Perşembe, Mayıs 31

Türk Futbolu Gemide




Kamil/Herhangi bir TFF Başkanı:  Kızı geri  götürelim. Başka türlü çözülmez. Hem herif pezevenkmiş, kimse siklemez.

Kız/Türk futbolu: Bu ibneler bakire (temiz) diyor. Bakire kız nasıl orospu olur ben anlamadım gitti.

Polis/UEFA: Demezler mi siz misiniz bu kentin zaptiyesi?

"Kusura bakmayın abi kaza oldu"

Boksör/Kravatlı abiler, futbol ailesi : Amına koduğumun boksörü neler açtı başımıza


Başka benzetmeleriniz varsa yorum kısmına alayım.

Sikiyorlar abi hepimizi sikiyorlar

Oku Lan İstikal Marşı'nı



Küçük yaşlar, eski yıllar. Mahallelerde abilerin borusu ötüyor. Bazı abiler reis takılıyor. İtiraf edin, size olmasa bile en yakın arkadaşınıza arkadaş grubunuzdan birine, jenerasyondan birine İstiklal Marşı okutmuşlardır. Hem de tersten. (Bana yapılmadı)

İlk başta kötü bir şey gibi gözükse de (aslında öyle de) abilere diş geçiremezsin. Zaten mahalle maçında oynamak istiyorsan İstiklal Marşı'nı söyleyeceksin. Marşı söyleyen, formayı kapar.

Ljayiç'in olayı buna benzemiş. Milli marş söylemedi diye milli takımdan kovulmuş. Kovan da hakikaten ağır abi. Sırbistan'ın sağ tarafının kalesi Mijhailoviç. Adem Ljayiç, adından da anlaşılabileceği gibi Müslüman. Sırbistan'ın Novi Pazar'ında doğmuş. Muhalif yer. Boşnaklar'ın ağırlıkta oldu bir kent. Sırbistan da Sırbistan milli marşı da milliyetçilik kokar. Yargılamıyorum, şaşırmıyorum. Ama Ljajiç'in bunu yeni idrak ediyor olması üzücü. Eğer daha önce de söylemiyorsa Mihailovic'in buna tepki vermesine üzülse ve şaşırması ilginç.

Sözün özü eğer o ülkede doğduysan ve milli takımda oynamak istiyorsan milli marşı okuman beklenir. Okuyacaksın o zaman. Okumazsan belki bazı zamanlarda hasır altı edilebilir ama biri gelip böyle bir karar da alabilir.

Tahminim, Ljayiç ile Mihailoviç barışır, öpüşür, Sinisa 'oku lan tersten ehehe" der, Adem marşı okur ve konu kapanır.

Yine de bilmiyoruz, Sırbistan'ın ve Balkanlar'ın dinamikleri daha farklı. Tersten istiklal marşı okumak espirisiyle hafiflemeyecek şeyler var.

Bu Adem de iyice tokat manyağı oldu. Her hoca bunu dövüyor.

Çarşamba, Mayıs 30

Sinan Erdem'de Galibiyet Serisi



- Hani sonuçta ilk maç ama Beşiktaş bu havayla götürecek gibi.

- Gerçi 2-0'dan ve 15 sayıdan dönen seriler de gördük.

- Hawkins maçın yıldızı.

- Kartal'ı atlamamak lazım. Kerem Tunçeri şut atmaya, içeri girmeye korkarken 16 yaşındaki Kartal sorumluluk alıyordu.

- Mehmet Ali bile oynadı. Bir an Adem de girecek sandım.

- Gerçi Kinsey'in kaşı patlamasaydı maç daha zor geçerdi Beşiktaş için.

- Spiker abiler, Torens diyor ya aklıma Alba geliyor.

- Arroyo'nun Akatlar'dan soktuğu basket?!

- Kerem Gönlüm ayrıl Efes'ten, gel parçalı giy.

- Zouros karizmatik ve sempatik bir adam. Ama dünkü bahanler pek yakışmadı.

- Bir Vujacic vardı ne oldu ona?

Pazartesi, Mayıs 28

Yolculuk


Amirim gidiyormuş. Benim çok diyalogum olmadı ama her zaman yakınımızdaydı, civarındaydık. Bu kadar maça gidip, ona bulaşmamış olmak, onun ızdırabından uzak kalmak mümkün değil. Acısını, sıkıntısını bizden daha fazla çekenler var. Tayini çıkmış, Batman'a gidiyormuş.  Gelen gideni aratır derler, beterin beteri var derler, e zaten kurumdaki kimsenin yok diğerinden farkı. En azından sempatik bir suratı vardı. Bir de tanıdık sima sonuçta. İnsan tuhaf oluyor. Hayırlısı olsun.

Pazar, Mayıs 27

The Elephant Man




Beğenmedim yazınca kızanlar olacak. Belki bu sefer hata ben de olabilir, kendimi vererek izlemedim. Ama konu çok klasikti. Acınası bir durumu olan biri ve onun zorlu, çileli hayatı...

Beni en çok şaşırtan bunun yaşanmış bir olay olması. Gerçi film, yaşanan olayı biraz saptırmış. Bu da şık değil. Hele böyle bir konusu ve ana fikri olan filmde hiç olmaması gereken birşeydi.

Anthony Hopkins müthiş oynuyor. Tipi de biraz 70'lerdeki Şevket Altuğ'a benzemiş sanki. Zaten kötü film değil, oyunculuk-yönetmen iyiler yani. Ama konu sarmayınca gerisinin hiç önemi kalmıyor benim için. Bana yeni bir şey anlat. Bunu 1980 yapımı bir filme söylemek de haksızlık ama yapacak birşey yok.

Şu yorum aslında tam anlatmak istediğim ve filme neden soğuk baktığımı güzel anlatmış.

Adanalı Yılmaz




Dünyanın gelmiş geçmiş en kötü futbol yazısı. Yazmayalım, etmeyelim diyoruz ama üstad zorluyor. Milletin hafıza kötü ya, salla sallayabildiğin kadar. Art niyetin var ya birilerine salla, geçir herkese. 

Gönül isterdi ki link koymayalım da tık almasın ama copy-paste yapamadık. Yazı burada.

Yeni Asır, Göztepe, Dinç Bilgin; o zamanları hatırlamayanlar var mıdır? İlla vardır. Sanki aza kanaat ederek başarılı oldu Göztepe. Olan oldu, 3.Lig'e, hatta amatöre kadar düştü. Ondan sonra küllerinden doğmuşlar. Kül dedikleri, Gaziantepli bir işadamı. Kim olduğu belli ama amacı ne belli değil.Kulübe kendi adamlarını üye yapıyor, eski Göztepeliler takımdan uzaklaşıyor. Seven yine seviyor, sevene saygımız sonsuz, taraftarın emeğine eyvallah ama küllerden doğmak? Vücudumuza sahip olabilirler ama ruhumuza asla bir itiraf zaten sanki.

Ondan sonra Adanaspor'a yamanma çabaları. Adanaspor'un rakibi Kasımpaşa ya, Kasımpaşa'nın stadının adı RTE ya, bu adam da hükümeti sevmiyor ya.. Yoksa Adanaspor'dan 2 topçu say desen Ali Asıl Balkaya bile diyemez.

Türk futbol tarihinde yazılmış en talihsiz cümle: Cem Uzan Adana'ya sahip çıktı.

Cem Uzan bile bu sabah kalktığında (artık hangi ülkedeyse) bu cümleyi okuduysa kahkaha atmıştır. Adama pazar neşesi oldu. Adanaspor'a sahip çıktığı gibi Galatasaray'a sahip çıkmasın diye 40 takla atmıştık. 2000 yılı. Uefa Kupası sonrası. O sıralar Yılmaz Özdil Star'da, İngilizlere küfür ediyordu, tek başına "Türk tabloid basını" yaratıyordu.

Cem Uzan'a yapılan kötülüklerden sonra (sanki adam Hasan Tahsin falan, devrim savaşçısı) Adanaspor da çökmüş. Amatöre kadar düşmüş sonra geri gelmiş. Küllerden doğmak. Mesele buysa, Kasımpaşa da 
 düştü en alt liglere, nedir yani. 

3 patronu bunu kovmuş diye de espiri yapıyor, işte futboldan anlamıyorlar falan filan. Sanki ödüllü, efsane spor yazarı, sanki İslam Çupi, seni kovmakla futbolun ne alakası var? 4 sene öncesine kadar futbolla ilgili ne yazdın Galatasaray'ın UEFA Kupası manşetleri dışında.

35'in kalbi 01 ile ymiş. Sanki rakip Avrupa takımı. Milli maç. Adam pazar sabahı bu kadar yazı döşüyor, biz de sinirlenip cevap veriyoruz. Neden: Adanaspor-Kasımpaşa maç yapacak diye.

Sonra bunları okuyunca millet de geriliyor. Karşıyaka tribünü ile Kasımpaşa tribünü 2009'da birbirine giriyor. Bugün Paşa hakkıyla yense "bunlar zaten başbakanın takımı" diyeneler çok olacaktır, sırf bu adamın yazısı yüzünden.

 Ulan bir gidin ya, bir boş verin şu futbolu. İş adamından, muhalif (!) gazetecisine kadar..

Acaba diyorum, Adanaspor 2-0 yenerse yarın Hürriyet Gazetesi'ne Two Size diye manşet atar mı İzmir'in çocuğu.


Foto: Cumhuriyet savaşçısı laik Mbilla / iktidar yalakası yobaz Henrique

Cumartesi, Mayıs 26

Gönlüm Yürek Koydu



-Maçın kazananına göre maçın adamı değişecekti, Lucas yerine Kerem oldu.

- Maçın kırılma anında da bu ikili vardı.

- Tribündeki Zouros çok karizmatikti. Ilias Zouros = Roberto Di Matteo

- Milyon dolarlık Efes'in finale çıkmasını başarı olarak adlandırmak bizim ayıbımız değil tabi.

- Airball Cemal

- Barış Ermiş hayal kırıklığıydı, 2 sayı 3 asist.

- Kerem T ve Kerem G bize gelse artık

- Milli takım topçusu 3 dakika oynadı.

- Efes'in galibiyeti işimize geldi de bakalım devamı gelecek mi?

- Bandrıma'ya deplasmanda giden Efes taraftarları. Üstelik son maçta göz altına alınanlar oldu. Sert tribün.

- Geçen maç Banvit geriden gelerek yendi, bu sefer nefes yetmedi.

- Uğursuz Bandırma... #Joshua


Cuma, Mayıs 25

Olmamış


Kız ne kadar güzel. Hep bir havası bu hatunun. Ağzı burnu yamuk gibi ama o kadar doğal ki insana sevdiriyor kendini. Ama o alttaki pantalon ne öyle. Hakan Usta gelse de "Bizimle değilsin" dese...

(Sezonu noktalayınca neye saracağımızı şaşırdık. Hatun fotoğrafları değil Cannes Film Festivali)

2011-12 Sezonu




Bu sezon futboldan daha çok ilgi alaka gösterecektim. Geçen seneden sonra bunun olması gerekiyordu. Basketbol dilenciliği değil, koymuşum bu spora, gelen başarı da umrumda değil ama yaratılan ve yaşanan atmosfer çok başkaydı. Futbol takımı bu sezon şampiyon oluyorsa, bunda geçen seneki Banvit serisinin tkisi yok mudur? 

İpekçi, 3-4 sene öncesinin Sami Yen'i gibi. Her yerde bir tanıdık. Tribünde, pota arkasında, tuvalette, balkonda, saha içinde, takımın içinde, basın tribününde...

Galibiyetlerin hepsi güzel ama hepsinin anlamı var. Her galibiyet fazladan maç demek. Top 16'ya kalamamak 3 maç eksik oynamak demek. Beşiktaş'a elenmek, 2-3 maç az oynamak demek. Üzüntünün kaynağı bu. Son maçımızı oynamışız 17 Mayıs'ta haberimiz yok.

Litvanya'da başladı. Sonra Cumhurbaşkanlığı. İpekçi bazı günler ağzına kadar doldu, bazı günler bomboş kaldı. Hepsinin ayrı bir tadı vardı. Barcelona köpeğine diye de bağrıldı, bizim için Mersin'e de koy da dendi. Cska'yı yendik, Tofaş'ı iki uzatmada zar zor yendik, Antalya'ya yenildik.

Takımın sorunu, tartışılacak çok noktası var. Çok kızgın ve kırgın olduğum kişiler var. Hepsi konuşulur. Ama hayal kırıklığı da var. Sezon bitti. Bu sezonun burada bitmesi çok kötü. Seneye belki Euroleague olmayacak. Bu en azından 5 maç az oynayacağız demek. Panathinaikos'u buraya getiremeyeceğiz mesela. Yoksa 11 kere eşleşip 9 kere elediğin Beşiktaş'a bir kere de elen, ne olur yani.

Bu sene şahsen biraz fazla kovaladım şubeyi. Az biraz hakkım olduğuna inanıyorum. Ufak ufak deplasmanlar, kötü saçma maçlar. Git, bağır, alkışla. Sonu böyle bitince üzülüyor insan. Hayal kırıklığının boyutu büyük oluyor. 2006'da ne kadar çok sevindiysem, bu da öyle işte. Bir yandan da aşırı kızamıyorsun. Sorumlusu yok işin. Yani vardır illa da, dile getirmek istemiyorsun her şeyi. At içine devam et. Kolay iş değil taraftar olmak.

Gerçi bir de şampiyonluk boyutu da var. Şampiyon olabilmeye en çok yaklaştığın sene bu sene. Ligin en zayıf sezonu, senin en güçlü olduğun sezon. Çifte şampiyonluk olacaktı belki de. Olmadı. Kötü oynamaman gereken 1 maçı kötü oynadın diye sezonu erken noktalıyorsun. Bir de çoluk çocuğa malzeme veriyorsun.

Hatalardan ders al seneye daha güçlü gel. Seneye daha çok var ama. Seneye her şey aynı kalacak mı?


Perşembe, Mayıs 24

Hazırlık Maçı Gibi Yarı Final


- Kasımpaşa yoluna devam ediyor.

- Bir taraftan çıksınlar istiyorum, bir yandan da kalsınlar.

- Konyaspor, gönüllerin şampiyonu. Maç sonu Metin Diyadin de haklarını verdi.

- Bu maça yedek kadroyla çıkmışlar.

- Kasımpaşa, Ankara'yı sever.

- Can, Feyyaz ve diğerleri. Tahta kapalı ama aşağısı bereketli...

- Adem Büyük topçu. Play-off'larda hat-trick yapan ilk futbolcu.

- Tabi ki adamım Dimitov. Solak.

- Stadyum dışında yanan meşaleler...


Çarşamba, Mayıs 23

Ayyaş Kılıklı

Kim bu ayyaş kılıklı adam?

Soru sormayı sevmem, cevabı verelim hemen. Marco Simone. Biraz daha yakından bakarsınız, beyaz sakalı ve dağınık saçları görülebilir. Ayyaş adamın sahaya girmiş hali gibi. Yine de karizma hala. Monaco'da FI sürücüleriyle maça çıkmış. Kendisi hala Monaco hocası. Kendisi hala Monaco efsanesi. Efsane olmak için en güzel şehirlerden biri Monaco'dur herhalde.

Sezon Sonu



- 22 Mayıs, bitiş tarihi. Geçen sene 22 Haziran'dı.

- Söylenecek şeyler çok ama bu maçla olanlar kısıtlı.

- Beğenmediğiniz Göksenin takımın en iyisi.

- Serinin en kötüsü Oktay Mahmuti.

- 0 dakika Tutku Açık. Neden abi?

- 24'te 5 üçlük

- Sanırım TBL tarihinde Beşiktaş ile 12 kere eşleştik ve 3.kere elendik.

- Beni mutlu eden tek şey Fenerbahçeliler ile Beşiktaşlılar'ın beraber sevinmesi.Ezberlerin bozulduğu sezon demiştik.

- Aslanım denilen mekan da palavraymış. Galatasaray'dan nemalanan bir mekanmış. Biz de bu kadar muhabbeti yapılınca bir şey var sandık.

- En başta söyleyeceğimizi en son söyleyelim. O tekniği çalana Allah aynı acıları yaşatsın.

Meğer Künyeyi Görmüş



İtalya'da ilk sezonum bittikten sonra Türkiye'ye gelmek istemedim. İtalyancamı geliştirmek istedim. Roma'da bir çekme kat tuttum kendime. Şükrü Gülesin de sabah kalkar kalkmaz geliyor zaten akşama kadar birlikteyiz. Salonun yanında bir balkon var, bir kat aşağıda bir pencere var,  bir de bir bakıyorum bir kadın anadan doğma yatıyor. Sonra kalkıyor , aynanın karşısına geçip kendisini seyrediyor. Biz de gözlerimizi faltaşı gibi açmış bakıyoruz.  Kadın afet ama çok beyaz, beğenmedim, huyum kurusun! O kız çıka çıka kim çıktı biliyor musunuz? Sophia Loren

Bülent Eken

Salı, Mayıs 22

Yakıştı




- Roma'da kupa Napoli'nin

- İlk yarısı çok iç açıcı değildi, ikinci yarı güzel oldu.

- 17 Mayıs nostaljisi oldu, anlatan Levent Özçelik, yorumlayan Ömer Üründül.

- Napoli, 1987'den sonra ilk defa bu kupayı kazandı.

- Yeni Maradona, Cavani önermesi için bir madde daha eklenir.

- Morgan de Sanctis için de sevindik ayrıca.

- Şampiyonlar Ligi'nde Chelsea'ye elenen Napoli'nin CL finalinden bir gün sonra kupa alması...

- Juventus bu sene ilk kez yenildi ve sezon bitti. Atari oynarken yenilince aleti kapatan çocuk gibi.

- Hoşçakal Del Piero

- Aslında Calcio'ya yazacaktım ama Göksel Kaptan sabahın köründe yazmış, bize bir şey kalmamış.

- İtalya'daki ses bombalarına şaşıran Özçelik ve Üründül

- Bu iki takım bir de Süper Kupa oynar.

La Haine




Film, silahlarımız yok taşlarımız var diyen bir adamla ve bu 50.kattan aşağı düşen bir adamın hikayesidir sözleriyle başlıyor.

Buraya kadar her şey yolunda. Önemli olan düşüş değil, yere çarpıştır. 

Bob Marley giriiyor sonra. Bu sayede, henüz 2 dakika olmadan filmin sağlam birşeyler anlatacağını , öenmli bir meselesi olduğunu seziyorsun.

Daha sonrasında yavaş bir tempoda ilerliyor film. Sıkıldığımı söyleyebilirim. Ama bunun müthiş bir sona gebe olacağını da seziyordum. Zaten bir geceyi, bir günü, 2 geceyi anlatan filmleri severim.

Film içinde ufak ufak mesajlar.. Hissettiriyor; Tren hikayesini anlatan kısa boylu yaşlı adam, bir sergide kızlara yazılmalar. Küçük küçük dialoglar; (polis bana siz diye hitap etti) ve dünya sizindir yazan reklam panosunu ufak bir değişiklikle dünya bizimdir'e dönüştürmek.

O kısa boylu adamın verdiği mesajı algılamadıklarını sergide anlıyoruz. Kızlara yazılıyorlar ama kızlara sert çıkıyorlar. Oysa adam ne demek istiyordu. Toplumdan kaçarsanız toplum sizi sahiplenmez. Bu da o hesap, topluma dahil olmak istemeyen gençler, öfkeli gençler, öfkesini nereye yönlendireceğini bilemeyen gençler.

Fransa'daki sorunu İstanbul'dan anlamak kolay değil. Ama şu da olabilir, mesele ırklar arası bir sorun değil. Siyahi çocuk, Arap çocuk ve Yahudi çocuk, üçü de aynı sorunda. Üçü de mi azınlık olduğu için sorun yaşıyor5 yoksa üçü de yoksulluk nedeniyle mi sıknıtlı? Yoksulluk hemen hemen her yerin sorunu.

Vincent Cassel'in oynadığı Vinz'e ayar oldum. Said ne kadar sempatik olsa da adamım Hubert olmuştu.

Filme 1995'te çekilmiş. 2005 İsyanları'nı önceden göstermiş. Zaten sinemanın işlevi biraz da bu değil mi? Kassovitz büyük yönetmen diyeceğim ama filmi çektiğinde o kadar da büyük değilmiş, 27 yaşındaymış.

Filmin Türkçe'ye Protesto olarak çevrilmesi de çok komik. La Haine = Nefret

1995'teki Vinz'ten 20006'daki Zidane'a bir yol çıkar mı?


Pazartesi, Mayıs 21

Olduramamak



- Maçın ilk anından bu takımın bizim takım olmadığını anlamadım.

- Erceg'in üçlüğü hiçbir şeye girmez ama Beşiktaş iki sayı bulur, biz çok güzel savunmadan sonra hücuma çıkarız Andriç topu tutamaz.

- İşimiz mucizeye kaldı.

- Serinin en kötüsü Oktay Mahmuti, sözleşme uzattıktan sonra top oynamayan Nobre gibi.

- En güvendiğimiz adamlardan verim alamıyoruz; Gordon-Lakoviç

- Gordon bu sene ikinci defa sayı atamadı. İlki yine Beşiktaş deplasmanı.

- Tutku, maça Harlem Globetrotters oyuncusu gibi başladı mı anlayın ki o maç sıçtık.

- 3 günüdür "efsane tribün yapacaz olm" sözleri de boş çıktı. İyidi ama efsane değildi.

- Çok da önemli değil kimin iyi tribün yaptığı önemli olan saha içi...

- "Nasıl Yenilmez Armada bu yeniliyor eheheh" diyenin derbi sonrası facebook'ta ileti yazan kızdan farkı yok.

- Lakoviç ikide sıfır atıyor, taraftar maça gelmiyor.. Ship'in sakatlığı falan değil bu, başka bir şey..

- Bir sezondur neredeyse aynı 5 ile oynayan bir rakibe karşı 3 maçta doğru 5'i üretemedik.

- Takımla ilgili tek umut verici gelişme, bu kadar kötü oynadığımız bir maçta ve iyi oynayan bir rakibe karşı öldürücü darbeyi yemedik.

- Fakat o eski ısıran takım değiliz.

Şampiyon Kartalspor



Bu sezon özellikle ikinci yarıda Kartalspor'a gereken ilgiyi gösteremedim. Gerçi cümlede bir anlatım bozkluğu var, neden gereksin ki?

Kartalspor, Bank Asya 1.Lig'de mücadele ettiği 5.sezonda en iyi derecesini elde etti ve ligi ilk 10 sıra içinde bitirdi. Fakat, sezon ortasında hedefsiz kalmak pek de iyi olmadı. Son haftalarda takımdan uzak kaldık. Geçen sene küme düşmemek için mücadele eden takım daha çok keyif veriyordu.

A takımın derece olarak başarısını taçlandıran ise A2 takımı oldu. Türkiye'nin en iyi altyapılardan biri olduğunu herkes biliyor. Karşısında da Türkiye'nin en iyi altyapılarından bir diğeri olan Bucaspor vardı. Kazanan Kartalspor oldu. 2-0 biten maç sonunda kupa Kartalspor'un oldu. Bu başarı şaşırtmadı. Merakla beklenen bu fotoğraftaki çocuklardan kaçı A takımda oynayacak.


Pazar, Mayıs 20

Sonunda Oldu




- Fener'e gıcıklık olsun diye Bayern'i tutmak istedim ama olmadı.

- Neden Chelsea bu kadar sempatik geldi bilmiyorum ama tarihin en sempatik Chelsea takımı olduğu kesin.

- En azından son 10 yılın.

- Di Matteo'nun bunda etkisi çoktur.

- Bayern'e de gıcık olarak haksızlık ediyoruz ama çocukken bize çok kötülediler. Oysa tam bir futbol kulübü. Sevmek gerek.

- Sonuç olarak benim istediiğim takım kazandı.

- Drogba, kendi kaderini kendi yazdı. Epik bir maçtı onun için. Yarın futbolcu bırkasın, 2-3 yerde heykeli 
dikilir 1 ayda.

- Cech, seneler önceki haline geri döndü.

- Neuer'in ilk 5 penaltı içinde penaltı atması. Müthiş özgüven. Neuer bir penaltı kurtarsaydı, 2012 yılının topçusu olmayı garantilerdi. Euro 2012'de ne yapacak çok merak ediyorum.

- Terry yok, ayağı kayan yok.

- Londra şehri Şampiyonlar Ligi Kupası ile tanışacak.

- Güzel geyik: Arsene Wenger 20 senedir kazanamadı, Di Matteo 6 maçta kazandı.

- Robben hem overrated hem loser

- Neuer = Sinan Akçıl

-Kupa törenine çıkarken herkes taraftarlarla münasabet halindeyken, küçük çocuğu öpen David Luiz.

- Ezik Chelsea beraberliğe sevindi.

- Kuffour

- Lampard, penaltılarda Bayern taraftarlarının bulunduğu kaleyi seçince "saçmaladı" dedik ama yanıldık.

- Almanların bizlerle aynı melodili tezahüratları. Onlar da arabesk tribüncü.

- Aslında maçın 80 dakikasında bir numara yoktu.

- 1 senelik aradan sonra CL finali izledim, tatmin oldum.

- Ercan Taner'in mesleki anlamda zirvesi mi acaba?

- Seneye görüşürüz....

Yılın 11'i



Normalde böyle şeyler yapmayı sevmem ama bu sene Süper Lig'i fazlasıyla takip ettim. Maksat sayfa dolsun.

1-) Fernando Muslera: Tartışan var mı?

2-) Basser: Herkes Eboue diyor ama benim adamım Basser. Sezonun başından beri aynı istikrardaydı. Hücum gücü en iyi gözükmek için zayıf kalabilir ama ne yapacağı, ne yapabileceği, ne vereceği belli. Süpriz yaratacağına böylesi olsun.

3-) Tomas Ujfalusi: Forlan, Reyes beklerken o geldi. Sürpriz oldu. Lucas Neill'den fazlası ne dedik, lafımızı erken yaladık. Karakteri, futbolunun da üzerinde.

4-) Bekir İrtegün: Geçen sene sağ bekte harcandı. Bu senenin başında Bilica ve Serdar'a tercih edildi. Sonrasında formayı kaptı. Süper Final'de formunun zirvesine çıktı. Yobo'yu buraya yazan yabancı hayranıdır. Bekir, bu yıl Fenerbahçe'nin en iyi savunmacısıydı.

5-) Dede: Emekliliğe gelmiş dedik. O da bizi yanılttı. Sadece sol bek değil, sol açık, 10 numara herşeyi oynadı. Farkını belli etti. Daha kalmasını, buralarda oynamasını isteriz.

6-) Christian Baroni: Geçen sene refakatçi diye dalga geçiyordum. Rakibe müdahale etmez, sorumluluk almaz, pısırık adam gibiydi. Bu sene takımı taşıdı. Emre yokken Emre, Alex yokken Alex oldu. Trabzon'a koca, saç uzatarak totemci, gol sevinçleriyle marka, Youtube'a koyduğu video ile olay oldu.

7-) Selçuk İnan: Man of the year. Yine de karakterine ısınamıyorum.  Kulübüne yalan söyleyen futbolcunun günahı elbet bir gün çıkar.

8-) Ozan İpek: Şampiyonluk senesi müthiş, geçen sene yok. Bu sene Sercan yok, Volkan yok, o var. 32 maç oynadı, vazgeçilmez oldu. Batalla-Pinto işleyince o unutuldu, onun da işine geldi daha da iyi oynadı.

9-) Manuel Fernandes: Beşiktaş, mayısta bile değil en azından nisan ayında şampiyonluk yarışının içinde olsaydı, Selçuk için biçtiğim sıfatı Fernandes alırdı. Uzun süredir böyle topçu izlemedim Türkiye'de. Topa vuruşu bile farklı. Kornerlerini izlemek için bile maça gidilir. Ama maç kazandırmada yetersiz kaldı. Takım kalitesiyle de alakalı ama şu an loser, Selçuk ise winner.

10-) Burak Yılmaz: Metin Tekin'den laf çalalım: "Eğer bir ligde 32 gol atmış bir forvet varsa buraya onun adı yazılır". Burak'ı buralarda görmek benim için bir gurur. Eşi dostu inanmazken ben inanıyordum.

11-) Johan Elmander: Bu sefer de Demir'den çalalım: Sırf yararsın amk


Bir ara da öne çıkan isimler mi yazsak. Yasin Öztekin, Batalla, Diego, Erman Kılıç, falan...

Gönüllerin Şampiyonu Konya 2012




- Kasımpaşa'yı Konyaspor'dan daha çok severim.

- Ama Konyaspor bu sezon çok haketti geri dönmeyi.

- Kasımpaşa'nın da alt ligde kalıp bize o ortamı sağlamaya devam etmesi daha iyi olurdu.

- Konya'da son zamanlarda kötü bir gidiş vardı.

- İstanbul'da dönüşü olmaz bu maçın.

- Konya halkı da maça ilgi göstermemiş, camia inanmamış.

- Maça gelenler maç sonu takımı alkışladı. Bu takımın nasıl geldiğinin farkında olanlar.

- Adem Büyük, Dimitrov, Murat Akın, Gökhan Güleç. Bu tarz maçları çok oynamış adamlar.

- Konya'da biraz Erdinç, biraz Gökhan.

- Erdinç de ikinci yarıda sakatlandı.

- Erdinç'in Murat'a yaptığı net kırmızı, çalamayan hakeme şaşırmıyoruz, Zokora'yı da atamayan Türk hakemleri.

- Pawelek tapeli. (İlk gol)

- Dünkü maç daha güzeldi.

Cumartesi, Mayıs 19

Hazırlanalım





Havalimanı görevlileri, yurt dışı gazete tarayıcıları, "FM'de bu çocuk iyidi"ciler, duyumcu abiler, F5 tuşu, resmi site nöbetçileri, mahalledeki iddia bayii sahibi abinin Ünal Aysal'ın yanında alışan arkadaşı... 

Hazırlanın, transfer dönemi başlıyor...

"Taraftara sakin, taraftara dokunmayın...."

Adana'dan Dev Adım



- Adanaspor özellikle ilk yarıda efsane goller kaçırdı.

- Adana maç boyu 15 şut, Rize 4 şut atmış. Adana çok haketti.

- Buna rağmen Rize'ye 2-0 gibi ulaşılabilir bir skor yetiyor.

- Biz burada ıslanalım, Adanalı sıcaktan şikayet etsin.

- Eski takımına karşı Fahri Tatan.

- Mbilla vs Bikoko / Bank Asya 1.Lig'in kaşarı oldular.

- Kişisel istek: Rize çıkmasın abi.

- Adanasporlu Barbaros çok ilginç adam, sezonun kırılma transferi belki de.

- Jallow yedek kalacak futbolcu değil.

- Kibong kadar dengesiz bir adam yok, bugun yine kötü gününe denk geldi.

- Sezer Özmen bitmiş. Semih Kaya'nın tırnağı olamaz.

- Alt oynayanlar baya küfretmiştir herhalde. 82 dakika gol yok, 8 dakikada 4 gol var.

- İlk gol çok tartışılacak. Ben hala çözemedim.

- Maçın adamı tartışmasız Mbilla.

- Cumhur, Mesut, Şahinali bu ligde şampiyonluk için oynayacak takımın 11'inde oynayamaz.


Eyyvah Eyvah



Cem Yılmaz, filmleri hakkında konuştuğunda Sadri Alışık'a selam durmadan bitirmez söyleyeceklerini. Hatta zaman zaman filmden de pas atar. Ata Demirer de aynı yolun yolcusu olmuş. Eyyvah Eyvah'tan bana kalan bu oldu.

 Eyyvah Eyvah ile söylenecek çok fazla şey yok.İyi kötü espiriler, cıvıl cıvıl klarnet sesleri. Eğlenceli keyiflik bir film. Ama Sadri Alışık'a özellikle de Ah Müjgan Ah'a çok fazla selam var.

Mesela her iki filmde de önemli yer kaplayan "Bu fasulya, 7.5 lira" şarkısı. Erkek karakterin sevdiği kızın adının Müjgan olması zaten çok büyük selam.1-2 tane daha vardı ama unuttum. Belki daha da vardır ama görememiş olabiliriz.

Bu kuşağın komedyenlerinin Sadri Alışık gibi isimlere .selam yollaması çok hoşuma gidiyor. Film de hoşuma gitti sayılır. Ata Demirer zaten iyi Galatasaraylıdır, başarılı olsun, gülsün, güldürsün...

Filmin adı da Eyvah Eyvah değilmiş, Eyyvah Eyvah miş. Neden acaba?


Cuma, Mayıs 18

Galatasaray 72-81 Beşiktaş



Korkulan oldu. Haftalardır kötü giden takım, en olmaması gereken yerde tökezledi. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik oysa. Bu sene hedef ne Top 16'ya çıkmak ne şampiyon olmaktı (Aslında böyle bir sezon, şampiyonluk için bulunmaz fırsattı). Zaten nasıl katılıyoruz şu turnuvaya hala net bilgi yok. Asıl hedef Eurolegue'e bir kez daha katılıp devamlılık yaratmak. Büyük ihtimal dün kazansaydık finale çıkardık, finale çıksak şampiyon da olabilirdik, Euroleague'e de katılırdık. Olmuyor, kağıt üzerinde kazanamıyorsun.

Özellikle Ship'in sakatlığından sonra yavaş yavaş düşüşe geçen takım dün belki de en kötü oyunlarından birini oynadı. Resmen 5 kişi oynayan Beşiktaş ile bir türlü doğru 5'i bulamayan, saha içinde istikrarı yakalamayan iki takımın maçı oldu. 

Beşiktaş'ın kadrosu dar diyoruz ama o dar kadronun adamları bizim bol alternatifli seçeneklerden daha iyi iç yapıyor. Şu Beşiktaş'ın 5'inden bizim ilk 5'e girecek adam sayısı 4'tür herhalde. Belki Serhat giremez. Hawkins, Arroyo, Bonsu, Erceg hatta Ersin 5 oynar. Kadronun dar olduğu doğru ama güçlü olduğu gerçek. 

Yine de sırf bu yüzden bile 5 maçlık seri bizim için avantajdı. Beşiktaş yorulur diyorduk. Şimdi bir de dinlenmiş Bonsu çıkacak başımıza. Umarım iki maçta 25 dakikada aldığı 7 faul gibi sorun yaşar.

Bu maç da koç kötüydü. İki koçun da kafası birbirlerine üstünlük kurmada. Ergin Ataman hakeme itiraz ediyor, Oktay Mahmuti diğer hakeme "niye teknik çalmıyorsun/uyarmıyorsun" diyor. Siktir et hocam sen sahaya bak diyesim geliyor ama saygımız sonsuz o yüzden diyemiyoruz. Dün mesela ilk yarının en iyisi Göksenin'i kenarda unuttu, 13 sayı atmıştı Gök ama asıl önemlisi olan yaptığı savunmaydı. Cevher'i az oynatması, Furkan-Luksa'yı beraber oynatmaması... Off basketbol uleması gibi yorumlamak istemiyorum ama gerçekten bir yerlerde bir şey arıyorum.

Bu takım nasıl bu kadar düştü bilemiyoruz. Şimdi avantaj Beşiktaş'ta. 15.000 kişi dolduracakmış ki bence hiç önemli değil. Geçen sezon Fenerbahçe şampiyonluk kutlamaya hazırlanırken o salondan çıktı bu takım (yine akıllarda Ship, uğursuz Bandırma) Potansiyelini sahaya yansıtırsa Beşiktaş'ı da yener. Tribün baskısı Beşiktaş'ın aleyhine bile işleyebilir. Ama işte takım, o umudu yansıtamıyor. Bu 3 gün (hatta 2 kaldı) Mahmuti hocam biraz Terimlik yapacak. O yüzden bu 3 gün bizim için geçmeyecek. Takımın ne şartlarda hazırlandığını bilememek, havanın ne olduğunu hissedememek...

Niye bu kadar stres? Bu sene basketbol takımının peşinden daha çok gittim. Futbolun son 1 ayını çıkarırsak en çok bu tarafa önem verdim. Liderliği aldığımız Banvit deplasmanında, tarihe geçen CSKA maçında, futbol derbisi günü Antalya'ya yenilirken, Atina dönüşü havalimanında. Eylülde Litvanya'da başlayan sezon Sinan Erdem'de hiç bir şey elde etmeden bitmemeli. Zaten ne olursa olsun bu takımın 3 maç üst üste yenileceğine inanmıyorum. İnanmak istemiyorum.

Tribüne gelirsek, salı günü şampiyonluk rehaveti vardı ama perşembe günü boş kalması kötü oldu. Yine de salı gününden daha iyidik. Fakat takım kötü olunca bazen tribünde de el ayak kesiliyor. Cumartesi stres-kutlama, pazar TT Arena, salı maç, perşembe maç. Eh bu adamlar da etten kemikten. Salondan çıkanları eleştirenleri de anlamıyorum. Kimse kimseyi yargılayacak konumda değil. Gelene eyvallah demek varken salondan çıkıyor diye suçlanıyor. Senin için son ana kadar kalmak doğruysa sen kalırsın. Giden insanların çoğu takım 10 sayı farkla önde olsa yine 2 dakika kala çıkardı. Herkesin kendine göre düşüncesi ve tarzı var.

Hakemler hakkında konuşmak istemiyorum ama... Şaka lan şaka, hakeme sokayım dün biz baya kötüydük. Ben onlara bedduamı ettim salonda, içim rahat.





Perşembe, Mayıs 17

Güzel Hayat


Adam hem futbolcu olmuş, hem de kızı var. Tek derdi küme düşmek olsun.

A2 Finalistleri




İlgilendiğim bir lig değil A2 Ligi.  Uğur Karakullukçu gelsin ona sorarız, anlatır kim iyidir kim değildir.

8 takım finale kalmış ama finale kalan takımlar pek şaşırtmadı. Sayalım tek tek;

Paf Ligi düzenlendiğinden beri en çok şampiyon olan ve üst tarafa verdiği futbolcularla adından devamlı söz ettiren Galatasaray, 2008 şampiyonu Sivasspor, 2010 şampiyonu Gençlerbirliği, her zaman alt yapısı maden olan Bursaspor, her zaman alt yapısı maden olan Kartalspor, şu an alt yapından gelen oyuncularıyla Süper Lig'e çıkmayı zorlayan Konyaspor, geçen senenin finalisti Kayseri Erciyesspor. Ve tabi Akademilerin kralı Bucaspor. Açıkçacı ben Beşiktaş'ı da beklerdim ama bu aralar o tarafın altyapısında karışıklar mevcut. Bunun etkisi olabilir.

Neyse, A2 zaten, fazla bilmiyoruz olan biteni. Ama üst tarafa yanısyan imajdan daha şaşrıtıcı bir sonuç çıkmıyor.


Çarşamba, Mayıs 16

Dawkins


Kendisini izleyemedik ama bizden önceki kuşak onu izleyerek basketbolu sevmiş. İsmini duyduğum ilk basketbolcu olabilir.

Dün salona geç girince yine göremedim. Umarım yarın bir daha gelir.

Galatasaray 75-74 Beşiktaş




Maçın başında yaşanan, daha doğrusu maç girişinde fark ettiğimiz skandaldan başlayalım. Hata bizde tabi. Biletix'e gidip bilet almışız, adamlar bize 17 Mayıs'ın (2.maç) biletini vermiş. Kapıda farkettik. Bunu yapan tek kişi olsam benim salaklığım derdim ama hemen hemen herkese olmuş. Sanırım şu an birçok kişide ikinci maçı  biletleri  var.

Maça girdik. Seyrantepe'ye gide gele İpekçi'nin güzel yönleri ortaya çıkmaya devam ediyor. Mesela salon içinde gezebilme özelliği. İstediğin yere git, istersen merdivende bile dur. Karışan, eden yok. Özgür ortam. Bir aşağı in, bir yukarı çık, otur, kalk.. Müthiş. Salonun üst kısmı bu aralar bana daha cazip geldi.

Maça iyi başlayan takımı oradan izlemek güzel oldu. Fark kısa süre arttı. Aslında çok da iyi oynamıyorduk ama savunma klasik savunmaydı, ekstradan ribaundlarda da sorun yaşamadık. Hatta bir ara 3 dakika boyunca tek pota oynadık. Top hep bizdeydi ve isabet sağlayamıyorduk.

Devre arasında maç döner mi diye sorduk. Cevaplar gülüşme oldu. Fakat beklediğimiz gibi gelişmedi. Beşiktaş geri döndü. Yine, kötü bir 3.periyot oynadık. Zoran Erceg, büyük oynadı. Beşiktaş'ın kadrosu dar ama kalitesi bizden yüksek. O yüzden de bu ilginç bir eşleşme. Mesela biz de Furkan, Cevher, Savovic, Andric hatta Shumpert var ama hiçbiri bir Erceg değil. Lakoviç, Ender, Tutku, Göksenin var, hepsine sevgimiz saygımız sonsuz ama bir Arroyo değil. Bu arada Göksenin yine savunmasıyla formasının, aldığı sürenin hakkını verdi. Arroyo'ya 10'da 3 attırdı. Bir de şut sokabilmeye başlasa daha güzel olacak.

Maçın son anlarında sahne Furkan'ındı. Önce çok kritik bir ribaund aldı. Sonra hiç beklemediğimiz bir şekilde serbest atış çizgisinden ikide 2 attı. Zaten dün Furkan, içeriden hiç kaçırmadı, serbest atışlarda da 8'de 5 attı ki, sene başındaki halinden daha iyi bir yüzde. Tabi Furkan, serbest atış atmadan "koyduk mu" diye bağırmak da ayrı bir olaydı, az daha patlıyordu. Arroyo'nun içerden dönen topu da ilginçti.

Takımdaki düşüş, kötü oyun sürüyor. Ship'in yokluğu çok etkiledi. Tek tek oyunculara bakınca bile bu isim bize maçı aldıracak diyemiyoruz. Belki Tutku bunu kırıyor. Gordon eskisi gibi değil. Dedoviç ilk geldiği zamanki gibi değil. Andriç dün kendini aştı, ama bu demektir ki bir sonraki maç kötü oynayacak.

Beşiktaş ise gayet iyi. Serhat'ı görünce, her oyuncuya zabıt tutturup günde 3 idman yaptırmak geliyor içimden. Erceg'e hayranım. Arroyo kötü gününde bile tehdit. Hawkins, faul problemine gitmeyen Bonsu. İyi bir takım karşımızda.

Seriye iyi başlayacağımıza emindim. Asıl önemli olan maç ikinci maç. O nedenle ilk maçı farklı kazanmayı çok tercih etmezdim. Hem bizim takım rehavete girebilirdi hem de o yenilgi Beşiktaş'ı diklendirirdi. Ama 15-16 sayıdan geri dönmüş bir Beşiktaş, ikinci maçta daha da tehlikeli olacak. Sonuçta deplasmanda kazanmak zorunda oldukları 3 maç var ve bunun hangi maç olduğu önemli değil. Bu mağlubiyeti atlatmak kolay olur. 

Sinan Erdem'e 2-0 ile gitmek çok işimize yarayacak. Yarın çok önemli.

Salı, Mayıs 15

Sessiz Fırlama


Sessiz, içine kapanık adam görüntüsü var sahada. Sanki "neden geldim buarya" der gibi bakışlar. Takımın tüm yabancıları hafif kırık takılırken o gayet normal gözüküyordu, bu da beni düşündürüyordu.

O kadar normal olmadığını son 1-2 ayda iyice anladım. Garip garip şebeklikler, komikler, şakalar. Bunu yaparken de suratından "ben bir şey yapmadım" ifadesi. Ama en son şu yaptığı ile zirveye oturdu.

Fenerbahçe'ye küfür etmek, santraya bayrak dikmeyi kovalamak, Baroni'ye Topuz'a mesaj göndermek. Doğrı veya yanlış, bunları yapanların hepsi ileride bunun sıkıntısını çekecek. Ama şu fotoğrafı çektirecek zeka, kimseye hesap vermesi gerekmeden. Müthiş...

Kesin masum sandığımız o olayda, Melo ile kavgasında, da bir bok yemiştir.



Adama sessiz sakin diyoruz, şampiyonluk töreninde şov yapıyor. Saha içinde bu kadar atik hareket etmedi. (Sol bekte oynadığı maça aç parantez, kapa parantez)



Nadal'a selam.

Adı Konamaz



Şampiyonluk şarkısı.... Neden? Çünkü bütün 1 haftayı bununla geçirdik. Her sabaha bununla başladık. Peki ama neden? Benim suçum yok, tamamen Deplase Keyifler'den kaynaklanan bir totem..

4-5 ay önce duyduğumuz anda bambaşka anlamlar ifade eden şarkı, artık çok farklı.. Duyduğum anda, sokak ortasında olsam bile sırıtmaya başlıyorum.


Filmin Adı; İmparator


Dünyanın bütün yönetmeneleri böyle bir kareyi yakalamak ister. Gerçek bu. Sanki, efsane bir devlet başkanının hayatını anlatan biyografik bir filmde, halkına yaptığı konuşmayı gösteren sahne. Halk, meydanı doldurmuş, ortalık alev alev. First Lady, başkanın yanında.

Veya, Roma dönemi filmlerinden biri. İmparator, savaşı kazanmış ve Roma'ya dönmüş. Halkını selamlıyor...

İnternette birçok yerde bu fotoğraf ; İmparator'un Ordusu diye verildi. Ben katılmıyorum. İmparator'un halkı buradakiler. 


Kupa kaldırmak en çok ona yakışıyor. Belli ki o da çok özlemiş.






Pazartesi, Mayıs 14

14 Mayıs


Tamam  üzerinden 6 sene ve 2 şampiyonluk geçti ama yeri hala bambaşka.

İnsanlar 2012'deki şampiyonluk kutlamasına hala 14 Mayıs pankartlarıyla gidiyor. Son hafta şampiyonluk yarışı yaşanan İngiltere'de City gol yiyor, Mustafa Keçeli diyoruz. Mustafa Keçeli'nin anası-babası evladını bu kadar anmıyordur.

Son hafta Kadıköy'de şampiyonluk iyi , güzel ama 2006 ve o yılın 14 Mayıs'ı ile hiçbir şey kapışamaz.

Bayrak


Türk tribün cemaatini küçümsemeyi çok seven entel futbolseverler üzerine birşeyler yazabilsin diye..

Şampiyonluk



Şampiyon olduk. Buraya birşeyler yazmak gerek. Ne mesela? Bu blogda yazmaya başladığımdan beri şampiyon olmamıştık. Yazacak çok sey var ama nasıl yazılır? Parça parça mı yazsak mesela? Ya da duygusal bir şey mi döşemeli.. Gündem yoğun, Olympiakos-City falan. Onları araya sıkıştırmak kötü olmaz mı?

Tarihin en boktan sezonunda gelen şampiyonluk. Çok fazla anlam yüklenilmemeli. Sevinçte abartıya kaçmamalı.

Uzun bir sürenin en güzel kadrosu. Sevmediğimiz topçu yok. Sırf bu yüzden bile sevinmek lazım.

Son Fener maçında ne yaptığımı mı, neler yaşadığımı /hissetiğimi mi anlatsam yoksa sezon boyunca nereden geldik ne oldu muhabbeti mi? İkisini de ayrı ayrı mı döşesek. Gerek var mı peki? Belki de biz bize konuşsak, sokakta.

Kadıköy'de kupa tarafına vurgu yapsam mı? Süper Finali var işin. Normal sezonda derbi kaybetmemek. Giden kaptan, gelen imparator. Geçen sezon yaşanan kötü günler. Ondan önceki sezon yaşanan kötü günler. Ondan önceki sezon yaşanan kötü günler.

Küçük küçük fotoğraflar koysam, çok mu sarı kırmızı olur. E mesela Muslera'yı koysak, Ujfaluisi'yi de koymak gerekecek, herkesi de koyamayız, ayıp olmaz mı? 

86'da gol atılan Bursaspor maçı, 2-0'dan gelinen Samsun deplasmanı, liderliği aldığımız Fenerbahçe maçı, Melo ile Riera'nın kavgası, devre arası transferleri, Florya'dan uğurlamalar, metro yolunda çilele. Hatta  basketbol maçları bile... 

Şampiyonluğu yazmak,anlatmak çok zor.. Ama yaşamak, hissetmek güzel.

Pazar, Mayıs 13

Kaptan


Rezil geçen geçen sezonun en kötü maçlarından biri. Ayhan Akman oyundan alınıyor. Bazı densizler ıslıklıyor, yuhalıyor. Seyrantepe tribünleri olan/olabilecek bütün sempatimin bittiği an. Ama Ayhan, gereken cevabı formasını çıkarıp armasını öperek veriyor.  



Islıklayan herkese kapak olsun. Son sezonunda, son maçında, ezeli rakibin sahasında, şampiyon sıfatıyla, omuzlarda...

Bu şampiyonluk ona çok yakıştı. Gerçek kaptan...

Maç Yazısı



- Şampiyon Galatasaray

- Kadıköy'de Şampiyon Galatasaray

- Süper Lig sonunda Şampiyon Galatasaray

- Süper Final sonunda Şampiyon Galatasaray

- 2011-12 sezonunda Şampiyon Galatasaray

- 4 sene sonra Şampiyon Galatasaray.

- İğrenç sezonda Şampiyon Galatasaray

- Rezil Süper Lig'e, rezil federasyona rağmen Şampiyon Galatasaray


- Yazacak çok var, sonra mı yazsak hiç mi yazmasak, tek cümle yeter; Şampiyon Galatasaray

- Şampiyon Galatasaray

Cumartesi, Mayıs 12

Euroleague > Süper Final



- Enfes Panathinaikos-CSKA Moskova maçından sonra Beşiktaş-Trabzonspor hiç kesmedi.

- Süper Final diyorsun anlamsız maçlar ortaya çıkıyor, ne anladım ben?

- İlk yarının en heyecanlı, en merak uyandıran anında reklama giren Lig Tv.

- Burak Yılmaz'ı beğeniyorum ama bazen yaptıkları çok saçma. Savunmuyorum.

- Olcan yerine Yiğit Gökoğlan'ı alanlara benden selamlar.

- Burak'ın kırmızı gördüğü maçta Holsoko gol attı. Demirören boşuna yapmadı bu takası.

- Son dakikada Sivok'u sokmak. Ertuğrul Sağlam bile Ömer Erdoğan'ı daha erken sokuyor hiç olmazsa.

- 40 lig maçını ve (diğer maçları) gol atamadan tamamlayan Adrian.

- Almeida'nın kaçırdıkları.

- Toraman'ın yaptığı penaltı. Fırat Aydınus yine formsuz dönemine girdi.

- Şükür olsun kadın maçları bitti. Bitti mi?

- Aurelio top oynuyormuş hala

- Colman son 2 maçta sempatisini azalttı.

- Beşiktaşlı bir arkadaşın yorumu çok güzel; TD'den: Sezon bitti hala maç yapacağız.

Bir Teodosiç Klasiği




Biri buna, İstanbul'a gidince yapmanız gerekenler diye bunu mu söyledi?

Müthiş



- Böyle bir maç izlettirdikleri için her iki takıma da teşekkürler.

- Obradoviç, Jasi ve tabi ki Diamantidis için üzüldüm.

- Yine de o son topun açıklaması yok.

- Gerçi maç sonunda Obra Hoca, 39 dakika 52 saniye iyidik, oyuncularıma gurur duyuyorum falan demiş.

- Maçı Deron Williams da izledi, o da Euroleague > NBA dedi.

- Geçen sene kenardan oyuna Saras'ı sokan Fenerbahçe, geçen yaz Saras'ı beğenmeyen Fenerbahçe, 2 gün önce çeyrek finalde elenen Fenerbahçe.

- Teodosic'i eskiden çok severdi, artık ayar oluyorum, finale çıkmasına iyice ayar oldum.

- Herif yine degaj yaptı.

- Adam bir de en kritik anda 2'de sıfır attı.

- Shved bu sezonun yıldızı belki de.

- Olympaikos taraftarı salona girdi, önce Panathinaikos'u eledi, sonra kendi takımlarına tur atlattı.

- İlk periyotta 29 sayı, 30 dakikada 35 sayı.

- Panathinaikos tribünü kötüydü bence, asıl tayfa finale çıkınca gelecekti herhal...

- Teodosiç'in hala Olympiakos'a, Olympiakos taraftarına dilenmesi.

- Atıyorum Final Four'dayız, Lakoviç Barcelona taraftarından yardım istiyor.

- Güzel kızlarla tribün yapılmaz.

- Murat Kosova çok yoruyor bizi.

- Hakemler, son anlarda fena saçmaladı. Yılların intikamı mı acaba?

- Seneye Panathinaikos'u yeneriz, onlar oynar finali.


Cuma, Mayıs 11

İronik Gün




Fenerbahçe-Galatasaray maçından birkaç saat önce Karşıyaka'nın kaderi belli olacak. Aslında böyle bir günde herhangi bir spor organizasyonunu oynatmamak lazımdı. Gerekli ilgiyi göstermek mümkün değil. Şu an ne benim ne de İzmirli ve Giresunlu olmayan herhangi birinin Karşıyaka maçını umursayacağını sanmıyorum. Olsun, yine de karalayalım.

2012'de Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid'e koyma hayaliyle 100 yılı devirdi Karşıyaka. Şampiyonlar Ligi mümkün olmadı bari 1996'dan beri süren hasret sona ersin dendi. Kadro kuruldu, para harcandı, transfer yapıldı. 34 hafta sonunda gelinen nokta son 10 senenin en kötüsü. Belki önümüzdeki sene 1.Lig'de bile oynayamayacaklar.

Karşıyaka'nın yapması gereken, bugüne kadar 13 maç yaptığı ve sadece 2 kere yenebildiği Gaziantep BB Spor'u yenmek. Eğer bu olmazsa, küme düşen, ezeli rakip Göztepe'nin dostu olan Sakaryaspor'un Giresunspor'u yenmesini beklemek. İş gerçekten çok zor. 100.yılda bunu yaşamak Türkiye'de sadece Karşıyaka'ya denk gelirdi.


Perşembe, Mayıs 10

Yarı Final Bileti Beşiktaş'ın



- Fenerbahçe, 2006'dan sonra ilk defa play-off'a çeyrek finalde veda etti, 2006'dan sonra ilk defa play-off'ta maç kazanamadı.

- Fenerbahçe basket takımı son 5-6 senede çok büyük hüsranlar yaşadı ama hiçbiri bu sezon play-off'a bu şekilde veda etmek kadar dip değildi. 

- Ülker Sports Arena da yetmedi.

- Beşiktaş iyi takım, "kadro dar" geyiği doğru ama eksik bir önerme.

- İyi yabancılar alırsan, Türkler'e harcayacağın para kalmaz.

- Beşiktaş o kadar atletik takım ki, hepsi zıplıyor, sanki havada oynuyorlar.

- Ukiç'in saçları = Arda'nın saçları

- Bogdanoviç dışında çözüm üretemeyen bir takım izledik.

- 3 Temmuz'dan beri haklı veya haksız çok gergin bir dönem geçiren Fenerbahçe taraftarı, 10 aydır her negatif olayda sinir krizleri geçiren Fenerbahçe tarafatarı, dünü olgunlukla karşıladı. Onlar bile bu takım isyan etmeye tenezzül etmediler.

- Spahija tek suçlu değil.

- Kartal Özmızrak, 1995 doğumlu, adı Kartal, Fener'i yeniyor. Müthiş hikaye.

- Sezonun en sağlam hikayesi; Serhat Çetin.

- Kaptan Hawkins

- 2 Kupalı Beşiktaş, bir de yarı final. Altın sezon diyeceğim ama 2005'te oligarşiyi deviren takımdan daha iyi olamaz.

- Beşiktaş-Galatasaray serisi, Euroleague maçı değil, Euroleague için maç.

- Bütün serilerin 2-0 bitmesi?

- Son hücumda Kaya Peker, Fenerbahçe'deki bardağını taşırdı.

- Rakibi alkışlayan Fenerbahçe tribünü


Çarşamba, Mayıs 9

Tofaş 73 - Galatasaray 79



Eğer finale çıkarsak ve finalde Banvit ile eşleşmezsek sezonun son İstanbul dışı maçıydı. Bursa'ya gitmeye hevesli değildim ama bu "son" bir vesile oldu. Gönülden geçen Aliağa veya Karşıyaka eşleşmesiydi ama kısmete Yeşil Bursa'nın Tofaş'ı çıktı.

2010 yılında Eskişehirspor maçı için Eskişehir'e giderken, henüz daha bizim semtten, Bostancı'dan trene binmemişken, onlarca Eskişehirspor taraftarına denk gelmiştim. Bu sefer onu da aştım. Galatasaray Basketbol Takımı bizle beraber aynı feribotla gelir mi diye düşünürken Ertuğrul Sağlam, Turgay Bahadır, Basser gibi Türkiye Kupası finalisti takımının emekçileri ile karşılaştık.

Bursa'ya gitmek çok kolaymış. İdobüs, hem hesaplı hem hızlı, hem sürekli var. Kabataş'tan Bursa'ya 2 saatte vardık. Olimpiyat Stadı'nda maça gitsek bu kadar kısa sürmez.

Bursa'da salon, stadın hemen yanında. Stad şehrin merkezinde. Rakip Tofaş olunca sıkıntı olmuyor, 3000 kişilik salonu yarısı Galatasaraylı, diğer yarısının yarısı da boştu. Ama sanırım Bursaspor maçına deplasmana girmek büyük sıkıntı olur. 

Takımı salonda görünce irkildim. Çok garip bir sezon yaşıyoruz. CSKA, Olympiakos  maçları, o atmosfer, o duygular nereden baksan 2-3 ay öncesi, ama şu antakıma çok yabancıyım. Futbola kısa sürede çok çabuk evrildik. Ender Arslan'ın bizde olduğunu unutacak kadar. Aslında bu açıdan bakarsak, bir günlüğüne şehir dışına çıkmak, İstanbul'dan kaçmak iyi oldu. Cumartesiyi, derbiyi, şampiyonluğu, futbolu unuttum. Stres, gerginlik kayboldu. Şüphesiz perşembe akşamı yine tavan yapacak bu duygular ama en azından 2 gün kazandım. 

Biraz Tofaş'tan bashetmek lazım. Normal sezonda İpekçi'de oynanan maçtan sonra da aynı şeyleri düşünmüş ve yazmıştım. Sanıyorum Türkiye Basketbol Ligi'nin en sempatik takımı. Öyle bir havaları var ki, sanki amatör sporculardan kurulmuş, tesadüfen Galatasaray'a, Fenerbahçe'ye, Efes'e rakip olmuş, buna rağmen mücadeleleriyle herkesin beğenisini kazanmış ve daha da kazanacak bir takım. Cümlenin ikinci kısmı doğru zaten. Tofaş'ı sevmeyen yoktur. Ama nasıl oluyor da profesyonel bir takım bu kadar amatör bir ruh taşıyabiliyor. Sahaya çıkışları, benchte konuşmaları, tavırları, hareketleri, sevinçleri, üzüntüleri, 2.sınıf bir spor filminde herkesin hoşuna giden o "kolej takımı" havası ne ayak? 

Buna rağmen oldukça akıllı oynayan bir takım Tofaş. Bu sene aldığı sonuçlar herkesin malumu. Lider bitirilen sezonda, 8.sıradan  Tofaş'ı yakalamak kısmetsizlik. Aliağa'dan da, Karşıyaka'dan da daha iyi bir takım. Bu maçı kazanmak da bu yüzden önemliydi. Beşiktaş-Fenerbahçe serisinin son maça kalacağını tahmin ederek hem fazladan dinlenme imkanı yakalamak hem de seriyi uzatmayarak Tofaş gibi bir takımın olası yıpratmasından kurtulmak güzel oldu.

Fakat kazandık diye gerçekleri göz ardı etmeyelim. Takım iyi oynamadı. Bazı oyuncuların form düşüklüğü umarım yarı-finalde derbi konsantrasyonu sayesinde normal döner. Mesela Andriç, Savoviç fena seviyede. Furkan zaten sıkıntılı bir sezon geçiriyor (normal olarak), bir de düğer uzunlardan yardım gelmeyince çocuğun yükü artıyor. Gordon eski Gordon değil. Kenardan beklenen katkı gelmiyor. Maçların son topa kalması, rakip kim olursa olsun, alışkanlık haline gelmiş.

Zuza ve diğer yabancılar çok zorladı. Maç zora girdi. İtiraf etmek gerekir ki hakemler de biraz itekledi. Aslında şöyle diyelim, ivmeyi yakalayan takımı geri çektiler. O ivmeyi bizden daha çok defa yakalayan Tofaş'ı da daha çok çektiler. Tabi fark erirken mola almayan Nihat İziç de ekmeğe yağ sürdü.

Tutku Açık, hastalıktan döndükten sonra müthiş. Oynamadığı maçların ezikliğini hissediyor ve acısını çıkarıyor gibi. Maçı ve haliyle seriyi alan isim o oldu. Tofaş deplasmanının zor olduğunu biliyorduk, o yüzden çok da karamsar olmaya gerek yok. Fakat yarı finalde bir derbi bulacağız ve iki olası rakibimizin de kadrosu bizden daha iyi. Oyunu, akışı bir üst seviyeye çıkarmak lazım.

Galibiyetle dönmek güzel oldu. Bursa'yı da sevdik. Terminal ebesinin nikahında olmasa daha iyidi. Bu sene Sakarya ve Bandırma'ya gitmiştim, Bursa kıyas kabul etmeyecek bir yer.


Yurtdışında Abilik Yapmak



"Nihat, İspanya'ya geldiğinde 20 yaşındaydı. İlk defa yurt dışı deneyimi yaşıyordu, benim evimde kalıyordu. Sonra ben Nihat'ı evimden attım! Kendi ayaklarının üzerinde durması için bunu yapmak zorundaydım. "Her işini kendin halledeceksin" dedim. Dili çok çabuk öğrendi. Saha içinde ve dışında sorumluluk aldı."

Tayfun Korkut

Salı, Mayıs 8

Şeytanın Avukatlığı



Emre'yi savunmak hep bana kalıyor sanki ama olsun. Maksat iki yüzlü zihniyetleri ve düşünceleri öne çıkarmak.

Pozisyonu tersten alalım. Şu hareketi Emre, Zokora'ya yapsa ne derdin? Emre'nin Cangele'ye yaptığı boğaz kesme hareketini 3 sene tartıştın, Zokora'nın yaptığını görmezden geldin hatta intikam dedin. Övgü dolu cümlelerle süsledin..

Zokora'nın bu hareketi için "Cezayı vermeyezsen kendi keser" dedin. Delikanlı adam dedin. Aynı Zokora, Kadıköy'deki maçta Emre ile el ense olduğunu unuttun. Zokora'nın dolduruşa geldiğini görmezden geliyorsun ama Emre'nin pir golden sonra basın tribününe yaptığı hareketi 5 sene tartıştın.

Kadıköy'deki maçta Emre'nin dudak okumalarını anında çözdün, ırkçılık hakkında cümleler, paragraflar yazdın ama yerde yatan Halil'den özür dileyen, saçını okşayan Emre'ye gereksiz yere atar yapıp ortam geren, rakibi sinirlendiren Zokora'yı yine görmedin. Tartışmalı pozisyonda hakemin yanına giden üçüncü Emre olsa, 4 haftadır konusuyorduk..

Şu hareketi Cantona yapsa neler yazardınız dedin, şu hareketi Emre yapsa ne yazacağını sen bile düşünemiyorsun.

Sözüm Emre'den ölümüne nefret edenlere değil. Emre'yi özellikle Galatasaraylılar hiç sevmeyebilir, bunun için 1000 tane nedenleri var. Ve Emre'ye atılan her tekme onları rahatlatabilir. Yine de içi dışı birdir o kesimin. Sevimiyorum der, her zaman der, her yerde der. Nefret ediyorum der, her zaman der, her yerde der. Ben de Emre'yi sevmiyorum. Emre'yi 2001'de yaptıklarından beri sevmiyorum.. 2008''de olan benim için sadece ayrıntı. 2001'de Emre'yi sevmediğim gibi, şu anda Selçuk İnan'a da ısınamıyorum.

Peki efendi senin lafın kime? Lafım, Türk futbolunu, kendini İngiliz asilzadesi sanan "yazan"ların kaleminden çıkan yazılarla kurtarmaya çalışıp, Türk futbolunda saha içinde yaşanan her günahını Emre'nin üzerine yıkanlara.. Tarafsız gözüküp, "futbol-güzel oyun" diyip gizliden fanatik olanlara. Ya açık açık nefretinizi belirtin, ya da bazı olayları,öznelere bakmadan  objektif değerlendirin.

Oh, rahatladım.


O Şimdi Mahkum



Bandırma'ya giderken izlediğim filmi Bursa'ya gitmeden önce yazıyorum.

Yolda izlenebilecek bir film. Bazıları ne kadar cool. Bu filmi beğenmeyenler varmış. Tamam herkes beğenecek diye bir şey yok da, ulan bazı filmler eğlencelik işte. Otur, izle, gül, unut.

Levent Kazak'ın yaptığı işleri beğeniyorum. Oyuncu kadrosu fena değildi. Erkan Can ile Zafer Algöz'ü beğenmeyen yoktur herhalde. Burhan Öcal da fena değildi. Şimdi Asker'deki karakterlerin çakışması güzel, filmin sonunda For Real için "güzel şarkı ama biz kazandık" göndermesi hoştu.

Güzeldi yani. Biraz rahat olmak lazım.


Pazartesi, Mayıs 7

Gerçek Final




Şampiyon olmayı beklediğin, en azından hayalini kurduğun bir günün akşamını PFDK kararlarıyla kapatıyorsun..

3 Temmuz'dan beri yaşanan Süper Lig'in özeti. "Şampiyonluk haftaya kaldı, gördün mü PFDK'nın kararlarını."


Haftaya dananın kuyruğu kopuyor. Dananın kuyruğu deyimini ilk olarak 1992-93 sezonunda sondan bir önceki hafta oynanan Galatasaray-Beşiktaş maçı için yapılan Milliyet haberinde görmüştüm. Falco penaltıyı kaçırmasa veya maçın hakemi (Ahmet Çakar olabilir) düdükten önce ceza sahasına giren Gökhan'ı görebilse dananın kuyruğu o hafta kopacaktı ama son haftaya kaldı. O maç 1-1 bitti, dananın kuyruğu kopmadı. Bu sefer kopacak. Kuyruk da kopacak, fırtınalar da kopacak, kalpler de kopacak. 

Böyle bir sezona böyle bir final yakışırdı. Deplasmanda olmanın dezavantajını, beraberliği alarak karşılamaya çalışacağız. 34 + 6 haftalık maraton, pazar günü son bulacak. Şampiyon belli olacak, telafisi yok. Herşey ortada, herşey sahada.

Kirlenen herşeye rağmen, yapılan onca konuşmaya, yüzlerce polemiğe rağmen, kurulan onca senaryoya rağmen bak ne oldu? Galatasaray ile Fenerbahçe final oynuyor. 2011-12 sezonunun şampiyonu tek bir maçla belli olacak.

Başkanı içeride, futbolcularını kaybetmiş bir takım, karşısında baştan aşağı yenilenen, 1 sezon önce çöken ezeli rakibi. Herkes kendine göre haklı, herkes karşısındakini suçluyor.

Sezonun başladığı Eylül gününden bugünü görmek imkansız gibiydi. Fakat bu sezona öyle anlamlar yüklendi ki, ister istemez bu iki camia şampiyonluğa çok büyük önem vermeye başladı. Sonunda Mayıs ayında bu noktaya gelindi. Bu şampiyonluk kimseyi sevindirmeyecek, kimseyi mutlu etmeyecek, hep bir burukluk veya soru işareti olacak. Ama kazanan, gerçek bir meydan okumayı kazanacak. Üstelik böyle bir final sonunda.

90 dakika boyunca. Sonraki hafta yok, puan hesaplaması yok, PFDK kararı yok, sarı kart cezası yok, hesap yok, kitap yok (Galatasaray taraftarı da yok). Sadece 90 dakika var. Leş gibi kokmuş, suyu çıkmış bir sezonun en romantik savaşı olacak belki de. Sadece futbolcular olacak. Sadece futbol topu olacak. Çok ironik işte. 3 Temmuz'dan beri kulüpler açıklamalar yayınladı, avukatlar konuştu, davalar yapıldı, cezalar verildi, Kulüpler Birliği defalarca toplandı, federasyon başkanları değişti. 

Ve ne oldu? Galatasaray ile Fenerbahçe son topa kaldı. Cumartesi günü saat 21.00 gibi Türkiye'de futbol bitiyor. Böyle bir finale yakışan da buydu. Jubileyi Galatasaray ile Fenerbahçe yapacak. Kazanan son noktayı koyma onuruna erişecek. Kupa değil, bu Onur'u kazanma savaşı aslından bütün her şey. Birçok şeyden daha önemli. Maya takvimi halt etmiş, hayatı futbol ve taraftarlık üzerine kurmuşlar için kıyamet denilen şey olarak tam bu. Ve belki de gerçek kıyamet bile bu kadar epik bir sahneye sahip olamayacak.



Arena'da Baroni Attı



- Maç 45 artı da bitti.

- İki maç vardı. Başlama düdüğüyle Almeida arasındaki....

- Almeida ile Baroni arasındaki...

- Beşiktaş 2 gol atarak, Süper Final'de unutamayacağı bir başarı elde etti. En azından o taraftaki hava öyle.

- Necati yerine Baros tercihi sevindirdi.

- Bir de Emre Çolak yerine Aydın tercihi olsa...

- Beşiktaş neden bu kara çok sarı kart görüyor?

- Melo, 4 Beşiktaş maçı 3 gol. Korkmayın, seneye olmayabilir.

- Elmander be hadi ya.

- Arena çilesi de bitti.

- Yazacak şeyler bu kadar, kısa, akıllar Cumartesi gününde.

Pazar, Mayıs 6

Çanlar Kimin İçin Çalıyor?



Böyle klasikleri bu yaşta okuduğum için lisedeki öğretmenlerimi hep kötü anıyorum. Çok geride bıraktılar bizi. Çalıkuşu ile senelerce oyaladılar.

Böyle kitapları seviyorum. Kitabı okumaya ilk başladığım zamanlarda bazı arkadaşlarım "sıkılabilirsin" dedi. Aslında haklılar, sayfalarca yazılmış bir kitap, sadece 3.5 günü anlatıyor. Ama ben seviyorum bu tarzı. Sinemada da hoşuma gider. Kısa süre içinde değişen karakterler, göründükleri ilk anlardaki gibi olmayan karakterler, o karakterlerin içe yönelişleri, kaygıları, çelişkilier. Güzel şeyler bunları okumak.

Amerika'da öğretmenlik yaparken İspanya iç savaşına katılıp, güvenilmeyecek bir gerillaya el açmak zorunda kalan, bir de bir kıza aşık olan adam. 3.5 gün. Yine bazı yan karakterlerin delikanlı tavırları, baş karakterin önüne geçti benim için. "En iyi 2.adamlar" benim adamlarım.

Bunun filmi de var, şarkısı da var, şiiri de var. Öyle bir şey yani.


Cumartesi, Mayıs 5

Chelsea'den Sezon Siftahı



- FA Cup'ın da Premier Lig'den bir farkı yokmuş.

- Son 35 dakika biraz daha heyecanlıydı.

- Bu senenin yıldızlarından biri kesinlikle Ramires. Durmuyor.

- Ramires'i oynatıyor diye Dunga'ya laf atılıyordu.

- Roberto Di Matteo, haziran-temmuz aylarında çıkacak dergilerin yazı konusu. Seneye kalmazsa, yazıklar olsun.

- 90.000 kişi izlemiş maçı.

- Meireles hipster

- Maç öncesi şov Türkiye'dekilieri aratmadı.

- Münih öncesi Wembley idmanı.

- Bellamy hangi ara Liverpool'a gidip geliyor. Bir prodesürü var mı?

- Liverpool gibi vasat bir takımın final oynaması büyük başarı.

- Zaten ülke kupaları bu tarz takımların final oynaması, adını duyurması için önemli.

- Liverpool çamur topçu oynatmayan, etik kulüp.

- Andy Caroll, atamadığı gole sevineceğine gidip o topa bir daha vursa, maçı uzatırdı, kahraman olurdu.

- Cech'ten Taffarel kurtarışı.

- Kupa töreninde merdivenden çıkarken, her topçuyla (rakip dahil) el sıkışıp memnun olan dallama...

- Villas Boas?

- Kupa beyi Terry&Lampard