yı hayran bıraktıran oyunu ve fiziği. Artık yok.

- 1.5 senede Trazonspor çok değişti. Şenol Güneş'i severiz, Ersun Yanal'ı sevmeyiz. Ama hak vermek lazım. 1.5 sene önceki takım Ersun Yanal'ın takımı, bu takım Şenol Güneş'in takımı.

- Şenol Güneş stoper istemiş midir? İsteyip de yönetim almadıysa bu yönetimin ayıbı.

- PSV'yi iki maçta da yenebilecek takım, karşısında dağılmayacak savunma yok Türkiye'de.

- Philips Arena'da 3 Karşıyakalı: Olcan, Aykut, Onur Kıvrak.

- Burak 3 gün içinde; frikikten, kafayla ve Avrupa Kupası'nda gol attı. Saldıracak argüman kalmadı.

- Jebrin vardı ne oldu ona?

- Uğur Önver çok kötü maç anlattı.

- Hollanda televizyonunun göstermediği Trabzonspor tribünü için; tıks

- 35 dakikada 3 gol yiyen Türk takımının hocası yabancı bir teknik direktör olsaydı, spikerimiz "x ne yapsın" demezdi, diyemezdi...

Galatasaray 64-56 Efes




1 Nisan 2006'dan başlayalım.

O akşam Ali Sami Yen'de Galatasaray-Gençlerbirliği maçı vardı. 2006; yani Galatasaray tarihinin en efsane şampiyonluklarından birinin öncesi, belki de birincisi. İşte o maçın gündüzünde bir Efes maçı vardı. Ahmet Cömert'te. Ev Suadiye'de. Maç, yanlış olmasın ama sanırım 13.00'te başlıyordu. Suadiye'den Ataköy'e gidip, maç çkışında Gençlerbirliği maçını beklemek için 3 saat geçirmek falan gözümde çok büyümüştü. Efes bizi nasılsa yenecekti, yenerdi, senelerdir yeniyordu, biz hiç yenemiyorduk. Televizyondan izlerdim.

O gün inanılmaz birşey oldu. Bir önceki senesinde play-out oynayan takım Efes'i yeniyordu seneler sonra. O gazla Ali Sami Yen'de sinerji yayıldı. Gençlerbirliği'ni yendik. Ben ise Efes'i bir daha ne zaman yeneriz hiç bilmediğim için, tahmin edemediğim için üzülmüştüm. Her halde gidemediğim için en çok üzüldüğüm 10 maç arasına girer. Girerdi. Artık girmez. Daha sonra Efes'i çok yendik, geçen sene ligde farklı yendik. Ama asıl olarak buu gözler, Efes'i, Efes Pilsen'i, Anadolu Efes'i Euroleague Top 16 turunda yendiğimizi gördü. İlk kez katıldığımız organizasyonda Efes'i altta bıraktığımızı gördü. Daha ötesi kolay kolay olmaz.

Ekim ayındayız. 1 hafta sonra Kazan maçı var. Can ile konusuyoruz. Ona "tek isteğim Kazan, bir de Barcelona maçına gitmek" diyorum. Diğer maçlara gidememe ihtimalim vardı. İki maça, ilk Euroleauge maçına ve Barcelona maçına gitmem yeterliydi. O günün üzerinden 4 ay geçti. İstanbul'da 9 maç oynadık. 5 galibiyet aldık. CSKA'yı, Olympiakos'u yendik. 2 maç uzatmaya gitti, Olimpia maçı dışında hemen hemen bütün maçlar son topa kaldı, hepsinde tribündeydim, defalarca kalbim sıkıştı veya sıkıştığını sandım, çok büyük keyif aldım, çok mutlu oldum. Yenildiğimiz Barcelona, Siena ve deplasmandaki Efes maçı dahil.

Dün, iyi oynamadık aslında. Hatta tribün de iyi değildi. Maçtan önce Efes alkışlanmış. Ziyade olsun. Lig maçında Galatasaray'a ve diğerlerine 40 lira fiyat çeken takımı alkışlamak güzel bir cevap oldu. Bir de koreografi var. Nerede Barcelona maçında sopalılar, nerede CSKA maçı öncesi açılması yürek isteyen pankart, nerede dün geceki takım elbiseli adamlar. Tamam yönetici-basketçi-taraftar da, yani ne biliyim.

Bir de Top 16'daki, belki de Euroleugae'deki son top 16 maçımızda, içeride 3te 3 yaptıktan hemen sonra, Çarşı'ya tecavüz etmeye gitmek vardı. Kötü bir son oldu aslında tribün açısından diye düşünürken Mahmuti çıktı "Burada bir maç daha oynamak istiyoruz" dedi. Belki ekim ayında yanıldığımız, tahmin etmediğimiz gibi, birkaç hafta sonra yine İpekçi'ye gideceğiz. Oysa dün devre arasında, baya "son maç" tribine girmiştim.

Ne olursa, ne kadar eleştiri olursa olsun, bu tribünü, bu atmosferi senelerdir görmüyorduk. Efes maçı için aileler daha çok gelmiş maça, daha nezih bir ortam. Ama sahaya bakma, tribüne bak sanki 2000'lerin başı.

Bu takım, geçen sene sazı eline aldı. Camianın en sıkıştığı, en dibe vuracağı andı öyle bir sinerji yarattı ki, İpekçi'nin anlamı, misyonu değişti. Şimdi belki de TBL ply-off'larına kadar bir durgunluk olacak.

Maça geleyim diyorum, gelemiyorum. Kötü oynadık işte. Efes daha da kötü. Euroleague'e 3425634.kere katılıp, 3425632.defa başarısız olan Efes bizden daha kötüydü. Bütçe büyük ama. Olympiakos'u yense belki rahat olacaktık şu an.Boşver, kendi ipimizi kendimiz çekelim.

Gordon kötüydü, Ship kötüydü. Katil abim geri döndü sayılır, kritik zamanlarda soktu, bir de blok koydu. Ender'i çok sevmem ama bu maça fena bilenmiş, hayran kaldım. Andriç, her topla buluştuğunda korkuyorum ama çoğu zaman işe yarıyor. Furkan'daki düşüş sürüyor. Ve Göksenin, bayrak adam olacak inşallah...

Ve bu takım, kişilerden bağımsız olarak, sırf bu 9 maç için seneler sonra bile anlatılacak. Maçtan da tibünden de daha önemlisi buydu dün geceye dair. O yüzden dün takımın kazanması çok önemliydi. Ve bu galibiyeti, bir Avrupa takımına karşı değilde, yerel rekabette en çok zolandığı takım olan Efes karşısında alması çok anlamlı oldu.


Çarşamba, Şubat 22

Şampiyonluk Şarkısı Düşmüyor Dillerden



2 gün önce yaşadığım bir olayı anlatacağım şimdi. Bu yazıyı büyük ihtimal LCD'ye bağlayıp okumayacaksınız ama olsun.

Galatasaray amblemli siyah polarımla yürüyordum sokakta. Öyle sarı-kırmızı değilim yani, sade bir amblem var Galatasaray ile ilgili.

Öğlen saatleri, yer Bağdat Caddesi. Kafam önde, yanımda Zafer, birşey anlatıyor ben dinliyorum. Adamın biri, biraz uzağımızdan ama bize yakın geçerken bana seslendi. Adama baktım, yumruğunu kaldırıp "Şampiyonluk Şarkısı Düşmesin Dillerden" dedi. ben de cevap vermek istedim ve bir şeyler geveledim.

Ondan sonra yola devam ediş. O sinerjiyi görünce içimi de bir coşku kapladı.

Şimdi diyeceksiniz ki bu tip olaylar olur zaten normaldir. Abi ben böyle bir olayı 2007'den beri yaşamıyorum. Askerde olmasaydım 2008'de de yaşardım belki ama 4-5 senedir yaşamıyorum.

Şubatın sonu, gayri resmi ligin bitimine 7 maç kalmış, Kadıköy sokaklarında yürürken şampiyonluk şarkısı hocam demek...

Unutmuşuz bunları. Bu sinerji güzel.


İngilizler'e Napoli Tekmesi




- Maç öncesi tribünler müthişti.

- Napoli, bu sezon San Paolo'da Şampiyonlar Ligi maçı kaybetmedi.

- Napoli bu sezon İngilizler ile 3 maç yaptı, yenilmedi.

- Cavani İngilizler'e 3 maçta 4 gol attı.

- Adam vücudunun her yeriyle gol atıyor, asist yapıyor.

- United, City elendi, Arsenal ile Chelsea'ya İtalyanlar çaktı. Bir şehir efsanesi sona mı eriyor.

- Gary Cahill kim amk.

- Hamsik, Napoli'nin zayıf karnı.

- Maggio, Campagnaro, Aronica. İsmi güzel futbolcular.

- Aronica ölmek istiyor.

- Torres kesilecek adam değil. İsterse hiç gol atamasın.

- Napoli'de oyuna giren adam Pandev.

- Chelsea'de oyuna giren adamlar Lampard, Essien, Cole. Bir zamanlar efsaneydiler.

- Top taca çıkınca "ayyy" diye bağıran Drogba

Havalimanı


Eindhoven havalimanı; Trabzon'da yaşayan, oraya Norveç'ten gelen bir Brezilyalı; Gaziantep'in ürünü baklava; Hollanda'da yaşayan 4 genç kız, bir yaşlı kadın; UEFA Avrupa Ligi...

Salı, Şubat 21

Real duvara çarptı




- Real 7 maçta sadece 2 gol yemişti, o da tek maçta Dinamo Zagreb'den.

- Deplasmanda olan Real'in futbolu Barcelona kadar zevk vermiyor. Al topu Ronaldo, koş Ronaldo.

- Deplasmanda ilk kez gol yediler zaten.

- Callejon tam Akdeniz topçusu.

- Benzema'nın Higuain'î kesmesi üzüntü verici. Ama Higuain de oyuna girince birşey yapamadı.

- CSKA'daki Musa'yı beğenmedim.

- Bembeyaz reklamsız forma.

- CSKA'da adı Pontus olan futbolcu var. Gitti gol attı. Adam viking ama İsveçli.

- Honda yaşıyormuş.

- Real bu sezon ilk defa CL'de maç kazanamadı.

- Mesut çıktı Albiol girdi, Callejon çıktı, savunmaya çok çekildi Real.

- Şampiyonlar Ligi maçını Emre Gönlüşen'den dinlemek de enteresan. Alışmışız Ugan'a, Şener'e.

- CSKA Moskova'yı sadece biz yeneriz (Oha alakasız)

- 19.00 maçları Şampiyonlar Ligi'ne yakışmıyor.

Tarihi Efes Maçı




Bu post belki maç sonucuna göre çok can acıtacak ama olsun. Yazalım. İçimizde kalmasın.

Son günlerde birçok Galatasaraylı arkadaşıma sordum aynı soruyu. En mlliyetçi olanlara bile.
Top 16 grubunda ikinci biz olamıyosak kim olsun, kim çıksın? Efes mi Olympiakos mu?

Bir kişi bile
Efes demez mi? İnanılmaz bir nefret, kin. Bu kin nerdeyse Fenerbahçe'ye karşı bile yok. Hatta nadir de olsa bazı Fenerliler bile Efes çıkacağına siz çıkın diyor.

Çarşamba günü son yılların en sert tribünü olabilir. Hakettiler bunu. Koraç Kupası'ndan ekmek yenilen yılların son bulması yakındır.

Çarşamba günü oynanacak maç, Top 16 maçı değil, çok başka bir maç. Biletlerin saatler içinde tükenmesinden belli. Allah utandırmasın.

Not:Efes'in Avrupa Kupaları'ndaki 450.maçıymış. Son olsun diyeceğim de, olmayacağını biliyoruz. Unutamayacakları bir hezimet olsun en azından.

Pazartesi, Şubat 20

Okan Olmak




10 Şubat 1993: Okan Buruk'un Trabzonspor maçında ayağı kırıldı.
11 Nisan 1993: Galatasaray, Kadıköy'de Fenerbahçe'ye 4 attı.
16 Nisan 1993: Okan Derici dünyaya geldi. Galatasaraylı baba, ona Okan ismini verdi.

My Sassy Girl


Tanıdığım günden beri, "ben filmden anlarım" diyen adamın kutusundan çıkan son fim.

Neyse ki Elisha Cutbert vardı da sonuna kadar dayanabidlim

Arızalı




"Herkes arızalısın diyor alttan yukarı doğru gidiyorum, arızalı olmasam belki direkt aşağı düşeceğim. Arızalı denile denile buraya kadar geldim."



Pazar, Şubat 19

Biraz geç ama...

Basın mensupları maşallah başkalarına soramadıkları her soruyu Aykut Kocaman'a özgürce sorabildikleri için hoca dün çoktan alması gereken kararı aldı ve şunu dedi: Ben bir karar aldım, bundan sonra oyundan başka işlere girmek istemiyorum. Oyunla ilgili konuşmak istiyorum. Diğer konulara çok fazla girmek istemiyorum.
Fenerbahçe yönetim kurulunun sünepeliği yüzünden geç alınmış bir karar aslında. Hoca baştan beri sahayı düşünmeliydi, onu Aziz Yıldırım'ın yokluğunda başkan kılan etkenler sahadaki başarısızlığa tesir etti bence.
Biraz geç oldu ama playoff var diyorum. Yok abi bence 34 haftayı lider bitiren benim gözümde gerçek şampiyondur romantikliğine girmeyeceğimize göre, derbileri kazanıp şampiyon olup sevinmyecek miyiz... Açıkçası bundan sonrası için bir toparlanma bekliyorum. Eskişehir'de belli olur.

Cumartesi, Şubat 18

Anfield'da 45. Dakikanın İntikamı




Gündemde Mehmet Topal. Muhteşem atmış Stoke deplasmanında. Mehmet Topal'ın futbolunu beğenmeyen illa vardır ama kendisini sevmeyen var mı?

Herhalde Fenerbahçe'ye transfer olsa bile kızmam. "Oynasın çocuk, parasını kazansın" derim. Galatasaray'da oynadığı 5 senede o elektriği verdi. Sanırım bunu da herkes kolay kolay başaramaz.

Galatasaray'da oynadığı ilk maçlardan birini yine İngiltere'de oynanmıştı. 1 ay önce Dardanelspor'da oynarken artık Anfield'da Liverpool'un karşısına çıkıyordu. Sürpriz bir şekilde lk 11'deydi. Ama o maç onun için 45 dakika sürdü. Oyundan alındı Gerets tarafından.

Maç 45 dakika sürdü ama hikyesi bitmedi. Mehmet Topal'ın kariyerinin kırılma maçlarından biri. Üstelik kötü anılsı olan bir maç. O gün genç Mehmet Topal'ın futbolculuğu tartışıldı, Galatasaray için yetersizliği konuşuldu. Liverpool Crouch'un 2 muhteşem gol attığı maçı 3-2 kazanmıştı.

Mehmet Topal 2008 şampiyonluğundan sonra bekleneni veremedi. Ben de çok beğenmezdim. Burada yapamıyordu. Gimesi daha faydalı olurdu. Gitti. O da rahatladı. Gidişi Tugay Kerimoğlu gibi oldu. Sessizce, kalp kırmadan, sevilerek...

Valencia'da geçen 1.5 sezondan sonra bu hafta, Crouch ve Mehmet yine aynı sahada buluştu. Mehmet yine 11'de. Yine bir Avrupa Kupası maçı. Bu sefer muhteşem gol atma sırası Mehmet Topal'da. Sanki bizim mahalleden biri, amcamızın oğlu, sevdiğimiz bir kardeşimiz/abimiz gol atmış gibi.

Mehmet Topal Avrupa'ya gitti topa vurmayı öğrendi denilir mi bilinmez ama Tugay Kerimoğlu'nun ''İngiltere'de toplar çok farklıydı, vurduğum gol oluyordu'' demesini de eklemek lazım. İngiltere sahalarında Türk futbolcular atıyor. Old Trafford'daki Arif Erdem'den, bu haftaya kadar.


3 Puan Daha... Geçelim




- Golü atanlara mesafeliyim. Taraftarlık zor.

- Galibiyet yeterlidir.

- Maç güzel değildi. İlk yarıdaki maç daha güzeldi.

- Eboue döndü ama tam dönemedi.

- Necati penaltıyı aldırmış. Ben olsam vermezdim.

- Allah Elmander'e zeval vermesin. Oyna, oyna....

- Engin'in şutu gol olsaydı.

- Hadi ulan Aydın...

- Sercan şansını çok kötü kullanıyor.

- İbrahim Kaş'ın asitine Erhan Güven'in attığı gol. Şaka gibi.

- Gereksiz Bilgi: Bu sene ilk defa cuma maçında gol yedik.

- Ulan Play-Off. Yok ol...

- Fazla üzerinde durulmayacak bir maç, kazandık geçtik, haftaya derbi.

Cuma, Şubat 17

Baba Ocağı


Galatasaray, Mersin'e gitmeden önce Adana'ya uğramış. Hava limanı yok Mersin'de. Mecburi istikamet baba ocağı, Baba'nın toprağı. Çocuklar, Baba'yı karşılıyor.

Konu dışı biraz; Fatih Terim yaşlandıkça daha sempatik bir adam oluyor.


Kafa Karıştırıcı





- Top Gordon'un elindeyken çok rahatız. Onun dışında tedirginlik.

- Erken faul problemine giriyoruz çoğu zaman. Mesela Savoviç hemen ikiledi.

- Bonsu sağlam zıplıyormuş.

- Serhat'ın üçlükleri çok yukarıdan değil mi? Maçın farkını yaratan da onlar.

- Ender'e ne zaman küfretsem sokuyor dışarıda. İlk periyotun sonunda mesela.

- Takıma kızmak değil ama böyle yenilgi acıtıyor.

- Bir sezonda bu kadar uzatmalı maç olmamalı. Ya yen ya yenil.

- Bu arada sanırım bu sezon ilk defa uzatmada yenildik. Cumhurbaşkanlığı, Prokom, Olympiakos...

- Hakemler umrumda değil, o farktan maç vermeyeceksin.

- Sports Tv'nin kötü olduğunu söylemiştik değil mi?

- Şubat ayı bitecek hala Beşiktaş'î yenemedik.

- 30'da 5 üçlük nedir?

- 9 Şubat'ı yaşayan 16 Şubat'tan rahatsızlık duyamaz.

- Ama 11 sayıdan derbi kaybetmek de kolay değil.

- Neyse, cumartesi kafa rahat olacak.

- Son hücumda faul yapmamak hakkında düşünceler nelerdir?


Perşembe, Şubat 16

Hocanın Mevkisi Olmaz


Nejat Biyediç'i anmak için yapılan anlamlı maçta bir çok eski futbolcu gibi, Bursaspor Teknik Direktörü Ertuğrul Sağlam da forma giydi.

Ertuğrul'un futbolculuk dönemiyle ilgili en çok hatırlanan iki şey, 70 milyara (rekordu o zaman) Beşiktaş'a transferi ve Toschack'ın onu stoper oynatmasıydı.

Bu maçta da formayı giymiş eski golcü. Acaba hangi pozisyonda oynadı. Halı sahalardaki göbekli abiler gibiler, ben geride kalırım demiş midir? Yoksa golü mü kovalamıştır?


En Rahat Maç




- Son topa kalmayan bir maç

- Şu maçı izlemek için birinci neden; Göksenin, Furkan ve Melih.

- Göksenin çok büyük topçu olacak.

- Furkan biraz skorda başarılı olsa. Çok seviyorum ama bazen "olmayacak" korkusu kaplıyor. İlkan'ı da görmek lazım artık seneye.

- Melih'ten birşey olmaz.

- Topun kendisinden çıktığında anında (hatta daha top çıkmadan) söyleyen Joshua Ship adamsın.

- Sports Tv yayınları çok başarısız.

- Rasim Başak, Antalya'da oynayınca atarlanamıyor eskisi gibi. Kalıbının adamı değildir zaten,
yürek yoktur.

- Caner Topaloğlu saçları kestirmiş, kafa karıştı haliyle. Biz de mi kestirsek?

- Türkiye'nin en çok smaç kaçıran takımıyız.

- Oktay Mahmuti'nin farkı 21 sayıya indiren basket kızması. Eskiden tasvip etmiyordum artık seviyorum

- Ben CSKA maçından sonra hiçbir şeye konsantre olamazken, takım gidiyor aynı ciddiyetle Antalya maçına asılıyor.

- Valentin Pastal için heyecan duyardık eskiden. Şube nereden nereye geldi.

- Shumpert attı, herkes rahatladı.

- Efes ile 22 Şubat'tan önce maç yapmak istemiyorum.


Çarşamba, Şubat 15

Jeux d'enfants




Romantik komedi dediler, romantik değil. Komedi var evet ama onu inkar etmiyorum.

Yaş sınırı olunca gerilim mi var diye düşündüm, gerilim de yokmuş ama yaş sınırının getirilmesi çok doğru karar. Çocuklarımızı sanat ve sinemayla iç içe yetiştireceğiz diye onları saplantılı bir hayatın ortasına atamayız.

Saplantı ile ilgili daha önce yazmıştım. Birden çok da olabilir yazdıklarım. Zaten onun sıkıntısını çekerken, gerçek hayatta savaşılan saplantının daha extrem halini anlatan bir filmi izleyip, ondan sonra "aman ne güzel, tıpkı Amelie" demek çok saçma.

Aslında hata ben de, dışarının yorumlarına çok fazla önem gösteriyorum. Fransız filmi olunca sevmek zorunda olanlar, adında "aşk" geçince baştası yapanlar çoğunlukta. Delikanlı gibi gelse dese "Abi Marion Cotillard var, o yüzden çok sevdim" tamam derim, saygı duyarım. Hem zaten bu da bir çeşit saplantı.

Sophie'nin küçüklüğini oynayan kız sevimliydi. Evet, sevdik onu. Bir de cap ou oas cap falan diyorlar o da güzel fonetik olarak..

Kartal Dağdan Uçtu




- Öyle bir eşleşme ki çok fazla malzeme verebilir.

- Üstelik Braga'nın dağ başındaki stadının ayrı katkısı da olabilir.

- Herşey bir yana, Batı'daki her maçta kıskançlığım zirve yapıyor, güneşli havada Avrupa Kupası maçı nedir abi?

- Murat Kosova'nın sesini duyunca insan ister istemez Euroleague maçı sanıyor.

- O da zaten Metin Tekin'e "koç" dedi. Baktığımız zaman Metin Tekin.

- Metin Tekin gibi yorumcular artsın, onun gibi insanlar artsın.

- Beşiktaş taraftarının sesi çok iyi geldi. Sağlam gidilmiş.

- Braga tribünü de çok suskundu da zaten Portekizliler'in herhangi bir oluşumu İstanbul'a zor rakip olur.

- Hakem enetersandı, Beşiktaş'ı da yakabilirdi, piyango Braga'ya vurdu.

- Fernandes büyük topçu demiştik değil mi?

- 200.golü atan tarihe geçecekti, Sivok'un atması şık oldu, güzel oldu.

- Gossip Girl'deki Nate Archibald = Beşiktaş'taki Veli Kavlak

- Demirören'in kulakları Braga'dan bile çınladı.

- Geçen sene mayısa kadar Braga maçı izledik, bu sefer erken kesileceğiz herhalde.

Salı, Şubat 14

Sakaryaspor 1 - 3 Akhisar Belediye




Pazartesi günü izinli olduğumuzu öğrenir öğrenmez (yani pazar akşamı), hemen bir aksiyona girme ihtiyacı hissettik. Bu hafta gidilecek maç yok. Galatasaray futbol takımı deplasmanda, basketbol takımı Eurolig oynamıyor, Türkiye Kupası Konya'da, kadın baskete mesafe var, Kartalspor deplasmanda.. O zaman bu boşluğu değerlendirmek için pazartesi günü Sakarya'ya gitmek uygun gözüktü.

''Bugün izin günümdü, ben de Sakarya'ya Sakaryaspor-Akhisar maçına gidiyim dedim" cümlesini kullandığım kişilerden aldığım tepkiler enteresandı. Bütün bir hafta çalışıp tek izin gününde Sakarya'ya gitmek ve maçın Akhisar maçı olması. Hani bir Karşıyaka, Göztepe falan olsa daha cazip olurdu.

Sonuç olarak ben İstanbul'dan, Yiğit ve Yücel 54'ün ezeli rakibi 41'den kalkıp gittik. Sakarya'yı, Sakarya Atatürk Stadı'nı görmedik demeyiz artık.

YOL

Haydarpaşa'yı, tren seferlerini kaldıran, Anadolu'ya ulaşmamızı engelleyen herkesi Allah'a havale ediyorum. İnşallah işleri rast gitmez. Sakarya'ya giderken sıkıntı olmadı. İstanbul'dan otobüsle 15 lira. Harem'den stadın önüne varış süresi tam 2 saat. İstanbul içi ulaşım için standart bir süre. Ama dönüş sıkıntı oldu.

Biraz bizim "her türlü döneriz" rahatlığımız, biraz da Sakarya halkının yanlış yönlendirmeleri sıkıntı yarattı. Tren seferleri olsaydı, maç bittikten 5 dakika sonra tren garında olacaktık. Fakatotobüse binmemiz gerekiyordu ve bunun için terminale gitmemiz gerekiyordu. Sakarya'dan İstanbul'a 21.00'den sonra otobüs yok. Terminale gidip Sakarya'ya uğrayan otobüsleri kovalamak gerekiyor. 3 lira verip İzmit'e gidip oradan otobüs yakalamak daha mantıklı geldi. Önce İzmit.. Oradan da aslanlar gibi imdada yetişen İsmail Ayaz firması. Eve kadar bıraktılar. Terminallerdeki seçeneklerin çokluğu, bir farkı ortaya koydu: İzmit, Sakarya'nın çok önünde.

SAKARYA ŞEHİR

Hayatımda bu kadar duvar yazısı olan başka şehir görmedim. Sorsan kaç şehir gördüm zaten. Daha şehir girişinde bizi karşılayan bir Sakaryaspor billboardu ve "Bu şehrin gerçeği Sakaryaspor" yazısı. 17 Ağustos'a ve takıma yazılanların sayısı oldukça fazla.

Otobüsten inip şehri gezdiğim ilk anda şehir hoşuma gitti. İnsanlar sokakta, akan, hareketli bir şehir. Karşı karşıya duran iki farklı Ziraat Bankası yüzünden Yiğit ve Yücel ile buluşmamız gecikiyor. Şehri ortadan ikiye bölmüşler, diğer tarafa aynısını kurmuşlar. Banka, taksi durağı, cadde aynı.

Şehrin sempatikliği hava kararınca ve meydandan uzaklaşınca kayboluyor. Depremin üzerinden 13 sene geçmiş ama sanki 3 sene önce olmuş gibi. Kent merkezinde boş arsalar, terk edilmiş binalar, tek katlı yeni binalar. Daha uzaklarda neler vardır acaba? Halkta bile bir durgunluk var.

Meşhurdur diye Islama Köfte yiyoruz. Köftede sorun yok ama ekstra birşeyi yok. Köftenin ekstrası olan ekmeğini beğenmedim.

MAÇ GÜNÜ HAVASI

Sonuçta bir Bank Asya 1.Lig maçı. Ve rakip de bir Ankaragücü, Karşıyaka falan değil. Ve maç pazartesi günü. Fakat bu kadar da sönük olmasını beklemezdim. Takımın kötü olması etkiliyor muhakkak. Umutlar azalmış. Hissediliyor. Şehirde atkılı, formalı gördüğümüz insan sayısı 10'u geçmiyor. Esnafın bile heyecanı yok. Eğer bu şehrin gerçeği Sakaryaspor ise, şehir gerçekten de sıkıntılı bir süreç yaşıyor.

Maç saatine doğru hayalet şehir dememize ramak kalıyor. Bu insanlar maç öncesi nerede toplanır diye düşünürken stad önüne geliyoruz. Stadyum önü şehre göre hareketli ama yine de beklediğimiz gibi değil. Belki de biz İstanbul'dan oraya büyük anlamlar yükledik.

SAKARYA ATATÜRK

İlk defa girdik Sakarya Atatürk'e. Kapıda bilet fiyatlarına baktık. Kapalı 10, kale arkası 7.5 TL'den satılıyor. Önce kapalıya girmek istedik. Ama o hengame içinde yer almaktansa, kale arkasından izleriz. İzleriz dediğimiz, tribünü taraftarı izleriz. Zaten maçtan büyük bir beklentimiz yok. Görüş açımız biraz kötü olsa bir şey kaybetmeyiz dedik. Yanılmışız.

Kale arkası sahaya uzakmış. Ben alışmısım Kartal Stadı'nın İngiliz tarzı yapısına. Unutmuşuz böyle sahaya uzak stadyumlar. Yine de kapalının karşısına numaralının yanına geçtik. Kalearkasındaki en güzel yeri polislerin kapmış olmasını es geçmemek lazım.

Yiğit ile Yücel'in dediğine göre İsmet Paşa Stadı'ndan hiçbir farkı yokmuş Sakarya Atatürk'ün. Herşey aynı. Renkler bile aynı. İki komşu şehir olunca ister istemez, mimarının, mühendisinin aynı olduğunu düşünüyoruz. Stad da aynı şehir gibi terk edilmiş. Sahanın içinde çimleri biçmek için olsa gerek, bir traktörden bozma iş aleti var. Garip garip aletler var. Bunların hepsi sahanın içinde. Maç öncesi voltaj da düşüyor. Elektrik zayıf. Tatanga'nın adının geldiği Vahşi Batı ve Kızılderili yaşamı çok fazla benimsenmiş sanki. Sakarya, şehriyle, stadıyla ve takımıyla terkedilmiş kasaba izlenimi yaratıyor.

TRİBÜN

Bu günden geriye kalacak yegane şey. Gerçi şunu da söylemek lazım, Kapalı'dan kale arkasına gelen ses, televizyona gelenden daha az. Sakaryaspor tribünü farkını belli etti. Seneler önce Sami Yen'de 4 gol yediklerinde de , iki hafta önce Bolu'dan 7 gol yediklerinde de. Yenilen her gol onların sesini yükseltiyor.

Sakarya tribünü tam Kızılderili tribünü aslında. Boys of River pankartı mesela. Doğayla barışık topluluğun açacağı bir pankart. Üstelik yazı tipi falan da hiç buranın işi değil. Orjinal. Besteler sert ve kısa. "Koy Adapazarı" tezahüratı mesela, bitmeyen bir kabile ayini gibi. Aynı tonda, kısa ve sert.

Ve sürekli mücadeleden, savaşmaktan, direnişten bahseden bir tribün. Başka tribünler kötü giden takımlarının sorumluları için "bu takımı satanın" diye bağırırken, onlar "bu şehri satanın" diye bağırıyor. Şehir (kabile) daha önemli onlar için. Türkiye'de herkes, "saldırın saldırın, bu taraftar için saldırın" derken, onlar "Savaşın savaşın, kurtuluşa kadar savaşın" diyor.

Devre arasında adı anons edilen taraftarın adı bile Abdülkerim Kurtuluş'tu. Bazı kelimeler, Sakarya'nın gerçeği.

Filmin koptuğu anlar ise Sertan'ın muhteşem golünden sonrası. "Yönetim istifa" ile başladı, küfürlerle devam etti. Şeref tribünün önüne giden bir taraftar bile oldu. AKP ve Hakan Şükür bile nasibini aldı. Hakan Şükür Caddesi'nde köfte yedikten 2 saat sonra Hakan Şükür'e edilen küfürleri duyduk.

Sakaryaspor taraftarı evrelerden geçiyor. Hastalığa yakalanan takımlarını ölüme uğurlamak istemiyorlar. Önce inkar ettiler. Düşmeyeceğiz, varolacağız dediler. Şimdi yavaş yavaş öfke moduna geçiyorlar. Bundan sonra pazarlık olacak. Kongreler yapılır edilir. Daha sonra kabullenme gerçekleşir. Kocaelispor'a bakmak yeterli. Umarım biz yanılırız. Çok klasik olacak ama bu taraftar bu ligden fazlasını hak ediyor.

MAÇ

Yukarıda yazdığımız gibi, bulunduğumuz tribünden maça odaklanmak kolay olmadı. Mesela Akhisar'ın ikinci golünü evden tekrar izlerken anladık. Ama yine de bazı şeyleri görmek için en güzel yerde olmaya gerek yok. Mesela Akhisar'ın ayağa pas futbolu görmezden gelinemez. Rakip genç cocuklar olunca bu paslar daha rahat yapıldı belki. Fakat kadroya bakılınca topu bilen isimlerin çokluğunu görüyoruz. Yani bu tesadüf değil. Önde de Şehmus gibi bir golcü olunca iş rahatlıyor. Fakat şu da var, Akhisar Kasımpaşa'dan daha iyi değil. Elazığspor'un da lider olduğunu düşürsek, ilk 2 onlar için uzak ihtimal. Play-Off'ta ise kolay kolay yenilmezler.

Sakaryaspor'da sıkıntı büyük. Futbolcular sezonun ilk yarısında çok mücadele ediyordu. Maçlara asılıyordu. Bu hafta izlediğimiz takım maçı, hatta sezonu bırakmış gibiydi. Erken gelen ilk gol az olan özgüveni de sıfıra indirdi. 2-3 tane futbolcunun çırpınışları sadece 1 gol getirebildi. O golü de hakem istese vermeyebilirdi. Şaban Yıldırım'ın elindekiler kısıtlı. Yapacakları belli. Fakat hala üst sıra ile aradaki puan farkı sadece 3. Hiçbir şey bitmedi. 1 galibiyet, daha doğrusu yüklenecek bir özgüven en azından alt sıralardaki takımlarla oynanacak maçlar için önem sağlar.

SONUÇ

Görmedik, bilmiyoruz demeyeceğiz artık. Gittik Sakarya'yı gördük. Maç izlediğimiz stadyumlar arasına Sakarya Atatürk'ü ekledik. Umduğumuz gibi olmadığını itiraf etmek gerekir. Ama bu not verme şımarıklığına sahip olma ayrıcalığı bile güzel. Tren seferleri başlayana kadar Sakarya'ya gidilmez. Sakaryaspor toparlanana kadar tren seferleri gelmez. Sakarya hakkını kullandı, bundan sonra başka şehirlere gitmek lazım.


Pazartesi, Şubat 13

Persepolis


IMDB puanıyla Türkler'in internette ne kadar etkili olduğunu gösteren film.

Bazı sıkıntıları olan ama başında Atatürk'ün adı geçtiği için o sıkıntıları es geçilen film. Neyse ki kitabında (bu filmin de kitabı varmış) daha eşit mesafeli yaklaşım varmış.

Galatasaray 1-0 Kayserispor




Geçen hafta Gaziantepspor maçı öncesinde kadro açıklanınca Twitterdan şöyle yazmıştım. Tepkim Necati'ye değil, Neacti'nin dönmesine. Ama Galatasaray adamı göt eder. Yeri gelir kendi taraftarını da eder. Nasıl basket takımı CSKA'yı yeniyorsa, ben de iki gün sonra kendimi stadyumda buldum. Üstelik yakın zamanda bu stada gitmem demişliğim de vardır ki bu sene sanırım Fenerbahçe maçından sonra sadece 1 maç ıskaladım. Hayat tesadüflerle dolu.

Geçen seneki Kayserispor maçına da Sinan'ın bulduğu kombine ile tesadüfen gitmiştim. Kayserispor maçları tesadüfleri sever.

Stada girer girmez maça başlıyoruz. Perşembe gecei yaşanan heyecanlı, gergin ve coşkulu anlardan sonra (buna bir gün öncesindeki derbiyi de eklemek mümkün) Seyrantepe'nin havası çok sönük kalıyor. Yukarıdan düşen karlar bile daha çok ilgi çekiyor. Maç belki kaliteli bir maç oluyor ama biz havaya giremiyoruz. Basketbolun, futbolun önüne geçtiği dakikalar. Nerede her topun el yaktığı hücumlar, nerede sağa sola atılan yan paslar.

Takımı genel olarak beğenmedim. Eski temposundan uzaktı. Isıran takım değildi. Arada olsun böyle. Bunun sorun değil, ufak bir kaza olduğunu biliyoruz. Hissediyoruz. Üstelik bunu kaza olarak görürken bile tabelada 1-0 yazıyor. 3 puan cebimizde. Manisaspor maçı için denmişti "tam Fenerbahçe tarzı galibiyet" diye. Bu da öyle oldu. Bir atak, bir gol 3 puan. Yola devam etmek için yeterli.

Golün asistini yapan Riera'dan bahsetmek lazım. Geçen hafta FB-BJK maçında yine Twitter'dan şöyle yazmıştım. Riera yine beni andırdı ama başka bir şekilde. Solak kenar oyuncusu.

Mücadeleden kaçınır, yavaştır ama tekniktir. İş yapar ama bazen çiledir, takımı yakar bazen. Sonra bir gün sol bek sakatlanır, sol ayaklı olduğu için beke o geçer. Beklenenden daha iyi oynar. O sol bek benim. O sol bek Riera. Hiç fena değildi. Maç öncesi korkmuştuk ama şimdi Hakan Balta'dan daha çok güvenirim. En azından arkasına adam kaçırmadı. 1 kere kaçırdı onda da akıllıca faul yaptı. Üstelik karşısında Amrabat ve Troisi gibi adamlar vardı.

Bu arada biz neden Amrabat'ın peşinden koşmak anlamak mümkün değil. Troisi daha iyi bir futbolcu gibi. En azından kafası daha iyi çalışıyor. Gerçi Kayserispor'dan kimseye ilgi göstermemek lazım.

Maçın en güzel hareketi Muslera'nın Sabri'yi alkışlatmasaydı. Bazı zeka yoksunlarına güzel kapak oldu. Takım Sabri'yi seviyor. Sabri'ye güveniyor. Sabri bu ara formsuz. Bunu ben de kabul ediyorum. Ama bu onun kötü futbolcu olduğunu göstermez. Bu arada Sabri'nin bu seneki yabancılarla çok iyi anlaştığını görmek sevinmek için ayrı bir neden.

Elmander'e de girelim. Dün iyi değildi. Ama isteği ve mücadelesi her zamanki gibiydi. Yanında Baros olsa belki daha iyi olur. Her şey bir yana Elmander'in en güzel özelliği saha içindeki altyapı antrenörü olması. Eğer bundan 3-4 sene sonra Sercan, Emre Çolak, Engin gibi adamlar kendilerini Avrupa'da bulursa bunun baş nedeni onlara her an futbolu öğretmeye çalışan Elmander'dir. Elmander'i izlemenin en güzel tarafı onun topsuz oyunda görmek. Daha güzel olanı da pozisyonlar bittiğinde yanındakilere birşeyler anlatırken görmek.

Takımı böyle ufak ufak değerlendirmek çok güzel aslında. 1996-2000 arasının Milliyet gazetesi gibi. Takım kazanmış, yazacak birşey yok, sadece futbolcular hakkında ufak yorumlar. Bu takımı, o takımla kıyaslamak belki çok erken ve gereksiz bir heyecan. Bu takım belki çok başarılı da olamayacak. Ama bu takımın bize gösterdiği çok farklı şeyler var. Onları görmek sevindirici.

Mesela eskiden maç sonunda takım tribüne çağrılır ama takım tribüne gelmezdi. Üstelik o gelmeyen takımlar başarısız bir sezon geçirmiş/geçiren takımlardı. Son iki şampiyonlukta bile liderliği bu kadar uzun süre yaşamamıştık.

O takımlar, tribüne çağrıldığı vakit kıçını dönüp soyunma odasına gitmeyi adet haline getirmişti. Oysa bu takım bambaşka. Tribün takımı çağırmadığı anda bile tribünün önüne gelip taraftarı alkışlayan bir takım. Yabancısıyla yerlisiyle. Eğer Galatasaraylı olmasaydım bile, bu takımı keyifle takip ederdim Bu takımın bize gösterdiği çok farklı şeyler var ve o şeylerin başarılı olmasını istediğim için takımın her golüne ve galibiyetine daha çok seviniyorum. Bu duygularımız, hislerimiz bozulmasın.

Pazar, Şubat 12

Lig Özeti




- Kural hatası olan bir maç anca bu sezona yakışırdı.

- Burak'ın iki gol attığı maç, tam bu sezonun maçı.

- Onun dışında maç da kötü maçtı.

- Trabzon iyidi, Gaziantep kötüyüdü. Biz daha sıkı bir maç bekliyorduk.

- Gaziantep'in kadrosu iyi bir kadro değil. Göz yanılsaması. Sadece adı bıraz parlayan topçuların toplanması. Tıpkı Kayseri gibi.

- Trabzon ise sanılandan daha iyi takım. Bu kadar geri kalması teknik direktörden kaynaklanıyor ama teknik direktör de sanılandan daha yetersiz.

- Şenol Güneş'in B planı yok.

- Turgut Doğan Şahin her hafta başka bir takımın yedek kulübesinde otursaydı sorun çözülürdü. O da rahatlardı hem.

- Popov?

- Maçın en kötüsü Antalya bölgesinden Kamil Abitoğlu

- Maçın en iyisi Antalya bölgesinden Burak Yılmaz

- Golcü Mustafa Yumlu

Cumartesi, Şubat 11

Galatasaray 68-64 CSKA Moskova




Nasıl başlayacağımı düşünüyorum iki gündür. Nasıl anlatılır? Hatta önce idrak etmeye çalışıyorum, ne kadar büyük bir başarı var ortada? Bazıları 3-2'lik Milan maçıyla, bazıları 2006 şampiyonluğuyla kıyaslıyor. Belki şu an sıcağı sıcağına böyleyiz, 1 sene dolmadan tatlı bir anı olarak kalacak. Belki de gerçekten çocuklarımıza anlatılacak maç, bu maç olacak.

Mesele CSKA'yı yenmek değil aslında. Top 16 da değil, Euroleague de değil. Özlenen duyguların geri dönüşü var. Geçen sene final yürüyüşünde hissetmiştik birşeyler. Yıkılan Ali Sami Yen'in yerini alan Abdi İpekçi, geri dönen eski tribüncüler, tekrar bir araya gelen Galatasaray camiası...

Şimdi 80'ler, 90'lar geri dönüyor sanki... Herşeyiyle.. Sadece bizden olanların yaşayabildiği hisler. 1987'deki PSV maçı belki de bu maç. Özgüven maçları. Kapalı'nın ortasındaki davullar United maçı, Gençlik Marşı, Frankfurt maçı.

Mesele gerçekten basketbol ile ilgili değil. O 12.000 insanın ağlayarak tezahürat yapmasının sebebi kesinlikle "Top 16'da alınan kritik bir galibiyet" değil. Maçı izleyen herkesin bir sonraki sabah duyduğu hazzın nedeni CSKA Moskova'nın namağlup unvanını bitirmiş olmak değil.

Bu takım 2 senedir öyle işler yapıyor ki. Kupası, finali önemli tabi ama tarihe geçme nedeni daha başka olacak bu takımın. Bu takımın başardığını, son 10 senede ne tribün, ne kongre, ne lise, ne başkası başarabildi.

Maçtan 1 hafta önce, iki CSKA maçı arası forumlarda yazılanlara bakıyorum. Vururuz, yeneriz, diyenler var. Bir kısmı ironi, bir kısmı totem olarak başladı, sonra ciddiye bindi. Bu kadar rahat olacağımızı tahmin edemezdim. Yenilirsek çok üzülecek ve şaşıracak insanlar vardı.

Uzun seneler sonra salona bu kadar erken girdim. Salona girdğimde skorbordun geri sayımında 77 yazıyordu. 77 dakika ne amk? En son 2 Ocak 2005'te Fenerbahçe maçı için bu kadar erken girmiştim. Onda da deplasmandaydık. O gün çok güzeldi ve burada herhalde 25 kez yazmışımdır. CSKA Moskova maçını, 9 Şubat'ı 50 kere yazmak gerek.

77 dakika önce salondayım. Salonun, tribünün yavaş yavaş doluşunu izlemeyi özlemişim aslında. İnsanlar geliyor yavaş, herkes çok emin galibiyetten. Sanki 2001 yılındayız ve Milan ile oynuyoruz. Koreografi için son hazırlıklar. Bir ucundan da biz tutuyoruz, çorbada tuzumuz olsun. Zaten şu takımın başarısında milyarda bir payımız varsa ne mutlu bana. O hazzı hissediyorum. Bunu en son 2006 şampiyonluğunda hissetmiştim. Zaten o yüzden maç sonunda herkes coşku içindeyken, biz bir köşeden olan biteni izlemeyi tercih ettik.

Lazer ve ışık şovlarını sevmiyorum. Karanlıkta söylenen milyonlarca'ya tapıyorum. Tribünde hazırlanan şeyi göremedim o esnada ama CSKA'nın oyuncularını bakarken gördüm. Şunu da itiraf edelim, böyle bir maçtan önce böyle bir şey hazırlamak göt ister. Böyle bir maçta; maç öncesi yazdığını maç sonrası açabiliyorsan büyük tribünsün işte.

Maç başlıyor. Takım iyi oynuyor. Maç öncesi "kesin yeneriz" diyenler bile şaşırıyor. Andriç, Krilenko'nun yanından vuruyor, Göksenin Teodosiç'i siliyor. Ulan maçı neden yazıyorum ki, çok net hatırlamıyorum oysa. Tekrar izlemek lazım.

İkinci periyotun sonu ve üçüncü periyotun başında sönüyoruz. "Adamlar maça başladı, herifler oynuyor artık" deniyor. O esnada takım geri geliyor. Hem de üçüncü periyotta. Bu sene takım ne zaman düşse tribün ayağa kaldırdı. Bu sefer ödeşme zamanı. Tribünü ayağa kaldıran takım oldu.

Neyin ne zaman olduğunu hatırlamıyorum. Ne zaman öne geçtik mesela. Öne geçince geriye düştük mü? Ne oldu ne bitti. Hatta inceden, "ulan buraya kadar getirip kaybedeceğiz yazık olacak" deniyor.

O maçın başında, salona ilk girdiğim anda baktığımda 77 yazan skorbord, "nasıl geçecek zaman" beklerken, kafayı kaldır, 2'den düştüğünü gör. 1.59, 1.58... Ne oluyoruz lan? Yeniyoruz galiba. Öndeyiz çünkü. Öndeysek kazanırız. Adamlar buradan döner mi? Ship ve Gordon varsa dönmez. Ship ve Gordon'daki yürek.. Galatasaray'da hiç 22 sayı attı mı Ship?

CSKA'da Khyrapa yokmuş. Bizde de Tutku yoktu. Teodosiç topa degaj dikmiş. O esnada kimin altında üstündeyiz bilmiyorum. Göremedik haliyle. Ama Teodosiç'in suratının maç içinde girdiği o ifadeleri yakından gördük. 3 serbest atıştan ikisini nasıl kaçırdı acaba?

Yazının sonunu bağlayamadım. Burada tıkandım. Zaten iki gündür bağlayamadık. Maç bitti, salon boşaldı. Biz de kaldık öyle boş boş. Bu kadar yazmak bile başarı.

Fazla Uzun




"Bilirsiniz, tüm yerler aklınıza hüzünlü bir hatırayı getirdiği zaman, o yerde fazla uzun kalmışsınız demektir."

Fuck-Up (Arthur Nersesian)

Galatasaray 65-81 Fenerbahçe





Maçın biletlerini maçtan 10 gün önce aldık. Önemi çok büyüktü. TKBL, bir nevi İspanya La Liga. Hatta daha fazlası. Bugün La Liga'da lider olan Real Madrid, Barcelona'yı yenemiyor. TKBL'de öyle bir durum yok. Ufak kazalar heyecan katıyor, küçük avantajları alıp veriyor. Ama asıl önemli olan iki takımın birbiriyle oynadığı maçlar.

Sezonun başında bir kırgınlığım vardı şubeye. Bu tarz bir yapılanma hiç bizim işimiz değildi. Amaç Fenerbahçe'yi geçmekti ama bunu gerçekleştirmek için izlenen yol bir Fenerbahçe metoduydu. Rakibinin en iyisini al, yıldızları topla, parayı harca. Bu sistemin tutmayacağını tahmin ediyordum. Fakat camia; yöneticisinden taraftarına herkes çok güveniyordu. "Taurasi siker atar, Fener'e maç vermeyiz" diye kurulan cümlelerin tarihi haziran-temmuz. Üzerinden 7-8 ay geçti sadece.

İlk maçta depalsamanda yenilen 15 sayıyı bu kusursuz(!) sistemin hatası olarak değil de yine hakemlere, Caferağa'nın sıkıntısına veya Alba'nın sakatlığına bağladık. Alba bu maçta yine sakattı. Sezon içinde bunlar oluyor. Tarihin en pahalı kadrosunu kurup bir sakatlıkla yıkılan şube. Herşeyi düşünüp, sakatlık faktörünü es geçenler.

Fenerbahçe'nin Mersin yenilgisi kötü oldu. Derbinin önemi zaten yüksekti, Mersin, Fenerbahçe'yi yenince iyice arttı. Galatasaray rehavete kapıldı mı bilmem ama Fenerbahçe tokatı yedi ve kendine geldi. Fenerbahçe'nin son yıllarda yaşadığı en hayırlı yenilgi. Zaten kaç kere yenildiler ki? İlginçtir bu sene 2 kere Caferağa'da yenildiler. Biri eski Galatasaraylı Derya Özyer'in takımı, diğeri eski coack Kalaycıoğlu'nun takımı.

Maçın ilk 3 periyotu başa baş geçti. Aslında ne kadar yanıltıcı. Sorumluluk alamayan oyuncular, isabetsiz şutlar. Sert olmayı bırak, yapılamayan savunma. Diğer tarafta tam derbi topçuları. Sezon başında Galatasaraylı'nın suratına bakmayacağı Matoviç her derbide yürek koyuyor. Pondexter'in varlığ yetiyor. Pısırık Angel bile bu maça farklı hazırlanmış. Yerli kalitesi farkı belirliyor diyoruz ama Birsel, Nevriye çok maça girmiyor. Gerçi yine fark var ortada, bizimkiler maçta değil. İlk şutunu 38'de deneyen Işıl'a selamlar, sevgiler. Dünyanın en kolay parasını kazanıyor. Yapması gerekenler; üçlü çektirmek, Fenerbahçe'ye atarlanmak, bir de derbilerde yalandan küçük küçük ribaundlar almak....

Laf var icraat yok. Lafa gelince camianın en atarlı şubesi. Yabancısı "intikam" der, kaptanı Fener'i ağzından düşürmez ama maç günü kimse olmaz ortada. Hani eski defterleri açmak istemem ama Augustus'un geçen sene final serisinde ortaya koyduğunun yarısını sahaya koyan yoktu. Ama tabi Augustus kötü, Taurasi dünyanın en iyisi. Üstelik Fener'den geldi, Fener'e hırsı var. "Basketbolun Messi'si varken, niye başkasını kadromuzda tutalım" O işler öyle olmuyor. Zaten WNBA finallerinde senin gönderiğin MVP oluyor.

Yine de berbat geçen 3 periyota rağmen, bir şans daha çıktı karşımıza. Son periyot. Şube tarihinin en önemli periyotlarından biri aslında. Tabi geçmişi düşününce, küme düşülen seneyi veya Taranto maçının son periyodunu akla getirince, normal sezondaki bir derbi maçının 10 dakikasına bu sıfatı yakıştırmak benim de hoşuma gitmedi. Ama ortada harcanan para da var ve o paranın çöpe gidişini izlemek çok koyuyor. Çünkü biliyoruz ki, bu şube çok değil birkaç sene önce giyecek forma bulamıyordu, deplasmana zor gidiyordu, maaşını alamıyordu. Kolay bulunan paranın boşa harcandığını görmek çok üzücü. En azından o paranın hakkı gelmeli isteği, son periyoda ayrı anlamlar yükletti. O periyotta 10 dakikada 9 sayı atıldı.

Son periyot şubenin iflası aslında. Tribünden çıkan ve Ali Koç'a sallanan paralar işin şovu. Fenerbahçe'ye karşı tepki olacak. Oluyor. O esnada düşünceler çok farklı oluyor. İnsanlar hala Harakova'nın adımlarını sayıyor ve tartışıyor. Allah Belanı Versin'e anons yapan hakemi görünce Işıl'a, zamanında Esra'ya edilen küfürlere kayıtsız kalışlar akıllara geliyor. O dakikada film kopuyor. Hakeme, TBF'ye veya Fenerbahçe'ye saldırmak normalleşiyor ama gözümüzden kaçmasın başka şeyler.

Bazıları sağlıklı düşünüyor. Hocayı istifaya çağrıyor. Hocanın istifa etmeyeceğini biliyoruz. Ne de olsa önünde hala hedefler var. En azından kendi salonunda Final 8 oynayacak bir takımın başında. Ve -eğer o kadar yeteneksiz değilse- bu takım yine iyi kötü final oynayacak. Henüz bitmemiş bir sezon varken istifa etmesi düşünülemez. Ama taraftarın tepkisini koyması güzel. Susturuldu o taraftar. Tepkinin adresi Bülent Tulun oldu.

Bülent Tulun'u seven ona güvenen Galatasaraylı bulmak için aylarca ülkeyi gezmek gerekir. Herkes biliyor, tanıyor. Ama bu takım kurulurken ortalarda Bülent Tulun yoktu. Bu takımı bu hale getiren o değil. Adı bağrılan Hakan Üstünberk'in sorumlu olduğu bir takım vardı sahada. Üstünberk eleştirilir mi? Erkek takımını görünce hiç eleştirilemez. Ama sorumluları iyi belirlemek lazım. Çok da ilginçtir aslında; erkek takımının başına Mahmuti'yi getirebilen vizyon, kız takımı için niye Yıldızoğlu'na bu kadar sabreder. Bu takımın hocası Cem Akdağ'dır. Yabancı isteyene de saygım sonsuzdur. Fenerbahçe'nin coach standartını her sene yukarıya taşıması da takdir edilesi. Haydar Kemal Ateş'ten nereye geldiler.

Fenerbahçe yendi, saha avantajını, liderliği kaptı. Belki de şampiyonluğu. Tonla para harcayıp hala Fenerbahçe'yi geçemiyorsak, bu sistem de tutmuyorsa, uğraşmayalım. Futbolcu kadar para kazanan basketbolcu olmasın. Şubeye dökülen para erkek takımına harcansın. Hak edene gitsin. Koymuşum Euroleague'e, Fenerbahçe maçlarına... Taranto maçını oynarken ne kadar mutluyduk oysa...